Ayağa kalktı. ‘’Kılıcıma el mi koydunuz yoksa?’’
Gözünü onun bedenine dikti. ‘’Hayır. Kılıçla geldiğini sanmıyorum.’’
İçinden, kendi kendine söylenmeye başladı. ‘’Bu bir sorun. Eylemsizlik kılıcım yokken çalışmaz. Oluşum tekniği hakkında da pek bilgim yok. Enerji manipülasyonunda daha gelişmiş bir haldeyim. Bir şeyler denemeliyim.’’
Enerji manipülasyonu ile, sıradan bir kılıç biçimledi. Avucuyla sapından tuttu. ‘’Bu benim babamı öldüren amcam. Ona bir gram bile acıma duygusu duymuyorum.’’
Hafif saldırı pozisyonu aldı. Sapından sıkıca tuttuktan sonra ileri atıldı ona doğru. Anında boynunu hedefleyen bir saldırı, tereddüt yoktu.
Kılıcının saldırısı onun boynuna değdiğinde, kılıç parçalandı ve onun boynunu kesemedi. Yerde kayarak durdu. Arkasına bakarken Kral ayağa kalktı ve güldü. ‘’Hah. İzin vermeme rağmen yapamadın değil mi?’’
‘’Sıra benim.’’
Dediği anda, Herhangi bir hız veya hareket etme belirtisi görmemişti. Bir anda dibinde beliren, karnına giren devasa bir kılıç hissetmişti. O kadar hızlı olmuştu ki her şey, acısı bile sonradan hissedilmişti.
Amcası karnına kılıcını sokmuş, koskocaman kılıcını içinden çekmişti. Bunu yaparken Yuukka’nın bağırsaklarından ufak bir kısmı dışarıya sarktı. Delicesine kanlar akmaya başlamış ve bilinci direk gitmişti.
‘’Ölmeden önce son sözümü söylememe izin ver. İnsanların en güçlüsü, Omai Schnitza bile, benim gücümün yanında bir fareden başka bir şey değildir. İnsan tarihinde piyasa fiyatı olan tek kişi. Kendine çok güvense de dış alemi tatmamış biri için fazla özgüvenli. Ölümünün ardından dünya seni kabul ettiği için onlara saldıracağım.’’
Yuukka gözlerini kapatmayı reddetti. En nefret ettiği kişinin nefret edilen hareketler yapmak istemesini söylemesi daha çok nefretini katladı. Bu ona aşırı hırs kazandırdığı için, iradesini bir nebze güçlendirdi.
Ama Omai, haklı falan değildi. İrade, güçlendirilemez, irade ile doğulurdu. İradenin güçlenmesi, duygular ile sağlanamazdı. Özelliklede öfke, intikam duygularından kaynaklanan bu iradeyse.
İrade, kişinin kendini sadece tamamen yeni bir hayatı amaç edinip kökünden değişmesiyle olanak sağlanır. Bir kişi iradeye sahip olmuşsa, eski alışkanlıklarının hiçbirini yapmaması gerekir. Bu iradesini zayıflatır.
İrade duygular ile değil, köklü bir değişim ile sağlanır. Ama ağır duygular, köklü değişim için gereken motivasyonu verebilir. Motivasyon geçici olsa bile yeni hayatı az buçuk benimseyen ve bundan denge bulan kişi, yeni hayatına, dengeli hayatına devam eder. Asıl olay, sadece değişimi kabullenmektir.
Yuukka ölmeyi reddedecek kadar bir hırsa sahip olmuştu. Ama bedeni bunu reddediyordu.
Nasıl kurtulabileceğini, nasıl hayatta kalabileceğini hiç bilmiyordu. Doğduğundan bu yana olacak her şeyi bilen, geleceği değiştirebilen Maraka Aruma, son dokunuşunu yaptı.
Kendisi bir işkence yöntemi biçiminde pozisyonlanmış ve yüzyıllarca bu şekilde mühürde kalan birisiydi.
Zaman, madde, yaratılmış hiçbir şey içermeyen bu alanda mahsurdu. Ama o kadar güçlü bir varlıktı ki, böylesine güçlü, değişik bir mühür tekniğini bile zayıflatabilmeyi başarmıştı.
‘’Ayağa kalk evlat. Bu seni durduramaz.’’ Derin bir sırıtış ve zihnine giren bir ikinci kişi...
Bunu asla kavrayamazdı. Ama dışardan bir etki ile absürt bir iyileşme sergiliyordu.
Kan akmayı durdurdu. Üstü başı tamamen kan olmuş, Karnı bir delik gibi açılmıştı ama buna rağmen iyileşebilmişti.
Yavaşça ayağa kalktı. Gözlerini kapattı ve kendi kendine söyledi. ‘’Maraka Aruma. Değil mi?’’
Cevap yoktu. Zihninde sadece bir an belirmiş ve zihninden çıkmıştı.
Üstünü başını düzeltirken sesler geldi.
‘’Bakın.’’
‘’Ayağa kalktı.’’
Kral bu lafların ardından arkasını döndü. Onun canlı kanlı ayakta durduğunu görebiliyordu.
Yuukka ciddiyetini kazanmış ve kendine tam özgüvenle söylemişti.
‘’Benim adım Yuukka Sermante. Yaratılmış bütün Gölgelerin kralıyım.’’
Kral buna şaşırmasına karşın. Yuukka Oluşum tekniğini ölüm korkusuyla fazlasıyla düşünmüştü. Ardından denedi.
Avucunu açtı ve havaya yönlendirdi.
Kılıcı yavaştan oluşmaya başladı. Bedene bağlanmış bir nesnenin, oluşum süreciydi. Bedene bağlanan bir cisim, yok olsa bile geri getirilebilir.
Kılıcı tam potansiyel biçimde oluşmuş, hata yoktu.
Kılıcını eline alıp aşağıya savurdu. Ardından yere ters ve dik şekilde tuttu.
Gözleri faltaşı gibi açıldı kralın. ‘’Yoksa?’’
Işınlandı ve elini onun kılıcına koydu. Kılıcı alıp ters tarafa fırlattı. Yuukka buna şaşırmıştı. Kendisinden açık ara güçlüydü kral. Tek avantajı Baskı gücü avantajını kullanmak olurdu.
Bu da sadece teknik yükseltme yeteneği ile gerçekleşirdi.
Gözleri ile kılıcın fırlatıldığı ve saplandığı duvara bakındı. Oraya doğru koşarak hamle yapmak isterken Kral onun boynundan tuttu. Havaya yükseltip yere yapıştırdı.
Yer çatladı ve bir alt kata düştüler.
Yuukka tek fırsatını kullanmak istedi.
‘’Eylemsizlik.’’
Havada süzülen kan damlaları, daha kendileri bile yere düşmezken, Yuukka bu tekniği ile saldırısını çoktan yapmıştı.
Yere inerken şaşkınlıkla kollarındaki boynundaki, bacaklarındaki, gövdelerindeki sıyrıklara bakınıyordu.
‘’Bu ne? Algılayamadım mı? Hızını?’’
Yuukka’da yere indi ve kılıcı elindeydi. Kılıcı hafiften çatlamıştı. Yuukka onu kesemediği için, en hırslı olduğu anda ve en güçlü olma potansiyelini yaşadığı anda bile, sadece ona sıyrık atabilmiş, üstüne kılıcı da çatlamıştı.
‘’Nasıl olur?’’
Kral ona doğru döndü. Elini şıklatacaktı ki ses geldi.
‘’Efendim. Buna bakmanız gerek.’’
Kral kafasını yukarı kaldırdı. ‘’Dinliyorum.’’
Biraz zaman geçmiş ve ciddi bir olayın başlığı ilgisini çekmişti.
Utra’nın ihaneti.
Tahtında oturur bir haldeyken, kellesi vücudundan ayrılmış ve gözünün önünde duran bu cesede bakınıyordu.
‘’Bunu kim yaptı?’’
‘’1. Kumandan efendim. 2. Kumandan ise, yardımcınız olduğu için, kişisel sebepten ötürü bir savaş başlatma kararı aldı.’’
Çok ciddi bir ses tonuyla söyledi. ‘’2. Kumandanı emrime getirin. Yoksa kellesini alırım.’’
‘’Emredersiniz efendim.’’
Birkaç Muhafız geçidin içinden geçerken, kral ise avucunu Utra’nın cesedine yöneltti.
‘’Diril.’’
Utranın kafası, vücudundan bir bitkiden yeni bir yaprak yetişmesi gibi iyileşmeye başlamıştı. Ardından gözlerini açtı. Endişe ve ter içinde doğruldu. Kafasını ve boynunu kontrol etti.
‘’Ne?’’
'’Sana konuşma hakkı veriyorum Utra kumandan. Neler döndüğüyle ilgili ve dünya ile ilgili ne biliyorsan anlatacaksın.’’
Etrafına bakındı. 1.Kumandan vardı. Diğer Kumandanları görememişti. ‘’Savaş devam ediyor mu?’’
Dediği anda bir parmağı kesiliverdi. Acıdan bağırdı. Kan yere akmıştı biraz ama umursamadı.
‘’Sana soru sorma hakkı vermedim. Konuş sadece Utra.’’
İç çekti Utra. Acısını umursamaksızın anlatması gerekiyordu.
‘’Dünya, insanların yaşam alanıdır. İnsanlar o kadar güçlü değillerdi. Sadece sayılı insan güçlü denebilirdi. Gizli örgüt var olduğundan beri, güçlenenlerin sayısı çokça arttı. İnsanlar kendi ettiklerini kendi bulurlar tarzı ile yaşamaya başladılar. Deney denilen faaliyetler gösterildi ve bu faaliyet veren örgütlerin zirvesi Bulutların ötesinde adlı bir örgüttür. Liderleri, Piyasa fiyatı bile olan Omai Schnitza’dır.
Omai Schnitza, dış diyarlardan korunmak için her bir insan oğlunun olağan üstü güçlere sahip olması gerektiğine inanan birisi. Ben kimseyi korumam, herkes kendini korur, yolu ben yaratırım diye düşünüyor diyebilirim.
Amacı, Herkesi yüceltirken insanların çoğunun başarısız yüceltilmesinden dolayı, bu başarısızlığı ortadan kaldırmak. Doğru yolu bulduğunu düşünüyorum çünkü deneylerinde artık enerji değişimi hissedilemiyor. Artık başarısız olmadan her insanı yüceltebilecek bir güce sahip.
Buna güç diyorum çünkü birden fazla kez bedene bağlama büyüsü yapabilen tek kişi, bildiğimiz kadarıyla.
Doğru başarının kombinasyonunu bağlama büyüsü ile kendine bir büyüsel teknik haline getirdi. Böylece artık herhangi bir alete gerek kalmaksızın sadece büyüsü ile insanları yüceltebilir.
Ama doğru kombinasyon olsa bile, bu sadece işin yarısı. Diğer yarısı ona göre.
İrade.
İrade olmadan bu güç yönetilemez. İnsanlara haddinden fazla yük verilmemeli. Fazla yükü hak edecek bir irade ve yüceltme gerekli.
İrade’yi güçlendirmenin yollarını arıyor diyebiliriz. Çok yönlü güçleri var, birden fazla şartlı teknik kullanabilir ve bir bedel ödemez. İnsan ötesi bir durum.’’
Sırıttı Kral. ‘’Peki o zaman. Olası bir savaşta onunla karşı karşıya kaldım diyelim. Bu konu hakkında ne düşünüyorsun?’’
‘’Efendim. Kıyaslama geçersiz. İnsanlar sizinle baş edemez.’’
Sırıttı. ‘’Bu doğru. Yaşama hakkı kazandın. İhanetini geçersiz kılıyorum. 2. Kumandanı diyarımıza geri getir. Kumandan olarak görevine devam edebilirsin.’’
Yuukka olanları dinlemişti. Kendince konuştu. ‘’Şaka mı bu? Utra Kumandanı geri diriltti. Bu, amcamın gücü mü?’’
Utra’nın amacı ise en başından beri kralı devirip tahta Yuukka’yı tahta geçirmekti.
Utra ise Kralın muhteşem ötesi gücüne rağmen onu nasıl devireceklerini çaresizce düşünmeye başlamıştı.
Utra ayağa kalktı. Ardından Yuukka’nın koluna girdi. Ama bu sırada Kral sert sesiyle çıkıştı.
‘’Yuukka burada kalacak.’’
Önünde diz çöktü. ‘’Peki efendim.’’
Kralın bildiği ihanet, sadece Yuukka ile anlaşma yapmasından ibaretti. Hiçbir detay hakkında bilgisi yoktu.
Muhafızlara seslendi bu sırada. ‘’Sarayımdan başka bir yerde başka bir geçit daha olması gerekiyor. Kumandanlarım o geçitten geçerek insanların diyarına girdiler. Geçidi bulup kapatmanızı istiyorum.’’
Muhafızlar bu görev için saraydan ayrılırken, bir başka muhafızla ise kralın emrini kumandanlara iletmek için saraydaki geçidi kullandılar.
İnsan diyarına geçtiler. Ardından, her bir zeminin kana bulandığı çokça fazla Gölgelerin cesedinin kesilip biçildiğini ve neredeyse gönderilen hepsinin öldüğünü gördü muhafızlar.
Kumandanların hepsi hayattaydı.
‘’2. Kumandanım. Kral sizi emrine istiyor. Geri gelmenizi ve kendi kafanıza göre savaş başlatmamanızı istiyor.’’
2. Kumandan kaşlarını çatıp ona doğru sinirle baktı. ‘’Anlıyorum. Geçidin varlığını öğrendi demek.’’
Sakinleştirdi kendini ve bu sırada Ebvabil’e dönerek söylendi. ‘’Herkesi öldürmen anlamsız. Bir dahaki geldiğimde kralımın onayını alarak bunu yapacağım. Ve insanları öldürürken hiç tereddüt etmeyeceğim. En başta seni öldüreceğim. Sıfırıncı kurucu.’’
Ebvabil eliyle geçiştirir gibi hareket yaptı. ‘’Aman aman. Merakla beklemiyorum. Gelmeseniz daha iyi olur. Sizin için savaş çocuk oyuncağı gibi gözüküyor hem.’’
‘’Bu doğru. Bizim namımız...’’
‘’Ah evet. Namınızı biliyorum. İstilacı ırk olarak geçiyor. Gölge olmanıza rağmen, ırkınız çoğu savaşı kazandı. Sence bu kimin sayesindeydi?’’
‘’Kimin sayesinde olduğunun önemi yok. Varlıklarımızı genişletirsek. Bu ırkımızın konumunu yüceltir. Bana kalsa istilacı olarak kalmaya devam etmeliydik.’’
‘’Demek böyle düşünüyorsun.’’
Büyük koca geçitten, Utra kumandanda geçti ve 2. Kumandanın yanına kadar yürüdü. Yan yana durdular.
‘’Ne oldu ihanet eden kumandan. Ayrıca seni öldürmüştü. Kralımız seni neden diriltti?’’
Ebvabil bu tabire alışık değildi tabi. Dikkatlice analiz yapmaya başladı. ‘’Diriltti? Diriltme büyüsü kullanan birisi, Gerçekten de bu dünya da onu aşan biri olamaz.’’
Diriltme büyüsü, aslında adı bu değil. Ama amacının diriltme olmasından dolayı ona diriltme büyüsü dendi.
10 aşamalı ve en güçlü şeyleri yapan bir büyü sınıfı var. Bu büyü sınıfı kaynak enerji olarak saf, kara, lanet gibi enerjileri kullanmaz, Baskı gücünün enerjisini kullanır. Ve bu sınıfın adı da
Baskı büyüsü.
10 aşamalı bir büyüdür. Her aşaması olağan üstü şeylere olanak sağlar. Örnek verirsek, 10. Aşaması Marakanın içinde bulunduğu, Tanrı mühür tekniğidir.
6. aşaması evrenler arasında geçitler oluşturur. 5. aşaması diriltir.
Bunlar sadece örnekti.
Baskı büyüsünün 5. aşamasını rahatlıkla kullandığını anlamıştı. Baskı büyülerini herkes kullanamazdı.
‘’Gitmeden önce, buraya attığınız baskın sonucunda öldürdüğüm kişilerin kişisel olmadığını ve habersiz ziyaretinizin sonucundan ortaya çıktığını söylemek isterim. Kralınız bir savaş başlatmamalı.’’
2. Kumandan buna öfkeyle bakındı. ‘’Saçmalık. Savaş bizim için bir araçtır. Tabii ki istediğimiz zaman savaşırız. Ve rakibimizi ortadan kaldırırız. Direnenler önümüzde diz çöker ve ölürler.’’
Ebvabil iç çekti. ‘’Bunu da anladım. Amacınızı da anladım. İyi madem. O zaman bir anlaşma yapmama izin verin. İnsanlar savaşa hazır değiller. Bu yüzden, ilişkilerimizi düzene sokacak bir anlaşma yapmak istiyorum. Lütfen beni kralına götür.’’
2. Kumandan kılıcını beline soktu. ‘’Peki. Gel benimle insan.’’
Bütün kumandanlara emir verdi. ‘’Geçtikten sonra gizlediğimiz geçidi kapatın.’’
Gölgeler geçitten geçerken, Ebvabil’de içeriye girmiş, kendini bir anda sarayda bulmuş ve bir insana ait saf enerji hissetmeye başlamıştı. Etrafına bakındı. Bu sırada Yuukka’yı görmüştü. Muhafızlar 2 kolundan tutarak onu bir yere götürmek için kapıdan çıkmışlardı. Saray fazla büyük olduğundan biraz şaşırmıştı. Karşısında kocaman ve kalıplı adamın kral olduğunu hemen anladı.
Kral içeriye giren yabancıyı tabii ki de sorgulayacaktı.
‘’İçeriye giren bu misafirde kim?’’
2. Kumandan çömeldi ve diz çöktü. ‘’Beni bağışlayın efendim. Bu şahıs...’’
Ebvabil onun sözünü keserek önüne geçti ve dik duruşunu korudu.
‘’Ben dünya üzerindeki en büyük bölünmüş kraliyetlerin hepsini yöneten kişiyim. Adım Ebvabil.’’
Kral ayağa kalktı. ‘’Temsilci misin?’’
‘’İnanın bana, insanlar, evrenler arası konseyde yeri olsaydı, temsilcileri ben olurdum.’’
‘’Anlıyorum. Peki o zaman. Bütün halkım için, insanlar adına özür diliyorum. Yapabileceğimiz bir şey var mı?’’
‘’Bir anlaşma.’’
‘’Ne? Efendim bunu yapmayın.’’ Dedi içindeki siniri göstererek. Ama bunu dışarıya yansıtmamıştı.
‘’Gölgelerin sağı solu belli olmadığı için, bir büyülü anlaşma yapmak istiyorum. Cayan taraf, büyü kanunlarıyla cezalandırılır.’’
Kral bunu duyunca gülümsedi. Tahtına geri oturdu. ‘’Üzgünüm ama büyülü anlaşma yapmayacağım.’’
Ebvabil sırıttı bunu duyunca. Çünkü kralında, herhangi bir zaman, bütün düşüncelerine ters hareket gösterebilir belirtisini fark etmişti.
‘’Peki o zaman. Anlıyorum. Ağırladığınız için teşekkürlerimi sunarım. Hoş bir karşılama oldu. Bu kadar yumuşak olmasını beklemiyordum.’’
‘’Sen... Sıfırıncı kurucu olmalısın. Bütün kraliyetlerin yöneticisisin.’’
‘’Evet. Doğru.’’
‘’Başka bir şey sormama izin verin.’’
‘’Söz senindir.’’
‘’İstilacı ırk tanımları ile tanınan birisiniz. Şu anda kral namındaki bu kişi de bu görüşü benimsiyor mu acaba?’’
Biraz güldü buna. ‘’Haha. Anladım. Kendince önlem almaya çalışıyorsun. Endişelenmeyin. İnsanlar istemediğim bir şey yapmadığı sürece, benim tarafımda olabilirler.’’
Utra buna sinirlenmişti. İnsanları neden arkadaş olarak görsün ki? Hiçbir farklı diyara güvenilmezdi ona göre. Özellikle Omai dünyanın yöneticisi olursa çok sıkıntılı zamanların kendilerini beklediğini düşünüyordu.
‘’Efendim. Bunu reddetmeliyim. İnsanlar arkadaşımız olamaz. Omai terörü varken bu olmamalı. Onu hafife alamayız. İnsanları kontrol ettiği zaman her şey biter.’’
‘’İnsanları kontrol etmek derken?’’
‘’Asıl amacı zaten kontroldü. Her bir insan güçlendikten sonra insanlar kendi güçlerini kontrol edemezdi. Hepsinin yüksek iradeli olamayacağını anladığı zaman, büyüsel bir teknik ile irade vermek isteyecek. Ve bunun diğer adı da kontrol.’’
‘’Yani?’’
‘’Kontrol ederse eğer, savaşı o başlatabilir diyorum. Omai hafife alınmamalı. Yerini hala bulamadım ama uğraşıyorum.’’
‘’Anlıyorum. Onun hakkında çok bilgi sahibisin.‘’
‘’Dünya benim bölgem. Ve araştırmalarımı yaparım. Diğer kumandanlarıma sorarım. Sizler kendi görevlendirildiğiniz diyarların analizini yapıyor musunuz?’’
‘’Pbbşş. Kendi aralarında kavga eden çok ırk yok. İnsanlar bunun tek örneği bile olabilir. Analiz yapacak bir rapor yok ortada yani.’’
Kafasını eğdi Utra. Aslında görevlerini çok umursamadıklarını fark etti. ‘’Anlıyorum.’’
Bu sırada ise Yuukka’yı zindana kapatmışlar, muhafızda kilitlemişti kapıyı. Yuukka somurtarak oturdu.
‘’Cidden mi? Kılıçla boynunu kesememem absürt bir güç değil mi? Bu eleman ne kadar güçlü ki? Nasıl yeneceğim onu.’’
‘’Artık eylemsizlik yeteneğimin, birazda olsa hızımı ölçtü. Onu yenmek için bambaşka bir şey yapmalıyım. Ne yapsam ki?’’
‘’Hey. Muhafız.’’
Muhafızlardan biri umursamadı ama diğeri arkasını döndü. ‘’Efendim?’’
‘’Bir bakar mısın?’’
Diğeri soğuk bakışıyla söyledi. ‘’Onu manipüle edecek sözle söyleme. Zindan genetik büyüleri devre dışı bırakıyor. Kendi tekniğini kullanamazsın.’’
Şaşırdı buna. Hiç beklemediği bir şeydi. Gülümsedi. Diğer muhafız yanına kadar geldi o sırada. ‘’Söyle.’’
‘’Beni buradan çıkarın. Tahta geçtiğimde merhamet dilenecekseniz... Bunu yapın.’’
‘’Sen. Hiçbir zaman kral olamayacaksın. Yuukka. Kralımız seni neden öldürmedi bilmiyorum ama. Buraya geldiğin an ölmen gerekiyordu.’’
‘’Tsch. Sen artık kaderini belirledin. Tahta geçtiğimde bütün zihni yıkanmışlardan kurtulacağım.’’
‘’Tahta hiç geçmeyeceksin Yuukka.’’
Onu bırakıp gittiler. Yuukka yalnız başına oturmaya başladı. Düşüncelere dalmışken ise Kumandanlardan biri sordu.
‘’Yuukka’yı neden öldürmediniz efendim?’’
Ona doğru döndü oturduğu tahttan. ‘’Ciddi bir mesele. Dışarıdan yardım alıyor. Kendine has enerjiyle iyileşmedi. Onu biri iyileştirdi. Temas halinde olmadan, uzaktan bir iyileşme sunuldu ona. Bizim diyarımızda temas olmadan iyileştirebilen biri yok. Başka diyardan bu etkiyi yapabilen biri ise, bana göre sadece... Maraka Aruma’dır.’’
Herkes şok olmuştu onun adını duyunca. ‘’Maraka mı? Neden Yuukka’ya yardım etsinki?’’
‘’Bilemiyorum.’’
‘’Efendim. Maraka’yı karşımıza alamayız. Tanrısal bir katil o.’’
‘’Bunu da biliyorum. Bu yüzden henüz Yuukka’yı öldürmeyeceğim.’’
‘’Efendim. Bu çok ciddi bir sorun olabilir. Maraka bize düşman olduğu için mi Yuukka’yı iyileştirdi? Yoksa başka...’’
Biraz sinirlendi. Sesini yükseltmişti. ‘’Bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum. Bu yüzden Yuukka diyarımızda kalacak. ‘’
Utra’da Yuukka’yı ziyarete geldi. Demirliklere tıklattı iki kez. Yuukka Uyuyordu ve tek gözünü açtı.
‘’Utra?’’
‘’Olacakları anlatmak ister misin? Neden seni öldürmedi.’’
Doğruldu Yuukka. Sırtını duvara yasladı. Ensesini okşarken cevapladı. ‘’Bilemiyorum. Ama Maraka Zihnime girdi. Beni iyileştirdi. Bilemiyorum nedeni neydi? Ne amaçlıyordu ama...’’
‘’Maraka’nın gerçek gücü ne? Neden herkes ondan korkuyor?’’
Utra afallamıştı. ‘’Ne saçmalıyorsun? Eleman Mührün içinden büyü kullanıyor. Gücünün sınırı bile olmadığını gösterebilir bu. Ona düşman düşmemeliyiz.’’
‘’Tsch. Cidden mi? Yaratılan biri sınırsız olamaz.’’
‘’Konumuz bu değil. Seni çıkartmam gerek. Bir plan...’’
‘’Plan belli değil mi? Omai’nin yeri öğrenildiğinde, amcamın bile oraya gittiğinden emin ol. Beni o zaman kurtarırsın. Şimdi çok şüphe çeker. Sen ölmüştün kardeşim biraz dikkatli davran.’’
‘’Peki peki.’’
İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı