Evren geçidinin önüne kadar gelmişti Yuukka. Biraz uzun yolculuktu. Ardından cebinden garip bir şey çıkarıp düğmesine bastı. Aleti tekrar cebine koydu ve yere bağdaş kurarak oturmaya başladı.

Kumandan Utra’nın gelmesini bekliyordu. Canı biraz sıkılmıştı ki, bir adım atılıverdi. Bu adımı görür görmez ayağa kalktı. Biraz heyecanlıydı ama pek göstermiyordu.

Utra kumandan en sonunda dünyaya ayak bastı. Sadece tek kelime söyledi.

‘’Ebvabil yakınlarda mı?’’

Buna baya şaşırmıştı. ‘’Ebvabil mi? O kim?’’

Utra da buna şaşırmıştı. Topluca şaşırma seansı başlamıştı. ‘’Sen bilmiyor musun?’’

‘’Peki. Sen bilmiyorsan kendini hiçbir şekilde tanıtmamış. Ne durumdasın?’’

Yuukka eliyle sus işareti yaptı. ‘’Önce ben soracağım. İnfaz emri hala geçerli mi?’’

Kaşlarını çattı. ‘’Geçerli. Zaman kalmadı. Hızlı olsanız sevinirim. Emri durdurmazsam en güçlü kumandanlar dünya ile savaşı göze alarak uğrayacaklar. Evrenler arası konsey bunu onaylamasa da, sana aşırı kin besliyor.’’

‘’Sonuçta amcam. Elinden kaçtım. Beni öldürmek için her şeyi yapacağına da eminim.’’

Yürüdü. Öyle bir ögzüven yüklendi ki ona, Gölgelerin 3. kumandanının yanına kadar gelip, omzuna koydu eline. Kafasını hafif yukarı kaldırdı. Ama göz teması kurmuyordu.

‘’Endişelenme. Tahtın varisiyim. Buradaki işim bitince, Gölgelerin kralını kendi ellerimle öldürüp tahtını alacağım.’’

Utra onun bileğinden tuttu ve omzundan uzaklaştırdı. ‘’Fazla hayallere kapılma. Gücün çok sınırlı. Eylemsizlik gücünde fazla enerjini harcıyor. Baskı gücünü hissedemiyorum bile. Çok az olmalı.’’

Sırıttı bunu duyunca. ‘’Bana sadece yapamazsın de... Ve sadece izle. Onu öldürüp yeni kral olacağım.’’

‘’Bunun yanında Omai’yi hala bulamadım. Hiçbir şekilde yollarım ona çıkmıyor. Üstümüz olan adam görev verdi ama pek iyi ilerlemiyor.’’

‘’Bunun aması yok. Çok ciddi bir durum. Başaramazsak, Gölge ırkı dünyaya inecek ve seni alacak. Tabii ki bunun yanında da insanların kendi dünyalarına yabancı istemeyeceklerine eminim. Buna karşılık verecektir.’’

Yuukka iç çekti. ‘’Peki. Onu bulmak için çok büyük bir şey denemek lazım. Dünyanın her bir yerinde olabilir.’’

Emin olmak için sordu. ‘’Peki. Diyelimki şartlarımız gerçekleşmedi. Kaç gölge gelir tahminen?’’

‘’En iyi ihtimali düşünürsek ordu. Kötüsünü düşünürsen Kumandalar gelir. Benimde olabileceğim bir savaş.’’

Sert ifadesini takındı Yuukka. Boğazını temizledi. ’'Oldu da şartlar gerçekleşmedi ve sen buraya indin. Savaşa dahil olursan senin ihanetini ispiyonlarım.’’

Gözleri büyüdü ve aşırı kin bakışlarını takındı Utra. ’'Sen ne dedin!’’

‘’Kahretsin. Hiç bulaşmamalıydım.’’

Hafif sırıttı ama dalga geçer gibiydi. ‘’İş bende değil. Bütün odak sende. Dezavantajlı durumdasın.’’

Utra sinirliydi hemde çok. Bu cümle onu biraz çileden çıkarmıştı. Yakasına yapıştı. ‘’Ölmek mi istiyorsun Yuukka.’’

Yuukka da altta kalmayıp onun yakasına yapıştı. ‘’Kısasa kısas. Sakın yanlış bir şey yapayım deme.’’

Onu güçlü bir şekilde fırlattı. Yuukka metrelerce sürüklendikten sonra duraksadı. Yavaşça ayağa kalktı. Sürtünme kuvveti yüzünü biraz çizmişti. Yere tükürdü.

Elini kılıcına attığı anda Utra hızlı bir şekilde ileri atılıp onun elini tuttu. ‘’Bence bunu istemezsin.’’

Anlık dibinde belirmesine şaşırmıştı. Gözleri hafiften büyüdü. Pek bir şey yapamıyordu şu an. Elini rahat bıraktı. Utra da elini çekti. Yüzünü yere eğdi. Arkasını döndü. ‘’Umalımda elimizden gelenler işe yarasın. Utra kumandan.’’

‘’Öyle olsun Yuukka.’’

Evren geçidinden tam geçecekti ki. 2.10 metre boyunda, hafif cılız ve şapkalı biri adımını evren geçidinden dünyaya attı. Utra bile buna şaşkınlıkla bakıyordu.

‘’Kumandan. Uzun süredir seni takip ediyordum. Emri yerine getirmiyorsun.’’

Utra elini çenesine koydu. ‘'Yuukka. Onu bulmak çok zor. Arasamda onu getiremiyorum. Geri dönelim. İnsanlar fark etmeden.’’

2. Kumandan, Ares’ti bu.

Ares etrafına bakınırken kimse yok, sadece Yuukka ve kendilerinin olduğunu gördü. ‘’Geçit yalnız bir yerde.’’

İçinden lanet ederek söylendi. ‘’Kahretsin. Geçidin yerini bulmuş.’’

Utra aslında kendisi, sadece kendisi Yuukka ile görüşmek için başka bir geçit aktif etmişti. Ama o da artık keşfedilmişti.

Yuukka ile göz göze geldi. ‘’Sende kimsin? Utra kumandan ile ilişkin nedir.’’

Yuukka yan gözle baktı. Bir başka kumandanı gözleriyle görüyordu artık. Utra kafasını salladı. ‘’Sakın yapma.’’ Diye söylendi kendi kendine.

Elini belindeki kılıcın sapına attı. Biraz bekledi ama sonra özgüven patlaması yaşadı. ‘’Benim adım Yuukka Sermante. Gölgelerin kralıyım.’’

Yüzünü ekşitti Ares. ‘’Öyle mi? Anlıyorum. Bİldiğim kadarıyla bir kral var ve o sen değilsin.’’

Elini kaldırdı hafiften. Avucunu açarken bir kılıç belirdi. Kılıcı sapından tutup yere doğrulttu. Bunun adı oluşumdu. Bedene bağlama büyüsünde ki bağlanan bir cisim var edilmesine oluşum denirdi.

Kılıcını yana doğru savururken bile yer çatlamaya başlamıştı. Yuukka bu güç etkisini görünce şaşırdı biraz. Daha şaşırmasına bile fırsat kalmamışken Ares anında ileri atılmıştı. Bu atılma o kadar hızlıydı ki Kılıcı Boynuna 15 cm fark ile anca fark etmişti Yuukka.

Utra bağırmak için tepki bile verememişti.

‘’Eylemsizlik.’’

Bu saldırıdan Eylemsizlik ile kaçındı Yuukka. Başka bir tarafa gelmişti. Kafasını o tarafa çevirdi Ares.

‘'Kaçtı mı? Nasıl?’’

Utra’nın kalp hızı 120’ye çıkmış gibiydi. Yuukka’nın ölmesini istemiyordu.

Yuukka şimdiden kral havalarını takınmaya başladı. ‘’Kralını öldürmeye çalıştığından infazını bütün halkın önünde yapacağım.’’

‘’Tsch. Sen kral değilsin Yuukka.’’

Baskı gücünü devreye soktu Ares. Artık kendisi istemsizde olsa iyileşme yeteneklerine ve saldırıyı tanklama yeteneklerine sahip oldu.

Yuukka bir saldırı gerçekleştirmek istedi. Kılıcı belinden çıkardı. Anında Ares’ın arkasına bir hamle yaptı ve gittiği yol boyunca kılıcını savurmuştu. Eylem ortadan kaldırıldı ve direk sonuca gelindi.

Hasar etkili olmamış, Baskı gücü saldırıyı kolayca tanklamıştı.

Yuukka sırıtarak arkasını döndü. ‘’Tabii ya...’’

‘’Ne?’’
Onun boynunun kesilmediğini fark etti. ‘’Nasıl olur?’’

Kılıcını sıkıca tutarken Ares biraz rahat davranıyordu. Utra bu sırada Yuukka’nın önüne geçti. ‘’Onu öldürme. Ares kumandan.’’

Şaşırdı buna. Ciddi ses tonuyla ekledi. ‘’Bu ne demek oluyor? Neden onu koruyorsun?’’

‘’Hiç... Omai Schnitza adını duydun mu?’’

Dik bakışlarına evam ediyordu. ’'Omai’nin bu olay ile ne ilgisi var?’’

‘’Şöyle ki Yuukka ile anlaşma yaptım. Eğer Omai’nin yerini bulursa ve bize söylerse, onu öldürmemize yardım ederse, infaz emrine karşı gelip kralı devireceğiz. Yeni kral ise, tahtın varisi olacak. Ne diyorsun?’’

Delicesine kin dolu bakışlara sahipti artık. ‘’Krala ihanet... mi? Utra kumandan. Ne dediğinin farkında mısın sen? Bunun için öldürüleceksin.’’

Kılıcını ağzına yakınlaştırdı. Çevirip sapını ağzına kadar getirdi. ‘’Kumandanlar. Geçidin yerini buldum. Yuukka Sermante gözümün önünde duruyor. Görevinizi tamamlayın. Utra kumandan ihanet etti. Onu da zindanların en derinine hapsedin.’’

Utra şaşkın şaşkın bakıyordu. ‘’Kumandanlara emir mi veriyorsun?’’

‘’Kralın yardımcısı oldum. İnfaz emrini ben versem, bu emir geçerlidir.’’

Utra Yuukka’ya döndü. İş gerçekten çok ciddiydi. ’'Kaçmalısın. Diğer kumandanlar geliyor.’’

Gözlerini kısarak sırıttı o da. ‘’Hiçbir yere gitmiyorum. Onlar gelirse zaten anlaşmamız biter.’’

Ona doğru yürüdü. Sert tavrı vardı. ‘'Benim kadar acımayacaklar sana. Bunu anlasana. Ben hala yaşamanı istiyorum. Kaçman gerek.’’

‘’Korkak biri olmaktansa geberip giderim daha iyi.’’

Ellerini önünde bağladı ve yere oturdu. Evren geçidinden bir bir adımlar gözükmeye başlamış ve diğer Gölge kumandanları karaya ayak basmıştı.

İçlerinden en uzunu 3.50 boyunda ve çoğu cılız bir şekildeydi. İçlerinde sadece Utra şişko gibi duruyordu.

‘’Utra kumandan... İhanet mi etti?’’

Ares sert duruşunu koruyordu. ‘’Kellesini al. 1. kumandan.’’

Utra donup kaldı. Hızlıca kılıcına hamle yapacaktı ki, 1. kumandan anında hamle yaptı ve Utra bu hıza yetişemedi. Kellesi havay uçarken bunu anca görüyorlardı.

Kellesi yere düşünce Yuukka da donup kalmıştı. Gözleri feci büyümüş ve altına yapacak kadar tırsmaya başlamıştı. Yavaşça ayağa kalktı ve kılıcını eline aldı.

1. Kumandan sordu bu sırada. ‘’Yuukka Sermante bu mu?’'

Ares kafasıyla onayladı. Işınlanma büyüsü ile Yuukka’nın dibine geldi ve onun paltosunun kapüşonundan tuttu. Yuukka korkudan hareket bile edemiyordu. Terlemişti ve ölmek istemiyordu.

‘’Sizler. Kralınıza ne yaptığınızı sanıyorsunuz?’’

‘’Sen kral değilsin Yuukka. Amcanın önünde kellen bütün halka gösterilerek katledileceksin.’’

Onu sürüklemeye tam başlayacaktı ki Yuukka Eylemsizlik tekniğini kullanarak uzaklaştı. Avucunun içinde bir şey hissetmeyen kumandan arkasını döndü. Yuukka yoktu. ‘’Kayboldu?’’

Etrafına bakındı. Hiç kimse yoktu. ‘’Ne? Nerede o?’’

Yuukka ise bu sırada bu yeteneği ile direkt kaçıp evlerine gitmişti. Mutfağa girmiş ve ter içinde bardağına su dolduruyordu. ‘’Şaka olmalı değil mi? Kafalarına göre girip çıkabiliyorlar mı?’’

‘’ONCA KUMAMDAN İÇERİYE GİRDİ VE DÜNYANIN BUNDAN HABERİ HALA OLMADI MI?’’

‘’Gerçek bir skandal. Gerçek bir başarısızlık. Sistem berbat. İstilaya açık olmaya şaşmamalı.’’

Bu geçitleri kontrol eden, dış evrenlerle irtibata geçebilecek kadar güçlü ve sistem kurucu olan o kişi, bundan her zamanki gibi haberdardı. Sapsarı giyinen. Işığı istediği gibi kullanıp manipüle edebilen bir insan. Sıfırıncı kurucu.

Saçları, gözleri sarı renk, 1.80 boyunda 32 yaşında, sıfır sakal takılan biriydi kendisi. Geçidin yakınlarında belirdi.

Etrafına bakındı. Gölge kumandanlarını görebiliyordu. Onların geçitten geri geçmeyi isteme hareketlerini fark etmişti. Yürüyüp yanlarına gitme kararı almıştı.

Tek adımını atar atmaz, etraftaki bütün çimenler, ara ara gözüken ağaçlar ayrışmaya başladı.

O kadar şiddetli bir salınımdı ki, ayrışma hızı sadece bir saniye sürmüştü. Saf halinde salınan Baskı enerjisini her bir kumandan hissediyordu. Hepsinin yüzü düşmüş ve afallayanlar olmuştu.

‘’Biri var.’’

4.Kumandan ekledi bu sırada. Gözleri büyümüş ve korkusunu bastıramamıştı. ‘’Bu kim?’’

Sıfırıncı kurucuyu en sonunda fark ettiler.

1. Kumandan soğuk tavır sergilemeye başladı. ‘’Sende kimsin?’’

Hafif sırıttı. Kafasını yana eğdi gözlerini kısarak. ‘’Selam. Ben Ebvabil.’’

‘’Ebvabil?’’

‘’Bu ismi hiç duymadım.’’

Gözlerini hafif açtı. Ciddi bakışla söyledi. ‘’Hayır... Savaşmayacağız. Sadece, bizim bölgemizden çıkmanızı rica edeceğim.’’

‘’Onun Baskı gücünü gördünüz mü? Her bir yeri bir saniye gibi kısa sürede ayrıştırdı.’’

‘’Fark etmez. O sonuçta bir insan.’’

1. Kumandan ise her zaman insanları aşağı gördüğü için başka bir şey yapma eğilimindeydi.

‘’Bir ırkın temsilcisi yoksa, o ırkın en güçlü bireyi temsilci olarak geçerli görülür. İnsanlar dış alanlara açılamadığından, evrenler arası konseyin varlığını bilemiyor...’’

Dediği anda ekledi Ebvabil. ‘’Yok. Biliyorum. İnsanların temsilcisi benim.’’

Avucunu havaya kaldırdı. Ve radyasyon tabirinin sanki bir katı cisimmiş gibi geçerli olduğu kılıcını oluşturdu oluşum tekniği ile.

Sapsarı ve arada koyu sarı renginde şimşekler kılıcından sekip sönüyordu. Kılıcı, tam anlamıyla radyasyondan yapılmaydı.

‘’Gereksiz hamle yapacak gibisin. Sebebi?’’

Kılıcını eline aldı. Anında Ebvabil’e doğru atıldı. Kılıcını ona yaklaştığında savunurken Ebvabil kılıcıyla hareket yaparak bunu kolayca durdurdu. Tek adımıyla aşırı hızını direk sıfır’a çekti ve 180 derece dönerek kılıcını feci hızla savurdu.

Ebvabil buna karşılık baskı gücünü, tanklama görevi görmesini sağladı. Elinin işaret parmağını kaldırdı ve kılıç bileğine çarptı.

‘’Ne ara?’’

Hızlıca kılıcı bıçak kısmından kavradı ve kılıç ayrışmaya başladı.

‘’Ne?’’

Onun bileğinden tutup karnına sert bir tekme geçirmek isterken 1. Kumandan boş durmadı. Işınlanma yeteneğini kullanarak başka bir yere kaçındı.

Sırıttı bu olana Ebvabil. ‘’Sonra?’’

‘’Geri çekilme. Tırtılı çağır.’’

Ebvabil’e bu yabancı geldiği için şaşırsa da diğerleri bunun anlamını çoktan biliyordu.

‘’Bir insan bana yargı kesemez. Madem insanların temsilcisi olduğunu söylüyorsun... Buradan sana, yani tüm insanlara sesleniyorum. 11. Irk savaşını, başlatıyorum.’’

Ebvabil delicesine sırıttı. ‘’Hahha. Gerçekten mi? Savaşları bu kadar kolay mı sanıyor...’’

Elinin kesildiğini yeni fark etti. Kafasını aşağı çevirirken 1. kumandan kılıcını beline sokmuştu.

Şaşkınlıkla kesilen eline bakıyordu. ‘’Bu?’’

Devasa bir gölge kendi üzerine düştüğü için başını kaldırdı yukarıya doğru. Uçan, devasa bir tırtıl geçitten geçiyor ve üzerinde yüzlerce gölge askerini taşıyordu.

‘’Ciddiymiş.’’

‘’Hass.. Gerçek oluyor.’’

Belindeki telsize attı elini. 1. kumandan bunun haberleşme için olduğunu anladı. Bir savaşı etkileyen faktörlerin arasında, haberleşme gibi unsurlarda büyük önem arz ederdi. Yani. Kılıcı belinden yeniden çıkarıp Ebvabil’in telsizini etkisiz hale getirmek istedi.

İleri atılırken Utra geçitten geçmekten son anda vazgeçti. ‘’Bu şu an yaşanıyor mu?’’

Bir alet çıkardı cebinden ve kırmızı düğmeye bastı. Bu da Yuukka ve Utra’nın haberleşme yöntemiydi. Yuukka’nın cihazı alarm gibi ötmeye başladı.

Banyosunu yapıyorken aletin sesini ta odadan duyabiliyordu. Ve sesten de anlamıştı. ‘’Yine ne oluyor?’’

Alet eylemsizlik yeteneği ile kendi elinde beliriverdi. Düğmeye bastı ve ses sustu. ‘’Dinliyorum.’’

‘’Acil bir şekilde müttefiklerini topla Yuukka. 1. Kumandan kraldan izinsiz savaş başlatma eğiliminde. Ve ilk timini dünyaya saldı bile.’’

‘’Sen ne dedin?’’

‘’Duydun beni. İhanet ettiğimi artık bütün kumandanlar biliyor.’’

‘’Bir bu eksikti. Sağ ol Utra kumandan. Artık hiçbir şekilde kral olamayacağım.’’

‘’Şaka yapmayı kes. Hızlı ol. Sıfırıncı Kurucu olarak adlandırdığınız biri burada.’’

Hızlıca üstünü giyindi ve telefonunu eline aldı. ‘’Bütün kraliyet liderlerine sesleniyorum. Gölge ırkının kumandanları...

Savaş başlatmaya hazır durumda. Savaş evren geçidinin yakınlarında başlatılmış bulunuyor. Çok ciddi bir meseledir ve benim konumumu umursamaksızın çağırıya cevap vermenizi istiyorum.’’

Çıt çıkmadı. Ama bu kanaldan zaten hep ciddi meseleler konuşulurdu. Bu yüzden bu çağrıyı ciddiye alacaklarını düşünmek istedi.

Hızlıca üstünü giydi. Paltosunu giyip kılıçlarını beline soktu. Tam kapüşonunu kapatacaktı ki odadan bir ses geldi. Sessiz olmak isteyen, ama sessiz olmayı başaramayan bir olay gibiydi.

Duraksadı. Kapüşonunu kapatmadı. Yavaşça arkasını döndü. Odanın kapısı yarım aralıklıydı bu yüzden içeriyi tam göremiyordu. Holde yürümeye devam etti. Eliyle kapıyı hafif itelerken... Ağzı burnu, kulağına delice kanlar bulaşmış bir yaratık gördü.

Bu ne lan diye düşünmeye başladı.

Çok odalı bir yerdi burası. Villa yani bir sürü odası olacağından hemfikiriz. Yan odadan bir komut verildi.

‘’Öldür onu.’’
Bu yaratık yarım yenmiş kanlı cesedi yatağa bıraktı. Ardından zıpladı. Zıplama çok mesafeliydi ve direk Yuukka’ya ulaşabilecekti.

Kılıcını çıkarıp yukarıya doğru savurdu.

Yaratığın bedeni ikiye bölünürken kafasının arkasında silah hissetti.

‘’Gölgelerin varisi sen misin?’’

Havaya dikik gri saçları, tamamen bir suikastçı gibi giyinmesine karşın yine kim olduğunu anlayamadı.

‘’Buyurun benim.’’

‘’Ben ödül avcısı Nimiro. Şimdilik Gölgelerin askeriyim. Ve seni istiyorlar.’’

‘’Yerimi bu kadar hızlı bulman çok şaşırtıcı. Daha neler görecektim diyecektim.’’

‘’Üzgünüm ama klişe konuşmaları sevmem.’’

Silahını ateşledi. Ama Yuukka eylemsizlik ile bundan kaçındı. Hatta kılıcını onun boynuna dayamıştı. ‘’Üzgünüm. Beklentilerin bu yönde değil...’’

Burnundan bir tomar kan yere fışkırdı. Anlık bir bilinç kaybı nedeniyle dizlerinin üstüne çöktü. Bilinci geri gelse de yere düşmüştü. Dizlerinin üstünde durmaya çalışırken göz çukurlarından bile kan gelmeye başladı.

‘’Bu ney lan?’’

Sırıtarak cevap verdi Nimiro. ‘’Bunun adı, enerji zehirlenmesi. Beni öldürsen bile sende ölecektin. Sınırsız doz kapasitesine sahip kendi yeteneğim. Beni öldürmediğin için dozu sıfırlayabildim. Böylece ölmeyeceksin. Ama Kullandığın enerji büyüktü. Bu da anlık sana etki etmesini sağladı. Şu an ki etki bile seni bir günden fazla bayıltacak. O zamana dek seni Gölgelerin diyarına götürebilirim. Ve ödülümü alırım.’’

Kendine ödül avcısı dese de bu aslında kendi tarafına adam çekme, fiyat biçmedir. Piyasa, büyücülerin ve gözde askerlerin bir fiyat piyasası vardır. Evrenlerin çoğu farklı yerlerde geçecek para birimini kullansa da sadece insanlar bu para birimini kullanmayan ırk olmuştur.

Yere yığılırken son sözünü söyledi. ‘’Şerefsiz.’’

Avucunu açtı ve oluşum tekniği ile kılıcını oluşturdu. Ardından ters çevirip ağzına yaklaştırdı.

‘’Yuukka’yı buldum. Ve onu Gölge diyarına getiriyorum. Anlaşmadan cayılmazsa sevinirim. 100.000 nex hazır olsun.’’

İnsan diyarı hariç bütün diyarların kullandığı para biriminin adına ‘’nex’’ deniyor.

1. Kumandan dahil herkes bu çağrıyı duymuştu.

Tırtıllardan biri içeriye dalmış ve 2.’si girmek üzereydi.

Işınlanma büyüsü ile bu alana kadar ışınlandı Nimiro. Kapüşonundan sürüklerken, kendini ölse dahi iyileştirebilen yaratığı da arkasından gülümseyerek onu takip ediyordu.

Eliyle Yuukka’yı 1. Kumandan’ın önüne bıraktı. Dik bakışlarını üzerinde hissediyordu. ‘’Geçitten gir. Paranı, Kral Yuukka’yı gözleriyle gördükten sonra alacaksın.’’
Delice sırıttı. ‘’Peki. Yapalım o zaman.’’

Evrenler geçidinden geçerken bir insanın Gölge diyarına götürülmesinden pek hazzetmemişti Ebvabil. Somurttu ve elini çenesine götürdü.

‘’Sanırım buna izin vermeyeceğim. Lütfen onu bırak.’’

1. Kumandan ciddi bakışını ona yöneltti. ‘’Bütün tırtılları gönderin.’’

Komutu alan her bir Gölge savaşçısı, tırtıl yaratıklarının üzerine binerek geçitten geçmeye hazırlanıyordu.

Ebvabil buna şaşırmıştı. Kaşlarını hafiften çattı. ‘’İzin vermeyecek mi?’’

1. Kumandan geçitten geçmeye ve diğer diyara adımını atmaya devam ediyordu.

Ebvabil ileri atılarak avucunu onlara doğru açtı. ‘’Hayır. İzin vermemeliyim.’’

Geçitten geçti 1. Kumandan. Ardından Yuukka ve Nimiro geçitten geçti ve gözden kayboldular. Geçidin tam önünde duraksadı.

Geçitten içerisini göremiyordu. Sadece geçidin rengini, bir perde gibi durmasını görebiliyordu.

Derken bir mermi alnının tam ortasını delip geçti ve mermi yoluna devam etti.

Herkes şaşkındı. İnsanların temsilcisi olduğunu iddia eden bu kişinin böyle bir darbeyi kolayca almasına şaşırmışlardı.

Delik alın ile yere yığıldı Ebvabil.

‘’Öldü mü?’’

‘’Yemlemesin. Böyle kolay ölmez herhalde.’’

Diğer diyar, karanlık az yoğunlukta ışıklarla aydınlatılmış, ayın yeşil renkte parladığı ve güneşin hiçbir zaman gün yüzüne çıkmadığı bir yerdi. Neredeyse her binası gökdelen olan şehirleri var. Şatoları da kraliyet saraylarının neredeyse 6 katı büyüklüğündeydi.

Kendileri direk koca bir ortamın içinde, kralın tahtının önünde eğilmiş askerler ve iki yanında da duran muhafızlar bulunuyordu. Sıra sıra halının kenarlarına dizilmiş askerleri de es geçmeyelim.

Nimiro Yuukka’yı eliyle fırlattı. 2 metre kadar sürüklenen Yuukka durdu en sonunda. Hala bilinci yerinde değildi.

Kral haşmetli kalıplı, uzun ihtişamlı paltosu giyiyor, kafasında da ona temas etmeyen bir taç vardı. Kafasının 5 cm ötesinde konumlanmış ve konumunu hep koruyan bir taçtı bu.

Yavaşça tahtından kalkmadan eğildi. Ona yakından baktı.

Onun Enerjisini ve baskı gücünü hissetmek istedi. Bunu yaptı ve onun Yuukka olduğundan emin oldu.

Eliyle işaret yaptı. Muhafızlardan biri bir sandık ile Nimiro’nun karşısında durdu. ‘’Ödülünüz.’’

Kral bu sırada sordu. ‘’Orduda kalmaya devam edecek misin? Bu sadece Yuukka’yı getirme ödülündü. Fiyat ödülünü daha vermedim.’’

Nimiro sırıtarak ve karşısındaki kralı kral olduğunu tanımayan hareketler sergilemeye başladı.

‘’Gücümü istiyor gibisin. Ama sizler zayıfsınız. Herhangi bir diyar ile savaşırsanız, büyük bir ihtimalle kaybedersiniz. Sizin bana değil, ordunun yarısının ödül avcılarıyla donatılması gerekiyor. Gölgelere güvenilemez. Bu yüzden sadece önemli görevlerinin ödül avcılığını yapacağım.’’

Belinin arka kısmından bir cihaz çıkartıp muhafızın eline verdi. Sandığı da kulpundan tuttu tek eliyle.

‘’Bana ihtiyacın olduğu zaman, bununla iletişime geçebilirsin.’’
Kral doğruldu. Ardından ayağa kalktı. Kalın kılıcı sırtında bağlı, ucu da neredeyse yere değecek kadar büyüktü.

Nimiro sırıtışına devam ederken kral bundan hoşlanmamış hatta çok sert bakışlar ile bakıyordu.

‘’Haddini aştın. Seninle yaptığım son işti bu.’’

Ona doğru yürümeye başladı halının üzerinde. Boy farkı bir metre kadar vardı bile.

Nimiro onun haşmetli bedenini görünce biraz korkmuştu.

‘’Ne oluyor şimdi?’’

Elini arkasındaki kılıcın sapına yavaşça götürdü. Ve bütün haşmetiyle sadece Nimiroya odaklandı. Nimiro bunu fark etmiş ve daha da donuk bakmaya başlamıştı. Korkmuştu. Etrafındakileri görmeyi bırakıp, sadece odağını korktuğu bu şeye vermişti.

‘’Haddini bil. Nimiro. Benim nezdimde bir kuklasın. Ödül maması verilen bir köpeksin.’’

Hiçbir fiziksel saldırı yapmadan onun kollarını ve bacaklarını kökünden aynı anda kesti. Nimiro bedeninden kopan uzuvlar yüzünden yere yığılmıştı. Kanlar delicesine akarken koca kılıcın yüzünü delmesi ise son gördüğü şey olmuştu.

Kral kılıcını çıkardı yüzünden. Kılıcını sırtına tekrar bağladı. Yerde gölet olmuş kanlarında temizlenmesini istiyordu.

‘’Halıları değiştirin.’’

Tahtına yürürken muhafızlardan biri halıyı yuvarlamaya başlamıştı. En sonunda oturdu tahtına.

‘’Onu uyandırın.’’

Unuttuğu bir şey vardı ama. Nimiro’nun yaratığı göz yaşları içinde bütün gücü ile ileri atıldı. Onu öldürmek istediğini bizzat gösteriyordu herkese.

Kral bunu fark etti. Ardından elini şıklattı.

Yaratık bütün uzuvları koparken hedefini ıskalayıp yerde yuvarlanarak, kanlar içinde canını verdi.

‘’Değersiz.’’

Elini ona doğrulttu. Ardından emir verdi. ‘’UYAN.’’

Yuukka nefes nefese bir şekilde uyandı. Doğruldu ve etrafına baktı. Aşırı lüks bir sarayın içinde ve karşısında tam bir savaşçı gibi duran kalıplı adamı görünce şaşırmıştı.

‘’Hoş geldin. Yeğenim. İyi bir karşılama olmadı ama.’’

Yuukka buna feci şaşırdı. Kendi kendince donuk bir ifade takınırken, söylemeden edemedi. ‘’Yeğenim mi?’’

‘’Çok doğru Yuukka.’’

Yuukka elini beline attı. Kılıç kontrolü yaptı. Kılıcı orada değildi. İç çekti. ‘’Siktir be.’’

‘’Ne o? Memnun değilsin sanırım.’’




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

Novebo discord sunucusu