Bölüm 27: Geçmişin Gizlenen Gerçekleri

Nerya, evin önünde çamaşırları asarken sonbaharın serin rüzgarı saçlarını dağıtıyordu. Tam o sırada arkasından, tanıdık bir ses duydu:

"Nerya..."

Nerya donup kaldı. Yavaşça arkasını döndüğünde karşısında kardeşi Zephyros duruyordu. Aradan geçen dört uzun yıl, kardeşinin yüzündeki hatları sertleştirmiş, ona bir savaşçı olgunluğu katmıştı. Nerya elindeki çamaşırı yere düşürdüğünü fark etmedi bile; gözleri dolarak kardeşine doğru koştu ve ona sıkıca sarıldı. Zephyros da kardeşini kollarının arasına alıp kokusunu içine çekti. Bu sarılma, geçen dört yılın sessizliğini ve özlemini tek bir anda
eritmişti

Zephyros’un gözleri bir ara kapının arasından merakla ona bakan bir çift göze takıldı. "Bu küçük çocuk... senin oğlun mu?" dedi sesi yumuşayarak.

Nerya: "Ah, Kael..."

Kael, minik ve ürkek adımlarla Zephyros’un yanına doğru yürüdü. Meraklı kahverengi gözleriyle bu yabancı ama tanıdık adama bakıyordu. Zephyros, Kael’in göz hizzasına inmek için yere eğildi; kaelin başını okşamak için uzandı. Elini Kael’in saçlarına değdirdiği an, çocuğun içindeki karanlık gücü az da olsa hissetmişti. Hafifçe irkilse de belli etmedi.

"Merhaba ufaklık... Demek yeğenim sensin. Annene ne kadar çok benziyorsun. Umarım huyun ona benzemez, ha ha!"

Nerya şaşkındı. Kardeşinin tepkisinden çekiniyordu. "Zephyros... Ben senin durumu öğrendiğinde çok daha sinirli olacağını sanmıştım."
Zephyros, Kael’in başını okşamaya devam ederken iç çekti:

"Babamdan olayın aslını dinledim Nerya. Anlaşılan sen de çok zor zamanlar geçirmişsin. Tabii ki kardeşimin bir iblisle birlikte olmasına gönlüm hala tam el vermiyor ama yapacak bir şey yok... Nerya, sonsuza kadar bu köyde mi yaşamayı düşünüyorsun?"

Nerya, Kael’i yanına çekerek cevap verdi: "Kael belli bir yaşa gelene kadar, en azından gözden uzak kalmaya çalışacağım."

"Peki ya hastalığın?" dedi Zephyros endişeyle.

"Sorun değil, ilerlemesini durdurdum zaten. Gayet iyiyim ben."

Zephyros kaşlarını çattı:

"Nerya, lanetin yayılmaması için sürekli mana harcıyorsun. Bu zehrin en kısa sürede vücudundan temizlenmesi gerek.

Nerya: “Babam Astra-Lumina adlı bir bitkiden bahsetti”. Denilene göre bütün lanetleri temizleyebiliyormuş. Yalnız, Kuzey Krallığı’nın harabelerinde
yetiştiğini söyledi. O yüzden şu anlık benim için imkansız..."

Zephyros: "Ben neredeyse dört senedir Kuzey Krallığı’nda görevdeydim Astra-Lumina’yı bir kez olsun ne duydum ne de gördüm."
Nerya araya girdi: "Babam onun Galthar’da olduğunu söyledi."

Zephyros’un yüzü bir anda değişti,. "Galthar mı? Oraya bir insanın gitmesi intihar etmekle aynı şey Nerya! Başka bir yolu olmalı..."

"Önemli değil Zephyros... Yol yorgunusun zaten, gel sana bir çay vereyim."

Onlar orada geçmişi yad ederken, diğer yanda Abaddon, kardeşlerinin yanına, sınıra gönderilmişti. İblis Diyarı, olası bir saldırı durumunda soylu ailelerden destek alırdı ve Abaddon da bu güçlü ailelerin en önemli mensuplarından biri sayılıyordu.

Günümüz:

Kael, annesinin anlattıkları karşısında kaskatı kesilmişti. Yıllardır kalbinde büyüttüğü o soğuk nefret, yerini pişmanlığa bırakmıştı. Gözlerinden yaşlar süzülürken hıçkırıklarını tutamıyordu. Kendisini ve annesini terk ettiğini sandığı babasına duyduğu öfke, aslında ne kadar büyük bir fedakarlığın gölgesinde kalmıştı. Babası onlara zarar vermek bir yana olsun , onları korumak için kendi ırkına karşı bir kalkan olmuştu.

Nerya, elleriyle Kael’in gözyaşlarını sildi: "Anlayacağın oğlum, baban adamlarını sana zarar vermek için gönderecek birisi değil. Bu işin arkasında mutlaka başka birisi olmalı."

Kael başını kaldırıp annesine baktı:

"Anne... Babamla iletişim büyüsü ile konuşmuyor muydunuz? Ben seni hiç konuşurken görmedim."

Nerya hüzünle gülümsedi: "Bu olaylar yaşandıktan birkaç yıl sonra baban İblis Diyarı’nda sınıra çağrıldı. Savaş bitmiş olsa da orası sürekli bir çatışma halinde. İletişim büyüsü için her iki haftada bir efsunun yenilenmesi gerekiyor; yani sınırsız değil oğlum. O zamandan beridir kendisiyle sadece mektuplarla haberleşebilirim."

Nerya yatağın altından bir kutu dolusu mektubu çıkarıp Kael’e gösterdi. Kael şaşkınlık içinde mektuplara bakarken aniden ayağa kalktı ve annesinin ellerini sıkıca tuttu. Gözlerinde daha önce görülmemiş bir kararlılık vardı.

"Anne... İki gün sonra akademiye gideceğim. Orada her zamankinden daha çok çalışıp daha da güçleneceğim. Ve Astra-Lumina’yı senin için gidip
ben alacağım! Benim için yaptığınız onca fedakarlığın karşılığını vereceğim."

Nerya duygulanarak oğluna sarıldı. Hafif bir gülümseme ile "Şu an yanımda olman bile benim için en büyük hediye oğlum," dedi. O an Nerya'nın gözünde, karşısında duran bu güçlü gencin yerine, henüz küçük bir çocuk olan Kael’in o masum görüntüsü canlandı.
Tam o sırada Zephyros içeri girdi, ortamın duygusallığını fark edince hafifçe gülümsedi:

"Anne-oğul bayağı bir hasret giderdiniz ha! Umarım Kael’in kafasında daha fazla soru işareti kalmamıştır. Yol boyunca soru yağmuruna tutulmak istemiyorum!"

Kael:

"Ah anne, bu arada gittiğimden beri 4. halkaya ulaştım!"

Kael, elini havaya kaldırdı. Aniden etrafında ateşten dört adet mermi oluştu ve yüksek bir hızla etrafında dönmeye başladı. Ateşin sıcaklığı odanın havasını bir anda değiştirdi. Nerya şaşkınlık içindeydi; nutku tutulmuştu.

"D-Dördüncü halka mı?" diye mırıldandı içinden. "Daha bir yıl önce ikinci halka olarak gönderdiğim çocuk nasıl bu kadar hızlı gelişebilir?"
Nerya, Zephyros’a dönerek sordu: "Zephyros, oğluma nasıl bir eğitim verdin böyle?"

Zephyros omuz silkerek sırıttı: "Bana öyle bakma Nerya, Kael normal bir çocuk değil. Ben sadece biraz yönlendirdim."

Nerya gururla oğluna baktı: "Tebrik ederim oğlum. Ama unutma; her halka bir öncekinden daha zordur. Hızlı gelişimin seni rahatlatmasın, rehavete kapılma."

"İçin rahat olsun anne, eğitimlerime tam gaz devam edeceğim."

Dışarı çıktıklarında Kael’in gözü bir an ormana daldı. Zihni geçmişe, Ashaell ile olan anılarına gitti. Aslında her şey o gün, ormanın derinliklerine gitmesiyle başlamıştı. Zephyros, dalgınlaşan Kael’e birkaç kez seslendikten sonra ancak tepki alabildi.

"Kael! Dalıp gittin yine. Neredeyse hava kararmak üzere. Annene veda et, gidiyoruz."

Nerya son bir kez oğluna sarıldıktan sonra Zephyros’a döndü: "Ah Zephyros, bu arada bir kaç gün sonra babamın yanına gitmem gerekiyor."
"Anladım. Bana haber yolla, senin için güvenli bir araba hazırlatırım."

İkili, at arabasına binip köyden ayrıldı. Gece çökerken ıssız yolda sadece tekerlek sesleri duyuluyordu. Kael, karanlığın içinde akademiye doğru ilerlerken zihninde annesinin anlattıkları ve babasının mektupları vardı. Yolculuk sessiz geçiyordu Kael ise , artık eskisinden çok daha kararlıydı.. kendisine yeni bir hedef koymuştu “Astra-Lumina”




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı