insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Rota sabahın ilk ışıklarıyla gözlerini açtığında, kapıda ter içinde ama dinç görünen Kael’i gördü. dışarıdaki koşusundan yeni dönmüştü.

esneyerek, "Günaydın, erkencisin ha!" dedi.

Kael havlusuyla yüzünü kurularken cevap verdi: "Günaydın. Evet, her sabah bedeni dinç tutmak için koşuya çıkarım. Alışkanlık işte."

"Vay be! Ben genelde sabaha kadar uyurum. Azmini kıskanmadım değil," dedi Rota hayranlıkla.

"Bu arada bugün sınıf listeleri açıklanacak. Umarım aynı sınıfta oluruz, bu koca okulda tek başıma arkadaşsız kalmak istemem."

İkili hazırlandıktan sonra yurdun kapısından çıkıp okulun büyük meydanına doğru yola koyuldular. İlan panosunun önünde kalabalık birikmişti; yüzlerce öğrenci heyecan ve endişe içinde isimlerini arıyordu. Rota, kalabalığın arasından ustaca sıyrılıp panonun en önüne kadar sokuldu.

"Kael, gel! Ah, işte ismimiz orada! Rota Firrep... Şuna bak, A Sınıfındayım!"

Kael merakla sordu: "A Sınıfı çok mu iyi bir şey?"

Rota şaşkınlıkla gözlerini devirdi. "Dalga mı geçiyorsun? Orası 'Dahiler Sınıfı' olarak bilinir. Öğrenciler sınav derecelerine göre alfabetik olarak yerleştirilir, bu yüzden A Sınıfı en yüksek potansiyele sahip olanların yeridir."

Rota parmağını listede kaydırmaya devam etti. "Bakalım... Kael... Ah, işte orada! Kael Krowel! Bak, seninle aynı sınıftay—"

Rota bir anlığına donup kaldı. Gözleri kocaman açılmıştı. "Bekle bir dakika... Kael Krowel mi?!"

Kael’in yüzünde "eyvah" dercesine bir ifade belirdi. Etraftaki öğrencilerin bakışları anında onlara dönmüştü

"Rota, lütfen sessiz ol..."

Ancak ok yaydan çıkmıştı bir kere. "Krowel" ismini duyan öğrenciler arasında anında fısıldaşmalar yükselmeye başladı:

"Krowel mi dedi o? şu efsanevi Baş Büyücü Vaelmon'un soyadı mı?"

"Vay canına, gerçek bir Krowel burada mı? İnanılmaz!"

Kael, Rota’yı kolundan tuttuğu gibi kalabalığın dışına, daha sakin bir köşeye çekti. Rota hala şaşkındı. "Kael, ne oldu şimdi? Neden kaçıyoruz?"

"Rota, ne kadar az kişi soyadımı bilirse benim için o kadar iyi olur. Çok göze batmak istemiyorum, sadece derslerime odaklanmak niyetindeyim."

Rota, Kael’in bu gizemli tavrına tam anlam veremese de üstelemedi.

"Kendi geçerli sebepleri olsa gerek," diye düşündü içinden. "Anladım dostum, sıkıntı yok. Sırrın bende güvende. Bu arada—"

Rota cümlesini bitiremeden, Kael’in sırtına inen sert bir vuruşla ikisi de irkildi. Lyra, her zamanki neşesiyle arkalarında bitivermişti.

"Hey, günaydın Kael!"

"G-günaydın Lyra..."

Rota şaşkınlık içinde kalarak sordu:

"Kael, bu kaçık kız da kim böyle?"

Lyra’nın kaşları çatıldı,

"Sen kime kaçık diyorsun be!"

Rota, Lyra’nın aniden parlayan öfkesinden korkup Kael’in arkasına saklandı. Kael araya girerek,

"Rota, Lyra benim arkadaşım olur. Lyra, Rota da benim oda arkadaşım," dedi.

Rota, Kael’in arkasından kafasını uzatıp Lyra’ya dik dik baktı. "Hmm, memnun oldum... Sanırım."

Lyra kafasını yana çevirip burnunu havaya dikti. "Hıh! Ben hiç memnun olmadım!"

Kael içinden, "Umarım bu ikisi iyi geçinebilir" diye dua etti. Lyra hemen konuyu değiştirdi:

"Kael, hangi sınıftasın?"

"Sanırsam A Sınıfındayım."

Lyra sevinçten olduğu yerde zıplamaya başladı. "Ben de A Sınıfındayım! Şansa bak, yine beraberiz!"

Rota zayıf bir sesle araya girdi: "B-ben de A Sınıfındayım bu arada..."

Lyra ona ters bir bakış attı. "Ha, sana kimse sormadı!"

Tam o sırada Rota, Kael’in omzuna dokunup ileriyi işaret etti. "Kael, gelene bak..."

Thalendir, yanında iki adamıyla birlikte kalabalığın içinden adeta bir kral gibi geçiyordu. Yanındaki adamlar bağırıyordu: "Yol açın! Sör Thalendir’e yol açın sizi zavallılar!"

Thalendir listede ismini görüp A Sınıfında olduğunu teyit edince yüzünde kibirli bir gülümseme belirdi. Adamları hemen dalkavukluğa başladı: "Tebrik ederiz efendim, sizden de bu beklenirdi!"

Thalendir küçümseyen bir sesle,

"Hah, tabii ki A Sınıfında olacağım. Diğerleri benimle aynı ortamda ders alacakları için kendilerini şanslı saysınlar," dedi.

Lyra dişlerini sıkarak, "Şuna bak, ne kadar da—" diyecekti ki Kael onu durdurdu. "Lyra, muhatap olmamamız en iyisi. Görmezden gel."

O sırada okulun hoparlörlerinden görevlinin sesi yankılandı: "Tüm öğrencilerin dikkatine! Müdür Felan’ın açılış konuşması için derhal tören salonunda toplanın!"

Öğrenciler devasa salona doluşup yerlerini aldılar. Salon o kadar gürültülüydü ki kimse birbirini duyamıyordu. Ancak salonu kaplayan ağır bi aurayla içerisi bir anda buz kesti.

o sırada, salonun tavanındaki devasa avizelerin ışıkları bir anda söndü. İçerisi zifiri karanlığa büründüğünde öğrenciler korkuyla sustu.

Birden, salonun en önündeki kürsünün üzerinde ince bir çatlama sesi duyuldu. Havada mor ve gümüş rengi şimşekler çakmaya başladı. Bu şimşekler rastgele değil, sanki bir kapıyı zorluyormuş gibi tek bir noktada toplanıyordu. Bir saniye sonra, salonun ortasında devasa bir Boyutsal Yarık açıldı!

Yarığın içinden yayılan baskın aura, en arkadaki öğrenciyi bile koltuğuna çivileyecek kadar ağırdı. Yarıktan dışarıya adımları yeri sarsan Müdür Felan belirdi.

karşısındaki kadından gelen baskın aurayı iliklerine kadar hissediyordu; bu, daha öncede hissettiği saf ve yoğun bir güçtü.

Müdür Felan, kürsüye çıktığında binlerce öğrenci arasından keskin gözlerini doğrudan Kael’e dikti. Kael, o an bedenine görünmez bir kılıç saplanmış gibi hissetti, sanki nefesi kesilmişti.

Lyra fısıldayarak sordu: "Kael, iyi misin? Rengin attı"

"İyiyim... Sorun yok."

Müdür Felan konuşmaya başladı. Sesi salonun her köşesinde yankılanıyordu:

"Akademiye hoş geldiniz. Burada sadece büyü öğrenmeyeceksiniz; burada gücü, disiplini ve sorumluluğu öğreneceksiniz. Kiminizin damarlarında soylu kanı akıyor, kiminiz ise toprağın bağrından geldiniz. Ancak bu kapıdan içeri girdiğiniz an, dışarıdaki ünvanlarınızın hiçbir hükmü yoktur. Burada sadece emeğiniz ve yeteneğinizle varsınız. Soylu olmanız size bir ayrıcalık değil, sadece daha büyük bir sorumluluk yükler. Kendisini kanıtlayamayan her kim olursa olsun, bu akademinin kapısı ona sonuna kadar kapanacaktır!!

Öğrenciler bu etkileyici konuşmadan sonra sınıflarına doğru dağılmaya başladılar. Kael yolda giderken Lyra’ya sordu: "Müdür Felan tam olarak kaç halka, biliyor musun?"

"Duyduğuma göre 8. Halka olması lazım. Açıkçası Hakkında pek birşey bilmiyorum ama akademi müdürü olduğuna göre inanılmaz sağlam biri olduğu kesin."

"Anladım... 8. Halka demek..." Kael’in zihni karıncalanmıştı.

A Sınıfına geçtiklerinde Kael, Rota ve Lyra üçlüsü ön-orta sıralara oturdular. Rota heyecanla fısıldadı: "Kael, Temel Büyü Bilimi öğretmenimizin kim olduğunu biliyor musun? Bay Grave! 6. Halka olduğu ve büyüleri sözsüz, sadece iradesiyle yaptığı söyleniyor. Acaba biz de onun gibi olabilir miyiz?"

Tam o sırada kapı açıldı ve içeriye kısa saçlı, top sakallı, orta yaşlarda ama oldukça zinde görünen bir adam girdi. Bu Bay Grave’di.

"Oturun yerlerinize," dedi sert ama güven veren bir sesle.

"Benim dersimde ezber yoktur, sadece anlama vardır. Eğer büyüye bir araç gibi değil, bir uzvunuz gibi bakmayı öğrenirseniz, kelimelere bile ihtiyacınız kalmaz. Şimdi, mananın doğasına dair bildiğiniz her şeyi unutun..."

İlk ders, Kael için bildiği konular olsa da Bay Grave’in farklı bakış açısıyla oldukça verimli geçmişti. Ancak sınıftan çıktıklarında yolu bir üst sınıf öğrencisi tarafından kesildi.

"Sen 1. Sınıftan Kael olmalısın, değil mi?"

Kael duraksadı. "Evet, benim. Bir işiniz mi vardı?"

"Ben yönetim biriminden Andre. Müdür Felan sizi görmek için çağırdı. Odasına kadar sana ben eşlik edeceğim."

Lyra ve Rota şok içindeydi. Lyra hemen Kael’in koluna yapıştı. "Kael! Okulun ilk gününden ne halt yedin de müdürün odasına çağrılıyorsun?"

"Ben bir şey yapmadım, gerçekten!"

Kael’in aklı karışmıştı. "Acaba büyü ölçümü sırasında küreyle ilgili yaşanan olay yüzünden mi?" diye düşündü.

Koridorda Andre ile yürürken, alt sınıftaki kızların Andre’ye hayranlıkla baktığını, aralarında "Şuna bak, ne kadar yakışıklı," "Hem de yönetim kurulunda!" diye fısıldaştıklarını duyabiliyordu.

Kael sessizliği bozdu: "Bay Andre, bayağı popülersiniz galiba."

Andre soğuk bir tavırla Kael’e döndü. "Ne? Neyden bahsettiğini anlamadım." Andre’nin bu aşırı mesafeli ve buz gibi kişiliği Kael’i germişti. Müdürün kapısına vardıklarında Andre durdu.

"İşte burası. Müdür Felan içeride seni bekliyor. Bol şans, Kael."

"Ah, teşekkür ederi— Bir dakika! Bol şans derken?!"

Kael yutkunarak kapının kolunu çevirdi ve içeri girdi. Odada yoğun bir tütsü kokusu vardı. Müdür Felan, masasının arkasında oturmuş, önündeki parşömenlere bakıyordu.

"Bayan Felan, beni çağırmışsınız efendim."

Felan başını kaldırdı, o delici gözlerini Kael’e dikti.

"Ah, hoş geldin. Ben de seni bekliyordum. Otur lütfen." Kael geniş masanın önündeki deri koltuğa yerleşti.

"Okula alışabildin mi? Soylu öğrenciler sorun çıkarmıyor dur umarım."

"Alışmaya çalışıyorum, düşünceniz için teşekkür ederim."

Felan hafifçe gülümsedi ve ayağa kalktı. Kael’in gözlerinin tam içine odaklanmıştı.

"Kael Krowel... Zephyros senden bana bahsetmişti. Seni bir de kendi gözlerimle görmek istedim”

Felan masanın etrafında dolanıp tam Kael’in karşısında durdu.

"Söyle bana... Hangi soyadını tercih ediyorsun? Krowel mi... yoksa Val-Tenebris mi?"

Kael, duyduğu isimle birlikte sanki çarpılmışa döndü. Yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu, elleri titremeye başladı. Hızla ayağa kalktı. "Ben... Ben..."

Felan kahkaha atarak araya girdi.

"Ha ha ha! Bu kadar gergin olma evladım. İçinde ne sakladığını biliyorum. Zephyros benim en yakın arkadaşım sayılır, benden sır saklamaz. Gerçi o bana söylemese bile, sendeki o ağır iblis kokusunu bir mil öteden alabiliyorum."

Kael dehşet içindeydi. Eğer müdür bunu anladıysa, diğer öğretmenlerin de anlaması kaçınılmazdı . Felan, Kael’in gözlerinin içine bakarak sesini alçalttı:

"Tam olarak aklında ne var Kael? Senin gibi birinin bu akademiye gelmesindeki asıl amaç ne?"

Kael, düşünceler içinde kaybolmuştu. Vereceği cevap, belki de tüm hayatını belirleyecekti.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı