Nerya ve Abaddon, Doğu Krallığı'nın huzurlu ve sessiz bir köyüne yerleşmişlerdi. Aradan geçen bir yılın sonunda, hayatlarının en büyük mucizesi olan Kael dünyaya geldi. Ancak bu mutluluk kısa sürdü. Normalde iblis çocukları güçlerini 4-5 yaşlarında uyandırırdı ama Kael'in melez kanı, bu kuralları tanımıyordu. Küçük bedeni, aynı anda damarlarında akan insan manasını ve iblis karanlığını kaldıramıyordu. İblis tarafı uyanmaya başladığında, Kael'in vücudu her gün bir cam gibi çatlamaya başladı.
Nerya, doğa büyüsüyle gece gündüz oğlunun yaralarını sarsa da, içeriden gelen o karanlığı bastıramıyordu. Abaddon ise çaresizce izliyordu; oğlunun yarı insan olan tarafına zarar vermekten korktuğu için kendi karanlık gücünü üzerinde kullanmaya çekiniyordu.
"Nerya, her gün daha kötü oluyor... Doğa büyüsü artık sadece yüzeyi onarıyor, içerideki fırtınayı durduramıyor. Bir şeyler yapmamız lazım," dedi Abaddon, sesi titreyerek. Oğlunun acıdan kıvranan minik bedenine bakmak, abadonun kalbi için bile çok fazlaydı.
Abaddon'un aklına gelen tek çare tehlikeliydi. "Kael'in iblis tarafını mühürlemeliyiz. Ama bunun için ruhu ve manayı dengeleyen kadim bir artefakt lazım. Bu sayede iblis manası bedeni yakıp geçmeden bir kafese hapsolur."
Nerya'nın gözleri korkuyla açıldı. "Tutulma Parçası'ndan mı bahsediyorsun? Kuzey Krallığı'nın araştırma tesislerinde üretilen o nesneden mi? Abaddon, oraya bir iblisin girmesi imkansız! Seni fark ettikleri an Kuzey'in tüm ordusu üzerine çöker."
"Kael her gün ölüme bir adım daha yaklaşıyor Nerya. Artefakt olmadan mühürlersek, hassas manası tamamen parçalanır. Ben kanatlarımı saklayabiliyorum, bir insan gibi görünebilirim. Beni merak etme, hızlıca halledip döneceğim."
Nerya, oğlunun nefes alışındaki zayıflamayı hissettiğinde başka çaresi olmadığını anladı. Abaddon'un ellerini tuttu. "Bana söz ver, kendini tehlikeye atmayacaksın. Eğer fark edilirsen hemen orayı terk et. Kael bizim için her şey, ama senin canını da bu uğurda kaybetmek istemiyorum."
Abaddon, karısına sıkıca sarıldı ve karanlığın içinde kayboldu. Kuzey Krallığı'na vardığında, "Gölge Adımları" tekniğiyle sınırdaki muhafızları birer hayalet gibi geçti. Normal bir iblis, krallığın mana algılama teknolojisine yakalanırdı; fakat Abaddon soylu bir iblis olduğu için manasını bastırabiliyordu .yerel halktan Tutulma Parçası hakkında bilgiler toplamaya başladı dediklerine göre krallığın araştırma tesisinde üretilen bu artefakt bir müzayede de açık artırmaya çıkacak dı abaddonun şansına ise müzayede bu akşam dı abaddon akşam olmasını bekleyip müzayede evine gizlice girdi. Kuzey Krallığı'nın soğuk ve ihtişamlı başkentindeki Müzayede Evi'nin devasa kapılarından içeri süzüldü. Kapıdaki muhafızlar, üzerindeki pelerini süzerek ona baktılar. Girişteki devasa Mana kristalleri, her ziyaretçinin içindeki gücü ölçmek için loş bir ışık yayıyordu. Abaddon, soylu iblis kanının verdiği büyü gücü ile manasını tekrar baskıladı ; kristaller onun yanından geçerken tepkisiz kaldı, onu sıradan ve manasız bir soylu gibi algıladılar.
İçerisi, Doğu Krallığı'nın mütevazı köylerine hiç benzemiyordu. Altın varaklı sütunlar, kristal avizeler ve kadife koltuklar... Salon, Kuzey'in en kibirli soylularıyla doluydu. VIP localarından aşağıya yayılan parfüm ve pahalı şarap kokusu, Abaddon'un keskin duyularını rahatsız ediyordu.
Sahneye, yüzünde yapmacık bir gülümseme olan müzayede yöneticisi çıktı. Birkaç önemsiz antikadan sonra, asıl meseleye gelindi. Kadife bir yastığın üzerinde, etrafındaki ışığı adeta emen, siyah ve beyazın iç içe geçtiği o parça belirdi.
"Ve işte hanımlar beyler... krallığın araştırma tesisinde üretilen ,: Tutulma Parçası! Sadece en vahşi manaları bile bir kafese hapsedecek kadar kudretli bir mühür taşı!"
müzayedecinin sesi salonda yankılandı: "Başlangıç fiyatı, 50 bin Aureon!"
En ön sıradan Baron Korthas rahat bir tavırla elini kaldırdı. "100 bin," dedi, sanki önemsiz bir bahşiş veriyormuş gibi. Yanındaki soylu kadınlar kıkırdayarak ona hayranlıkla baktılar.
Fiyat hızla yükseldi. "150 bin!" "220 bin!" "280 bin!"
Korthas, oturduğu yerde arkasına yaslanıp alaycı bir gülümsemeyle salona bakındı. "300 bin Aureon," dedi sesi yükselerek. "Daha fazla zorlamayın, bu parça bu gece benim koleksiyonuma girecek."
Salon bir anlığına sessizliğe gömüldü. Korthas zafer kazanmış bir edayla arkasına yaslanmıştı ki, arka sıraların en karanlık köşesinden, buz gibi bir ses yükseldi:
"350 bin Aureon."
Herkes aynı anda arkasına döndü. Salon bir anda uğultuyla ve fısıltılarla çalkalanmaya başladı. "Kim bu adam?" "O pelerinin altında 350 bin Aureon mu var?" "Korthas'a kafa tutan bu cesur budala da kim?"
Korthas'ın yüzündeki gülümseme dondu, boynundaki damarlar belirginleşti. Sinirden titreyen elleriyle koltuğunun kenarını sıktı. Bir kez daha teklif verecek gibi oldu ama yanındaki kahyası kulağına eğilip harcama limitlerini aştıklarını fısıldayınca istemesede parçadan vazgeçmek zorunda kaldı..
"350 bin Aureon!" diye bağırdı müzayedeci,. "Satıldı! Bu gizemli ve cömert misafirimize!"
Abaddon, ödeme noktasına doğru ilerlerken Korthas ve korumaları yolunu kesti. Korthas, Abaddon'un omuzuna sertçe çarpıp geçerken durdu ve maskeli yüzüne doğru baktı
"O taşı aldığını sanıyorsun ama sadece benim için taşıyorsun, yabancı," diye fısıldadı kibirli bir sesle. "Kuzey'in yolları tekinsizdir, maskenin arkasındaki o kellenin yerinde kalmasını istiyorsan dikkatli ol."
Abaddon hiçbir şey demedi. Maskesinin altındaki gözleri, Korthas'ın gözlerine sadece bir saniye kilitlendi. O saniyede Korthas, hayatında hiç hissetmediği bir korkunun iliklerine kadar işlediğini hissetti; sanki karşısındaki insan değil, bir canavar duruyordu . Abaddon cevap vermeden yanından geçip gitti.
Sorumlunun yanına vardığında, adam artefaktı uzattı. "Adınızı öğrenebilir miyim efendim? Kayıtlar için..."
"İsimsiz bir maceracıyım," dedi Abaddon tok bir sesle. Altın keselerini masaya bıraktı. "Adıma ihtiyacın yok, sadece eseri ver."
Artefaktı pelerininin altına gizleyen Abaddon, arkasında bıraktığı meraklı orduyu ve Korthas'ın öfkeli bakışlarını umursamadan, dışarıya doğru hızlı adımlarla çıktı. Zaman daralıyordu; Kael evde acı çekiyordu ve Kuzey'in kibirli soylusu çoktan abaddonun peşine düşmüştü.
Abaddon daha krallık sınırlarına ulaşamadan önü kesildi. Karşısında zırhlı muhafızlar ve başında duran, kibrinden yanına yaklaşılamayan bir soylu vardı.
"Dur bakalım orada, maskeli yabancı," dedi adam küçümseyerek.
Abaddon durdu. "Sizinle konuşacak vaktim yok. Yolumdan çekilin." Tam o sırada üzerine bir ateş topu fırlatıldı. Abaddon eliyle büyüyü zahmetsizce dağıttı.
"Beni tanımıyorsun galiba? Ben Baron Korthas. Kuzey Krallığı'nda benden habersiz kuş uçmaz. Müzayedede benim alacağım mala göz diken o cesur adamı merak ettim sadece ."
Abaddon "Müzayedede en çok parayı veren malı alır. Son kez uyarıyorum, çekilin önümden."
Korthas öfkeyle haykırdı. "Maskenin altından ne kadar da kibirli konuşuyorsun! Muhafızlar, yakalayın şu herifi!"
Üzerine koşan onca muhafızı Abaddon tek tek, sadece fiziksel gücüyle yere serdi. Korthas'ın yüzü sinirden kıpkırmızı oldu. "Sizi beceriksizler! Soven, şu adamın icabına bak hemen!"
Soven, 6. halka bir ateş büyücüsüydü. Asasını kaldırıp Abaddon'a patlayıcı bir büyü fırlattı. Abaddon yine elini siper ederek büyüyü durdurdu. Soven dehşetle geri çekildi. içinden "Bu adam benim ateş büyülerimi çıplak eliyle nasıl durdurabilir? maskenin altındaki kişi Kesinlikle sıradan birisi değil daha temkinli olmalıyım " diye düşündü.
Korthas sabırsızlanıyordu. "Ne bekliyorsun Soven? Bitir işini!"
Soven, tüm manasını toplayarak 6. halkanın zirvesinde devasa bir ateş çemberi oluşturdu. Yıkıcı bir ısı dalgasıyla büyüyü serbest bıraktı. Abaddon, oğlu evde acı çekerken bu insanların onu oyalamasına artık dayanamadı. Gözleri karanlık bir mor renge büründü. Elini uzatıp saf karanlık bir mana patlaması gönderdi. Karanlık, gelen ateşi bir kağıt gibi delip geçti ve Korthas ile yanındakileri şiddetli bir patlamayla savurdu.
Yerde acı içinde kıvranan Soven, havada süzülen 6 kanatlı heybetli gölgeye baktı. "S-sen... Karanlık mana rengi... Sen insan değilsin..." diyebildi bayılmadan hemen önce. Abaddon, kanatlarını rüzgara vurarak çoktan karanlığın içine karışmıştı.


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı