Yuukka, liseyi yeni bitirmiş ve üniversite tercihlerini yapmak istiyordu. Kendi evinde yaşıyordu. Bu doğru. Kendisinin bir evi var. Çok büyük değil ama 2 katlı bir ev. Tabi arkadaşlarını da çağırmasa olmazdı tabii ki.
Yuukka, 1,75 boyunda, sürekli siyah giyinen biriydi. Saçları siyah ve düzdü. Gözleri ise kahverengiydi.
Yanında ise, hafif uzun eflatun saçlı Cevahir vardı. 1.87 boyunda ve yaz takımının lideriydi. Daha yeni atanmıştı. Ona fazla görev verilmiyordu çünkü yeniydi.
Ona bir lider maaşı veriliyordu ve bu çok fazla bir miktardı.
Yuukka bilgisayarı açmıştı ve teker teker üniversitelere bir göz gezdiriyordu. Hiç üniversite gezmediğinden, nasıl yerler olduğunu merak ediyordu.
Cevahir bu sırada gözlerini kıstı. Elini ekrana dayadı. Bir üniversitenin görselini gösteriyordu. ‘’İyi duruyor.’’
Alnına bir tane yapıştırdı Yuukka. ‘’Elini sürme!’’
Cevahir acıdan elini alnına götürmüştü. ‘’Acıdı.’’
‘’Amacım oydu zaten.’’ Dedi ve fare ile tıkladı. Görsel büyüdü. Ardından birçok yerden fotoğrafları çekilmişti. Sağ ve solu işaret eden oklara tıklayınca bir sonraki fotoğrafa geçiyordu. Teker teker kontrol ediyordu. ‘’İyi de bu okul çok uzakta.’’
‘’Önemi yok. Önemli olan sağlam bir okul olması değil mi?’’
Yuukka iç çekti bu sırada. ‘’Ormanlık alanlara yakın konumda, zombilerle karşılaşmak istemiyorum.’’
Yan gözle baktı Cevahir. ‘’Aptal mısın? Yanına yaklaşırlarsa kafalarını ezip geçersin.’’
Bilgisayarı kapattı. Masaya koydu, Ardından eliyle kalk işareti yaptı. ‘’Bence okulu bir gezelim olur mu?’’
Cevahir şaşkındı. ‘’Ben o yolu çekmek haberin olsun.’’
Sırıttı Yuukka. ‘’Arkadaşım değil misin? Paşa paşa geleceksin.’’
Göz devirdi. Ardından ayağa kalktılar. Evden çıkıp, kapıyı kilitleyip arabaya bindiler. Spor yarım arabaydı. Cevahir’in arabasıydı ve arabanın rengi saçları gibi eflatun rengindeydi. Aslında, Cevahir’in bir hastalığı vardı. Hani albino hastaları, kaş renkleri, saç renkleri, aynı, beyaz olur ya. Cevahir’in göz rengi, kaşları, saçları da aynen böyle, aynı renge sahipti.
Cevahir’in kombin anlayışı ise aynı renklerde kıyafet giymek olduğundan, eflatun giyiniyordu. Yuukka bunu değiştirip kendisi gibi siyah giyinmesini alıştırmıştı. Aksi halde çok kız gibi göründüğünü düşünüyordu.
Arabaya bindiler. Ardından ikisi de ön koltukta, Yuukka sürmeye başlamıştı. Uzun yola girdiler, ana yola eriştiler ardından.
‘’Eh, sen ne düşünüyorsun?’’
Cevahir yüzünü ekşitti. ‘’Pek bir şey değil. Sonuçta artık bir lider oldum. Bir geleceğim artık yok. İnsanların düzeni hakkında sorumluluklara sahibim. Yeniyim diye çok görev almıyorum. Ama yine de altlarıma istediğimi yaptırıyorum. Geçen yemek yaptırdım birine.’’
Yuukka iç çekti. ‘’O öyle bir şey değil ama neyse.’’
Cevahir, bir lider olduğundan, bir nevi görevi gereği halkın güvenini sağlaması gerekiyordu.
Bir telefon geldi kendisine. Yuukka yan gözle baktı. Onun hala telefonu açmadığını görebiliyordu. ‘’Açsana!’’
Ofladı Cevahir. ‘’Hadi ama biraz gezecektik.’’
Telefonu kulağına götürdü somurtarak. ‘’Evet?’’
‘’Cevahir liderim. Bu şey size biraz garip gelebilir.’’
‘’Devam et.’’
‘’Efendim, sokak arasında ölü bir insana rastladım. Yetişkin. Ama daha önemli bir durum daha var. Hemde hiç düşünülmeyecek tarzda bir şey. Bence bir göz atsanız iyi olur.’’
Göz devirdi. Yuukka’ya döndü. ‘’Arabayı çevir. Ters yola gir.’’
Tabii ki ters yola girmedi. Üst geçitlerden karşı şeride geçti. ‘’Sorun neymiş.’’
‘’Konumu atarsın. Hemen olsun çünkü şimdi yoldayız.’’
‘’Peki efendim.’’
‘’Hızlı sür şapşal. ‘’ Elini direksiyona attı. ‘’Yuukka onu iteledi.
‘’Dokunma da süreyim.’’
‘’Hızlı ol. Hadi!’’
Yuukka sert bakındı bu sefer. ‘’Şapşal mısın aptal mısın her ikiside mi? Hızlanacağım zaten. Sabret.’’
Yüzünü yana çevirdi Cevahir. ‘’İyi madem.’’
Belli bir zaman geçmiş, Cevahir’in adamı olan kişi yerde bağdaş kurarak cesedin başında bekliyordu. Saatine baktı. ‘’Hadi ama nerede kaldınız?’’
Tek ayağını aşağı yukarı yapıyordu. İstemsizce yapıyordu bunu. Stres yapmıştı. Çünkü bunun sadece bir nedeni olabilirdi. Bu ölüm şeklinin.
‘’Hadi gelin artık. Sabrım kalmadı.’’
‘’Hey!’’
Hızlıca başını kaldırdı. Ardından yavaşça ayağa kalktı. Yaşlı ve sakallı bir adam görmüştü. Endişelendi bu yüzden.
‘’Bekle.’’
‘’Çekil oradan. Ne yapıyorsun.’’
Yavaşça geri adım attı. ‘’Bunu ben yapmadım. İnan bana. Liderimi bekliyorum.’’
‘’Lider mi dedin? Hah!’’
Kendi kıyafetinde bir rozet çıkardı. ‘’Ben memurum. Bana yalan söylemenden de hoşlanmadım.’’
Elleriyle işaret ediyordu. ‘’Hey. Ağırdan al. Ben yapmadım diyorum.’’
Sokak başında drift çekerek durdurdular arabayı. Camı açıp Bağırdı Yuukka. ‘’Bir sorun mu var ihtiyar?’’
Onlara doğru döndü. Rozeti hala elindeydi ve kaldırdı. ‘’Ben memurum. Onun ifadesini almak için karakola götüreceğim.’’
Cevahir arabadan indi ve siyah paltosunun iç cebinden kendi kartını gösterdi.
‘’Ben 8. Lider Cevahir. Olayı bana devredebilirsin. İyi çalışmalar.’’
Afallamıştı tabi. Gerçekten de bir lider ile karşı karşıya duruyordu. Bir şey diyemedi. Neredeyse 10 saniye kadar bakıştılar.
Yuukka sessizliği bozmak istedi. ‘’Bence gidebilirsin. Gerisi bizde.’’
Yaşlı adam uzaklaştıktan sonra Yuukka ve Cevahir, aynı giyindikleri paltolarını aynı anda düzeltmişlerdi. Bu benzerlikten haberleri yoktu.
‘’Söyle bakalım Emre. Sorun nedir?’’
Emre yürümeye başladı ve cesedin yanına geldiler. Cevahir ve Yuukka onu takip etti. Ardından cesedin başına geldiler.
Yuukka gözlerini çevirdi direk yana. ‘’Şimdi kusacağım. Bu ne böyle?’
Cevahir yere eğildi. ‘’Kafası mı ezilmiş?’’
Emre endişeli gözlerle baktı. ‘’Yo. Hayır. Gerçekten başka bir şey. Liderim. Bakın. Beyni yok. ‘’
Yuukka gülümsedi bunu duyunca. ‘’Cevahirle aynı kaderi paylaşıyor anlaşılan.’’
Bu boş yapmayı görmezden geldi Cevahir. ‘’Beyni yenmiş? Nasıl anladın. Bana göre ezilmiş gibi duruyor. Bu eziklikten yenmiş olduğunu anlayamayız. Otopsi raporu çıkartalım derdim. Ama bunun otopsisinden bir şey çıkamaz. Her türlüsünden cinayet olduğu anlaşılıyor.’’
Yuukka da eğildi. ‘’Doğru olabilir. Ama bu kafayı ezmek için, bir itfaiye aracı, ya da yük dolu bir kamyon gerek. Sıradan bir araba kafatasını böyle ezemez bence.’’
‘’İşte bu yüzden cinayet olduğu belli. Etrafına bak. Yukarıdan herhangi bir şey düşmüş gibi durmuyor. Besbelli.’’
Emre iç çekti. ‘’Liderim. Ezilseydi Kanlar her yere saçılırdı. Sadece yere akmış kanlar var. Beyni içinden çıkarılıp yenmiş. Ayrıca çok pis kokuyor.’’
Ayağa kalktı Cevahir. Telefonunu çıkardı. 8 Lider, yardımcı kurucu ve kurucunun bağlı olduğu ortak hatta geçti.
‘’Şüpheli bir şey gördüm. Cevaplamanızı beklemiyorum. Bir cinayet vakâsı var. Bununla ilgilenmeme izin veriyor musunuz? İtirazı olan konuşabilir.’’
Çıt çıkmadı. Yuukka da öylece bakakalmıştı. ‘’Siz böyle mi anlaşıyorsunuz?’’
‘’Gereksiz konuşmuyoruz. Sadece bilgi aktarımı için, öyle kafama eseni söyleyemem.’’
Emre diretmeye devam ediyordu. ‘’Ciddiyim liderim. Beni dinleyin. Gerçekten beyni yenmiş gibi duruyor. Hiç de ezilmiş bir kafatası göremiyorum. Bence bu bir kırmızı alarm!’’
Cevahir ona saygı duyuyordu. Kendisi üstü olduğu halde insanların halinden anlayan ve rütbesini önemsemeyen biriydi.
Hafif sırıttı. ‘’Peki madem. Kırmızı alarm diyelim.’’
Telefonu tekrardan ağzına götürdü. ‘’Kırmızı alarm. Herkesin dikkatine.’’
Telefonu çekti ağzından ve tuşuna basarak kapattı. ‘’Peki. Etrafı soruşturma zamanı.’’
Yuukka göz devirdi. ‘’Aferin sana dedektif.’’
Sokağa girmeden bir kafe vardı. Çok işlek değildi. Metro çıkışına da çok yakın bir kafeydi burası. Kanepeler, koltuklar vardı. Masa başına göre fazla konforlu duran bir kafeydi.
İçeriye yavaşça girdiler. Etrafa bakındılar. Bir garson önlerine geldi bu sırada. ‘’Hoş geldiniz. İzninizle size en uygun masayı sunabilirim.’’
Cevahir kartını çıkardı. Katlanır cüzdanını aşağı sarkıtarak, biraz havalı bir şekilde gösterme şekliydi bu.
‘’Gerek yok. Ben liderim. Sorularım var.’’
Yuukka gülümsedi ve yüzünü çevirdi. ‘’Ne cilve ama.’’
İçerideki ofislerine kadar girdiler. Ardından müdür dahil orada bulunan 3 çalışan, toplam 4 kişi ile konuşma başlattı.
İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı