Kael'in bir yıllık zorlu eğitimi nihayet sona ermişti. Akademi giriş sınavlarına sadece bir hafta kala, Kael eğitim sahasında tek başına ter döküyor, kılıcını kararlılıkla savuruyordu. Ancak ortam bir anda buz kesti. Hava ağırlaştı, gökyüzü kasvetli bir griye büründü. Kael'in tüyleri diken diken oldu; bedeni, görünmez bir el tarafından dondurulmuş gibi kaskatı kesildi.Kafasını zorlukla çevirdiğinde, karşısında bir figür belirdi.kafasını zorla çevirdiğinde önünde bir kişi belirmişti bedeni insan bedeniydi ama görünüşü daha önce görmediği bir ırktı gözünün içi simsiyah gözbebekleri ise kan kırmızısı arkasında 2 adet kanadı olan bir varlıktı"Hmm..." dedi varlık, sesi ruhları tırmalayan bir fısıltı gibiydi. "Efendi Abaddon'un kanını taşıyan çocuğu görmek için İblis Diyarı'ndan buralara kadar geldim. Bu koku... Efendi Abaddon gibi kokuyorsun. Kuşkusuz, beklediğim kişi sensin. Ama hayal kırıklığına uğradım; cılız bir insanoğlundan farkın yok."Bir anda Kael'in dibinde bitiverdi. Kırmızı gözlerini Kael'in gözlerine dikti. "Ne oldu? Korkudan hareket bile edemiyor musun? İsmin ne senin, çocuk?"Kael, karşısındaki varlığın yaydığı devasa baskı altında eziliyordu. Ne dayısının aurası ne de daha önce karşılaştığı en güçlü büyücülerin varlığı bu canavarın yanından bile geçebilirdi. Tam kelimeler boğazında düğümlenmişken, kulakları sağır eden bir rüzgar patlaması yaşandı.Kırmızı gözlü iblis geri çekilirken, Zephyros bir gölge gibi Kael'in yanında belirdi. "Kael! Kendini topla!" diye bağırdı. Dayısının rüzgar büyüsünün yarattığı şok dalgasıyla Kael sonunda derin bir nefes alabildi.Zephyros, karşısındaki varlığın sıradan bir yaratık olmadığını anlamıştı. Kanatları, gözleri ve tüm malikaneyi bir zehir gibi saran o ağır aura tek bir şeye işaret ediyordu. "Kael, işaretimle malikaneye doğru koş!"
Kael "dayı be-"
Kael daha lafını bitiremeden Zephyros gürledi: "Beni dinle! Bu senin savaşabileceğin bir düşman değil! Karşımızdaki gerçek bir İblis! Dediğimi yap ve işaretimle arkana bakmadan kaç!"
kael hayatında ilk defa gerçek bir iblisin ne kadar korkutucu olduğunu hisseder
İblis, küçümseyici bir kahkaha attı. "Galiba burada bir yanlış anlaşılma var. Kimse bir yere gitmiyor." Sesindeki otorite bir emir gibi yankılandı:Diz çök!Kael ve Zephyros, sanki omuzlarına tonlarca ağırlık binmiş gibi bir anda dizlerinin üzerine çöktüler. İblisin sözleri, yerçekimini bükebilecek kadar güçlü bir büyü barındırıyordu. Zephyros, dişlerini sıkarak zoraki bir sesle konuştu: "Bir Baron seviyesi iblisin... bizden ne istiyor olabilir?"İblis sırıttı. "Ah, insanlar ne kadar basit varlıklar. Dokunsam kırılacak gibisiniz. Sana bir soru sordum çocuk, ismin ne?""İsmim... Kael.""Ah, Kael... Efendimizin oğlu. Senden çok az iblis gücü seziyorum." İblisin bakışları Kael'in parmağındaki mühür yüzüğüne odaklandı. "Hmm... Demek mesele bu."İblis, tek bir el hareketiyle Kael'i bir kukla gibi yanına çekti. Zephyros çaresizce haykırdı: "Kael! Ona zarar verirsen babası seni canlı bırakmaz!"İblis, sinir bozucu bir sakinlikle parmak ucuyla Zephyros'a doğru karanlık bir küre fırlattı. Küre çarptığı anda Zephyros metrelerce öteye savruldu. Kael, "Dayı!" diye bağırdı."Bana akıl verme cüretini sana kim verdi?" dedi iblis soğuk bir sesle. Kael'in elindeki yüzüğü kavradı ve tek bir hamlede toz haline getirdi. Yüzüğün parçalanmasıyla birlikte Kael'in içinde hapsolan karanlık büyü, bir şok dalgası gibi patlayarak iblisi bile birkaç adım geri itti."Ah! İşte bu! Sanki Efendi Abaddon yanımdaymış gibi... Çok iyi."Kael bilincini açık tutmakta zorlanıyordu. "Olamaz... Mühür parçalandı," diye düşündü dehşet içinde. "Kontrolümü kaybedersem burası bir kaos alanına dönecek."İblis alayla sordu: "Bu da ne böyle? Yoksa kendi güçlerini kontrol edemiyor musun? Ah, yarı insan olman yüzünden herhalde... Ne kadar acınası."O sırada kargaşanın içine Varkas daldı. Yerde kanlar içinde yatan Zephyros'u ve kontrolden çıkmak üzere olan Kael'i görünce donup kaldı. Karşısındaki varlığın ne kadar dehşet verici olduğunu biliyordu ama hiçbir şey yapmadan duramazdı. Kılıcını çekip tüm gücüyle iblise saldırdı.İblis, Varkas'ın devasa kılıcını sadece iki parmağıyla durdurdu. "Önsezi denilen şeyden ne kadar mahrumsunuz. Ölümü göze alıp birbirine yardıma koşan karıncalar gibisiniz." İblis, kılıcı bir cam parçası gibi ufaladıktan sonra Varkas'ı sahanın duvarına fırlattı.Zephyros, durumun felakete gittiğini biliyordu. Acı içinde yerinden doğruldu ve imza büyüsünü kullanmak için tüm manasını toplamaya başladı. Rüzgar Aşımı Dışarıdaki manayı zorla bedenine yükleyerek fiziksel sınırlarını aşan bir teknikti bu. Zephyros'un bedeninden fırtınalar kopmaya başladı; elinde saf manadan bir kılıç oluşturdu ve ses duvarını aşan bir hızla atıldı.Kael'i rüzgardan bir bariyerle koruma altına alıp, iblise her yönden saldırmaya başladı. İblisin gözleri heyecanla büyüdü. "Ha ha ha! Bir insana göre güzel hareketler! Beni daha fazla eğlendir!"Zephyros pes etmedi: "rüzgar aşımı 2 katı!"Hızı iki katına çıktı. İblisin teninde derin kesikler açmayı başardı ama iblisin yaraları saniyeler içinde iyileşiyordu. "O zaman," dedi iblis, "ben de biraz ciddileşeyim. "iblis sanatı ölüler ordusu"Yerden, kara büyüyle kaplanmış düzinelerce iskelet savaşçı yükseldi. Soylu iblislerin en büyük kozu olan İblis Sanatları devreye girmişti. Zephyros, üzerine gelen iskeletleri tek tek parçalarken, iblis ellerini birleştirdi: "Hiçlik Parıltısı"Karanlık bir enerji patlaması Zephyros'un üzerine boşaldı. Zephyros büyüyü kılıcıyla kesmeye çalışsa da gücü yetmedi ve büyük bir patlamayla geri savruldu."Ne oldu?" dedi iblis, toz bulutunun içinden yürüyerek. "Sınırına hemen ulaştın mı?"Ter ve kan içindeki Zephyros, gözlerindeki son kararlılık ışığıyla ayağa kalktı. Bedeni çatlıyor, manası damarlarını yakıyordu. "Henüz değil..." diye hırıldadı. "rüzgar aşımı 3 katı!"


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı