Ses gelmeyince omuz silkti. ‘’Duyduklarına eminim.’’

Yuukka o sırada gözleri kapalıydı ama konuştu. ‘’Kendi kendine mi konuşuyorsun sen?’’

Ona şaşırarak baktı. ‘’Demek uyandın. Kalk da bir şeyler hazırla. Ben uğraşamam.’’

Yan tarafa döndü. ‘’Üzgünüm. Hala yatıyorum.’’

‘’Uyanıksın?’’

‘’Ama yataktayım değil mi? İlk kalkan kahvaltıyı hazırlar.’’

‘’Bazen çekilmez birisin Yuukka.’’

Güldü o da. Tek gözünü açıp baktı. ‘’Aynısından.’’

Mutfağa geçti. Önlük taktı. Bıçağı sallayarak eline aldı. Dolaba bir göz gezdirdi. ‘’ Kış için hazırlanmış domates püresi. Çok uzun süre bozulamazlar. İşimi görür.’’

Bıçakla havasını aldı. Ardından tavayı ocağa koyup kısık ateşe aldı. Pürenin hepsini boşalttı. Kavanozu kenara koydu ve tahta kaşık ile yavaşça yaydı.

Biber yoktu bu yüzden aklına bir fikir geldi.

Yuukka’nın yanına geldi. ‘’Biber lazım. Gitmeye üşeniyorsan eylemsizlik ile alıp gel. Anında elimizde olur.’’

‘’Ha bire güç kullanmak istemiyorum. Beni çok yoruyor.’’

‘’Hadi ama domatesi çoktan ocağa koydum. Ben gidip gelene kadar yanarlar.’’

‘’Domatesler yanıyor mu?’’ Şaşırmıştı Yuukka.

Cevahirde çok bilgili değildi. ‘’Bilmem. Ateşi yaktım sonuçta her şey yanmaz mı?’’

‘’Tam bir baş belasısın Cevo.’’

O da gülümsedi. ‘’Sende az değilsin Yuko.’’

Ayağa kalktı Yuukka. Gözleri biraz uykuluydu. Ama bunu yaptı. Avucunu açtı. Ve eylemsizlik yeteneğini kullandı. Biberler anında belirmiş ve alışveriş yaptığı bakkalın masasına kâğıt para koyulmuş haldeydi.

Masasının üzerinde duran paraya baktı. ‘’Bu da ne? Burada mıydı?’’

Biberleri doğrama aşamasına geçti Cevahir. Hızlıca, bir şefmiş gibi deneyimli bir şekilde yapıyordu bunu. Ardından hepsini döktü. Kaşıkla iyice domatesin içine yedirdi. Kenardaki tuzluğu aldı. 2 takla attırıp biraz içine döktü.

Yuukka mutfağa girerken Cevahir dolabı açtı. 2 yumurta aldı ve tokuşturarak kırdı. Ve profesyonel bir şekilde ikisi de iki elindeyken yumurtayı döktü.

Artık sadece pişmesini beklemek kalmıştı.

‘’Haa? Anladım. Adama adam yapıyorsun.’’

‘’Hahha. Çok komik.’’

Mutfak eldiveni giyip tavayı eline alıp masaya koydu. ‘’Hazır.’’

Yuukka somurttu. ‘’Görebiliyorum.’’

Karınlarını bir güzel doyururlarken Yuukka konuyu açtı. ‘’Şimdi. Planımız ne?’’

‘’Adamı öldürmeseydin bir planım vardı. Ama işler zorlaştı.’’

Koca ekmeği ağzına tıktı sonra.

‘’Şimdi, adam öldü. Planımız ne? Şimdiki zamandan bahsediyorum. Geçmişi düşünme. Örgütün yerini nasıl bulacağız?’’

‘’Bilmem. Cadının yanına gidip, ondan geleceği görmesini isteyen kişilerin listesini verebilir belki. Ne dersin?’’

‘’Aptal! Pazar alanında konaklıyordu. Ve çadırdı. Demek ki, pazar neredeyse, kendisi de oraya gidiyor.’’

Güldü Cevahir. ‘’Endişelenme. Her gün nerede pazar yapıldığını iyi biliyorum.’’

‘’İyi o zaman. Hızlı ye.’’

‘’Yavaş yesem de hızlı yesem de sonuçta gideceğiz değil mi?’’

Yuukka donuk bir bakış attı. ‘’Anlıyorum.’’

Ayağa kalktı kendisi ve Cevahir’in kolundan tuttu. ‘’Hadi dedim.’’

Cevahir son lokmayı ağzına atarken bir domates parçası yere düştü. Ama son lokmayı atabildi ağzına.

‘’Acele etmesene.’’

‘’Hadi dedim.

Kapıyı açıp çıktılar. Garajı açtılar. Arabaya bindiler. Yine Yuukka sürüyordu.

‘’Nerede bu pazar? Hadi söyle.’’

‘’Tam olarak bilmiyorum yani.’’

Uzun bir sürüş sonrası, pazar kalabalığından uzak bir kaldırım yanına park ettiler. Farklı bir ilçe, farklı bir alandı. Pazar’ın önüne kadar yürümeye devam ettiler.

‘’Dağılalım mı?’’

Kafasıyla onayladı Yuukka.

İkisi de farklı girişlerden içeriye girdiler. Yuukka telefonunu çıkardı. ‘’Sesim geliyor mu?’’

Güldü Cevahir. ‘’Çok net. Tıpkı kraliyet hattı gibi, hiç aksaklık yok.’’

‘’İyi düşündük. Böyle sürekli iletişime geçebiliriz.’’

Yuukka bir şeyi daha merak etti. ‘’Bak Cevo ne diyeceğim sana.’’

İnsanların arasında çadır umarak yürümeye devam ediyorlardı bu sırada. ‘’Söyle.’’

‘’Bu hatta konuşuyorsun. Ama sana dönen bir lider veya kurucu hiç duymadım. Seni kale alıyorlar mı merak ediyorum.’’
‘’Alıyorlardır herhalde? Sonuçta bir liderim.’’

Biraz dalga geçer gibi söyledi Yuukka. ‘’Ama yenisin. Belki de ciddiye almıyorlardır.’’

Cevahir duraksadı. ‘’Aklımı karıştırma. Liderim o kadar.’’

‘’Peki peki. Sadece sordum.’’

Biraz yürümüşlerdi. Ardından bir çadır gördü. Aynı çadırdı. Çadırın rengi de aynıydı.

Telefonu ağzına götürdü. ‘’Gördüm.’’

Cevahir duraksadı. ‘’Neredesin?’’

‘’Konum atıyorum. Hızlı ol. Tek gireceğim. Gelirsin.’’

‘’Tamam.’’
Çadıra doğru yürüdü. Yavaşça yaklaşırken, içeriden sesler, konuşma sesleri duyuyordu. Birisi cadıyla konuşuyordu. Hafiften kafasını içeriye uzattı ve kim olduğunu merak etti.

Kalıplı birisiydi ve çok dik, kin bakışlarını cadıya yöneltmişti. Cadı ise bunu umursamıyordu. Yuukka net ifadesiyle içeriye adım attı.

Hızlıca ikisi de ona bakındı. Ama cadı bunu gördüğü için tepki vermedi. Biliyordu çünkü. Geleceğini görmüştü.

Yuukka kalıplı, kendisinden uzun bu adama baktı. ‘’Gitmek için 3 saniyen var.’’

Kalıplı adam bunu umursamadı. Onu kenara itmek için elini yöneltti ama Yuukka kendi eliyle bunu durdurdu.

‘’Ne yaptığını sanıyorsun?’’

‘’Çekil yolumdan. Çekirge.’’

Cadı yerde oturuyordu. Paraları sininin üzerinden aldı ve saymaya başladı. Yuukka aydınlandı ve bir şey sormak istedi.

‘’Ne sordun cadıya? Dökül bakalım. Seni öldürmem gerekmez.’’

Kalıplı adamın surat ifadesi baya bir değişti. Aşırı şaşkınlıkla sormadan edemedi.

‘’Sen Yuukka Sermante’misin?’’

Kafasını kaldırdı cadı. ‘’Ah. Olamaz.’’

Kafasıyla onayladı Yuukka. ‘’Öyleysem ne olmuş?’’

İyice sırıttı bu koca adam. Elindeki, kalıplaşmış bir belgeyi gösterdi. ‘’İyi haber. Sana bir değer biçilmiş. Ama kendi vatanın bu değeri görmezden geliyor. Seni istiyorlar.’’

İyice şaşırmıştı buna. ‘’Sen... İnsan değilsin.’’

‘’Gölge kralının 3. kumandanı, Utra kumandanın sana bir mesajı var. Gelsen de gelmesen de öleceksin.’’

Şaşkındı. Elini belindeki kılıcına attı Yuukka. Kalıplı adam sırıttı bunu görünce. ‘’Gelecek söylendi. Gölge kralını indirecek bir gücün yok. Krala meydan okuma hakkın var. Ama öleceksin. Varsayılan gelecekleri de söyledi. İnsan arkadaşlarının da yardım ettiği gelecekte, benim vatanıma ihanet edip, bize karşı savaşacağını da söyledi. İhanet gerçekleştirmeden seni öldüreceğim.’’
Yuukka delice şaşkınlık geçiriyordu.

‘’Utra Kumandan? Dünyada mı şu an?’’

Utra kumandan, hatta gölgelerin ilk 5 kumandanı 2 yüzyıldır hiç değişmemişti. Yani onu her gölge tanırdı.

‘’Evet. Senin için gelmek istiyordu ama Evrenler arası geçidin başında bekliyor. Bu yüzden seni öldürüp cesedini ona götüreceğim.’’

‘’Bekle bekle. Bir dakika. Beni nasıl buldun ve neden şimdi?’’

‘’Seni bulmak mı? Seni biz sürgün ettik unuttun mu?’’

Daha da şaşırmıştı. ‘’Ama seni tanımıyorum.’’

‘’Utra kumandanın yardımcısıyım. Geçit açık durumda olduğu için, olağan üstü karmaşaları önlemek için, geçidin başında bekliyor. Şanslıysan, bir anlaşma yapıp hayatını bağışlayabilir.’’

‘’Nasıl yani? Utra kumandan... Evren geçidini açabiliyor mu?’’
İyice sırıttı. ‘’Şu an burada olduğumuza göre... Detayları ona sorarsın. Hıhhı.’’

Çok garip bir alet çıkardı. Telsiz gibi kullanarak konuştu. ‘’Kumandanım. Gelmeyi kabul etti. Zor kullanmıyorum. Sakince geleceğiz.’’

Cevap geldi.

Yuukka soğuk surat ifadesini takındı. Kendi telefonunu çıkardı. ‘’Çadır olayını halledersin. Ufak kişisel problemlerim ortaya çıktı. Bir bakmaya gidiyorum.’’

‘’Ha?? Bekle. Kişisel derken?’’

‘’Çok soru sorma. Ciddi mesele.’’

Ofladı. ‘’Tamam tamam.’’

Kumandanın yardımcısı Yuukka’nın omzuna dokundu. Anında yer değiştirdiler. 15 metre çapı olan koca bir deliğin önünde belirdiler.

Siyah, diğer tarafın gözüktüğü, ama diğer tarafta boş bir arazi görünen bir şekildeydi. Ayın yüzeyi gibiydi burası.

Yuukka bu yer değişimini kavrayamamıştı. ‘’Ne oldu?’’

Kumandan yardımcısı gülümsedi. ‘’Seni ışınladım.’’

Kumandan ise yerde bağdaş kurmuş, 2.30 metre boyunda, hafif kilolu ve göbekli biriydi. Bıyığı biraz uzundu.

‘’Yuukka Sermante.’’

‘’Utra... Kumandan?’’

Hafif gülümsedi. ‘’Beni tanıyorsun. Vay be.’’

Yüzünde sinir belli oldu. Biraz kinini dışarı vurmuştu. ‘’Nasıl unuturum. Beni sürgün eden kumandan sensin.’’

‘’Demek bu bir travma. O yaşında olmana rağmen bunu unutmamışsın.’’

‘’Kısa keseceğim. Zor kullanmadığımıza sevindim. Sürgünü unut. Barışçıl bir teklif ile anlaşma yapmaya geldim.’’

Şaşırmıştı Yuukka. Gözlerini kıstı hafiften. Dikkatli bakmak ve odaklanmak içindi. ‘’Dinliyorum.’’

Yan gözle baktı Utra. ‘’Omai Schnitza... Adını duymuş olmalısın.’’

Şaşırdı yine direk. ‘’Sen?’’

‘’Evet. Sadece Gölgeler değil. Birçok evren bu ismi konuşuyor. Kendisini hiçbir şekilde görmedim. Ama bir teklifim var. Evren konseyine göre, insanlığı aşan ve diğer ırkları etkileyecek etkileşimler planlıyor. Onu bana ver, sana ölüm emri veren amcanı tahttan indirelim. Anlaşma bu.’’

Sinirlendi. Kılıcını hafiften çıkardı. ‘’Bu ne için? Sana ne faydası olacak.?’’

‘’Bu tehdidi bana verirsen, tahta ben geçeceğim. Gölgelerin temsilcisi olacağım. Ve sende tahtın varisi olmayı reddedeceksin.’’

Bu çok kârlı bir anlaşmaydı aslında. Yuukka’nın ölüm emri verilmiş amcasından. Utra bunu geçersiz kılacağını, üstüne üstlük Yuukka’nın yaşadığı alanda sorun çıkaran örgütle uğraşmak yerine, uğraşmak isteyen birini buluyor. Çifte kâr diyebiliriz buna.

Ama. Varis olmayı reddedecekse, bu pek de kârlı olmayabilirdi.

‘’Yalan söylemeyi sevmem. Utra.’’

‘’Başında bir yerinde, Kumandan olacaktı.’’

Yere tükürdü. ‘’Sizlere saygım yok. Bir saygı eki kullanmamın anlamı da yok. Bana göre, yerdeki tükürüğüm senden daha değerli.’’

Anlaşmayı kabul edeceğim. Örgütün yerini bulur bulmaz, size yerini söyleyeceğim. Ama dikkat edin. Omai çok güçlüdür. Evrimi, önce kendinde denemiş ve başarmış olabilir. Ona dikkat ederek hareket edin.’’

‘’Sorun yok. Yalan söylemeyi sevmezdin. Ona devam et. Dinliyorum.’’

‘’Yalan söylemeyi sevmem. Evet. Varis olmayı reddediyorum. Anlaşmayı kabul ediyorum. Ama, Yaşadığım vatana sadece yıkım getireceğim ve o gün gelince hepinizi devirip, varis olarak değil, sizi devirerek tahta çıkacağım.’’

Utra göz devirdi. ‘’Gücümüz arasındaki uçurum farkını bir hatırlatayım istersen?’’

Yuukka bu güç farkını, gölgelerin ne gibi güçleri olduğunu pek biliyordu. Sadece kendisi yarı insan olduğu için büyüsel güçleri vardı. Bu yüzden gölge yanı hep körelmişti. Çünkü hep insanların arasında yaşadı.

Utra ayağa kalktı. Boy farkı çok fazlaydı. İkisi de birbirine bakmaya başladı. Utra anlaşmayı özetledi.

‘’Omai’nin yerini bul, amcanı tahttan indirip senin ölüm emrini geçersiz kılayım.’’

‘’Değer biçme dedin. O ne?’’

Utra yan yan baktı. ‘’Evrenler arasında, tıpkı devletler gibi gerginlikler olabilir. Irklar güçlendikçe dış dünyalara seyahat edebilir hale geldiler. Orduları oldu. Bilinen adamlara parasal anlamda teklifler sundular. Güçlü adamlara, deneyimli kişilere... Böylelikle değer biçilme kavramı ortaya çıktı. Bir tayfanın, ordunun, seni kendi tarafına çekmek istediği fiyattır. İnsan dünyası dış evrenleri keşfedemediğinden, bu olanlar size çok yabancı gelir. Ama biz yaklaşık yüzden fazla yıldır buna alıştık. İnsanların dış keşifleri olmadan...

İlk kez birine değer biçilme olayına şahit oldum. Omai Schnitza, ne özelliği var ne yapabiliyor bilmek istiyorum. Bu yüzden onu istiyorum. Görevini tamamla, bende kralıma ihanet edeyim.’’

Yuukka net bakışıyla elini kaldırdı. ‘’Bu insanlar arasında anlaşma sembolüdür. Elimi sık.’’

Elini kaldırdı. Kocaman bir el gibi gelmişti Yuukka’ya. Artık anlaştılar.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

Novebo discord sunucusu