Usta Grimm ve Pyros, odanın kapısını yavaşça açarak içeri girdiler. Odadaki ağır hava, dışarıdaki yıkımın sessiz bir kanıtı gibiydi.

"Haberleri aldık Kael," dedi Pyros, sesi her zamankinden daha yumuşaktı. "Bayağı ciddi bir savaş atlatmışsın."

Kael, yatağında doğrulmaya çalışırken mahcubiyetle başını eğdi. "Usta... Tüm öğretilerinize rağmen o iblisin karşısında dik duramadım. Sizi utandırdığım için özür dilerim."

Pyros hemen araya girdi: "Senin hatan değildi evlat. Biz de orada olsaydık, soylu bir iblise karşı duramazdık muhtemelen. Hayatta kalabilmeniz bile başlı başına bir mucize. Sana yatıştırıcı ilaçlar ve özel bir bitki çayı getirdik,

O sırada Grimm, odanın köşesinde sessizliğini koruyordu. Gözleri Kael'in üzerindeydi. "Zephyros ile biraz konuştuk," dedi Grimm aniden. Sesi her zamanki gibi tok ve sorgulayıcıydı. "Sana saldıranlar seni tanıyormuş, öyle mi?"

Pyros kaşlarını çatarak Grimm'e döndü. "Grimm, bu sohbetin hiç sırası değ—"

"Evet usta," dedi Kael, Pyros'un sözünü keserek. "Sanırım babamın arkadaşları ya da uşaklarıydı. Anılarım hala çok karmaşık, simalarını tam hatırlayamıyorum ama beni tanıyorlardı."

Grimm bir adım öne çıktı. "Senin burada olduğunu nasıl bilebilirler? Birileri casusluk mu yapıyor?"

"Bu malikanede iblislerle iş birliği yapacak birinin olduğunu sanmıyorum Grimm," dedi Pyros. "Zephyros onu krallığa getirdiğinde, birileri yanındaki çocuktan şüphelenip bilgi sızdırmış olabilir."

Kael başını kaldırıp ustalarına baktı. "Usta, ikisinin de sürekli tekrarladığı bir isim vardı: Efendi Abaddon. Babamın ismi olabilir mi?"

Bu isim oda içinde buz gibi bir hava estirdi. Grimm ve Pyros'un yüzleri bir anda kireç gibi bembeyaz oldu; sanki sadece ismin söylenmesi bile odayı karanlığa boğmuştu.

Kael endişeyle sordu: "U-usta? İyi misiniz?"

Pyros yutkunarak, "Yanlış duymuş olmayasın Kael?" dedi titreyen bir sesle.

"Hayır usta. Abaddon ismini o kadar sık tekrar ettiler ki, çok . Eminim."

Grimm, ellerini arkasında birleştirip derin bir nefes aldı. "Kael... İblis Diyarı dediğimiz bir bölge var. Krallığın güneyinin en aşağısında kalır. Nasıl biz insanlar ve diğer ırklar bir hiyerarşi içindeysek, iblisler de öyledir. Abaddon dediğin kişi... O bir Dük. İblis diyarında koca bir bölgeyi yöneten, birisi."

Pyros öfkeyle mırıldandı: "Ah Zephyros! Babasının kim olduğunu kesin biliyordu ama bize Abaddon olduğunu söylemedi!"

"Zephyros'un kendince nedenleri vardır," dedi Grimm."

Kael'in gözlerinde bir kırgınlık belirdi. "Babam bu kadar büyük biriyse, neden annemi o ücra köyde terk etti? Neden astlarını bizi öldürmek için gönderdi? Ona ne yaptık ki?"

Grimm, Kael'in omzuna elini koydu. "Aile meselelerine burnumu sokmak istemem evlat. Bunu Zephyros'a uygun bir zamanda sorarsın. Bu arada, Pyros mühür yüzüğünün yenisini yaptı. Gene aynı şekilde; 6. halkaya ulaşana kadar sakın çıkarma."

Kael yüzüğü parmağına takarken mırıldandı: "Anlaşıldı usta. Bu arada, yüzük parçalandığında bilincimi çok daha uzun süre açık tutabildim."

Pyros hafifçe gülümsedi. "4. halka oldun Kael, bu çok normal. Bedenin ne kadar çok mana üretir ve büyüye aşina olursa, karanlık büyüyü de o kadar rahat kontrol edebilirsin."

Grimm odadan çıkmadan önce son bir kez döndü: "Gerçek bir iblisi gördüğüne göre, insanlarla diğer ırklar arasındaki o uçurumu anlamış olmalısın artık. Daha gidecek çok yolun var."

Aradan geçen iki günün ardından, Kael'in iblis kanı taşıyan bedeni şaşırtıcı bir hızla iyileşti. Sabah kalktığında ilk işi dayısının odasına gitmek oldu. Koridorda elinde kahvaltı tepsisiyle duran Elias'ı gördü.

"Efendi Kael, henüz tam iyileşmediniz! Lütfen odanıza dönün," dedi Elias endişeyle.

"Ben iyiyim Elias, dayımı görmem lazım."

Kael odaya girdiğinde Zephyros'u sargılar içinde, yatağa gömülmüş halde buldu. "Da-dayı? Sen iyi misin?"

Zephyros gözlerini aralayıp hafifçe gülümsedi. "Ah, Kael... Uyandın demek. Gel, otur şöyle."

Elias tepsiyi bırakıp odadan çıkarken Kael sandalyesini yaklaştırıp oturdu. "Bayağı hızlı iyileşmişsin ha? Yarı insan olmanın faydaları herhalde," dedi Zephyros şaka yollu.

"Dayı, ben iyiyim ama sen... Çok ağır yaralanmışsın. Ben çok üzgünüm."

"Hadi ama, asma suratını. Senin bir suçun yok. Dayın hazırlıksız yakalandı sadece. Krallıktan her gün şifacılar geliyor, bir iki haftaya turp gibi olurum."

Kael gözyaşlarını tutamadı. "Hayatta olduğun için çok mutluyum dayı. Orada öleceğiz sanmıştım."

"Ha ha! Bayağı çetin ceviz bir düşmana çattık," dedi Zephyros, sonra ciddileşti. "Varkas da yaralandı, bizim kadar olmasa da bir hafta dinlenmesi gerekiyor."

Kael derin bir nefes aldı. "Dayı, ailemle ilgili sormak istediğim şeyler var—"

Zephyros elini kaldırıp onu durdurdu. "Biliyorum, kafanda binlerce soru işareti var. Birkaç gün sonra Nerya'nın yanına gideceğiz.annen haberimiz olmadan eline yaşam rünü yapmış bir şeylerin ters gittiğini anlayıp malikaneye onlarca mektup göndermiş. Kadın çok endişeli... Eğer yanına gitmezsek, beni iblisler değil, Nerya öldürecek. Oraya gittiğimizde aklındaki her şeyi annene sorarsın."

İki gün daha geçti. Krallıktan gelen yüksek seviyeli şifacılar sayesinde Zephyros artık yürüyebilir hale gelmişti. Kael ise tamamen iyileşmişti At arabası kapının önünde hazırlanırken Kael, dayısından izin isteyip malikanenin revirine doğru yöneldi. Varkas, geniş omuzlarını zar zor sığdırdığı yatağında, kolundaki sargılara rağmen doğrulmaya çalışıyordu. Kael'in içeri girdiğini görünce yüzünde yorgun ama samimi bir gülümseme belirdi.

"Küçük bey... Gitmeden önce uğramayacaksın sandım," dedi Varkas, sesi her zamanki gibi gür ama biraz pürüzlüydü.

Varkas derin bir iç çekti, "O gün... Kılıcımı o iblise savurduğumda, hayatım boyunca öğrendiğim her şeyin bir yalandan ibaret olduğunu hissettim, küçük bey."Gözlerinde hala o anın şoku vardı. "En iyi vuruşumu yaptım. Tüm manamı o darbe için kullandım ama... O sadece eliyle durdurdu. Sanki karşısında bir asker değil de, kılıç sallayan küçük bir çocuk varmış gibi baktı bana."

Varkas yatağında hafifçe doğruldu, sargılı omzu sızlayınca yüzünü buruşturdu. senin araya girdiğin anı hatırlıyorum. O canavarın o kadar manayı nasıl emdiğini, bizim nasıl o toz bulutunun içinde savrulduğumuzu... Dürüst olmak gerekirse, o an çeliğimin de onurumun da paramparça olduğunu anladım. Bizim dünyamızla onlarınki arasında cidden bir uçurum var

Kael sessizce dinliyordu. Varkas gibi güçlü bir adamın bu kadar çaresiz hissetmesi, savaşın ağırlığını bir kez daha yüzüne çarpmıştı.

"Neyse," dedi Varkas bakışlarını tekrar duvara çevirerek.

kael "Kendinizi suçlamayın lütfen . O gün orada duran şey bir insan değildi, bu yüzden insan gücüyle ölçülmeyi bekleyemezsiniz. Eğer siz o iblisin dikkatini üzerinize çekip o darbeyi vurmasaydınız, ben hayatta kalamayabilirdim Bir şövalye olarak görevinizi yaptınız ve beni hayatta tuttunuz. Benim için bundan daha büyük bir onur yok."

Kael hafifçe başını eğerek saygısını gösterdi ve ekledi:

"Şimdi sadece iyileşmeye odaklanın. lütfen herşey için teşekkürler efendim"

Varkas, Kael'in bu olgun ve mütevazı sözleri karşısında bir an duraksadı. Yüzündeki o yenilmiş ifade tamamen kaybolmasa da bakışlarına bir parça huzur geldi. sesi daha kararlıydı. "Yolunuz açık olsun."

kael ve zephyros Malikanenin önünde bekleyen at arabasına bindiler.

Doğu Krallığı'nın ihtişamlı binaları geride kalırken, araba Kael'in doğup büyüdüğü o sessiz köye, Nerya'ya doğru yola koyuldu. Kael camdan dışarı bakarken, bulacağı cevapların hayatını tamamen değiştireceğini biliyordu.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı