Zephyros, Kael'in odasının kapısına yaslanıp gülümsedi. "Bugün izinli günün Kael. Seninle şehre ineceğiz. Sana Doğu Krallığı'nın merkezini gezdireyim."

Kael'in gözleri parladı. Doğduğundan beri kendi küçük köyünün sınırlarından dışarı çıkmamıştı. Hızlıca hazırlandılar ve dayısının ayarladığı at arabasına binip yola koyuldular. Tekerleklerin toprak yolda çıkardığı ritmik ses eşliğinde Zephyros sordu: "Eğitimin nasıl gidiyor? Alışabildin mi?"

Kael, dışarıdaki manzarayı izlerken cevap verdi: "Eğitimim çok verimli geçiyor dayı. Grimm ustanın antrenmanları sayesinde artık bedenim o kadar ağırlaşmıyor. Ateş büyüsünü de daha kontrollü hale getirmeye başladım. Bu arada Pyros usta bana İmza Büyüleri'nden bahsetti. 6 halka ve üstü büyücülerin kullanabildiği sadece onlara özgü olan büyü tekniği imiş her büyücü o seviyeye ulaştığında kendi imza büyüsünü oluşturması gerekiyormuş hatta akademinin mezuniyet şartlarından birisi imza büyüsüymüş dedi."

Zephyros başını salladı. "Evet Kael, her usta büyücünün bir imzası vardır. Bu bir büyücünün gizli kozudur; kimisi çevreyi manipüle eder, kimisi saf yıkım yaratır. Sana 9. Halka büyücüsü Luminos'tan bahsetmiştim ya? Onun imza büyüsünün adı 'Cathedral'. Bir keresinde şahit olmuştum; bir anda tüm savaş alanı devasa, ruhani bir katedralin içine hapsolmuştu."

Kael heyecanla atıldı: "Dayı, Luminos'u gerçekten görmeyi çok isterdim!"

"Ah, o yaşlı canavar mı?" Zephyros güldü. "Onunla karşılaşmak istemezsin, emin ol. Bak, geldik sayılır Kael. İşte Doğu Krallığı'nın kalbi!"

At arabası tepenin yamacını aşınca Kael'in nefesi kesildi. Ufukta, bulutlara meydan okuyan Gümüş Kanat Kalesi yükseliyordu. Beyaz mermerden yapılmış kuleler, güneş ışığı altında saf elmas gibi parlıyordu. Kalenin hemen yanında, büyü sanatının zirvesi olan Akademi Binası duruyordu; etrafında yüzen rün halkalarıyla adeta yaşayan bir anıt gibiydi.

Şehre girdiklerinde Kael tam bir kültür şoku yaşadı. Etrafta devasa cüsseli cüceler, narin elfler ve aslan yelesini andıran saçlarıyla hayvanımsı ırklar iç içe yaşıyordu. Doğu Krallığı, beş krallık arasındaki en özgürlükçü yerdi; burada prangalar yoktu, sadece ticaretin ve büyünün sesi vardı. Doğu krallığı 5 krallık arasında en az ayrımcılığa sahip olan krallıktı kölelik yasak her ırkın hakları da eşitti. Kalabalığın arasından geçerken, devasa bir taş heykelin önünde durdular. Heykel, birbirine kenetlenmiş farklı ırklardan elleri simgeliyordu. Zephyros, etraftaki cüceleri ve neşeyle şakalaşan hayvanımsı ticaret kafilesini işaret ederek konuştu:

"Burası garip geliyor, değil mi Kael? Köyünde sadece insanları görürdün ama burada dünya tek bir kazanda kaynıyor."

Kael, yanından geçen ve sırtında devasa bir balta taşıyan bir orka hayranlıkla bakarken cevap verdi: "Evet dayı... Herkes çok farklı ama kimse kılıcına davranmıyor. Sanki herkes bin yıldır arkadaşmış gibi."

Zephyros hafifçe gülümsedi ama gözlerinde ciddi bir parıltı vardı. "Çünkü Doğu Krallığı bir kural üzerine kuruludur: 'Yetenek, kan bağından üstündür.' Diğer krallıklarda bir elfsen köle olabilirsin ya da bir hayvanımsıysan sadece amelelik yapabilirsin. Ama burada, eğer manan güçlüyse veya zanaatın eşsizse, kralın sofrasına bile oturabilirsin."

Kael meydandaki kalabalığa bakarken, dayısı elini onun omzuna koydu. "Bu özgürlük güzeldir Kael, ama bir o kadar da tehlikelidir. Bu kadar farklı gücün bir arada barış içinde yaşaması, tepedekilerin ne kadar güçlü bir baskı kurduğuna bağlıdır. Bu denge bozulursa, bu şehir dünyanın en büyük savaş alanına dönüşür. İşte bu yüzden buradaki herkes, barışı korumak için kendi gücünü zirveye taşımak zorunda."

Kael yumruğunu sıktı. "Yani burada güçlü olmak sadece hayatta kalmak için değil, bu düzeni korumak için de gerekli..."

Zephyros başıyla onayladı. "Aynen öyle. Şimdi gel, o karnındaki gurultuyu dindirelim. Bak, şu ilerdeki kurt adamın turtaları meşhurdur!"

Yol üzerinde duran küçük bir yemek standına yaklaştılar. Standın başında, gri tüyleri ve sivri kulaklarıyla kurt ırkından bir satıcı duruyordu. "Sıcak etli turta! Krallığın en iyisi!" diye gürledi satıcı. Zephyros iki tane alıp birini Kael'e uzattı. Kael, turtadan bir ısırık aldığında ağzına yayılan baharatlı tatla mest oldu. "Teşekkürler, Bayım!" dedi gülümseyerek. Satıcı, kuyruğunu hafifçe sallayıp karşılık verdi.

Zephyros, kalabalığın içinde ilerlerken ciddileşti. "Kael, Pyros'un öğrettiği mana algılamayı kullan şimdi. Bu kadar farklı ırk ve güç varken pratik yapmak için en iyi yerdesin."

Kael gözlerini kapattı. Manasını tıpkı bir göle atılan taşın yarattığı dalgalar gibi dışarı yaydı ve geri çekti. Etrafında binlerce farklı renk yanıp sönüyordu. Zayıf ve titrek manalar, güçlü ve kararlı auralar... "Dayı, hissedebiliyorum ama çok karmaşık! Herkesin manası birbirine karışıyor. Hangi mananın kimden geldiğini anlayamıyorum" der.

"Başlangıç için harika," dedi Zephyros. "İleride bu manaları tek tek ayırt ettiğinde, düşmanını gözün kapalıyken bile ensesinde hissedeceksin." Zephyros; "Bugün bir arkadaşı ziyarete gideceğiz" der. Kael meraklanır.

Şehrin daha sakin ama şatafatlı bir bölgesindeki görkemli bir köşke gelirler. Zephyros, kapının önünde durup tüm sokağı inleten bir sesle bağırdı: "Hey Hestia! Çık dışarı seni gidi kütüphane faresi!"

Kapı aniden açıldı. Orta yaşlı, gözlerinde bilge bir derinlik taşıyan ama saçları biraz dağınık bir kadın belirdi. "Ah, Zephyros! Seni yaşlı bunak, ne istiyorsun yine?"

"Hadi ama, biz eski dostuz ve ben daha 40'larımdayım!" dedi Zephyros sahte bir alınmayla. "Ayrıca buraya bir bardak çay eşliğinde iki lafın belini kırmaya geldim. Bir şey sormam lazım."

Hestia iç çekti, "İşim var Zephyros, şakalarını dinleyecek vaktim yok." O sırada Kael'i fark eder. "Bu çocuk da kim?"

"Bu Kael, yeğenim. Eğitim için yanıma getirdim."

Hestia, Kael'in gözlerinin içine baktı. Kael'in elinde mühür yüzüğü vardı ama Hestia'nın gözleri o yüzüğün ötesini, Kael'in ruhunun derinliklerinde hafifçe titreyen o karanlık közü gördü. "Ah zavallı çocuğu ailesinden ayırıp merkez krallığa getirdin yani" der. Zephyros "Hadi ama o kadar acımasız bir insan mıyım ben annesi istedi benden" der. Hestia Kaelin gözünün içine bakar, Kaelin elinde mühür yüzüğü olmasına rağmen içinde hafif yanan karanlık büyüyü görür. "Ah peki madem misafirin var gelin bakalım."

Evin içi tam bir deha dağınıklığıydı. Yerlerde antik parşömenler, kaynayan iksir kazanları ve havada asılı duran yıldız haritaları vardı. Hestia çayları masaya koyarken Zephyros, Kael'e fısıldadı: "Bu bayan Hestia, Krallık Araştırma Tesisi'nin en zeki büyücülerinden biridir. Kendisi nadir görülen Yıldız Büyüsü (Astrolojik Büyü) kullanıcısıdır."

Hestia lafa girdi: "Övmeyi bırak Zephyros. Soracağın şey bu çocukla ilgili, değil mi?" Ortam bir anda buz kesti. Zephyros ciddileşerek başını salladı: "Anladın demek... Kael'in büyüsüne bir bakmanı istiyorum."

Hestia, Kael'in önüne oturdu. "Ellerini uzat ve gözlerimin içine bak çocuk." Hestia, Yıldız Büyüsü'nü kullanarak Kael'in bilinç denizine sızmak, o karanlığın kökenini görmek istedi. Normalde insanların bilinç denizleri berrak bir göl ya da yıldızlı bir gökyüzü gibi görünürdü. Ama Kael'in içine daldığı an, Hestia kendini sonsuz, kapkara bir boşluğun ortasında buldu.

Bir anda, o karanlığın içinden devasa bir çift göz açıldı. Bu gözler insana ait değildi; kadim, soğuk ve her şeyi yutmaya hazır bir boşluğa bakıyor gibiydi. Hestia'nın ruhu o an dondu. Kael'in içinde, henüz uyanmamış ama nefes alan devasa bir gölge, bir zincire bağlıymışçasına hırıldıyordu. Zihninin içinde bir ses yankılandı; binlerce cesedin aynı anda fısıldaması gibiydi. Hestia, o karanlık denizin içinde boğulduğunu, o uykudaki canavarın uyanması halinde sadece odayı değil, tüm krallığı karanlığa gömeceğini hissetti.

Hestia, ellerini Kael'den hızla çekti. Geriye doğru sendeleyip masaya çarptı, fincanlar yere düşüp kırıldı. Göğsü hızla inip kalkıyor, alnından soğuk terler boşanıyordu. Kael'in o masum çocuksu bakışının altında, evrenin başından beri pusuda bekleyen bir karanlığın pençesini görmüştü. Dudakları titredi, "Bu..." diye fısıldayabildi sadece.

"Hestia? İyi misin?" diye sordu Zephyros endişeyle.

Hestia toparlanmaya çalışarak titreyen bir sesle konuştu: "Büyü... anne ve babadan gelen bir mirastır. Bazen birini, bazen her ikisini alırsın. Kael... Senin annen doğa sınıfı bir büyücüydü ama sen hem Ateş hem de Karanlık türüne sahipsin. Bu tür bir kombinasyon çok nadirdir. Özellikle o karanlık... benim bile algılayamadığım bir biçimde. Üzgünüm, yardımcı olamayacağım."

Kael nazikçe gülümsedi. "Önemli değil Bayan Hestia, denediğiniz için teşekkürler."

Zephyros, Kael'i dışarı gönderdikten sonra Hestia'ya dönüp sordu: "Seni tanırım Hestia. Bu dünyada senin bilemediğin büyü yok. Gerçekte ne gördün?"

Hestia, Zephyros'un gözlerine korkuyla baktı. "Yanında küçük bir canavar gezdiriyorsun Zephyros. Henüz uykusundan uyanmamış, dipsiz bir canavar... Umarım ne yaptığının farkındasındır."

Dışarı çıktıklarında Kael endişeyle sordu: "Dayı, Bayan Hestia iyi mi? Bir anda kireç gibi oldu."

Zephyros zoraki bir kahkaha attı. "He he... Galiba biraz üşütmüş, hasta halde bizimle ilgilendi. Hadi, onu daha fazla rahatsız etmeyelim."

Kael arkasına dönüp köşke baktığında, camın arkasında kendisine bakan Hestia'nın o derin bakışlarını hissetti. Krallığın merkezinde her şey ışıl ışıldı ama içindeki karanlık bugün ilk kez başka bir güce çarpmıştı.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı