Kael ve Zephyros, Doğu Krallığı'nın görkemli manzarasını geride bırakıp, Kael'in çocukluğunun geçtiği sessiz köye doğru yol alan at arabasında yan yana oturuyorlardı. Tekerleklerin gıcırtısı, Kael'in zihnindeki soruların gürültüsüne karışıyordu.

"Dayı," dedi Kael, sessizliği bozarak. "O iblisle savaşırken kullandığın büyü neydi tam olarak? Hayatımda ilk defa öyle bir güç görüyorum."

Zephyros, sargılarının altından hafifçe gülümseyerek Kael'e baktı. "O benim imza büyüm evlat. 'Rüzgar Aşımı' ile rüzgar sanatının tehlikeli bir kombinasyonu diyebiliriz."

Kael'in gözleri parladı. "İmza büyüsünü Usta Pyros anlatmıştı ama 'Rüzgar Sanatı'nı ilk defa senden duyuyorum."

Zephyros, bilge bir tavırla başını salladı. "Her büyünün kendine has özel bir sanatı vardır Kael. Bu sanatlar çoğunlukla kan bağıyla, yani soyla aktarılır. Krowell ailesi, soylu rüzgar sanatını nesiller boyunca aktarmış köklü bir ailedir."

"Krowell..." Kael bu ismi ilk kez duyuyordu. "Bu bizim soyadımız mı? Annem bana bundan hiç bahsetmedi."

Zephyros'un yüzündeki gülümseme biraz soldu. iç çekerek "Nerya ailesinden ayrılırken geçmişini, ismini ve tüm hatıralarını arkasında bırakmayı tercih etti. Neden böyle bir karar verdiğini bizzat ona sorarsın evlat."

Kael, dayısının bu konuları deşmekten hoşlanmadığını bildiğinden üstelemedi. Ama merakı bitmemişti. "Peki rüzgar sanatı... Bedene çok zarar veriyor gibi görünüyor. Neden bu kadar tehlikeli bir tekniği kullanıyorsun?"

"Bedene zarar veren rüzgar sanatı değil, imza büyüm olan rüzgar aşımıydı," diye açıkladı Zephyros. "Bak Kael, bizler manayı hem üretir hem de çevreden toplarız. Ancak insan bedeni, kendini korumak için otomatik bir mana sınırı koyar. Tıpkı hastalandığımızda vücudumuzun bakterilerle savaşmak için savunma mekanizmaları geliştirmesi gibi, bedenimiz de aşırı mana yüklemesinden yanmamak için girişi sınırlar. Benim büyüm ise, etraftaki manayı bedene zorla sokan bir tekniktir. Böylece kısa süreliğine doğal sınırlarımı aşıp çok daha güçlü büyüler yapabiliyorum."

Derin bir nefes alıp ekledi: "Normalde tek seferlik kullanım bu kadar yük bindirmezdi. Ama karşımızdaki normal bir düşman değildi. Sınırı üç katına çıkarmam gerekti, haliyle bedenim de dayanamadı"

Kael'in aklındaki parçalar yerine oturuyordu. "Usta Pyros bana bu kadar tehlikeli tekniklerden hiç bahsetmemişti."

"Pyros sana sadece güvenli olanı öğretti galiba," dedi Zephyros ciddileşerek. "Yolumuz uzun, madem öğrenmek istiyorsun sana Yasaklı Büyülerin ne olduğunu anlatayım. İyi dinle Kael... Dünyamızda yaşam, ölüm ve zaman gibi sarsılmaz doğa kanunları vardır. Her canlı bu döngüye boyun eğmek zorundadır. Bu güçlerden sorumlu, 'İlahlar' dediğimiz varlıklar var; kısaca Tanrılar diyebilirsin. Dünya var olmadan önce, dengenin korunması için bu yasakları onların koyduğu söylenir. Yani sen yasaklı bir büyüyle birini diriltmeye kalkarsan, o güçten sorumlu olan ilah seni bulur ve cezalandırır."

Kael duydukları karşısında donup kaldı. "Dayı... Benimle dalga geçmiyorsun değil mi? Dünyada bu kadar güçlü varlıklar, gerçekten Tanrılar var mı?"

"Evren senin düşündüğünden çok daha büyük Kael. Gördüklerin buzdağının sadece görünen kısmı. Savaştığımız iblis bile bu dengenin küçük bir parçasıydı. Kısacası; uzay-zamanı, yaşamı veya ölümü etkileyecek bir büyü yaparsan ilahi bir cezayla karşılaşırsın. Bunları bilmeye hakkın var, çünkü kullandığımız tüm büyülerin temellerini onlar getirdi. Ama sakın yasaklı büyüleri araştırmaya veya kullanmaya kalkma."

"Peki sen... Hiç ilah gördün mü?"

Zephyros kahkaha attı, ama bu kez kahkahası biraz ürkekçeydi. "Ha ha! Umarım hiç görmem. Bir insanın bir ilah karşısında hayatta kalabileceğini sanmıyorum. Biz insanlar en fazla 10 büyü halkası görebilmişken, onların binlerce halkaya sahip olduğu söylenir."

Kael ürpererek camdan dışarı baktı. "Kulağa korkunç geliyorlar."

"Dengeyi bozmadığımız sürece korkmamıza gerek yok," dedi Zephyros, araba köye yaklaşırken.

Uzun yolculuğun sonunda at arabası Nerya'nın evinin önünde durdu. Kael arabadan iner inmez annesini karşısında buldu. Nerya, oğluna öyle bir sarıldı ki, sanki onu bir daha hiç bırakmayacak gibiydi.

"Oğlum! İyimisin? Bir yerine bir şey oldu mu? Endişeden günlerdir gözüme uyku girmedi!"

"Anne ben iyiyim, gerçekten. Seni endişelendirdiğim için özür dilerim," dedi Kael mahcubiyetle.

Nerya, "Zephyros seni ona emanet etmişti—" diyecekken sustu. Arabadan bedeni sargılar içinde, zorlukla inen kardeşini görünce nefesi kesildi. "Kardeşim? Sen... Bu halin ne?"

Nerya'nın içini bir dehşet kapladı. Zephyros'un 7. halka bir büyücü olarak ne kadar kudretli olduğunu biliyordu. Onu bu hale getirebilecek düşman nasıl bir canavardı?

"İçeri geçelim," dedi Nerya titreyen bir sesle. "Dışarıda kalmayın."

İçeride masaya oturduklarında Nerya onlara taze bitki çayı ikram etti. Kael, çayın kokusunu içine çekerken, "Annemin çayı... Geçen bir yılda bu kokuyu ne kadar özlemişim," diye düşündü.

"Zephyros," dedi Nerya ciddiyetle. "Neler olup bittiğini bana anlatacak mısın?"

Zephyros alaycı bir tavırla gülümsedi. "Sakin ol Nerya, daha yeni geldik. Bırak da önce çayın tadını çıkaralım."

"Anne," diyerek araya girdi Kael. "Bize saldıran bir iblisti. Beni nasıl buldu, beni nereden tanıyor bilmiyorum ama babamı tanıyorlardı. Sana sormam gereken şeyler var... Abaddon ismini tanıyor musun?"

Oda bir anda buz kesti. Nerya'nın elindeki bardak hafifçe titredi, yüzündeki kan çekildi. "Se-sen... Bu ismi nereden duydun?"

"Bize saldıran iblisler bana 'Efendi Abaddon'un oğlu' dediler."

Nerya'nın beti benzi atmıştı, sanki yıllardır kaçtığı o karanlık gölge sonunda onu bulmuştu. Zephyros bardağını masaya bırakıp ayağa kalktı. "Nerya, Kael artık bir çocuk değil. Neredeyse yetişkin bir adam oldu. Aile meselelerine karışmak istemem ama artık ondan sır saklama. Ben biraz köy havası alacağım, her zaman buralara yolum düşmüyor. Siz anne-oğul konuşun."

Zephyros dışarı çıktığında odada ağır bir sessizlik hakim oldu. Kael, annesinin ellerini tuttu. "Anne, eğer konuşmak istemezsen anlarım. Hepimizin saklamak istediği sırları olabilir."

Nerya, Kael'in yüzünü avuçlarının arasına aldı, gözleri dolmuştu. "Ah oğlum... Ne kadar da büyümüşsün. Emeklediğin zamanlar daha dün gibi aklımda. Keşke o günlerdeki gibi sakin bir hayat yaşamaya devam edebilseydik... Ama artık vakti geldi. Sana baban ve ailemiz hakkında her şeyi anlatacağım. Daha fazla sır saklamak yok."




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı