Ciddi bir ifade takındı. ‘’Bence, bu ceset bu hale getirildikten sonra, oraya konmuş olabilir. Belki de bir yemdir.’’
‘’Pıh. Saçmalama. Zombiler plan yapamazlar.’’
‘’Derin çığlık atan zombileri, duyan olmamışsa, zombi orada değildir demektir. Ya adam sağırdır ya da aptaldır. Ya da gerçekten de olay orada gerçekleşmedi.’’
Yüzünü ekşitti o da. ‘’Sinirlenme bu kadar. Tamam. Anladık. Plan yapan zombi var yani öyle mi? Amacı ne o zaman.’’
Yuukka arabayı durdurdu. Biraz sesini yükseltti. ‘’Bilmiyorum. Karşılaşırsak sorarım tamam mı?’’
‘’Seni anlayacağını pek sanmıyorum ama...’’
‘’Zaten dalga geçiyorum ahmak.’’
Arabayı tekrar sürmeye başladı. Ve yine geniş bir yola saptılar. ‘’Eh. Ne yapacağız?’’
Yuukka net ve direk söyledi. ‘’Zombiler lanet enerjisi taşırlar. Lanet enerjilerini hissedebilen biriyle görüşmemiz gerek o kadar. Böylece her şeyi anlayabiliriz.’’
‘’İyi hoş dedin de lanet enerjisini hissedebilen birini nasıl bulacağız ki?’’
Yuukka iç çekti. ‘’Eminim, sarayda barınan güçlü büyücüler bunu anlayabilir. Ama bunu kendi çapımızda yapmalıyız. Yoksa bu olayın peşinde olduğumuzu anlayabilirler.’’
‘’Kim anlar?’’
‘’Ne bileyim. Planı yapanlar işte. Bence bu bir plan.’’
‘’He he. Aynen. Zombiler plan yaptı falan. Neyse, sadece bu teoriyi çürütmek için seninle geleceğim.’’
Arabayı kaldırım kenarına park ettiler. Çarşı denilen o yerde, insanların arasında yürümeye başladılar.
‘’Haa? Anladım. Cadının yanına gidiyoruz.’’
‘’Şştt.’’
Dükkanları, pazar yerlerini bir bir geçtiler. Ara sokaklara kadar yayılan çarşının içinde, bir çadır vardı. İki bina arasına inşa edilmişti.
İnsanlar o kadar çoktu ki, her yürüdüklerinde bir kişiyle net omuz omuza çarpışıyorlardı. Ama umursamadılar ve en sonunda çadırın önüne kadar geldiler. Pazarda patates satan bir adam seslendi onlara. Uzun uzun baktıklarında bunu anlamıştı.
‘’Oraya girmeseniz iyi olur. Dönüşü olmayan bir yol açmış olursunuz.’’
Cevahir somurttu ve dalga geçerek söyledi. ‘’Ne saçmalıyorsun be. Ben liderim.’’
Yüzünü çevirdi satıcı. ‘’Öyle diyorsan.’’
İçeriye girdiler. Yukarıdan sallanmış iplerin arasından geçtiler. Mor sis içeriyi kaplamıştı.
Cadının saçı yüzünü kapatıyordu. Sanki 2 yıldır hiç banyo yapmamış gibi saçı darmaduman ve yapış yapıştı.
Ses etmedi. Önünde buharlaşan karışımlar mevcuttu.
Yuukka eliyle gözlerini gösterdi onun. ‘’Şu an bizi görüyor mu?’’
Omuz silkti. ‘’Bence görmüyor.’’
Aşırı kalın bir ses, neredeyse erkek sanılacak kadardı. ‘’Oturun.’’
İkisi de dona kaldı. Gülümsedi ardından Yuukka. ‘’Bence erkek.’’
Dalgaya aldı Cevahir. Kafasını salladı. ‘’Beni yemliyorsun.’’
Bunu yemediğini anlayınca somurttu. ‘’Peki.’’
Oturdular.
‘’Konuşun.’’
İkisi de birbirine baktı. ‘’Sen mi anlatırsın ben mi?’’ Dedi Yuukka. Güldü.
‘’Hani lidersin falan. Sen anlat bence.’’
Öksürdü. Ardından net bir tavır takındı. ‘’Acaba, şey. Bir şey diyeceğimde. Sizle akalası bile yok. Ama bir isteğimiz olacaktı.’’
Kafasını hafif kaldırdı. ‘’İstek mi? Öylece mekânıma gelip, isteklerde mi bulunacaksınız. Çadırın önünde tabela var. Okudunuz mu?’’
Şaşırdılar. ‘’Ah. Yok.’’
‘’Aynen. Okumadık. Neden ki?’’
‘’Ücretli çalışıyorum. Dakika başına 1000 türk lirası yeterli olur.’’
‘’Pardon ama... Bu adam sikmenin başka bir tabiri olabilir. Daha makul bir fiyat tercih etseniz olmaz mı?’’ Ciddiydi Yuukka.
‘’Büyücüsünüz. 8.Lider Cevahirle yakınsın. Ciddi bir durum söz konusu. Sizin yapacağınız bir şey, düşmanlara, benim de düşmanlarım olmalarını sağlayabilir. Düşman istemiyorum. Ama yeterince iyi bir fiyat verirseniz, bunu gözden çıkarabilirim.’’
Cevahir göz devirdi. Cebinden nakit çıkardı. Ama 1000 çıkmadı. ‘’Şimdilik bu kadarım var. Sana gerisini atarım.’’
Salladı kafasını. ‘’Hayır. Yeterince nakidin olduğunda yanıma gel. Ve dakikan dolduğu an isteğinden vazgeçerim. Bu yüzden bir dakikayı aşacağını düşündüğün bir olaysa, daha fazla nakit getirmeni öneririm.’’
Ayağa kalktı. Ardından elini uzattı. Yuukka’da kalktı.
‘’Ne yapıyoruz?’’ Dedi Yuukka. Alaylı bir ses tonu yoktu.
‘’Yeterince nakit getirip tekrar anlaşacağız.’’
Çadırdan çıktılar. Pazarın içinde yürümeye başladılar. Cevahir etrafına bakındı. Bir kuyumcu arıyordu.
Bulamadı. Ardından pazarda bir satıcıya sormak istedi.
‘’Buyurun. 20 lira, 20 lira! Buyurun! Tazesinden sebzeler.’’
‘’Şşt. Pardon. Bir bakar mısınız?’’
Onlara döndü. ‘’Baktım. Sebze var meyve var bir sorun mu var?’’
Güldü Cevahir. ‘’Güzel kafiye.’’
‘’Buralarda kuyumcu var mı acaba?’’
‘’Var neden?’’ Sert bir sesi vardı.
‘’İşimiz var. Nedenini sorman şart mıydı.’’
Eliyle arkasındaki binayı gösterdi. ‘’Bu hizada 400 metre kadar yürüyün. Kapalı değilse şanslısınız.’’
‘’Tsch. Neden kapalı olsun ki?’’
Sigaranın dumanını Cevahir’e üfledi. ‘’Gidince görürsün.’’
YÜrümeye başladılar. Binaların arasından kısa yoldan gidiyorlardı. Sanki engebeli yolda yürüyor gibiydiler. Önlerine merdiven çıkıyor, üzerinden atlıyorlardı. Bina çıkıyor. Sağ sol yapıyorlardı.
400 metre kadar ilerlediler. Ardından bir yola çıktılar. Çarşının neredeyse merkeziydi. Etraflarına baktılar. ‘’Çok insan var.’’
‘’Bugün pazar hani, insanlar işe gitmiyor, alışveriş yapıyorlar. Klasik İstanbul. Devam edelim.’’
Kuyumcunun önüne kadar geldiler. ‘’İçerinin ışıkları yanmıyor.’’
‘’Belki de elektrikler gitmiştir.’’ Dedi Cevahir. Ardından elini kapı koluna attı. Açık değildi.
‘’Harbi mi? Açık değilmiş gerçekten.’’
Yuukka elini omzuna attı. ‘’Geri çekil. Bunu ben hallederim.’’
‘’Hırsızlık mı yapacaksın? İşe yaramaz. Bize nakit lazım.’’
‘’Biliyorum. Zor kullandıracaklar. Enerji manipülasyonu ile nakit şekillendireceğim. Yapabilirsem, Gölge enerjim istediğim bir cisme şekillenecek. O da para.’’
‘’Bu kara para aklamaya girer, yasal olmayan yollardan nakit miktarını arttırıyorsun.’’
‘’Umurumda mı? Zombiler konu iken bunu çok umursamıyorum.’’
Avucunu açtı. Hafif gri renginden bir enerji dalgalanması avucunu sarmıştı. Ardından türk lirasının şekillenip, elinde belirişini görmüştü Cevahir. Yuukka ise biraz zorlanıyordu. Çok zor bir yetenek kullanımıydı çünkü. Yapabilmişti. Elinde tam olarak 5 tane 200’lük banknot vardı.
‘’İşte sana nakit.’’
Her şeyi hazırladılar ve çadırın önüne tekrar geldiler. İçeriye girdiler.
‘’Selam. Yine biz.’’
Eliyle yerdeki minderleri işaret etti. ‘’Amma hızlısınız.’’
Yuukka Elindeki nakitleri uzattı. ‘’1 dakika bize yeterde artar. Şimdi anlaştık mı?’’
Cadı aldı paraları. Ardından yavaşça, teker teker saydı. Hafif yana eğildi ve oturduğu minderin altına koydu. Ardından kendini düzeltti.
‘’Peki. Şimdi ne istiyorsunuz? İsteğinizi duyduğum an süre başlayacaktır.’’
Yuukka tersledi. ‘’Kısa kes. Tek yapman gereken, lanetli enerji kullanımı oldu mu? Veya lanet enerjisine sahip birinin bu şehre gelip gelmediğini merak ediyorum. Biliyorum ki cadılar her türlü enerjileri hissedebilirler. Yani yalan söyleme sakın.’’
‘’Yavaş ol genç adam. İçinde gezinen deli gücü de görebiliyorum.’’
Cevahir yan gözle baktı. Şaşırmıştı. ‘’Ne diyor bu?’’
Yuukka onun bunu anlayamamasından dolayı somurttu. ‘’Eylemsizlik yeteneğimden bahsediyor olabilir. Sonuçta en güçlü yeteneğim.’’
‘’Güç kullanmayacağız. İnsan içindeyiz. Tamam mı?’’
Kafasıyla onayladı. ‘’Anladım aptal. Biliyorum zaten.’’
‘’Söylesene gittiğiniz yerde sizden korkan oluyor mu?’’
İkisi de birbirine baktı. Yuukka gözlerini kıstı. Bir şeyi düşünüyordu. ‘’Zamandan kısıp işimizi bir dakikadan uzun olmasını sağlayacaksan işe yaramayacak.’’
Cadı gülümsedi. ‘’Gerek yok. İşinizi çoktan yaptım. Bu sadece merakımdı. Ben geleceği görebilirim. Tek şart çadırımın içine girmenizdi. Böylece ne isteyeceğinizi bildim ve çoktan o bilgiyi edindim.’’
Cevahir elini çenesine götürdü. ‘’Anladım. Şartlı teknik.’’
‘’Bu doğru.’’
Şartlı teknik. Kullanımı sadece üstün büyücüler tarafındandır. Bir şart gerekir. Şart olmadan aktif olamaz. Büyü yasalarını, evren yasalarını, fizik yasalarını es geçecek istekler talep edilebilir.
Kendisi bir talep belirlemişti ve sadece bir şart olması gerekiyordu. Yoksa talep boşa giderdi. Şartsız aktif edilemezler ve bünyede kalıcı hasarlar bırakırlar. Bir feda gerekir.
Yaşlı cadı, aslında yaşlı değildi. Feda ettiği şey gençliğiydi. Bu feda, başkalarının ruhları, kendi vücudundan beden, herhangi bir yok oluş veya üstün güç kaybı olsa da bunların hiçbirini feda edemedi. Kendi boş hayatını feda edip böyle bir şeye ihtiyaç duydu. İhtiyaç duydu çünkü geleceği görmek istemesi, kendi zevkinden değildi.
Bulutların ötesinde adındaki örgüt, üstün evrimler geçirmiş diğer diyarları, ırkları, evrenleri keşfeden, bilgilerini insanlara aktarmak isteyen, ama bunun yetmeyeceğini düşündüğü için, olası bir saldırının savrulması içinse, her bir bireyin üstün bir gücü olması gerektiğine inanır. Her bir bireyin savaşmasını isteyen örgüt, onları zorla güç sahibi, yeni bir evrimin habercisi olmaya zorlar.
Bu örgütün amacını herkes bilmiyordu aslında. Bazıları sadece, örgütün insan deneylerine maruz kaldığını, bu yüzden durdurulması gerektiğini düşünüyordu. Ama 500 yıldır hiçbir şekilde örgütün merkezi bulunamadı. Ve deneyler sürekli devam ettiğinden, başarısız deneyler zombi olarak adlandırıldı. Çünkü artık düşünemiyorlar ve bir hayvan gibi yaşıyorlardı.
Her bir zombi aslında zamanında, başarısız, esir birer denek olmuşlardı.
İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı