Vaelmon kilisenin kapısına vardığında, gökyüzü sanki onun öfkesine yanıt verircesine gürledi. Havada ağır, boğucu bir baskı oluşmuştu; Vaelmon, 7. halka büyücü olmanın verdiği o muazzam manayı tehditkar bir şekilde kilisenin kulelerine doğru yönlendirdi. Kilisenin içindeki ışık büyücüleri ve kutsal şövalyeler, bir düşman ordusunun kapıya dayandığını sanarak panik içinde dış alana toplandılar. Karşılarında tek bir adam duruyordu ama yaydığı hava binlerce askere bedeldi.
Tam o sırada Kilisenin Baş Kardinali Meridian, beyaz cübbesiyle kalabalığı yararak öne çıktı. Vaelmon’u gördüğünde şaşkınlığını gizleyemedi: — Ah, Vaelmon! Eski dostum, seni hangi rüzgar attı buraya? O tehditkar mana senden mi geliyordu? İnan bize, bir an saldırıya uğradığımızı zannettik.
Vaelmon Gözlerini Meridian’a dikerek buz gibi bir sesle konuştu: — Meridian, kilise ne zamandan beridir masum köylüleri esir alıyor? Bana hemen mantıklı bir açıklama yapmak zorundasın!
Meridian ellerini iki yana açarak şaşkınlıkla güldü: — Esir almak mı? Ne dediğini anlamadım Vaelmon. Biz sadece ışığın gösterdiği yolda insanlara yardım ederiz, onları koru—
Vaelmon lafını bitirmesine izin vermedi. Asasını yere vurduğunda, patlayan devasa bir rüzgar dalgası Meridian dahil tüm şövalyeleri geriye doğru sendelletti. — Kes şunu Meridian! Karşında kandıracağın küçük bir çocuk yok. Neyden bahsettiğimi gayet iyi biliyorsun. Silyan nerede? O herif burada mı?
Meridian, Vaelmon’un bu kadar öfkelenmesine anlam verememişti. Kilisenin bu kadar büyük bir riski göze alıp ne yapmış olabileceğini düşünürken kaşlarını çattı ve yardımcısına dönerek sertçe emretti: — Silyan’ı hemen buraya getirin! Çabuk!
Silyan, kalabalığın arasından göründüğünde ortamdaki gerginliği iliklerine kadar hissetmişti. Dizlerinin bağı çözülmek üzereydi. — Bay Vaelmon... Benimle bir işiniz mi vardı acaba? dedi titrek bir sesle.
Vaelmon adım atarak üzerine yürüdü: — Doğu Krallığı'ndan bir kadını ve çocuğu hangi izinle, hangi hakla kiliseye kapattın Silyan? Bunu bilmek istiyorum!
Silyan kargaşanın sebebini o an anladı; yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz olmuştu. Meridian, Silyan’ın tepkisini görünce durumun ciddiyetini kavradı ve sesini yükselterek: –Silyan! Bay Vaelmon neyden bahsediyor? Bana hemen mantıklı bir açıklama yap!
Silyan kekeleyerek cevap vermeye çalıştı: — Ah, Kardinal Meridian... Ben sadece köydeki vatandaşları korumak için onları kiliseye davet ettim. İblisin tekrar saldıracağını bilemeyiz, öyle değil m—
Daha lafını bitiremeden, kulağının tam yanından mermi gibi bir büyü huzmesi geçti ve arkasındaki mermer sütunda büyük bir gürültüyle patladı. Silyan, o hızın ve gücün yarattığı şokla dengesini kaybedip korku içinde yere yığıldı. Gözleri dehşetle açılmış, nefesi kesilmişti. Ölümün soğuk nefesini ensesinde hissetmişti.
Meridian araya girdi: — Vaelmon, lütfen sinirlerine hakim ol! Anlaşılan Silyan, kadın ve çocuğu bizden habersiz buraya getirmiş.
O sırada Nerya, dışarıdaki patlama seslerini duyduğunda kalbi yerinden çıkacak gibi olmuştu. Kael’i hemen göğsüne bastırıp ona sıkıca sarıldı. — Sorun yok oğlum, korkma... Annen yanında,
Dışarıda ise Silyan hala yerlerde sürünüyordu: — B-ben sadece köylülerin güvenliğini düşünüyordum... Kötü bir niyetim yoktu, lütfen affedin!
Meridian, Silyan’a iğrenerek baktıktan sonra muhafızlara emretti: — Kadını ve çocuğu derhal buraya getirin! Bu yanlış anlaşılma hemen düzeltilmeli. Sana gelince Silyan; kilisenin 7. halka ışık büyücüsü olarak, krallığın ve benim iznim olmadan nasıl böyle bir işe kalkışırsın? Seninle sonra hesaplaşacağız!
Nerya ve Kael dışarı çıktıklarında karşılarında heybetli bir şekilde duran Vaelmon’u gördüler. Nerya bir anlık şaşkınlıkla "Ba—" diyecekken son anda kendini tuttu. Az kalsın herkesin önünde "Baba" diye haykıracaktı; kimliğini ifşa etmesine ramak kalmıştı. Vaelmon, kızının ve torununun sağ sağlim olduğunu görünce içindeki fırtına biraz olsun dinmişti, derin bir nefes alıp rahatladı.
Silyan ise hala içinden söyleniyordu: "Neden sıradan bir köylü kadın için koca krallığın başbüyücüsü ortalığı bu kadar ayağa kaldırdı ki? Anlayamıyorum..."
Meridian, Vaelmon’un önüne gelerek hafifçe eğildi. Bu, bir kardinal için alışılagelmiş bir şey değildi ama karşısındaki adam krallığın başbüyücüsüydü; eğer bu olay krala giderse kilisenin başı çok büyük ağrırdı. — Vaelmon, bu hatayı bizzat üstleneceğim. Kilise adına senden özür diliyorum.
Vaelmon, Nerya’ya dönerek otoriter ama şefkatli bir tonla konuştu: — Siz, gelin. evinize kadar ben bırakacağım.
Nerya, Kael ile birlikte Vaelmon’un at arabasına bindi. Kilise bölgesinden uzaklaştıklarında Nerya daha fazla dayanamadı: — Baba! Sen bizim burada olduğumuzu nasıl öğrendin? Vaelmon sakince cevap verdi: — Mezrathus bana mektup gönderdi. Abaddon’dan senin alındığını öğrenmiş. Nerya, Abaddon senin kocansa ben de senin babanım. İletişim büyüsünü benimle de kullanabileceğini biliyorsun, değil mi? Yoksa bana güvenmiyor musun?
Nerya mahcup bir şekilde başını eğdi: — Hayır baba, ben sadece... Vaelmon gülümsedi: — Sorun değil kızım. Aklına ilk kocanın gelmesi normal. Ama Abaddon’a güvende olduğunu söylemeyi unutma, Mezrathus onu zor zapt ediyordur.
Vaelmon’un evine vardıklarında Elowen kapıda bekliyordu. Nerya’yı görür görmez ona sarıldı: — Kızım! Senin için çok endişelendim, neler geldi başına böyle? Nerya annesinin sıcaklığında hasret giderirken, bir yandan da Abaddon’a mesaj gönderdi. Abaddon, Nerya’nın sesini duyup güvende olduğunu öğrenince haftalardır üzerine çöken o ağır yükten kurtulmuştu,
Mezrathus, oğlunun omzuna elini koydu: — Abaddon, Nerya’nın yanına gitmek istediğini biliyorum ama burada kalmak zorundasın. Büyük ihtimalle kilise ve krallık bu noktadan sonra Nerya’ya uzun süre bulaşamaz. Şimdi gözden ırak dur ki, krallık iblisin varlığını unutsun. Abaddon, her ne kadar istemese de konu ailesinin hayatı olduğunda elinin kolu bağlı olduğunu biliyordu. Dişlerini sıkarak onayladı.
Aradan aylar geçmişti. Nerya köye geri dönmüş, Kael ile sessiz hayatına devam ediyordu. Abaddon ile sürekli iletişim halindeydi ama onun uzun süre yanına gelemeyeceğini biliyordu. — Sorun değil Abaddon,. Biz birlikte olmaya karar verdiğimizde tüm riskleri biliyorduk. Durumun bu raddeye geleceğini tahmin etmiştik. Sen güvende ol yeter. Abaddon’un sesi boğuk geliyordu: — Nerya, ne olursa olsun, en ufak bir şeye ihtiyacın olduğunda bana haber ver.
o sırada , Nerya’nın kardeşi Zephyros, güney krallığındaki uzun görevinden dönüp Doğu Krallığı’na, babasının yanına ulaştı. Vaelmon ona tüm hikayeyi anlattığında Zephyros şok içinde kaldı. — Baba, bu bir şaka değil mi? dedi Zephyros sesi titreyerek. Kardeşimin bir iblisle evlenmesine nasıl izin verirsiniz? Özellikle de senin iblislere ne kadar nefret duyduğunu bilirken... Ne oldu da fikrin birden değişti? — Önce bir sakin ol Zephyros! Karşında baban var, unuttun mu? Zephyros dişlerini sıkarak dinlemeye devam etti. Vaelmon derin bir iç çekti: — Başta ben de karşıydım. Nerya’yı siyasi bir evlilik yoluyla başka bir adamla evlendirmek istiyordum. Kalbini bir iblise kaptırdığını öğrendiğimde öfkeden ne yapacağımı şaşırmıştım. Ama o adam... o adam Nerya’nın hayatını kurtardı Zephyros. Bir iblis olmasına rağmen, onun için kanatlarını feda etti. Bunu bir insan yapar mıydı sence? Söyle bana!
Zephyros sessizliğe büründü.. Uzun bir sessizlikten sonra sordu: — Nerya şu an nerede? — Kendisinin ve kocasının kimliği belli olmasın diye uzakta bir köye yerleştiler. Zephyros asasını sıktı: — Baba, köyün yerini bana söyler misin? Kardeşimi görmek istiyorum.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı