Krowell Malikanesi'nin geniş oturma odasında, tarihin en huzursuz sessizliklerinden biri hüküm sürüyordu. Karşılıklı koltuklarda iki devasa güç oturuyordu: Doğu Krallığı'nın Başbüyücüsü Vaelmon Krowell ve İblis Diyarı'nın kudretli ismi Mezrathus Val-Tenebris. Vaelmon'un arkasında Nerya ve annesi Elowen, adeta fırtına öncesi sessizliği solurken; Mezrathus'un arkasında oğlu Abaddon, babasının heybetli gölgesinde dik duruyordu.

Mezrathus, derin ve otoriter sesiyle sessizliği bozarak . "Bay Vaelmon, gönderdiğiniz mektubu aldım. Satırlarınızdan taşan öfke o kadar belirgindi ki, oğlum ve kızınız arasındaki bu durumun ciddiyetini bizzat yerinde görmek istedim." Mezrathus, aslında yufka yürekli bir baba olsa da, dışarıdan bakıldığında bir dağı andıran sertliğe sahipti. Bakışlarını ağır ağır oğluna çevirdi. "Abaddon... Söyleyecek bir şeyin var mı? Bu sessizlik meseleyi çözmüyor."

Abaddon, babasının gözlerinin içine kararlılıkla baktı. "Evet baba. Nerya'yı seviyorum. Durum bu raddeye geldikten sonra, gerçeği sizlerden saklamanın artık ne onurumuza ne de aşkımıza bir faydası var."

Vaelmon, dişlerini sıkarak araya girdi. Sesi titriyordu. "Nerya nişanlı bir kız! Bu münasebetsiz ilişkiyi derhal kesmenizi istiyorum!"

Nerya, babasının otoritesine rağmen öne atıldı. "Ben nişanlı falan değilim baba! Kendi hayatım üzerine yaptığın pazarlıkları kabul etmiyorum!"

Vaelmon kükredi: "Nerya, sen sus! Büyüklerin konuşuyor!"

Mezrathus, ortamın gerginliğini soğuk bir sakinlikle izledi. "Peki... Aile içi meseleleriniz beni pek ilgilendirmiyor. Ben sadece oğlumun sevdiği kadını görmek istedim. Ancak anladığım kadarıyla Bay Vaelmon, siz bu ilişkiyi desteklemiyorsunuz. Sebebi sadece bizim 'iblis' olmamız mı, yoksa başka bir korkunuz mu var?"

Odadaki hava bir anda ağırlaştı, sanki yerçekimi iki katına çıkmıştı. Vaelmon buz gibi bir sesle cevap verdi: "Bay Mezrathus, siz de biliyorsunuz ki; Doğu Krallığı'nda benim kızımın bir iblisle birlikte olduğu söylentisi yayılırsa, bu benim itibarım için felaket olur. Gençlerin aklı bu politik dengeleri kesmiyor olabilir ama biz büyükler olarak bu meseleyi kökten çözmek zorundayız."

Mezrathus'un gözlerinde kırmızı bir parıltı belirdi. "İtibarın mı? Bizim türümüzden bu kadar mı korkuyorsun Vaelmon? Savaş biteli çok oldu, bunu sen de biliyorsun."

"Korkmak mı?" Vaelmon ayağa kalktı, etrafında küçük rüzgar manaları oluşmaya başlamıştı. "Ben Başbüyücüyüm! Tek önemsediğim şey krallıktaki itibarım ve düzenimdir. Bir iblisin bunu çökertmesine, hanedanımı lekelemesine asla göz yumamam!"

"Bu ne cürret!" Mezrathus ayağa kalktığında, malikanenin temelleri sarsılmaya başladı. Duvarlardaki tablolar yere düştü, pencereler zangırdadı. İki liderin aurası birbirine çarptıkça havada mor ve yeşil kıvılcımlar çakıyordu. Mezrathus kükredi: "Siz insanlar, kendi türünüz dışındaki herkesi küçük görme eğilimindesiniz! Gel gör ki ne bizden fazla yaşayabiliyorsunuz ne de büyü gücünüz bize denk... Yinede bu küstahlığınızdan ödün vermiyorsunuz!"

Ortam artık patlama noktasına gelmişti. Elowen ve Abaddon hemen araya girdiler. Abaddon babasının kolunu tuttu. "Baba! Lütfen sakin ol!" Elowen ise eşine sarıldı. "Vaelmon, hayatım kendine gel! Çocukları korkutuyorsunuz, malikaneyi başımıza yıkacaksınız!"

Mezrathus, derin bir nefes alarak aurasını bastırdı ama öfkesi hala hissediliyordu. "Abaddon, gidiyoruz. Burada daha fazla durursam sakinliğimi koruyabileceğimi sanmıyorum. Nerya ile olan bu saçmalığa burada nokta koyun."

Abaddon yerinden kıpırdamadı. "Hayır baba. Ben Nerya'dan ayrılmayacağım. Bana sorduğunda cevabımı vermiştim, kararım değişmedi."

Mezrathus, oğlunun bu asiliğini ilk kez görüyordu. Abaddon her zaman soğuk, mesafeli ve babasına itaatkar bir evlattı. Vaelmon bu kararlılık karşısında çılgına döndü. "Sen kim oluyorsun da benim kızımı sahipleniyorsun? Sen ona layık değilsin, aşağılık yaratık!" diyerek elinde bir büyü topladı.

Tam o anda, odanın ortasında dehşet verici bir mana yoğunluğu oluştu. Abaddon ve Nerya, önceden planladıkları o tehlikeli ve yasaklı büyüyü aktif hale getirdiler: "Ruh Bağlayan Çift Başlı Mızrak." İkisinin de ellerinde, uçları birbirlerine dönük, simsiyah ve parlayan mızrak benzeri bir enerji kütlesi belirdi. Bu büyü, eğer biri zarar görürse diğerinin de ruhunu parçalayacak bir lanet taşıyordu.

Vaelmon dehşetle bağırdı: "Nerya, kafayı mı yedin? Derhal o yasaklı büyüyü iptal et!"

Mezrathus da paniğe kapılmıştı. "Abaddon Val-Tenebris! Emrediyorum sana, büyüyü derhal iptal et!"

Elowen gözyaşları içinde yalvarıyordu: "Kızım, lütfen kendine zarar verme! Yapma bunu!"

Nerya, elindeki büyüyü sıkıca tutarak babasına baktı. "Anne, kusura bakma... Ama sevmediğim, ruhsuz bir adamla siyasi bir evlilik yapmaktansa, burada ölmeyi yeğlerim."

Abaddon, Mezrathus'a dönerek ekledi: "Baba, sana kararımı açıkça söylemiştim. Nerya'ya olan sevgim sadece lafta değil. Beni az da olsa tanıyorsan, bu büyüyü kendi üzerimde kullanmaktan çekinmeyeceğimi biliyorsundur."

Vaelmon öfkeden kuduruyordu. "Sen! Kızımı da kendi karanlık işlerine alet ettin! Biliyordum, iblislere asla güven olmaz!"

Mezrathus, durumun ciddiyetini kavrayarak Vaelmon'a döndü. "Vaelmon, bırak... Bırak gençler birlikte olsunlar. Görmüyor musun? Kendi canlarını göze alacak kadar seviyorlar birbirlerini."

"Hayatta olmaz!" dedi Vaelmon inatla. "Nerya bir iblisle birlikte olamaz!"

"Seni inatçı herif! Kızının hayatını bile mi önemsemiyorsun?"

Vaelmon, kızının elindeki yasaklı büyüyü devre dışı bırakmak için ani bir rüzgar hamlesi yaptı. Ancak hesaplayamadığı bir şey vardı: Yasaklı büyüler, ilahi kanunlara dokunurdu ve dışarıdan gelen her türlü müdahaleyi bir tehdit olarak algılayıp tepki verirdi. Vaelmon'un rüzgarı mızrağa çarptığı an, büyü bir "karşı patlama" ile infilak etti.

Mezrathus ve Vaelmon, aynı salise içinde ellerini kaldırdılar. Mezrathus şovalyeleri arkasına alarak karanlıktan bir sur örmeye, Vaelmon ise elowe ile birliklte rüzgardan bir bariyer yaratmaya çalıştı. Ancak yasaklı büyünün yaydığı o mor halka, her iki liderin bariyerini de parçaladı patlamanın etkisi ile odanın etrafına savruldular . Bu, insan ya da iblis gücüyle durdurulabilecek bir şey değildi;. Zaman yavaşladı. İki kudretli lider, kendi yarattıkları kaosun içinde ilk kez aciz kalmışlardı. Müdahale etmek için çok geçlerdi.

"NERYA!"

Abaddon'un haykırışı odadaki tüm sesleri bastırdı. İblis, fiziksel sınırlarını hiçe sayarak, kanatlarını rüzgarın bile yetişemeyeceği bir hızla açtı. Patlama gerçekleştiğinde, Abaddon bir kalkan görevi görerek Nerya'nın üzerine kapandı.

Toz bulutu yavaşça dağıldığında ortaya çıkan manzara, Vaelmon'un zihnini susturdu. Dizlerinin üzerine çökmüş bir iblis vardı. Kanatları yanmış, kemiksi yapıları yer yer parçalanmıştı. Ama o iblis hâlâ kızını siper ediyordu. Nerya, Abaddon'un kollarında, titreyerek ama hayatta duruyordu.

Vaelmon'un parmakları asasının üzerinde zangır zangır titredi. Bu... mümkün değildi. Bir iblis, kendi canını üstelik bir iblisin en büyük onuru olan kanatlarını hiçe sayarak bir insanı korumuştu. Hem de onun kızını.

Vaelmon'un zihninde yıllardır biriktirdiği o kalın duvarlar; "İblisler bencildir," "İblisler sadece yıkım getirir," "İblisler ruhsuzdur" diyen o nefret, bu görüntü karşısında tel tel dökülmeye başladı. içindeki o taşlaşmış gururu ilk kez çatlamıştı

Abaddon, zorlukla nefes alırken Nerya'nın saçlarına düşen küller arasında hafifçe gülümsedi.yüzünde . Sadece bir rahatlama ve Sevdiğini kurtarmış olmanın verdiği o saf, huzur.vardı

Vaelmon bir adım attı ama ayakları sanki zemine çivilenmiş gibiydi.Elowen'in hıçkırıklar arasındaki sesi duyuldu: "Vaelmon... Kızımız yaşıyor. O... O kurtardı onu."

Başbüyücü'nün göğsü, sanki üzerine koca bir dağ binmiş gibi ağırlaştı. Hayatında büyüye, rüzgara, krallıklara hükmeden bu adam, şu an kendi göğüs kafesinin içindeki o basit duyguya hükmedemiyordu. Yavaşça Abaddon'a baktı. Sesindeki o eski kibir gitmiş, yerini derin bir boşluk almıştı.

"Sen..." Sesi çatladı, yutkunarak toparlamaya çalıştı. "Bunu neden yaptın? Kendi ırkının onurunu, kanatlarını... Neden bir insan için feda ettin?"

Abaddon gözlerini zar zor araladı, bakışları hâlâ Nerya'daydı. "Çünkü o benim hayatım sör Vaelmon. neryanın hayatını korumak için onura ihtiyacım yok ."

Bu yıkıcı cevap, Vaelmon'un içindeki son direnç kırıntısını da paramparça etti. Başbüyücü asasını yere bıraktı. Omuzları çökmüş, yılların yükü bir anda üzerine binmişti. Odadaki o baskıcı rüzgar aurası tamamen söndü.

Uzun, bir sessizlik oldu. Sonunda Vaelmon, bir özür dilemekten çok daha ağır, bir itiraftan çok daha acı o cümleyi fısıldadı:

"Görünen o ki... Ben sadece bir kör değil, aynı zamanda bir korkakmışım."

Vaelmon "Üzgünüm" dememişti; çünkü yaptığı hatanın büyüklüğünü bu kelimenin kapatmayacağını biliyordu. Ama o an, Abaddon'un yaralı kanatlarına bakarken, Başbüyücü Vaelmon Krowell'in içindeki nefret ilk kez susmuştu.; geriye sadece kızının hayatını bir iblise borçlu olan, yıkılmış bir baba kaldı.

Mezrathus, oğlunu bariyerin içine alamadığı için büyük bir pişmanlık duyuyordu. "Abaddon, hemen İblis Diyarı'na dönmeliyiz. Bu büyünün lanetini üzerinizden nasıl kaldırırız bakacağız."

Abaddon başını salladı. "Nerya da bu büyüye maruz kaldı baba... Lanetli büyüleri kaldırmak zordur. Eğer bir çaresini bulursak, Nerya'ya da yardım etmeliyiz."

Vaelmon araya girdi: "Ben de elimden geleni yapacağım. Doğu Krallığı şifa büyüleriyle ünlüdür, her kaynağı kullanacağım."

Mezrathus, yaralı oğlunu ve yanındaki siyah zırhlı şövalyeleri alarak malikaneden ayrıldı. Nerya, saraydan gönderilen şifacıların yatıştırıcı büyüleriyle lanetin acısını dindirmeye çalışırken, annesi Elowen ise kızının başucundan bir an olsun ayrılmıyordu.

Vaelmon ise gece yarısı balkonunda, elindeki asayı sıkarak karanlığa bakıyordu. Bir iblisin kızını canı pahasına koruması, tüm inançlarını altüst etmişti.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı