Kael çalışmalarına ara vermeden devam ediyordu. Sabahları erkenden kalkıp ormanda odun topluyor, öğleden sonralarını ise annesinin öğrettiği tekniklerle manasını geliştirerek geçiriyordu. Aradan haftalar geçmişti ve Kael artık 2. halkalı bir büyücü olmuştu. Daha önce kontrol etmekte zorlandığı 2. halka ateş büyülerini artık ustalıkla yönetebiliyordu. Kontrol etmekte zorlandığı o yakıcı enerji, artık avucunun içinde uysal bir kor gibi duruyordu. Sadece Ateş Duvarı değil, artık odaklanmış bir patlama yaratan "Kızıl Küre" büyüsünde de ustalaşmıştı. Enerjiyi tek bir noktaya odakladığı farklı saldırı büyülerini de hafızasına kazımıştı.

Eve doğru dönerken, ormanın huzurlu sessizliğini bozan bir şey hissetti. Ensesindeki tüyler ürperdi; gölgelerin arasından bir çift gözün onu izlediği hissine kapılmıştı. Kael olduğu yerde durup arkasına döndüğünde, yaşlı bir meşe ağacının gölgesinden çıkan o karaltıyı gördü. Siyah, yırtık pırtık bir pelerine bürünmüş, yüzünü ise üzerinde gümüş işlemeler olan bir karga maskesiyle gizlemişti. Adamın etrafındaki hava sanki çürümüş gibi soğuk ve ağırdı.

Kael elini hemen belindeki baltasına atarak bağırdı: — Sen de kimsin?

Fark edildiğini anlayan pelerinli yabancı, hiç vakit kaybetmeden hızla ormanın derinliklerine doğru koşmaya başladı. Kael, annesinin gösterdiği basit efsunlarla bedenini hızlandırıp yabancının peşine düştü. Takip sürerken yabancı aniden durdu ve elini sertçe yere vurdu: — Yükselin, kanlı ayın hizmetkarları!

Bir anda topraktan Kael'in üzerine saldırması için iki tane kızıl gölge kurdu çağırdı. Kael şaşkınlıkla duraksadı. Bu, annesinin bahsettiği özel sınıf büyülerden biri olan "Çağırma Büyüsü"ydü. Ancak asıl şaşkınlığı kurtları gördüğünde yaşadı; kurtların boynundaki kırmızı rünler, köye saldıran o canavarlarla tıpatıp aynıydı. Kael'in sesi öfkeyle titredi: — Köyüme o yaratıkları sen saldırttın! CEVAP VER!

Yabancı konuşkan değildi, sadece üzerine daha fazla kurt çağırmaya devam ediyordu. Maskeli adam eliyle bir işaret yaptı ve kurtları Kael'in üzerine saldı. Kael, 2. halka büyüsü olan "Ateş Duvarı" ile üzerine gelen saldırıları savuşturdu. Kurtlar ateş duvarına çarpıp savrulurken Kael durmadı. Bazılarını baltasıyla, bazılarını ise 1. halka olmasına rağmen yoğun mana aktararak güçlendirdiği ateş saldırılarıyla öldürüyordu. Manasıyla ısıttığı baltasını bir kurtun kafasına savururken, diğerine odaklanmış bir ateş oku fırlattı. Yabancı, kurbanının basit bir köylü olmadığını anlayınca uçurum kenarına doğru kaçmaya devam etti. Kael ise içinden, "Eğer bu adam kaçarsa köy asla güvende olmayacak," diye geçirerek kovalamaya devam etti.

Ormanın doğusuna doğru süren kovalamaca, bir uçurumun kenarında son buldu. Yabancı çıkmaza girince durup arkasını döndü. Kael hemen önündeydi. — Sana son kez soruyorum; kurtları köye sen mi saldırttın!

Yabancı alaycı bir şekilde gülmeye başladı: — Ben saldırttıysam ne olmuş yani? Alt tarafı zavallı birkaç köylü... Benim kurtlarım tarafından öldürüldüklerine şükretmeliler!

Kael o an öfkeden deliye döndü. Etrafındaki hava titremeye, ayaklarının dibindeki çimenler sıcaktan kararmaya başladı. Kontrolsüz büyü ona zarar verebilirdi ama siniri dinmiyordu. Aniden ateşten bir çehre sardı Kael'i; sanki alevlerin kendisi bir zırh gibi bedenini kaplamıştı. Baltasını ateşle sarıp maskeli adama doğru öfkeyle koşmaya başladı.

Maskeli adam küçümseyici bir sırıtışla Kael'in karşısına bir Alfa Kurt çağırdı. Kael daha önce bir alfa tarafından neredeyse öldürülüyordu ama şu an durum çok farklıydı. Gözleri öfkeden kan çanağına dönen Kael, ateş sardığı baltasıyla üzerine koşan devasa kurdun bedenini tek hamlede ikiye böldü.

Maskeli yabancı tedirgin olmaya başlamıştı. — Nasıl olur? O benim en güçlü çağrılarımdandı! Bir velet bunu nasıl yapabilir? diye bağırdı. Geriye doğru sendeleyerek elindeki mor çağırma kristalini yere attı: — Bunu sen istedin velet. Çağırma Sanatı: Kimera!

Kael, 2. halka ateş büyüsü olan "Alev Patlaması" ile saldırdı. Ancak toz duman dağıldığında, Kimera'da tek bir çizik bile yoktu. Kael baltasını kavrayıp tüm gücüyle yaratığın boynuna salladı; fakat çelik, Kimera'nın derisine çarptığı an ikiye ayrıldı. Bu yaratık kurtlarla kıyaslanamazdı. Kimera saldırıya geçti; Kael ateşten bir bariyer yapsa da yaratığın tek bir yumruğu bariyeri parçalayıp Kael'i bir ağaca savurdu.

Kael kanlar içinde yere düştü. Görüşü bulanıklaşıyor, bilinci kapanıyordu; yabancının kahkahaları uzaktan yankılanıyordu. Tam o sırada etrafı siyah bir aura sarmaya başladı. Kargalar acı acı ötmeye başlamış, ortam tamamen kasvetli bir havaya bürünmüştü. Kael zorla içindeki karanlık büyüyü uyandırmıştı.

Yabancı korkuyla geri çekildi: — Bu da ne? Ne tür bir hile bu!

Kael'in bedeni yerden yukarı süzüldü. Sol kürek kemiğinden; simsiyah, parçalanmış ama ihtişamlı tek bir kanat çıktı. Gözlerini açtığında, o saf kahverengi bakışların yerini mor, transparan bir ışık almıştı. Kael artık kendi vücudunda bir yolcuydu; bedenini kadim bir öfke yönetiyordu. Artık ateşin yerini kapkaranlık bir güç almıştı. Kael, Kimera'ya küçümseyen bakışlarla baktı: — Zavallı yaratık. 2. Halka Karanlık Büyü: Mezar Dikenleri!

Yerden çıkan kapkara iğneler Kimera'yı saniyeler içinde delik deşik etti.

O sırada evde çamaşır asan Nerya, ormanın doğusundan göğe yükselen o uğursuz, kara havayı gördü. Elindeki sepeti dehşetle yere düşürüp "Kael!" diye haykırdı ve ormana doğru koşmaya başladı. Yaklaştıkça o kara büyünün baskısını yüreğinde hissediyordu.

Maskeli adam geri geri sürüklendi, topuğu uçurumun kenarındaki gevşek taşa takıldı. Kaçacak yönü kalmadığını fark ettiğinde nefesi düzensizleşti; omuzları çöktü, sesi artık tehditkâr değil, kırık bir fısıltı gibiydi.

Kael, yabancıya doğru yürürken adam korkuyla yalvarıyordu: — Dur! Sadece şakalaşıyordum, gerçekten zarar vermek istemedim! Lütfen canımı bağışla!

Kael elini kaldırdı, sesi iki farklı ruhun aynı anda konuşması gibi yankılanıyordu: — Günahların bedeli ruhunla ödenir. Benden merhamet bekleme.

Tam o sırada yasak bir kelime fısıldamaya başladı: — Ruhun sönene dek, karanlık seni...

— KAEL! DUR!

Annesinin çığlığı ormanda yankılandı. Nerya, yüzü korkudan kireç gibi olmuş bir halde ormandan fırladı. Kael mor parlayan gözleriyle annesine dönüp: — Günahkarlar bedelini ödemeli, dedi.

Nerya, oğlunun bilincinin yerinde olmadığını anlayınca hemen 5. halkalı bir bariyer ile onu sarmaya çalıştı; ancak Kael tek bir el hareketiyle bariyeri paramparça etti. Nerya, onu zapt etmenin ne kadar zor olduğunu anlayınca son çare olan mühür büyüsüne başvurdu: — 6. Halka Mühür: Kadim Ruhun Prangaları! Karanlığı sarmala ve ışığa döndür!

maskeli yabancı bu anı fırsat bilip çağırma büyüsü ile çağırdığı kurdun üstüne atlayıp ormandan uzaklaştı

annesi maskeli yabancıyı bir yandan durdurmak istiyordu ama hem oğlunu mühürle tutup hemde maskeli yabancıya saldıramazdı oğlu onun için daha öncelikliydi

Topraktan fırlayan yeşil zincirler Kael'i sardı. Kael bu zincirleri kırmaya çalışsa da annesi üzerine bir de "Sakinleştirici Sis" ekleyince o siyah aura yavaş yavaş dağıldı. Tek kanat yok oldu ve Kael baygın halde annesinin kollarına düştü.

Gözlerini açtığında güneş batıyordu. Başını annesinin dizlerine koymuştu. Nerya oğlunun saçını okşuyordu. Kael bir anda panikle yerinden fırladı: — Anne! Yabancı! Köye saldıran adamı buldum! diye bağırırken etrafındaki dinginliği fark edip duraksadı. Hafızası bulanıktı. — Anne... Kimera'yı sen mi yendin?

Nerya, karanlık büyüden bahsetmek istemediği için: — Evet oğlum, dedi. Sesleri duyup geldim ve yaratığı yendim ama adam kaçtı.

Kael üzgünce: — Elimizden kaçmamalıydı, diye mırıldandı.

Eve vardıklarında Nerya kara kara düşünüyordu. Kael'in güçlerinin bu kadar erken uyanmasını beklemiyordu. Onu o halde, tek kanadıyla görmek canını yakmıştı. İçinden, "Şu anlık tek kanat sorun değil, zapt edilebilir," diye iyimser olmaya çalıştı. Ama Kael'in gerçekleri eninde sonunda öğreneceğini biliyordu. Sadece oğluyla huzurlu bir yaşam istiyordu ama kaderin buna izin vermeyeceğinden korkuyordu.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı