Nerya, Kael'e belli başlı efsunları ve büyü kontrolünü öğretmişti ancak artık bir duvara toslanmıştı; öğretebileceği çok bir şey kalmamıştı. Kael 2. halkanın sınırındaydı ve Nerya, oğlunun o karanlık büyüyle sarmalanmış halini gördükten sonra büyü öğretme konusunda iyice tedirgin olmuştu. Bir profesyonelin yardımı şarttı. Nerya, yıllar önce bağlarını kopardığı Doğu Krallığı'ndaki akrabalarından birine, güvenebildiği tek kişiye mektup yazmıştı.
Aradan iki gün geçti. Kael sabah uyandığında salonda annesinin yanında oturan, etrafına keskin bir rüzgar kokusu yayan yabancıyı gördü. Adam, Kael'i görünce gülümsedi: — Bizim delikanlı bu ha?
Nerya, "Oğlum, bu senin dayın Zephyros," dedi. "Kendisi 7. halkalı bir kraliyet büyücüsü ve akademisyendir. Sana akrabalarımızdan bahsetmedim, nedenlerim vardı ama bir gün anlayacaksın." Kael annesine güvendiği için üstelemedi. Nerya devam etti: "Zephyros dayın benden çok daha iyi bir büyü kullanıcısıdır, alanında bir dahidir. Seni bundan sonra o eğitecek."
Zephyros gülerek, "Beni utandırıyorsun Nerya," dedi. Kael ise şaşkındı: "Anne, senin tekniklerin de çok iyi, kendimi seninle geliştirdim ama..." Nerya sözünü kesti: "Oğlum, benim öğretilerimin bir sınırı var. Ben temelleri gösterdim ama büyü teorisi ve bilgisi konusunda bir bilirkişi kadar öğretemem. Zephyros dayına güven."
Kael şaşkındı. Annesi de harikaydı ama Zephyros'un duruşunda bile göğü yırtacak bir kudret vardı. Zephyros, Kael'in gözlerinde eski bir dostun, Nerya'nın gizemli eşinin bakışlarını gördü. Zephyros, Nerya'nın eşini tanıyordu. Normalde krallıktan gelip de herhangi birisine özel eğitim verecek birisi değildi; krallık adına çalışan büyücüler, çoğu aristokrat ve soyludan daha dokunulmaz ve bağımsızdırlar, sadece kraldan emir alırlar. Zephyros, o adamın oğlunun nasıl biri olduğunu merak ettiği için Nerya'nın mektubuna cevap verip Doğu Krallığı'ndan Nerya'nın yaşadığı köye kadar gelmişti. Zephyros, Nerya ve Kael'in trajik ayrılışının bu çocuğa değip değmeyeceğini düşünüyordu. Nerya, Zephyros'a Kael'in olayından bahsetmişti; o yüzden Zephyros yanında bir mühür yüzüğü de getirmişti.
Zephyros, "Gel bakalım delikanlı... İçindeki ateşi ve o titreyen karanlığı hissedebiliyorum. Ama doğada hiçbir alev, rüzgarın kucağından kurtulamaz. Bana sadece öfkeni değil, gerçekte kim olduğunu göster! Gücünü gölgelerin arkasına saklamayı bırak da rüzgarın karşısında ne kadar dayanabiliyorsun görelim," diyerek Kael'i denemek için dışarıya, ufak bir düelloya çağırdı.
Kael derin bir nefes aldı. Dayısının heybeti karşısında yutkunsa da geri adım atmazdı: — "Seni yenebileceğimi sanmıyorum dayı... Ama annemin bana olan güvenini boşa çıkarmayacağım. Eğer beni eğiteceksen, sana ne kadar ileri gidebileceğimi göstermeme izin ver. Lütfen, rüzgarını benden esirgeme!"
Küçük Bir Sınav: Ateş ve Rüzgarın Dansı Dışarı çıktıklarında Zephyros, "Önce neyimiz var bir bakalım," dedi. Kael hemen pozisyon aldı ve en güçlü büyüsü olan Kızıl Küre'yi hazırladı. Devasa bir ateş topunu Zephyros'a fırlattı. Ancak Zephyros elini bile kaldırmadı. Sadece hafifçe üfledi; oluşan küçük bir hava akımı Kael'in devasa ateşini havada asılı bıraktı ve saniyeler içinde söndürdü. Kael baltasını çekip üzerine atıldı ama dayısı bir rüzgar gibi yanından süzüldü. Kael ona dokunamıyordu bile, sanki boşluğa vuruyordu. Zephyros adeta bir yaprak gibi süzülerek her hamlesinden kaçıyordu. Zephyros, "Hız güzel ama öfken mananı köreltiyor evlat," diyerek Kael'i omzundan hafifçe ittirerek yere düşürdü.
"Bakışlarındaki o hüzünlü azim... Tıpkı babası gibi. Ama kalbindeki o ateş, babasınınkinden bile daha saf. Normal bir çocuk benim rüzgarımın karşısında ilk hamlede pes ederdi, o ise her seferinde daha kararlı bir adımla üzerime geldi. Nerya haklıymış. Bu çocuk sadece bir yetenek değil, o bir fırtınanın habercisi. Eğer bu potansiyeli doğru kullanmazsak Doğu Krallığı bile onun harlayacağı ateşi söndürmeye yetmeyebilir. Daha 14 yaşında... Bu kadar büyük bir yükün altında nasıl hala bu kadar masum kalabiliyor? Onu sadece bir büyücü değil, bir savaşçı olarak eğitmeliyim. Çünkü dünya, onun bu masumiyetini parçalamak için sıraya girecektir," diye söylendi içinden Zephyros.
Eve döndüklerinde Zephyros, yanında getirdiği, üzerinde antik rünler olan abanoz bir kutuyu açtı. Kutunun içinde yüzeyi gece kadar siyah ve üzerinde gümüş zincir işlemeleri olan bir Mühür Yüzüğü duruyordu. — "Bu yüzük sadece karanlık büyünü kilitleyecek. Sadece ateş büyüne odaklanmalısın. Bunu büyü araştırma tesisinden getirdim. Bu bir mühür yüzüğü, senin için özel ayar çektirdim. 6. halkaya ulaşana kadar bunu çıkarman yasak."
Kael elini uzattığında Zephyros, Kael'in parmağındaki Ay İşlemeli diğer yüzüğü görünce donup kaldı. "Bu yüzük... Bunu nereden buldun?" diye sordu hayretle. Kael, "Bir arkadaşımdan hediye, benim için çok kıymetli," dedi. Zephyros, kralın koruması olarak katıldığı ulusal toplantılarda bir Elf asilzadesinin elinde buna benzer bir yüzük gördüğünü hatırlar gibi oldu ama şimdilik üstelemedi.
Nerya, oğluna veda etmeden önce onu yatak odasına çağırdı. Halının altındaki gizli bölmeden, siyah kadife bir kılıfa sarılmış bir kılıç çıkardı. Kılıcı kılıfından sıyırdığında oda sanki bir anlığına sessizleşmişti. Kabzasında mor gözlü, canlıymış gibi duran bir ejderha motifi vardı. Nerya, "Bu babanın kılıcı. Bu bir Büyülü Kılıç. Sıradan çelikten değil, manayı emen özel bir cevherden dövüldü. Baban bunu bana vermişti, şimdi sana veriyorum. 6. halkanın sınırına gelene kadar sakın kınından çıkarma, şu an kontrol edemezsin," dedi.
Kael kılıcı sırtına bağladı, annesine son bir kez sıkıca sarıldı. "Merak etme anne, en kısa sürede seni görmeye geleceğim," dedi. Nerya, oğlunun eline görünmez bir efsun çizdi; bu, kalp atışlarını hissetmesini sağlayan bir bağdı. Böylece ne kadar uzakta olursa olsun oğlunun hayati değerleri hakkında bilgi alabilecekti.
Nerya, Kael'in eline efsunu çizdiğinde, Kael bir süre eline bakıp yumruğunu sıktı. Bakışlarını annesine çevirdi, bu sefer sesi daha sakindi.
"Anne, dayımla gitmem gerektiğini biliyorum," dedi Kael, gözlerini annesinden ayırmadan. "Kendimi geliştirmem, bu mühürleri kontrol etmem gerektiğini de anlıyorum. Ama içim rahat değil. Sen burada yalnızsın ve hala tam iyileşmedin. Ben oradayken, buralarda bir terslik olursa nasıl yetişeceğim?"
Nerya, oğlunun omzuna elini koydu, güven veren bir gülümsemeyle; "Yetişmene gerek kalmayacak kadar güçlenmen için gidiyorsun Kael," dedi.. Bana güven, ben kendime bakabilirim. Sen sadece dayına ve eğitime odaklan."
Kael derin bir nefes aldı, annesine sıkıca sarıldı. "Yüzüğü takacağım, kılıcı da sırtımdan indirmeyeceğim. diye söz verdi. At arabasına doğru yürürken adımları artık daha emindi
At arabası köyden uzaklaşırken güneş, ufukta erimiş altın gibi batıyordu. Kael camdan dışarı bakarken ormanın silueti yavaş yavaş kayboluyordu. At arabasında Zephyros, "Annen kılıcı verdi demek... O kılıç babanın kullandığı özel bir silahtır, normal büyülü kılıçlara benzemez. Kendini geliştirmeden sakın kınından çıkarma," diye uyardı. Kael yolu izlerken sordu: — "Dayı, babamı tanıyorsun değil mi? Kendisini pek tanımıyorum ama bizi terk edip gittiği için onu asla affetmeyeceğim."
Zephyros iç çekerek ufka baktı: — "Affetmek veya nefret etmek için önce gerçeği bilmen gerekir evlat. Olay sadece 'terk etmek' değil. Ama unutma; bir büyücünün en büyük düşmanı öfkesidir. Zihnin bir göl kadar berrak olmazsa, o kılıç da büyü de seni tüketir."
Zephyros, karşısında oturan yeğeninin kucağındaki kılıca sıkı sıkıya sarıldığını fark etti. — "O kılıç ağır mı geliyor delikanlı? Sadece ağırlığından bahsetmiyorum, taşıdığı anlamdan bahsediyorum."
Kael başını camdan çevirip dayısına baktı: — "Biraz... Annem bunun babamın kılıcı olduğunu söylediğinde, sanki sadece bir silah değil de bir yabancıyı sırtımda taşıyormuşum gibi hissettim. Onu hiç tanımıyorum dayı. İnsan hiç görmediği birinden nefret edebilir mi?"
Zephyros derin bir iç çekip arkasına yaslandı: — "Nefret, boşluktan beslenir Kael. Onu tanımadığın için kalbinde oluşan o boşluğu öfkeyle doldurmaya çalışıyorsun. Ama baban... o kılıcı kınından çıkardığında rüzgar bile yön değiştirirdi. Annen seni ondan korumaya çalışmadı, aslında seni o dünyanın ağırlığından korumaya çalıştı."
Kael kaşlarını çattı, sesi biraz kısıldı: — "Annem hasta dayı. O her gün acı çekerken babamın nerede olduğunu bilmemek beni asıl mahveden şey. Eğer o kadar güçlüyse, neden yanımızda değildi?"
Zephyros, Kael'in elindeki mühür yüzüğüne işaret ederek gülümsedi: — "Bazı insanlar dünyayı kurtarmak için en sevdiklerini feda etmek zorunda kalır. Bazıları ise sadece sevdiklerini korumak için dünyayı karşısına alır. Babanın hangisi olduğunu anlaman için önce kendi gücünün neye hizmet edeceğine karar vermelisin. Doğu Krallığı'na vardığımızda sadece büyü öğrenmeyeceksin; kimin için savaşacağını da öğreneceksin."
Dışarıda güneş artık tamamen batmış, yerini gümüş bir ay ışığına bırakmıştı. At arabası karanlığın içinde, Kael'in kaderine doğru yol almaya devam ediyordu. Kael sessizce at arabasının tıkırtılarını dinledi. Önünde bir yıllık cehennem gibi bir eğitim, arkasında ise sırlarla dolu bir geçmiş vardı. Gökyüzündeki ilk yıldız parlarken, Kael artık sadece bir köylü çocuğu değil, bir Büyücü Şövalye adayıydı.


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı