iblis güçlerine sahip olan abadon kendini az biraz toparlayabilmişti Mezrathus oğlunun üstündeki lanetli büyüyü kaldırmanın yolunu bulmuştu. İblis bedeninin muazzam yenilenme gücüde bir etkendi ancak patlamanın fiziksel izleri, o yanık ve parçalanmış dokular, Abaddon'un teninde birer iz olarak kalmıştı . Diğer yandan Nerya için durum çok daha kritikti; iblislerin şifa büyüleri insan doğasına aykırıydı ve Nerya'nın narin bedeni yasaklı büyünün zehrini atmakta zorlanıyordu.

Vaelmon, krallığın en iyi ışık büyücülerini ve şifacılarını her gün malikaneye yığıyordu. Nerya yavaş yavaş yataktan kalkabilir hale gelse de, ruhundaki o derin yara sızlamaya devam ediyordu. İkili, o gün sadece babalarının gözünü korkutmak için o büyüyü aktif etmişlerdi; birbirlerine asla zarar vermeyeceklerine dair yeminleri vardı. Ancak rüzgarın hiddeti ve yasaklı büyünün doğası, bu masum amacı bir trajediye dönüştürmüştü.

Aylar geçti. Nerya, 20. yaş gününün sabahında içinde tuhaf bir sıcaklık hissetti. Rüzgarın sertliği gitmiş, yerini toprağın ve yaşamın filizlenen gücüne bırakmıştı. Nerya, Doğu Krallığı'nda eşine az rastlanan, genellikle elflerin büyüsüne benzeyen doğa gücünü uyandırmıştı. Bu güç, en saf şifa kaynağıydı. Nerya, kendi manasını bir mühür gibi kullanarak bedenindeki laneti kilitledi. Artık lanet yayılmıyordu ama karşılığında Nerya'nın manası, bu kilidi tutmak için sürekli tükeniyordu.

Günün birinde, malikanenin kapısında davetsiz bir misafir belirdi. Abaddon, tek başına gelmişti. Vaelmon, kapıda bekleyen bu yaralı ama vakur adamı gördüğünde asasını sıkmadı.

"İçeri gel evlat," dedi Vaelmon. Sesi artık kibirli bir başbüyücü gibi değil, yorgun bir babanınki gibi çıkıyordu.

Abaddon içeri girer girmez Vaelmon'un önünde diz çöktü. "Sör Vaelmon... Ben nerya'ya o büyüyü göstermeseydim bunların hiçbiri yaşanmayacaktı. Sizden ve ailenizden nasıl özür dileyeceğimi, bu hatayı nasıl telafi edeceğimi bilmiyorum."

Vaelmon, bir zamanlar nefretle baktığı bu iblis gencin omuzlarından tutup onu ayağa kaldırdı. "Başını kaldır genç adam. Geçmişin küllerini eşeleyerek geleceği aydınlatamayız." Abaddon şaşkınlıkla bakarken Vaelmon devam etti: "Nerya doğa büyüsünü uyandırdı. Kendi yaralarını sarabiliyor. Tamamen iyileşmese de artık hayati bir tehlikesi yok."

Abaddon derin bir nefes aldı, omuzlarındaki o ağır yük biraz olsun hafiflemişti. "Aslında size buraya başka bir umut getirmek için geldim. Kuzeybatının sisli dağlarında yetişen ilahi bir çiçekten bahsediliyor: ismi 'Astra-Lumina'. Eğer bu çiçek bir iksir haline getirilirse, ruha işleyen en eski lanetleri bile söküp atabiliyormuş."

Vaelmon bu ismi hatırlıyordu. "Astra-Lumina... Ama o çiçek 'Galthar Harabeleri' denilen, 7. ve 8. halka canavarların cirit attığı o lanetli bölgede yetişmiyor muydu . Oraya gitmek için bir ordu gerek. Ben Başbüyücü olsam da, krallık bir çiçek için lejyonlarını riske atmaz. Üstelik Kuzey Krallığı'nın katı sınır kuralları varken oraya girmek imkansıza yakın ."

Abaddon'un yüzü düştü, son çaresi de imkansızlıklar denizinde kaybolmuştu. Vaelmon, gencin bu üzgün halini görünce gülümsedi. "Gel, o kadar yol gelmişsin. Nerya'yı kendin gör."

Arka bahçedeki çiçekli kameriyede çay içen Nerya, babasının yanında Abaddon'u görünce elindeki porselen fincanı yere düşürdü. Nerya, aylar süren hasretle koşup Abaddon'un boynuna sarıldı.

"Buradasın... Gerçekten buradasın!" diye fısıldadı Nerya. Abaddon ise ona daha sıkı sarılarak, "Seni bir daha asla bu kadar uzun süre yalnız bırakmayacağım," dedi. Nerya, Abaddon'un boynundaki ve kollarındaki yara izlerini fark ettiğinde içindeki sızı yeniden uyandı ama Abaddon'un bakışlarındaki o huzur ona güç vermişti

Vaelmon, ikiliyi baş başa bırakıp içeri geçti. Akşam olduğunda, Vaelmon kızının yanına oturdu. "Nerya... Bunca zaman sana bir kafes olduğum için beni affet. İtibarımı, senin kalbinden daha üstün tuttum ve bunun bedelini az kalsın ikiniz de canınızla ödüyordunuz. Artık karşı durmayacağım. Eğer omuz omuza yürümek istiyorsanız, bu yol sizin yolunuzdur."

Nerya, babasının bu samimi itirafı karşısında gözyaşlarını tutamadı ve ona teşekkür ederek sarıldı. Ancak kafasında bir plan vardı. Birkaç hafta sonra, Nerya anne ve babasını karşısına aldı.

"Anne, baba... Bana verdiğiniz bu özgürlük için minnettarım. Ama biliyorsunuz ki krallıktaki dedikodular bitmiyor. benim iblisle birlikle olduğumu öğrenirlerse babama darbe yapabileceklerinden korkuyorum Üstelik Merkez Toplantısı'ndaki suikastçıların iblislerle iş birliği yaptığı söylentileri halkın öfkesini hala canlı tutuyor. Ben... Abaddon ile birlikte, Doğu Krallığı'nın kimsenin uğramadığı ücra bir köyüne yerleşmeyi düşünüyorum . Orada, insanların haberi olmadan, sade bir hayat sürersek ipin ucu sizlere dokunmamış olacak

Vaelmon ve Elowen dehşetle karşı çıktılar. "Seni o ücra köşelere gönderemem! Ya lanetin nüksederse?" diye bağırdı Vaelmon.

"Baba, lütfen... Bu sadece benim değil, bizim huzurumuz için. Sizlerle bağımı koparmayacağım, sadece gözlerden uzak olacağız. Böylece ne senin itibarın zedelenir ne de biz sürekli bir av gibi yaşarız."

Vaelmon, kızının kararlılığını gördüğünde boyun eğdi. "Tek bir şartla... Sürekli irtibat halinde kalacağız. Her ay bana mektup göndereceksin. Eğer bir ay bile aksatırsan, ordumu toplar seni oradan geri getiririm. Para, kıyafet, büyü malzemesi... Ne istersen benden isteyeceksin."

Nerya gülümseyerek söz verdi. Diğer tarafta Mezrathus da Abaddon'un bu kararını saygıyla karşılamıştı. Abaddon üç kardeşin en küçüğüydü ve taht sırası ona zaten çok uzaktı. Mezrathus, oğlunun mutluluğunu her şeyin üstünde tuttu.

Nerya ve Abaddon, Doğu Krallığı'nın kıyısında, unutulmuş, yeşillikler içindeki o küçük köye yerleştiler. Artık nerya ne başbüyücünün kızı abadon ise ne iblis prensiydi ; onlar sadece birbirine ait olan iki ruhtu.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı