Ayağını uzattı hafiften. Direksiyonda bezgince duran Yuukka’ya baktı bu sırada. ‘’Dostum. Parçaları ilk defa duyuyorum ve nasıl bulacağımızı da hiç bilmiyorum.’’

Yuukka sırıttı hafiften. Dikiz aynasına baktı. ‘’Artık amaç farklı. Ne yapacağımızı sanırım biliyorum.’’

‘’Cadıya bir cisim söyleyelim. O cisimle iletişime geçen biri var mı diye de kontrol etsin.’’

Somurttu bu sırada. ‘’Hayır hayır. Sadece geleceği görüyor. Böyle yapamaz.’’

‘’Hım. Ne düşünüyorsun?’’

Yuukka sırıttı kendi kendine. ‘’Hiç telekinezi gücü olan birini tanıyor musun?’’

Bir anda dank etti kafasına Cevahir’in. Eliyle işaret yaptı bir de. ‘’Tabi ya. Şimdi buldum.’’

‘’Neyi?’’

Bİr tanıdığım var. Gerçi o beni tanımıyor. 15 yaşında bir çocuk. Hemen sür.’’

‘’Nereye?’’

Saatine baktı Cevahir bu sırada. Saat yaklaşık 4’e geliyordu. ‘’Sür sür mezarlığa sür.’’

Yuukka gazı kökledi ve hızlı bir kalkış ile yola koyuldu. ‘’Bahset bu kim?’’

‘’Kara enerjinin son kullanıcısı. Emir Kardelen. Kara enerji kullanabiliyor. Bu da en az, zaman ve alan manipülasyonu yapabilmesini sağlar. Artıları da var. Bu yaşta çok güçlü özelliklere sahip biri. Onunla anlaşabilirsek Belirli bir alandaki her şeyi bize söyleyebilir.’’

‘’Anladım. Neden mezarlık?’’

‘’Bu saatlerde evde olmuyor. Genellikle mezarlıktadır. Ailesi öldü ve 15 yaşında. Acısı tazedir.’’

Uzun bir sürüş sonrası mezarlığa geldiler. Arabayı park edip çıktılar içinden. ‘’Burayı biliyorum.’’ Dedi Yuukka.

Cevahir Güldü. ‘’Ünlü zaten, adına otobüs durağı ve okul var.’’

İçeriye girdiler. Boştu. ‘’Burada olduğuna emin misin?’’

‘’Dağılalım. Mor saçlı, kısa düz saçları var. Sırtında ortadan tutmalı kılıcıyla geziyor.’’

İkisi de birbirinden ayrıldılar. Yuukka teker teker geçiyordu mezarları. Yazıları okumamaya çalışıyordu. Hiç ses belirtisi bile yoktu. Burada olduğundan emin değildi. Cevahir yanılmıştı belki de. Böyle düşünmeye başladı. Telefonunu çıkardı. Elinde bekletti. Henüz konuşma gereği duymamıştı.

Biraz daha gezindikten sonra kendini durduramadı. ‘’Ben kimseyi görmüyorum.’’

Tam yanında, 1.72 boylarında bir genç seslendi. ‘’Birini mi arıyordunuz?’’

Yuukka hızlıca ve şaşkınlıkla baktı o tarafa. ‘’Sen... Emir olmalısın.’’

Emir soğuk baktı biraz. ‘’Yani?’’

Yuukka ciddi durumuna geçti. Telefonu ağzına götürdü. ‘’Onu buldum.’’

‘’Neden arkanda kılıç taşıyorsun?’’

Emir yüzünü çevirdi. ‘’Büyücüyüm. Ondan. Sen. Belinde kılıç taşıyorsun. Büyücü müsün?’’

‘’Onun yanına birde suikastçı eklersek. Çünkü gerçek tanımım bu.’’

Cevahirde yanlarına geldi bu sırada. Emir şaşırmıştı. ‘’Lider Cevahir?’’

Cevahir yanına yaklaştı gülümseyerek. ‘’Aslan. Ne yapıyorsun burada he?’’

‘’Annemin cenazesine çiçek getirdim. Gidecektim. Ne oldu? Bir sorun mu var?’’

Cevahir eliyle Emir’i gösterdi. ‘’Benim ekibimde bir asker.’’

Yuukka afallamıştı. Şaşırdı da biraz. Saçına götürdü elini. ‘’Ve ekibinde olduğunu unutmuştun. İtiraf et.’’

‘’Hadi ama bunları konuşacak zaman değil.’’

Cevahir Emir’e işaret etti eliyle. ‘’Girişe park ettik. Arabaya gel her şeyi anlatalım.’’

Arabaya geldiler. Emir arkaya oturdu. Cevahir arkasını döndü bu sırada. ‘’Yardımcı kurucuyu tanıyorsun değil mi?’’

‘’Yok. Hiç görmedim.’’

‘’Doğru. Biz gördük. Neyse. Yeteneğini kullanmanı isteyeceğim. Yaz takımı kraliyet çapına kadar büyütürsen bizim için daha işlevli olur.’’

Biraz şaşırmıştı. Ama lideri böyle bir şey istediği için yapmayı göze alabilirdi. Çünkü bu yeteneği kullandığında, zihnine akıl almaz fazlalıkta bilgi anlık olarak giriyordu.

‘’Ama dışarıya çıkmam gerek. Burada yapamam.’’

Kafasıyla onayladı. Yuukka ve Cevahir izliyorken Emir kılıcını sırtından çıkardı. Ortadan tutmalı bir kılıçtı. İki tarafında da bıçak kısımları vardı. Hafif semboller vardı ve bu semboller zamanla ilgiliydi.

Kılıcını yere koydu. Yatay bir şekilde kendisi ile 90 derece açı kuracak şekilde yerleştirdi. Yere bağdaş kurarak oturdu ve iki elini de dizlerinin üstüne koydu. Gözlerini kapattı.

‘’Alan farkındalığı.’’

Büyük bir Baskı gücü etrafa 360 derece yayıldı. Ufak kaldırım taşları, küçücük çiçekler bu baskı gücünün hafif yayılımı ile ayrıştılar. Kraliyet çapında kullanılan bu yetenek, kullanıldığı an ne oluyorsa, Emir’in zihnine girer. Bir fotoğraf gibi, 3 boyutlu bir fotoğraf gibi, o an ne oluyorsa bilmesini sağlıyordu. Zihninde ki bu fotoğrafta ışık hızında seyahat edebilirdi.

Gözleri hala kapalıyken sordu. ‘’Ne arıyorum?’’

‘’3 cm kenarları olan simsiyah bir küp. Sanırım. Her parça aynıysa, 5 tane olması gerekiyormuş.’’
Emir kafasıyla onayladı. Yerin altına geçti. Kumların içinden geçip zihninde bodrum katı fazla olan binaları deniyordu.

‘’Bunun işlevi biliniyor mu?’’

Kafa salladı Cevahir. ‘’Belki çok az insan. Biz bile yeni öğrendik.’’

‘’Anladım.’’

‘’Öylece terk edilmiş yerlerde olabilir mi? Yoksa başkaları ulaşmasın diye korunuyor mu?’’

Omuz silkti. ‘’Açıkçası hibir fikrim yok. Her yere bak sen.’’

Dediği anda Emir söyledi. ‘’Birini buldum.’’

‘’Nerede?’’
‘’8 kat bodrumu olan bir yer. Adını okuyamıyorum. Zihnimde silik bir bilgi gibi duruyor.’’

Yuukka şaşırdı. ‘’Perde. Perde olmalı. Bodrumları hesap etmemişler anlaşılan.’’

‘’8 katlı bodrumu olan nereler var?’’

‘’Bilmiyorum koca şehri gezdim ve sadece bir tane ile karşılaştım.’’

Aslında zeminin içinde geziyor, gözünün önünde toprak kesilip bir yapı ile karşılaşıyordu. Böyla anlayabilmişti.

‘’Cidden. Yapı ney değil. Hiçbir şekilde ulaşamıyorum. Göz önünde de 144p fotoğraf gibi. Anlaşılır değil.’’

Cevahir omzuna dokundu. ‘’Anlayacağımızı anladık. Tekniğini devre dışı bırakabilirsin.’’

Gözlerini açtı. Ayağa kalkıp kılıcını sırtına koydu. ‘’Ne yapacaksınız?’’

Cevahir eliyle arkasını gösterdi. ‘’Eve gidip bilgisyarımdan örtüşen bilgilere bakacağım.’’

Yuukka güldü biraz. ‘’Yalnız ev o yönde değil.’’

‘’Her neyse işte anladınız.’’

Yuukka bindi arabaya ve çalıştırdı. ‘’Atlayın. Gidiyoruz.’’

Emir şaşırmıştı biraz. Eliyle kendini gösterdi. ‘’Bende mi?’’

Cevahir gülümsedi. ‘’Gelmek istiyorsan gelebilirsin. Sorun yok.’’

Omuz silkti. ‘’Peki. Gelebilirim o zaman.’’




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

Novebo discord sunucusu