Kısa saçlı, kel sanılacak kadar, uzun boylu, 190 civarında biriydi. Kısa kol ve şortla geziniyordu. Saat gecenin 12’si, 15 yaşından küçük kızlar ve çocuklar arıyordu. Bu yaşta pek olmazdı. Ama sessiz olması gerekiyordu.

Kaldırımda yürürken açık bir fırın gördü. Bu saatte karnı da biraz acıkmıştı. Oraya yürüdü. Cebinden para çıkardı.

‘’Merhaba, simit var mı?’’

Kasa da duran çocuğun omzundan bir el tuttu ve arkasından daha uzun biri çıktı. ‘’Sence var mı?’’

Gözüyle donarak baktı. Eflatun saç rengine sahip tek kişi karşısında duruyordu.

‘’Ne? Ha?’’ Hızlıca bir şeyleri devirip kaçmak istedi. Bu sırada ise siyah saçlı çocuk kapıyı kapattı.

‘’Bir yere gitmiyorsundur değil mi?’’
Cevahir kasanın üzerinden atlayıp kasadaki çocuğa ve fırının sahibinin iş birliği yapmasından dolayı teşekkürünü el sallayıp gülümseyerek gösterdi.

Cevahir’in depolarından birine gelmişlerdi ardından.

Göz bandını ve ağız bandını hızlıca çektiler.

‘’Ne? Siz? Nasıl?’’

Yuukka güldü. ‘’Fazla açık veriyorsunuz. Hatta o kadar açık veriyorsunuz ki, arayışınızı bariz bir yem gibi kullanıyorsunuz.’’

‘Hee?’’

Cevahir onun saçını tutup kafasını geriye yatırdı. Boğazı kopacak gibi olmuştu. ‘’Anlatacağım. Dikkatle dinleyeceksin.’’

‘’Durun. Bir dakika durun. Lider Cevahir. Beni nasıl buldunuz?’’

Yuukka’ya döndü. ‘’Çektiğimiz güzel selfieyi bir gösterir misin?’’

Yuukka şaşırmıştı. Donuk bir şekilde baktı. ‘’Olmaz. Bu bir hatıra.’’

‘’Hadi ama. Anlatacağım. Kanıt için.’’

Göz devirdi. ‘’Peki.’’
Telefonu verdi. Açtı telefonu ve çektikleri Selfiede ki, yaşlı kadını eliyle gösterdi. ‘’Bence bunu tanıyorsun.’’

‘’Kadim cadı?’’

Güldü Cevahir. ‘’Bak tanıyor muşsun. Düşman olsun olmasın para karşılığı ne istersen yapıyor. İhanet bile edebilir.’’

‘’Haa? Anlıyorum. Evet. Düşman dost ayırt etmeksizin işini yapıyor. Fırına gideceğimi gördü.’’

‘’Gördüğüne göre, sende o çadırın içine girmişsin demektir. ‘’ Dedi düz bakışıyla.

Etrafına bakındı. ‘’Sanırım enerji türümünde farkına vardınız.’’

‘’Biraz öyle oldu ama sıkıntı olur mu senin için?’’ Biraz dalgaya almıştı Yuukka.

Kılıcını belinden çıkardı. Çocuk donarak bakakalmıştı.

‘’Simsiyah bir kılıç mı?’’

‘’Sanırım anlamını biliyorsun.’’

Ciddi baktı. ‘’Sen bir Gölgesin.’’

Sırıttı Yuukka. ‘’Daha hızlı bir tahmin olamazdı.’’

‘’Şimdi şöyle olacak. Geleceğinin bir sürü çeşitlerinin haberini aldık. Yani bizim seni durdurmadığımız bir gelecekte, birkaç kişiyi kaçırıyorsun. Genellikle kız çocuğu olduğunu söyledi. Bu yüzden buna bir dur demek istedik. Sadece senin geleceğini görüyordu. Bu da rastgele kişileri kaçırmıyorsun, deneylerinde ise öyle 100’lerce kişi yok. Daha az var. Doğru muyum?’’

Sırıttı iyice. ‘’Oyun mu oynayacağız? Peki. Daha az falan yok. Binlercesi var. Ama başarısız olacaklarından emin olduğumuz için onları ömürlük hapse tıkıyoruz. Yoksa örgütle ilgili bilgi verirlerdi. İnsanları katletmiyoruz. Bu yüzden öldüremiyoruz onları.’’

Gözlerini kıstı Cevahir. ‘’Hm. Doğru gibi. Yalan atma belirtisi yok.’’

Kafasını çevirdi Yuukka. Etrafına baktı. Ona tekrar döndü. ‘’Hıh. Özgürlüklerini ömür boyu elinden alıyorsunuz. Bu neredeyse öldürmekle eş değer. Özgürlüklerini öldürüyorsunuz.’’

‘’Amaçta bu zaten. İnsanlar gevşek yetiştirildiler. Sorumluluk alamaz hale geldiler. Olası bir istilada savaşmaktan kaçacak hale geldiler. Kökten bir değişim şart. Evrim sadece fiziksel değil, iradeleri bile etkileyecek düzeyde bir değişimi destekliyor.’’

Yuukka Cevahir’in bilmediğine emindi ama kendisi birkaç bir şey biliyordu dış dünyalar, evrenler hakkında. Bu yüzden sormak istedi.

‘’İstila dedin. Ne hakkında?’’

Şaşkınlıkla Cevahir seslendi. ‘’Sen bir şeyler mi biliyorsun?’’

Kafasını salladı Yuukka.

Adam ise sırıttı. Ve anlatmaya devam etti. ‘’Elimizdeki bilgilere göre, örgüt kurulmadan önce dünyaya 2 kez istila için gelmiş bir ırk kayıtları mevcut. Örgüt, insanları yüceltmeyi amaçlar. Bunu insanlar kaldıramaz. Değişim gerekli.’’

‘’İstilayı anlat. Konuyu değiştirme.’’

‘’Hıh. Peki. Bu ırkın tekrardan geleceğini ve bu sefer köklü, en güçlü askerlerini göndereceğini varsayıyoruz. İlk ikisinde, istila başarısız oldu. İnsanlar ırklar arasında en zayıflardı. Buna rağmen yenildilerse, savaşı kesinlikle kazanacaklarını düşünüyorlardı. Ama istila başarısız oldu. Hem de iki kez. 3. savaşta her şeyi ciddiye alabilirler. Köklü bir istila gerçekleşebilir.’’

‘’Omai, kendini evrimleştirmeden büyüsel güçler ekleyebiliyor kendine. Onun gücü köklü, insanlardan daha güçlü. Ama Omai yetmez. Herkesin bu köklü güce sahip olması gerek. Yaşamadığınız için istilayı anlamazsınız. Ama gerçek bu.’’

Donuk ifadesiyle, soğuk ses tonuyla söyledi Yuukka. ‘’İstila hep başarısız olacak. Çünkü ben buradayım.’’

‘’Ne? Hahahaha. Ne diyorsun sen?’’ Hiç ciddi bir cevap gelmemişti ona göre.

Yuukka ciddiydi ama. ‘’İstila yine sayemde başarısız olacak. Eğer gerçekleşirse. Üstüne üstlük, insanların özgürlüklerini alan örgütü yerle bir edeceğim. Bir mesaj bırakmıştınız. Hani şehre ölü bir ceset koyarak.’’

Sırıttı iyice. ‘’Demek onu da öğrendin. Ama asla mesajın anlamını anlamayacaksın. Mesaj iletilmesi gereken yere iletildi bile.’’

Cevahir hızla yürüdü ve onun yakasına yapıştı. ‘’Mesajın anlamı ne?’’

O daha da sırıttı. Cevahir bunu beğenmedi ve yüzüne sert bir yumruk attı. Burnu kırılmıştı. Acıdan bağırsa da hiç acısını umursamadı.

Yuukka eliyle Cevahir’i çekti. Kılıcını yukarıya kaldırıp aşağıya savurdu. Onun kolunu kesmişti. Kanı yeri boyarken acıdan delicesine kıvranmaya başlayıp yere yapıştı. Eli bağlı diye de çok hareket edemiyordu.

Acıyla bağırdı. ‘’Ne yapıyorsun sen! Aptal herif.’’

‘’Acıdı. Acıdı acıdı acıdı!’’

Yuukka boşa savurdu ve üzerindeki kanlar etrafa sıçradı. Ardından kılıcını beline geri koydu.

‘’Söyle bence. Acıma duygumun olmadığını belirtmeliyim.’’

‘’Hıhıhıhı!’’ Canı o kadar yanıyordu ki, delirmeye başlamış gibiydi. O da bağırdı.

‘’Hahahah. Hahha. Önemsiz. Öğrenseniz, öğrenmeseniz bile her şey gerçekleşecek. Örgüt yeni bir devrime, artık başarılı bir denek vermeye başladı.’’

Cevahir Yuukka’nın önüne geçti. ‘’Bekle az.’’

‘’Yani diyorsun... Gerçekten de şehrin ortasına cesedi, zombiler mi koydu?’’
‘’Hahha. Tabii ki de hayır. Onlara Safkan deniyor.’’

‘’O kadar güçlü bir denek yarattık ki, bu denek dış dünyanın gücüyle yarışabilir durumda. Amaçta bu değil mi? Dış dünya ile bir yarışa girmek. Zayıflıktan kurtulmak.’’
‘’Ama önemsiz. Zayıflıktan kurtulmanın yolu, evrim değildi. İnsanı güçlü yapmaktı. Evrim bir nevi yeni tür yaratma, eski türün geliştirip yeni bir türe dönüştürme yoluna gidiyordu. Ama gereksiz oldu artık. Güçlenmeyi kabul etmeyen insanlar yerine, güçlenmeyi kabul eden safkanları kabul ederim.’’

Yuukka soğuk ifadesine devam ediyordu. Kılıcını yukarı kaldırdı. ‘’Bir nevi soykırım, sizin de dediğinize geliyor bu.’’

‘’Öyle olsun olmasın, safkanlar dünyayı koruyabilir.’’
‘’3 aşamalı deneyin 2 tanesini de geçemeyen insan, artık güçlenmeyi kabul etmiyor anlamı taşır. Ve yeni bir tür yaratma, ona evrilme durumu gerçekleştirilen, dünyanın en zor kazanma oranına sahip deneyiyle karşılaşırlar. İlk ikisini bile yapamayan, üçüncüsünü asla ve asla yapamazdı. Ama bir tanesi gerçekleşti bile.’’

‘’Artık başarısız denekler yok.’’
‘’Asıl sorun şu, Bütün aşamaları tamamlayabilenlere safkan deniyor. Hem büyüsel güçlere hem de yeni tür olmanın gücünü içlerinde taşıyorlar.’’

‘’Kafanı keserek, örgüte bir mesaj yollayacağım. Sizi dahiler.’’

Kılıcı belindeydi. Bu sefer bir hamle yapmadı. Adamın kafası kendiliğinden kesilip yere düştü. Eylemsizlik yeteneğini kullanarak, yapılacak eylemi ortadan kaldırıp, anında sonuca ulaşılan bir yetenek.

Süreç fark etmez, isterse bir milyon yıl sürsün. Sonuçta bir eylem oluyor. O eylem bir milyon yıl sürse bile, eylem ortadan kalkar. Ve Yuukka, yapmak istediği şeyi anında yapar.

Ellerini paltosunun cebine koydu. Ardından kellenin başına kadar yürüdü.

‘’Demek insanlar en güçsüz ırk? Ve istila başarılı olacak? Öyle mi?’’

Ayağa kalktı. Deponun kapısını elleriyle hızla itip dışarıya çıktı. Kafasını göğe kaldırdı.

‘’Gelin ve ölümünüz gücüme tanıklık etsin!’’

Cevahir yanına yürüdü bu sırada. Ona yan gözle baktı. ‘’Bir şeyi unutuyorsun. Ayrıştırma gücünü.’’

‘’Onlar aktif bile edemeden eylemsizliğim onları bulur. Bu yüzden bunu dert etmiyorum.’’
Ayrıştırma gücü, kısaca kişisel saf baskı gücü. Yuukka’yı söylüyorsak, Gölge baskı gücü.

Bir saldırı yapılır, rakibi de bu gücü kullanırsa, saldırıdan hasar yemeden kurtulur, hasar yese bile iyileştirebilir kendisini. Yenilenme, hasarı tanklamasına olanak sağlar. Bu güç biterse, bu özellikler geçersiz kalır. Savunması zayıf birine dönüşür rakibi.

Tabii ki de aktif etmek gerekir. Gücü aktif etmezsen yine savunmasızsın demektir.

Arabaya atladı ikisi de. Yuukka direksiyon başındaydı. ‘’İşler ciddi demek. Gerçekten de böyle düşünüyorlar. Mesaj ne olabilir sence?’’

‘’Dedi ya? Safkanların uyanışı olduğunu söyledi.’’

Garip baktı Yuukka. ‘’Harbi mi? Mesaj mıydı o? Ben bilgi veriyor sanmıştım.’’

Cevahir somurttu. ‘’Az salla. Beni yemeye çalışıyorsun. Her neyse sür hadi. İşimiz var.’’

‘’Gecenin bu saatinde açık bir yer var mıdır? Canım mercimek çorbası çekti.’’

‘’Sana sür dedim!’’

Ofladı Yuukka. Sürmeye başladı ardından. Belli bir süre geçti. Cevahir’in, lider konumundan dolayı, ona kraliyet tarafından verilen büyük villasına gelmişlerdi. Saat gecenin 1’ini bulmuştu.

Arabayı garaja park ettiler ve çıktılar. ‘’Yemek vardır burada değil mi? Uzun zamandır uğramadık.’’

‘’Varsa bile çürümüştür.’’ Dedi Cevahir. Duvardaki düğmeye bastı ve garajın kapısı kapanmaya başladı. Düğme kısmının da küçük bir kilitli kapısı vardı. Onu da kapatıp kilitledi.

‘’Dinlenmemiz gerek. Yarın bir şeyler düşünürüz.’’

Bahçedeki havuza baktı Cevahir. ‘’Biraz yüzsek?’’

Yukka kafasını salladı. İç çekti. ‘’İçeri gir.’’

Kapıyı açtı Cevahir. ‘’Aman. Çok tozlu.’’
Öksürdüler biraz. Ama ortama alıştılar. Bütün camları açtılar ve içeriye hava girmesini sağladılar.

Yatak odasına geldi Cevahir. Dolabının yanındaki döşeği çıkardı. Sürükledi ve yere düşürdü. ‘’Sen yerde yatıyorsun.’’

Yuukka iç çekti. ‘’Asla... Yerde yatmam.’’

‘’Mecbur yatacaksın. Ev benim.’’

Uzun bir uykunun ardından sabahın 8’inde çok iğrenç bir alarm çalmaya başladı. Yaklaşık 7 saniye kadar geçtikten sonra, telefonundaki alarmı eliyle kapattı Cevahir. Saate baktı. Ayağa kalktı. Üstü çıplaktı ve kasları belli oluyordu. Dişlerini fırçaladı, yüzünü yıkadı. Sonra geri gelip Yuukka’nın yatışına baktı.

‘’Camış gibi yatmasan mı?’’

Telefonu eline aldı. Her zaman aktif olan hatta konuşma yapmak istedi.

‘’Biliyorum en çok ben konuşuyorum ama birkaç bilgi edindim. Bence önemli olabilir. Hem örgüt hem de dış dünya hakkında. Bir toplantı hiç kötü olmazdı.’’




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

Novebo discord sunucusu