Bozuk ses gibi çıkan bu ses yalnız odada yankılanıyordu. Tren etraft dönmeyi sürdürüyor ve Anthea’ da pür dikkat gözleriyle treni izliyordu. Saate, kaç tur kaldığına hiçbir şekilde bakamazdı. Yoksa tur sayısı artardı.
İçinende söyleniyordu. Öfkeli ve çaresiz gibiydi. ‘’200’mü 205’mi? Yoksa kaç? Ağh. Cidden kafam karıştı. Ama tur binmeden tamamlamalıyım. Lanet. Şimdiden karnım acıktı.’’
Kapının camına inen perdeyi hafiften kaldırdı Omai Maskesini takmış onu seyretmeye gelmişti. Duvardaki max tur sayısına baktı. Artmamıştı. Yani gözlerini hiç ayırmadığını anladı. İçinden gülümsüyordu. ‘’İlginç. Şu ana kadar tur bindirir sanmıştım.’’
Camillie yanına kadar geldi. ‘’Beni neden yanında getirip duruyorsun?’’
‘’Birkaç deney daha. Sonra iradenizin yüksek oranda kontrol edilebilir olduğu duygu ve zihinsel motivasyonunuza bakacağım. Bunun bir kombinasyon olup olamayacağını da analiz etmem gerekecek. Birisi, he, dedi diye iradesini böyle kuvvetlendiremez.’’
‘’Geçmişten bir anı mı? Sonsuz tutsaklık korkusu mu? Öfke mi? Bilemiyorum. Bu yüzden deney sırasında artan hormonlarınızı da merak ediyorum.’’
‘’Ha? Hiçbir şey anlamadım.’’
‘’Biliyorum. Aynısını sana da yapacağım. Ama tren deneyini değil. Daha fiziksel bir acı ile olacak. Fiziksel acıya katlanmanızın kat kat artmasınında neye bağlı olacağını ölçeceğim.’’
‘’İnsanların, güçlü bir iradeye sahip olması için gereken çoğu şeyi yapmaya hazırım.’’
Kızdı hafiften. Kaşlarını bile çatmıştı. ‘’Kötü bir yol olsa bile.’’
Omai ona döndü. ‘’Bir savaşın sonucu zafer olacaksa, her yol gidilmeye değerdir.’’
‘’Bence bu yanlış. İstediğin bir yol ile zafer alamayacaksan, zaferin tadı kalmaz.’’
Omai izlemeye devam ederken söyledi. ‘’Yolları önemseyen biri gerçek zaferin tadını alamaz.’’
‘’Zafer için yol önemsizdir. Zafer için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. İyi ya da kötü olsun.’’
Devam etti sözlerine. ‘’İnsani ahlak biçimine göre dediğin doğru olabilir ama bir savaş ahlaki değerler ile yönetilemez.’’
Camilliede seyretmeye başladı. Ama onu bir şeye benzetti. Sürekli aynı komutu yapan biri, bir robot gibiydi. Sürekli izliyordu. Köle gibi bir şeye benzetmişti. Komut veriliyor ve o süre boyunca o komutu eksiksiz yapıyorsun. Tıpkı buna benzetti. Bu yüzden çok bozulmuştu.
Omai gülümsedi. Onun duyug değişiminin farkındaydı. ‘’Sana bir şey anlatayım. Bunu kimse bilmiyor.’’
Donuk gözlerle baktı Camillie. Omai sözlerine devam etti.
‘’Gölgeler peşime düşecekler. Gölge ırkı. Sadece kimsenin bilmediği bir şey var.’’
Şaşkındı Camillie. ‘’Gölge ırkı mı?’’
‘’Evet. Başka evrende yaşayan bir ırk. Heykelimsiler onların evrenini istila etmemesi karşılığına Gölgeler sürekli vergi ödüyorlar. Ayrıca Gölgeler onlara itaat ediyor. Böylece hayatlarına devam ediyorlar. Eskiden Gölgeler istilacı ırk olarak tanınırdı. Ama güçlerini kaybettiler. O muhteşem ordularını, taktiklerini, artık kendi kendilerince yaşayan kişiler oldular. Heykelimsiler bunu fırsat bilerek soykırım denedi. Yeni kralları, benim tabirimce Yuukka Sermante’nin amcası, bir anlaşma imzaladı ve Gölgeler sonsuz düşüşün başlangıcını yaşadı.
Hatta öyle ki Gölgeleri kimsenin kurtaramayacağını, ve iyice düşeceklerini, belki de yok olacaklarını düşünüyorum.’’
‘’Yuukka benim yerimi ifşa etme amacıyla Gölgelerin 3. Kumandanı Utra ile anlaştı.’’
Hala bir şey anlamıyordu Camillie. ‘’Bunlardan bana ne be? Ayrıca neden benle dost gibi konuşuyorsun?’’
İçten gülümsedi Omai. ‘’Deneyi başarırsan, bir safkan, yoldaşım olacaksın. Gerçekleri görmeni sağlayan bilgileri zihnine aktaracağım. Böylelikle neyin ne olduğunu, yoldaş kelimesinin manasını öğreneceksin. Başaracağını düşünüyorum. Ve ilişkimizi ilerletme kararı aldım.’’
‘’Hayırdır lan sen! Bu yetkiyi sen mi veriyorsun ha?’’
‘’İnan bana. Gücümü bilseydin. Gölgelerin çabasının boşuna olduğunu anlardın.’’
Daha da afallamıştı. ‘’Hiçbir şey anlamama rağmen anlamadığım bir şeyde kendini övdün.’’
Gülümsedi. ‘’Yakında anlayacaksın.’’
Eliyle işaret etti bu sırada. ‘’Takip et bakalım.’’
Koridorda yürümeye başladılar. Sola doğru açılan bir yol vardı. Oraya saptılar. Ardından başka bir oda, ve başka bir dizayn vardı. Kapının üstünde bir sembol vardı. Bir daireydi.
Omai içeriye girdi. Her yer bomboş, sadece bir sehpa ve bir tenis topu vardı.
‘’Bu nedir?’’
Nazik bir sesle söyledi. ‘’Topu eline alır mısın?’’
Yürüdü. Topu sehpadan aldı. Duvarda yine bir saat vardı. ‘’6.00’’ Yazıyordu. Bu saati değil aslında, geriye doğru akan bir zamanlayıcıydı.
‘’Top aşağı gelecek şekilde elini ters çevir. Ve kolunu dümdüz tut. Bedenine 90 derece açı kursun.’’
Buna şaşkınlıkla bakıyorken Omai çoktan kapıyı kapatmıştı ve camdan bakmaya başlamıştı. ‘’Zaman dolana kadar topu tutabilecek misin? Her saat geçtiğinde topu büyüklüğü değişecek.’’
Şaşırdı buna. Etrafına baktı. ‘’Ben başka top göremiyorum.’’
Omai gülümsedi. ‘’Gerçekliği değiştirebilen birine göre bir şeyin olup olmaması önemli değil.’’
Şaşırmıştı yine. Aslında hep şaşırıyordu. ‘’Ne demek bu?’’
Omai gülümsedi. ‘’Duvar kenarında duran şırıngayı kendine saplar mısın?’’
Oraya doğru baktı. ‘’Az önce burada değildi. Ciddiyim. Neler oluyor?’’
Omai bir şey demedi. ‘’Lütfen alır mısın?’’
Şırıngayı aldı eline. Boynunu eğdi ve damarına enjekte etti. ‘’Anlıyorum. Anthea’ya da aynısını yaptın. Kural dışı bir ihlal olursa, bu şırınga sayesinde bilinecek.’’
‘’Aslında insan bedeni hata yapmaya müsaittir. Kural dışına çıktığında, bir şekilde kendini ele verir. Normalden farklı davranırlar. Belki analizciler, manipülatörler bile anlayamaz ama, en ufak bir farklılığı anlayacak bir ilaç. Bu ilaç hata yaptığın zaman verileri bilgisayarıma gönderiyor. En hızlı bir şekilde bu, geçerli kıldığım kural gerçekliğinde size verdiğim cezayı arttırıyor. Örneğin, Anthea gözünü trenden çekseydi, 10 tur daha izlemek zorunda kalacaktı.
Tabi ilça diyorum ama kanınızda gezen bu şey bir mikro teknolojik alet. Endişelenmeyin 3 gün sonra vücutta dışkı ile dışarı atılabilir.’’
Hayran kalmıştı. ‘’Gerçekten, her şeyi düşünmüş olamazsın.’’
Gülümsedi içten içe. ‘’Gerek yok. Başka bir şey düşünmene gerek yok. Sadece dediğimi yap.’’
Elini kaldırdı ve topu tutmaya başladı. ‘’Asıl olay şimdi başlıyor. Matematiksel bir hesap yapmama izin ver, olurda yorulursan, kolun bir açı bile aşağı yalplalasa, kronometre geriye akmayı durduracak, sadece 90 derece açı ile tutabildiğinde akmaya devam edecek. İnsanların iradeden bahsettiğinin çok ötesinde bir deney. İradenin gerçek kavramı, gerçek iradenin kontrolü, korkusuzluk veya yapamama korkusu. İradeyi tetikler ama en önemli faktör değildir.’’
Yan gözle baktı. ‘’Bütün bunları, sadece dış tehditler için mi yapıyorsun? Gereksiz bir düşünce, kraliyetler varken insanlar zaten rahat bir durumda kalabilir.’’
Sırıttı hafiften. ‘’Hadi ama. Dış dünyanın insanları yerle bir edeceğini düşünmüyorum diyemezsin. Dış tehditler, daha gelişmiş varlıklar, daha üstün ırklar, boyutları, yaşanmışlıkları...
İyi dinle. Heykelimsi ırkından daha gelişmiş 23 ırk var. Bu ırk başlı başına 70 trilyon küsür sayıya sahip. Gerisini sen düşün.’’
Şaşkındı. Ama net tavrını korudu. ‘’Bence istila gerçekleşmeyecek. Sen sadece geçmişte oldu diye bir daha olacağını düşünüyorsun. Bu önyargıdır.’’
Gülümsedi yine. ‘’Neler bildiğimi bilseydin, benden daha fazla uğraşın içine girerdin. Dış dünyaları bilmiyoruz. Öyleki onların siyasi tutumları pek zalimce. İnsanların merhameti onlara o kadarda etki etmemiş.’’
‘’6 saat. Deneyi tamamla.’’
Yana doğru baktı. Hala sırıtıyordu ama maskesinden belli olmuyordu. ‘’Odandan çıkmışsın Zemheri.’’
Nefes alıp verirken bile buhar çıkartarak, çok soğuk bir yüz ifadesiyle bakındı. ‘’Anlıyorum. Fiziksel olarak değil, kişisel ve zihnimin yapısını bile o cisime göre ayarladın.’’
Buna biraz şaşırmıştı. Hiç belli etmedi. ‘’Bak bunu bende bilmiyordum. İyi oldu. Deneyimin daha ileriye gittiğini gösterir.’’
‘’Fex ne durumda?’’
Gözleri kısık şekilde bakındı. ‘’İyi durumda. Cİldinin o şekle dönüştüğünü söylersem, ağaç derdim.’’
Güldü. ‘’Çok doğru. Bana ağacın özelliklerini sayar mısın?’’
Şaşırdı bu soruya. ‘’Oksijen verirler. Karbondioksiti oksijene çevirirler.’’
Daha gülümsedi. ‘’Dur orada. Söylemen gerekeni söyledin. Bu döngüyü terse çevirebilecek bir iradeye sahip olsaydın?’’
‘’Oksijen karbondioksite dönüşürdü.’’
‘’Çok doğru. Size enjekte ettiğim cisimler öyle rastgele seçimlerim değil. Hepiniz benim yoldaşımsınız. Bende liderinizim. Başlı başına bir amaç için yaşıyoruz. İnsanlı yüceltmek için ne gerekiyorsa yapmaya hazırım. Kraliyetler beni bulduğu zaman Gölgeleri üstüme salacaklar. Bu yüzden, onlara bir zulüm ile karşılık vermeliyiz. Böylece akıllanırlar.’’
Kafasını eğdi. ‘’Peki liderim. Zulüm gerekli bir seçim mi?’’
‘’Zulüm bir seçim değil, ama korku salmak gerekli bir seçimdir. İnsanın iradesini geliştiren yollardan biridir. İnsanlar örgüte karşı savaşmamayı, asıl düşmanı tanımasını sağlamak gerekir. Zulüm dediğin, dünya istila edildiğinde onlara yardım etmediğimiz zaman gerçekleşecek. Büyük yıkımların ardından safkanlar ve onların lideri Omai Schnitza, insanlığın son kurtarıcısı olacaklar. Ve bu yaşananlar, insanlara tek bir şeyi hatırlatacak.’’
‘’Bulutların ötesinde örgütü, haklıydı.’’
‘’Uzun bir zaman çizelgesinden bahsediyoruz efendim.’’
Gülümsedi. ‘’Merak etme, önümüzdeki 3 yıl içinde ne olursa biliyorum.’’
Arkasını döndü. ‘’Odama gidiyorum. Buranın havasını soğutmaya başladım.’’
Daha da sırıttı içinden Omai. ‘’Bunun için mi endişeleniyorsun. Dünya buzul çağını yeniden görebilir.’’
‘’Ha?’’
‘’Önemli bir şey değil.’’
Omai, şartlı teknik ile geleceği gören kadim cadının haberini almıştı. Tahminleri üst düzey olsa da, tahmin tahmindir ve sapma eğilimine girebilirler. Tam olarak geleceği görmesi gerekiyordu. Şimdi ise kadim cadıyı öldürüp, ölü bir cesede, bedene bağlama büyüsü yapmayı düşünüyordu.
Bedene bağlanan kişi, önceden yaşıyor ise, köle olarak beden yeniden çağırılabilir. Ama Omai çürümüş bir bedenin kendisine yararı olmayacağını düşündüğü için, sadece bedene bağlama büyüsü sayesinde geleceği görme yetisini kazanmayı umuyordu.
Bu cümleyi kurduğu anda ise, kadim cadı kendi çadırında oturduğu şekilde bir gelecek gördü.
Bu gördüğü gelecek kendisinin ölümüydü ve öldüren kişinin yüzünü bile görmüştü. Donuk gözlerle çadırın içine göz gezdirdi.
Elini salladı biri. Bunu korkudan dolayı görmezden geldi ama sonra karşısına baktı. Bu tam anlamıyla yardımcı kurucuydu.
‘’Selam. Kadim cadı.’’
‘’Yardımcı...’’
Eğildi ve sininin karşısındaki mindere oturdu. Gülümsedi. ‘’Nasılsınız bakalım.’’
‘’Burada ne işiniz var?’’
İki elini birbirine geçirdi ve biraz ciddi bir yüz ifadesi takındı. ‘’Çok ciddi bir operasyona girişmiş bulunmaktayım. Biraz yardıma ihtiyacım olabilir.’’
‘’Bir dakika... Ama... İmkansız.’’
Gülümsemesi tamamen geçti. Daha ciddi bir yüz ifadesiyle sordu. ‘’Ne oldu? Bir gelecek mi gördünüz?’’
‘’Öldüğüm bir gelecek. Omai tarafından.’’
Bunu duyunca gülümsedi. ‘’Önemi yok. Sizi koruyabilirim.’’
‘’Ama, nasıl onun geleceğini sen gelirken gördüm?’’ Tüyleri ürpermişti. Ve şarta göre düşünecekse tek bir şeyi düşündü.
‘’Omai sen misin?’’
Gülümsesini sildi yüzünden. ‘'Neden böyle düşündün.’’
Korkulu ses tonunu yansıtıyordu. ‘’Şart yanılmaz. Sen geldiğin an istemsiz bir gelecek gördüm.’’
‘’O zaman sana bir soru sormama izin ver. Şartlı tekniği ilk aktif ettiğin zaman, yalnız mıydın? Yoksa Omai yanında mıydı?’’
Daha da şaşırdı. ‘’Ne? Bunu... Ne biliyorsun? Şartlı teknik hakkında bilmediğim şeyler mi var?’’
Elini kaldırdı ve 2 parmağını gösterdi. ‘’Tam olarak iki seçenek var. Biri kötü biri de normal seçenek. Bunu Omai yaptıysa kötü olanı düşünmek gerek.’’
‘’Ne? Diyorsun?’’
‘’İlk olarak şarta ortak olmuştur. Bu normal olan bir durum. Şartı çalmışta olabilir. Bu kötü. Bir feda olmadan insanüstü bir güce sahip oldu demektir.’’
‘’Şartı çalmak mı?’’
‘’Evet. Kullanıcı bir süre şartı kullanır ama bir diğer şart aktiftir. Bir süre kullandıktan sonra diğer şart açılır ve asıl sahibine geri döner. Kısacası Omai yanındaydı değil mi?’’
Kekeledi biraz. ‘’Evet.’’
‘’Daha sen şartı aktif etmeden önce, ikinci arka planda bir şart aktif etmiş. Bir önemi yok sanırım. Bir planı yoktu. Sadece seni kandırmış.Manipüle etmiş. Büyük ihtimalle gördüğün son gelecekte, ölüm anındı.’’
Çok korku dolu ile baktı bu sefer. ‘’Ölümümü gördüğümü söylemedim?’’
Garip bir his yaşandı. Bu his tarif edilemez, daha çok anımsama veya sanma duygularıydı.
Tamamen bir yanılgı. Karşısında hiçbir şekilde yardımcı kurucu yoktu. Delirdiğini düşündü. Etrafına donuk gözlerle baktı. Delicesine korkmuştu. Üst üste garip şeyler yaşamıştı. Ayağa kalktı. Hızlı adımlar ile çadırdan çıkmak istedi. Çadırın tam girişine farklı bir boyuta açılan geçit olduğundan habersizdi. Bu geçidin şekli tamamen çadırın girişi şeklinde dizay edilmiş olduğundan dolayıydı.
Sisli bir alanda, kimsenin olmadığı pazar yerindeydi. Pazarda hep insanlar olurdu. Bu asla şaşmazdı. Ama şu an ne bir insan görüyor ne de seslerini duyabiliyordu. Hafif karanlık bir hava görüyordu etrafında. Ama böyle değildi. Güneşliydi burası. Neden hava kararık olsun ki...
Yankılı bir ses duymaya başladı. ‘’Ölüm. İnsanları en korkutan şey...’’
Hızlıca etrafına bakınmaya başladı. Korkuyordu. Çıldırmak üzereydi. Bütün gücüyle bağırdı.
‘’Neredesin Omai Schnitza! Benimle oyun oynama. Neler olduğunu anlamıyorum ama anlaşmamız vardı.’’
Yankılı ses devam etti. ‘’Bunu hatırlıyorum. Sona eren bir anlaşma. İşe yaramayan bir beden ölüme mahkumdur.’’
Anında bir silüet karşısında belirdi. Bu Omai’ydi. Yüzü maskeli ve elinde kılıcı vardı. İnce biraz uzun kılıçtı.
Şart çalma, bir süre gerekir. Süre sonunda şart çalınımı başarılı olur. Omai bu süre boyunca Onun yaşamasına izin verdi. Bir feda gerçekleştirmeden olağan üstü gücün sahibi olmayı başardı.
Artık bedene bağlama büyüsü yapmasına gerek yoktu. Gereksiz enerji harcamasına gerek kalmamıştı.
Gözlerini kapattı. 5 saniye kadar sürdü ve gözlerini yeniden açtı. Teknik gözlerine yerleşmişti. Kendisine ait olmayan bir yetenek, bir barınma alanı, kendisi seçmişti. Örnek verecek olursak...
En vahşice güçlü olmasını sağlayan yeteneğe, Teknik yükseltme denir. Bu teknikler, kişilerin kendi yeteneklerine bir kaç özellik vererek. Güçlerini arttırmalarına olanak sağlar.
Bu yetenekler, bedene bağlanmış kılıçlarda barındırılır. Ve kılıç olmadan aktif edilemezler.
Kişilerin kendi yetenekleri zihinde barınır. Eylemsizlik, hiçlik yetenekleri buna örnektir.
Omai ise bu yeni kazanacağı geleceği görme yetisini, gözlerinde barınmasını istemişti.
Teknik yükseltme yetenekleri, kılıcın ters duruşuyla aktif edilir, bir anahtarın kapıyı açması gibidir.
Her bir yetenek böyledir. Zihinde barınan yeteneklerin anahtarı da düşünmektir. Düşündüğün an gerçekleşir.
Gözlerinde barındırdığı bu yetenek sayesinde, düşünse bile aktif olmayacaktı. Ve zihnini çok meşgul etmeyecekti. Herhangi bir cisime yerleştirmek yerine, neden kendi uzuvlarından birine yerleştirmesin ki...
Bir cisimde barınmasını sağlasaydı, bu cismi kendisine, bedene bağlama büyüsü yapması gerekecek, fazla bir uğraş sağlayacaktı. Kısacası gerek bile yoktu.
Gözlerinde barınan tekniğin anahtarını açma kararı aldı. Maskesi olduğundan bu gözükmüyordu zaten. Gözlerinin içini Göz bebeğine doğru ilerleyen şimşek benzeri yollar izleyen çizgiler doldurmuştu. gözlerinde barınan yeteneği açmanın anahtarıydı. Bir söz, bir eylem gerekmiyordu. Göz bebeğine doğru şimşek çakmış gibi duran bu çizgiler, Omai geleceği görerken aktif olacaktı. Normal bir hayatında bu çizgiler gözünde bulunmayacaktı.
Geleceği görme yeteneğine verdiği ad kısa bir isim olmalıydı.
Maskesini çıkarmaya niyeti yoktu. Onun önüne kadar geldi. ‘’Açığa çıkaramadığın mutlak kaderi görme yetisine sahip oldum.’’
‘’Açığa çıkaramadığım mı?’’
Kılıcını yana doğrulttu. Ardından boynunu yatay bir şekilde kesiverdi. Kellesi yere düşerken kanlar sıçramıştı.
Gülümsedi içten içe. Ardından geleceği görmek için bu yeteneği aktif etmek istedi.
‘’OMEGA VİZYON.’’
Gözlerinde değişim olurken, maskesinden dolayı kimse göremezdi. Aslında bu bir kârdı çünkü gözlerinde bir değişim olduğunu anlamazlar, ve bu yeteneği aktif edeceğini bilemezlerdi.
Sırıttı içten içe. Mutlak kaderi görmeye başlamıştı. Bu sırıtış, ne bir savaş zaferi, ne de başka bir zafer, başarı içindi. Tamamen başka, merak ettiği bir şeyi görmek için kullanmıştı.
Ve mutlak kaderin kendisine sağladığı hüsranı tabir bile edemezdi.
Çaresizce dizleri üstüne çöktü. Çünkü çok acı bir duyguydu. Sonuna kadar inandığı şey tamamen işe yaramayacaktı.
Bu işe yaramazlık yüzünde deli gülmeleri geldi kendine. Yerde diz çökük haldeyken delicesine kahkaha atıyordu. Ardından kafasını göğe kaldırdı.
‘’Bu bir, şaka olmalı değil mi? O zaman bende, çok büyük bir miras bırakırım.’’
Alternatif boyuta açılan geçitten tekrar geçti. Çadırın içinde etrafına baktı. O boyut içinde ölen Cadının cesedi bulunamazdı artık.
Geçit kapandı ama bir etki göstermedi. Çünkü çadırın girişiyle tıpa tıp aynıydı. Bir kamuflajdı. Kapanırken bile bu gizliliğine devam etmişti.
Kanlı kılıcını çadırın içinde savurdu. Kanlar her bir yere sıçramışken kılıcını beline soktu.
Hemen yan tarafına bir geçit açtı. Portal tarzı bir geçitti bu.
İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı