Bu örgütün adı, gerçekten de buydu. Bu isim özenle seçilen bir isim değildi. Aşırı gizli, hissedilemeyecek kadar uzakta olması gerekiyordu. Bu yüzden bu örgütü yeryüzünde tutmak istemediler. Aslında bu örgütün ilk kurucusunun bu örgütü kurma sebebi, dış dünya hakkında bilgi edinebilecek güçleri olmasıydı.

Günümüzde bu örgüt, uzay istasyonlarının hizasında, dünya etrafında turlayan bir uydu gibiydi. Dünyayı turlayan bir uydu gibi olsa da yapısı böyle şeylere benzemiyordu. Bir binaydı. Ama sadece havada süzülen, dünya etrafında dönen bir yapıydı. Bulutların ötesindeydi.

Kanlar içindeki kelepçeler ile yerde sürünen deneği içeriye tıktılar. Ardından görevli kapıyı üzerine kapatıp kilitledi. Bu kan işkence çektiği için veya herhangi bir hasar aldığı için değildi. Bedeninin evrime alışma süresince verdiği bir tepkiydi. Bu evrim, insanlara büyüsel güçleri enjekte etme veya büyüsel güçleri olup ölen birinin beynini nakletmek gibiydi.

Bu da olmazsa en son çare, güçlü bir varlığa, insan dışı olsa da buna evrilirlerdi. Bu en son çareydi. Çünkü insanın insanken güçlü olması gerekiyordu. Ama bu olmazsa, yine de güçsüz insan tabirinin olmaması için, insanlıktan çıkaracak bir üst tür modeline evrim aşaması başlar, bu evrim kaldırılamazsa ise zombiye dönüşürdü insan. Bütün insani özelliklerini kaybetmiş, evrimi reddetmiş, kendisine hapsolmuş bir zihin olurdu.

Zombiler düşünemediğinden, kendi canları ne isterse acımasızca yaptığından, en büyük zevkleri ise insanların beyinlerini yemek olduğundan dolayı, insanlara rahatça saldıran tiplerdi. Ve dış diyarlar yetmezmiş gibi, kraliyetler gizli örgütün pisliğini de sokaklardan uzak tutmalıydı.

‘’Hey! Camillie! İyi misin?’’

Acı içinde yere oturdu. Yavaş hareketleri vardı. Konuşamadı. Ağzı titriyordu. Öksürük tuttu. Her öksürüğünde ise kanlar vardı. Yer birazda olsa kana bulandı.

Buna şaşırarak bakıyordu o da.

‘’Camillie?’’

Yan gözle baktı. Bir göz yaşı ardına süzüldü.

‘’Hani...’’

Yanına eğildi. ‘’Efendim?’’

‘’Hani demiştim ya.’’

Ağzı varmıyordu demeye. Ama demek zorundaydı.

Ağladı bu sefer. ‘’İkinci aşama da başarısız oldu.’’

Bir iç çekti diğeri.

‘’Anlıyorsun değil mi? Bu seferki daha kötü olacak.’’
Başını onun bacağına yasladı ve uzandı. ‘’Ne yapacağımı bilemiyorum. Bir şekilde çıkmamız gerek ama burada çıksak bile uzaydayız. Kaçış yok.’’

‘’Biliyorum. Yaşamak istiyorsan son aşamada hayatta kalmalısın.’’
Zindanın başına bir görevli geldi. Sertçe demirliklere vurdu. ‘’Anthea sen misin?’’

Pasaklı bir kız gibi görünüyordu. Yavaşça ayağa kalktı. ‘’Camillie. Bir şekilde ölürsek, üzülme. Çünkü elimizden bir şey gelemezdi zaten. Bu yüzden pişmanlığımız olmayacak.’’

Ağladı. Göz yaşları yere serpişirken kendisi de onu omuzlarından tuttu. Ama kendini tutamadı. Delice ağlamaya başladı. ‘’Neden? Neden? Biz bunları hak etmedik. Neden böyle şeyler yaşanıyor? Neden canlarımız umursanmıyor? Ve öleceğiz deme. Hala bir şansımız var. Evrimi tamamlayabilirsek hayatta kalırız.’’

Gözünü kapattı. Yüzünü hafif eğdi. ‘’3. Aşama, evrimin gerçekleşirse, beni unutma olur mu? Ölmezsen, yine beraber yaşamaya devam edelim.’’
Yere kapandı. ‘’Kesinlikle...’’

‘’Kesinlikle böyle yapacağım. Seni unutmayacağım. Endişelenme. Başaracağız. Ben 2. aşamayı geçemedim. Ama sen daha ilkindesin. Evrim aşamasına gelmeden, iradeni iyice zorla. Canın acısa da, sana değişik şeyler sunsa da, vazgeçme. Direnki, büyüyü vücudun bir gelişme aracı olarak algılasın.’’

Gülümsedi. ‘’Bu kadar ağlamana gerek yok. Geri döneceğim.’’

Görevli iteledi. Onu çıkardıktan sonra Camillie’yi yalnız bıraktı. Kendisi ellerini başına koydu. Saçlarını iyice sıkmaya başladı. Kafasını duvara vurdu. Bütün korku vücudunu sarmıştı.

‘’Başaramazsam, öleceğim.’’

Uzun koridorların ardından deney salonuna gelmişti. Etrafa bakındı Anthea. Çöplük gibiydi. Konforlu bir yer bekliyordu aslında. Saçını geriye attı. Uzun zamandır yıkanmadıklarından çok kirliydi saçı.

İteledi onu uzun demir sopayla. ‘’Yürü. 5. Oda.’’

Her kapının üzerinde bir numara vardı. Yürüdükten sonra 5. odanın önünde durdu. Görevli kapıyı açtı. Ardından onu iteledi. Yere düştü. Ona rağmen ayağa kalkarken kapı üzerine kapandı.

1970’lerde kullanılan sönük lambalar duruyordu tavanda. Duvarlar soyulmuş, nereden baksan 2 deprem görmüş gibi görüntüsü var gibiydi. Ama çok teknolojik bir makina ise duvar kenarında duruyordu. Işıkları yanmıyordu. Bir uzun uyku için kullanılan cihaza çok benziyordu.

Anons geldi.

‘’İçeriye, yat.’’

Şaşırdı. Bunu yapmak istemedi.

‘’Herhangi bir takviye olmayacak. Ne yemek, ne gıda, ne de içecek. Açlıktan ölmek istemiyorsan, işi hızlı halledelim.’’

Şaşırmıştı. ‘’Neden içeride tekim?’’

Soruya cevap gelmedi. Tek bacağını makinenin içine koydu. Ardından diğer ayağınıda içeri koydu. İçine doğru eğildi. Bir anda kapak kapandı. Çıkan sesten biraz korkmuştu. İçeride kalmıştı. Yatma pozisyonundaydı ve çok dardı.

‘’Gözlerini kapat, kör olmak istemezsin.’’
Ses tonlarından, bundan zevk aldıkları belliydi. Dalga geçiyorlardı adeta.

Gözlerini kapattı. Aşırı parlak ışık makineden saçılırken, gözü kapalı olsa bile kör edebilecek seviyede bir parlaklık bütün odayı kapladı. Gözünü açsa anında kör olacağını anlamıştı. Ama bu bir irade meselesiydi. Vücudunda yapılan değişiklik acı verse bile, değişikliği vücuduna kabullendirmekle amaçlanan bir deneydi. Yani burdaki işi sadece makine yapmıyor, hatta daha çoğunu denek belirliyordu. Tam Omai’nin düşünme tarzıydı.

İradesiz insan kendini savunamaz. Güçlere sahip olsalar bile, irade olmadan bir savaş kazanılamaz. İrade en önemli faktördür. Bu pes etmemeni sağlar. Sana bir disiplin yolu sunar. Sonucu ne olursa olsun inandığın yoldan vazgeçmemen gerekir. Omai’nin deneklerinden beklediği buydu.

Kendisi, insanların bilmediği diyarların ufak bir kısmını bilgi edinince, iradesiz insanların dünyayı koruyamayacağını anlamıştı. Ve her bir insanın kendini savunması içinde, onların bir çeşit güçleri olması gerekirdi. Bu büyü olmasa bile, fiziksel güç ile bu tamamlanabilirdi. Hız, çeviklik üzerine kurulu 3. aşama deneyi, ilk 2 büyüsel deneyin başarısız olması sonucunda son çareydi.

Omai, 3 farklı tür hakkında bilgi sahibiydi. İnsanları bu bilginin dışında tutuyordu. Bildikleri arasında en tehlikelisinin, heykelimsi diye anılan bir ırk olduğunu kendi kanaat getirmişti.

Bu ırk, yaşam enerjisi olarak yıldızları kullanır, onları beslenme amacı olarak görürdü. Yıldız’ın ömrü bitince, başka bir güneş sistemine göç ederlerdi. Tabi oksijensiz ortamda hayatta kalabilirler, ayrıca uzayda süzülebilirlerdi. Çoklu gezegenlerde yaşarlardı. Ve nüfusları 70 trilyara kadar ulaşırdı. Milyonlarca yıl sonra, kendi evrenlerinde aşırı az kaynak kaldığından ve çoklu gezegenlere açılamayan tek ırkın insan olduğundan, en taze evren olarak nitelendirmişlerdi. Bu evrene gelip, yaşamlarını, soylarını burada devam ettirme gibi amaçları vardı.

Omai’ye göre, bu ırkın her bireyi insanları katlayacak kadar güçlüydü. Sayılı insan, bütün insanları koruyamazdı. Bunun yanında her bir bireyin kendini koruyacak kadar güçlü olması, ve olası bir istilada onlara karşılık verilmesi gerektiğini savunuyordu.

Makinanın ışıkları kapandı. Gözleri iyice uyuşmuştu ve açınca hala kör olacağını düşünüyordu. Ama ışık artık gittiğinden bu mümkün değildi. Kapak açıldı. Doğruldu hafiften. Gözlerini açtı yavaşça. Etrafını kolaçan etti. Ayağa kalkıp makinadan dışarıya adım attı. Hareketleri yavaş ve zihni ise bir değişiklik var mı diye meşgul duruyordu.

Bir anda zihni karanlığa gömülmüş gibi, kapanıp tekrar açılan bir bilgisayar gibi olmuştu. Kısacası bayılmıştı. Açılması, kendisine göre 2 saniye sürmüştü. Ama zihninin geri açılması yaklaşık 19 saat sürdü.

Kendini beyaz, taburcu edilmeyi beklenilen, yataklı odalarda buldu. Etrafına baktı. Bir sürü kız vardı. Hiç erkeğe rastlamamıştı.

Bunun nedenini merak etti aslında. Kafası kazınan kızlar bile görüyordu. Ses etmedi.

Ayağa kalktı. Kıkırdamalar duydu. Yine umursamadı. ‘’Başarısız oldu.’’

Donup kaldı bu sözü duyunca. Kel kıza baktı. Bütün herkes beyaz önlük giyiyordu burada.

Bir şey demedi ama kendisine dendiğinden haberi vardı. Ama donup kalmıştı.

Yavaşça baktı onlara ve kendisine baktıklarını gördüler.

Biri yatağından atladı. Mutluydu. Çünkü deneyi başarılıydı.

Onun saçıyla oynadı. ‘’Anthea. Başarısız olmak nasıl bir duygu ha?’’

Onun saçlarından tutup fırlattı. Büyü gücü artık bedenini sardığından, bu büyü gücünü fiziksel güce dönüştürebiliyordu. Onu uzağa kadar fırlatıp duvara çarpmasını bile sağladı.

Yere düştü.

Başına kadar yaklaştı ardından. Yanına uzun saçlı uzun boylu bir kız geldi. Onun da başarılı olduğu tavırlarından belliydi.

‘’Anthea, 2. aşamayı da geçemezsen... Hıh.’’

Boyun kesilme işaretini yaptı. Bunu rahatlıkla herkes görebiliyordu.

‘’Uzak dur benden.’’ Ayağa kalktı Anthea. Sinirliydi ve hüzünlüydü. Başını aşağı çevirdi. ‘’2. Aşamada başaracağım.’’
Kel olan bağırdı. ‘’Ha? İradeni kullanmadın bile. Bedenine akan büyü enerjisini bedenin savaşmadan reddetti. İradeni kullanabilmek için aktif olması gerekir değil mi? Bayılmak böyle bir işi yaptıramaz bence. Sen ne dersin Sera?’’

Uzun boylu olanın adı buydu. ‘’Bence 2. aşamayı geçemez. Bir domuza dönüşüp, evriminin bu yönde olmasını çok isterdim. Böylece sonsuza kadar alay konusu olurdu.’’

Sinirlendi. Ama başaramazsa 2. aşamayı, gerçekler buydu. Herhangi bir evrime geçiş yapılırdı, hayvan geni, bitki geni ve Omai’nin elde ettiği heykelimsi geni. Evrim için kullanılan şeylerdi.

Kapı açıldı. Maskeli, gri paltolu biri içeriye girdi. Önü, kapüşon kapalıydı. Maske ise sadece gülümseyen surat maskesiydi. Sıradan basit bir maske.

‘’Selam. Yoldaşlarım.’’

Hepsi tek hizaya dizilirken Anthea şaşırmıştı. Ayak uydurdu ortama.

Çok sakin, kibar bir beyefendi ses tonuna sahipti. Hiçbir düşmanca yaklaşım yoktu.

İçten içe düşündü Anthea. ‘’İşte. Karşımda Omai Schnitza. İnsan deneylerini sürdüren, örgütün son yöneticisi. Onu silersek, deneyler durur. Zorunlu ölümler gerçekleşmez. Rahatımıza bakarız. Esir hayatlar olmaz.’’

Omai ona döndü. İçinde büyü enerjisi olmamasında ve birinci aşamayı gerçekleştirdiği için taburcu odasına alındığından, ona sormak istemişti. Yanına doğru yavaş adımlarla yürüdü. 1.73 boyunda biriydi.

Elini Anthea’nın çenesine götürdü. ‘’Yoldaşım. Görüyorum ki başarısız olmuşsun. Dert edilecek bir durum yok. İradeni kontrol etmeni kolaylaştıracak yeni bir aşama, 2. aşamaya geçeceksin. 1 hafta dinlenmene bak. Ve zihnini boşalt. Zihnin, sadece dışardan gelen büyük gücü kabullenmesi için boşaltılmalı.’’

Bir şey diyemedi. Yine çenesi titremeye başladı. ‘’Başarısız... Olursam?’’

‘’Başarısızlık, sadece iradesizlikten gelen şeydir. İrade, azim olduğu sürece, hiçbir zaman yenilmiş değilsin. İradeni kontrol edebilmeyi, onu yönetmeyi kendin keşfetmedikçe, büyük gücü hak etmen çok da doğru olamaz.’’

‘’Büyük kararları, sadece büyük iradeler verebilir.’’
Kafasını eğdi. Yanağının okşandığını hissetti. ‘’Endişelenme yoldaşım.’’

‘’Neden onunla konuşuyorsunuz liderim. Tam bir. UMUTSUZ VAKA!’’

Sera’ya döndü. Gülümsedi ama bu maskesinden belli olmuyordu. ‘’Sorun oluşturacak bir yaklaşım sergiliyorsun. Bundan hoşlanmayanlar olabilir. ‘’

‘’Hıh. Başarısız birinin değer görmesi saçmalık.’’

Omai bundan hoşlanmamıştı. İçten içe gülümsedi. ‘’Çok kötü bir yaklaşım. Herkesin değer görmeye hakkı vardır.’’

İçinden düşünüverdi bu sırada Anthea. ‘’Saçmalık. İnsanları genetik evrime zorlayan biri, değerden mi bahsediyor?’’

Arkasını döndü. Kapıdan çıkarken son sözlerini söyledi. ‘’1 hafta dinlenebilirsiniz. İradenizin gücüne tanıklık edin. Ve gerçek iradenizi kontrol edin.’’

Camillie ve Anthea tekrar buluştu. Gözlerini devirdi Anthea. Söylemek istemiyordu. Görevli kapıyı açtı ve onu içeriye iteledi. Ardından kapıyı kilitledi.

‘’Ne oldu? Anthea?’’

Sinirle elini duvara vurdu. ‘’Başarısız oldum. İrademi kontrol edemedim bile. Lanet olsun. Anında bayılmışım. Taburcu odasında gözlerimi açtım.’’

Hüzünlü gözlerle baktı. ‘’Endişelenme. İkincisinde başaracağından eminim.’’

‘’Endişelenmemek mi? Şaka mı yapıyorsun? İlkinde başaran insanlar oldu?’’

Gözünü yere dikti. ‘’Bilemiyorum orasını. Ben son aşamadayım. İnsan üstü bir evrim deneyine hazırlıklar başlamıştır. Eğer 3.’yü başaramazsam, zombi, başarırsam, neye benzerim bilemiyorum.’’

Kapıda bir tıklama sesi geldi. İkisi de kafasını çevirdi. Şaşırmışlardı.

‘’Lider?’’

Nazik bir ses karşıladı onları. Kolunun tekini demirliğe yaslamıştı. ‘’Camillie. Nasılsın?’’

Afallamıştı. Ona doğru atıldı. Yakasından tutmak istemişti. Omai iki adım geriye attı ve ona yetişemedi Camillie.

‘’İnsanları kaçırıp deneyler yapıyorsun. Bir de nasılsın diye soruyor musun seni pislik?’’

Kafasını yana indirdi. ‘’Mutlak zaferimin eseri olacaksınız. Bütün bir ırkı kurtarmak için küçük bir bedel. Seçilenlerdensiniz. Zombiye dönüşüm başlayabilir. Sorun yok. Kendimi güçlendirdikten sonra, zombilere de irade vereceğim. Yeniden insana bürünecekler.’’

‘’Hıh. Zombiler senin en büyük başarısızlığın. Bu başarısızlık ile bir ırkı kurtaramazsın.’’

Omai bunu önemsemedi. Yana döndü. Uzun koridorda yürümeye başladı. 9 tane zindan geçtikten sonra durdu. Soluna baktı. İçerisinde yine kız vardı.

‘’Oda arkadaşın gibi başarısız olmanı istemem. Bu deney, benim başarısızlığım değil. İradesini kontrol etmeyi öğrenememiş sizlerin başarısızlığı...’’

Çekiniyordu. Küçük bir kızdı. Onun zindanını açtı görevliler. Ardından Omai tekrar geri dönüp çıkışa ilerlemeye başladı. Görevliler arkasından geçerken Camillie hayretle bakmıştı.

‘’Bu da ne? Küçük kızları da mı kullanıyorsun. Gerçekten alçak birisin.’’

Omai duraksadı. O duraksadığı için görevlilerde duraksamıştı.

Durduğu yerden konuşmaya devam etti. ‘’Hayat ölümlülerin eline bırakılamaz. Bütün insanların kendini savunması için, iradelerinin sınanması gerekir. Bu bir irade savaşı. Korkusuz olma ve pes etmemek en önemli faktörlerdir.’’

‘’Aptal. Anlattığına göre Heykelimsiler insanları çiğ çiğ yer! Ne diye uğraşıyorsun? Tek yapman gereken, evren geçidinin aktifliğini bozmak. Böylece istila artık gerçekleşemez.’’

Evren geçidi, evrenler arasında seyahate olanak sağlayan en güçlü geçit türüdür.

Bir şey demedi. Kafasını dikti merdivenlere. Eliyle işaret etti. Görevliler geçip gittiler. Ardından Omai geri dönüp onun kapısının önünde bekledi.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

Novebo discord sunucusu