insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Kael'in Kara Tüy'e sarılması tamı tamına on dakika sürmüş, daire tekrar sessiz bir ortama bürünmüştü.

Ama bu kez çöken sessizlik, az önceki o parça pinçik edici kırılmanın ardından gelen, aşırı şekilde ağır bir durulmaydı. Fırtına dinmiş, geriye sadece enkazın üzerindeki o çıplak yorgunluk kalmıştı. Odanın içinde kimse konuşmuyordu, kimse yerinden kıpırdamaya cesaret edemiyordu. Tam o anlarda, dışarıdaki o dinmek bilmeyen yağmurun sesi odanın pencerelerinde yeniden yankılanmaya başladı. Camdan aşağı silsile halinde süzülen o şeffaf su damlaları… Sanki az önce bu odada yaşanan o psikolojik kıyametten, sökülen o omuz titremelerinden tamamen habersiz gibiydi. Kendi ritminde akıp gidiyordu.

Kael hâlâ yatağın kenarında iki büklüm oturuyordu. Kara Tüy’ü bir sahiplenmeyle göğsüne doğru sımsıkı çekmişti. Kalemin o az önce çılgınlar gibi dönen tekinsiz siyah damarları, sahibinin kalbine yaslandıkça artık daha sakin, uysal ve yavaş ritimlerle atıyordu.

GÜM.

GÜM.

GÜM.

Odadaki bu buz gibi havayı dağıtmak adına ilk konuşan kişi Selene oldu. Ses tonu sessiz, adeta bir fısıltı gibi çıktı:

“…Ne kadar zamandır… Ne kadar zamandır tüm bu acıları bu şekilde tek başına taşıyorsun?”

Kael bu soruya anında cevap veremedi. Gözyaşlarıyla ıslanmış kirpiklerinin arkasından boşluğa baktı. Sonra başını zerre kadar kaldırmadan, boğuk bir sesle mırıldandı:

“…Hatırlamıyorum.” Derin ve kesik bir nefes aldı. “…Bir noktadan sonra, zihninin içindeki o binlerce yabancı çığlık sana normal gelmeye başlıyor. Hayatın kuralı buymuş gibi kabulleniyorsun.”

Nero birkaç saniye boyunca Kael’in o çökmüş omuzlarına, titreyen parmaklarına baktı. Sonra parmaklarının ucunda yanan sigarayı masadaki küllüğe bastırarak söndürdü.

“…Bu gerçekten… Boktan bir hayat,” dedi Nero, sesi her zamankinden daha tok ve ağırdı.

Habel oturduğu yerden başını sallayarak mırıldandı: “Bu cümle senin gibi bir herifin ağzından dökülünce, ortama ekstra bir depresyon çöktü be Nero.”

Ama bu kez, Habel’in bu laf atmasına odadaki hiç kimse zerre kadar gülmedi. Ortam o sulu şakaları kaldıramayacak kadar saf bir gerçeklikle doluyordu.

Kael sessizce, kendi içindeki o karanlığı dökmeye devam etti: “…Bazen… Sırf hava almak için dışarıda, sokakta yürürken bile… Tamamen yabancı insanların o en kirli, en kötü hisleri bir anda yoğun bir hızla kafamın içine giriyor.” Kara Tüy, göğsünde hafifçe dalgalanarak Kael’in fısıltısına eşlik etti. “…Yanımdan geçen bir adamın tam o saniyede eşinden ayrıldığını, ruhunun nasıl söküldüğünü hissediyorum… Bir köşede oturan küçük bir çocuğun karanlıktan nasıl korktuğunu algılıyorum… Bir diğer sokakta, birisinin tam o an ölmek istediğini tüm hücrelerimde yaşıyorum.” Titreyen, kırık bir nefes verdi. “…Ve en berbatı ne biliyor musunuz? Bunların hepsi aynı anda, tek bir saniyede kafamın içinde patlıyor.”

Selene, duyduğu bu psikolojik işkence karşısında derin bir acı hissetti ve vücudundaki o parıltılı Ak Aura, kızın kontrolü dışında istemsizce biraz daha genişleyerek odanın her köşesine yayıldı. Beyaz enerji, odadaki o yozlaşmış acı dalgalarını temizledikçe hava tekrar sakinleşmeye, yumuşamaya başladı.

Kael bu temiz rezonans dalgasının kendi ruhuna dokunuşunu hissettiği an yavaşça başını çevirdi, koyu kahverengi gözlerini Selene’e dikti. “…Senin bu auran…” dedi.

Selene merakla ona baktı.

Kael devam etti, sesindeki o yük biraz olsun hafiflemiş gibiydi: “…Sanki… Aşırı şekilde sessiz gibi. Zihnimi susturuyor.”

Selene duyduğu bu sözle birlikte birkaç saniye boyunca sessizce düşündü. Bakışlarını kendi beyaz ellerine indirdi. “…Aslında… Benim için de durum tam olarak öyle,” dedi dürüstçe. “Bu Ak Aura, dışarıdaki yozlaşmayı temizlediği gibi, benim içimdeki o saf duyguları da tamamen mühürleyip bastırıyor.” Gözlerini yere indirdi. “…Küçükken… En kötü acılarda bile gözümden tek bir damla yaş dökülüp ağlayamazdım ben.”

Habel yattığı yerden şaşkınlıkla doğruldu: “Gerçekten mi lan? Tek bir damla bile mi?”

Selene yavaşça başını salladı. “…Çevremdeki insanlar beni her zaman aşırı şekilde sakin, soğukkanlı ve güçlü sanıyordu.” Küçük, ağır bir sessizlik odada dalgalandı. “…Ama aslında… Ben sadece hiçbir şey hissedemiyordum. Ruhum kaskatı bir kütle gibiydi.”

Nero sigara paketini cebine koyarken kaşlarını hafifçe çattı: “Düşününce… Bu da korkunç bir lanetmiş.”

Selene, tekrar o robotik duvarlarını tamamen yıkarak hafifçe, duru bir biçimde gülümsedi. “…Evet,” dedi yavaşça. “Öyle.”

Kael, kızın yüzündeki o nadir beliren hafif gülümsemeyi sessizce, koyu kahverengi gözleriyle izledi. Sonra göğsünde tuttuğu Kara Tüy’e doğru baktı. “…Demek bu yüzden… Ne zaman senin yanında dursam, zihnimin içi daha sessiz ve katlanılabilir hissediyorum. Dalgalar duruluyor.”

Selene bu cümleye sözel bir cevap vermedi. Ancak genç kızın bedeninden odaya sızan o Ak Aura’nın ritmi hafifçe dalgalandı, görünür şekilde daha yumuşak bir tona büründü.

GÜM.

Kara Tüy, Kael’in göğsünde aniden hızla hareket etti. Mürekkep damarları çocuğun avucunun içine doğru süzüldü ve saniyeler içinde yeni, net kelimeler silsile halinde oluştu:

[ DENGE ]

Habel yataktan tamamen doğrulup gözlerini faltaşı gibi açarak yazıya baktı. “…Tamamdır abi,” dedi parmağıyla kalemi göstererek. “Bu lanetli kalem kesinlikle bir çöpçatan çıktı. Resmen aradaki o enerjiyi ölçüp analiz yazıyor herif!”

Nero alaycı bir tavırla sırıttı: “Kesinlikle katılıyorum. Kalem bile durumun farkında.”

Kael, arkadaşlarının bu geyiği karşısında istemsizce burnundan hafifçe nefes verdi. Bu, o kırılmanın ardından Kael’in yüzünde beliren, teknik olarak küçük ve sarsıcı bir gülüştü resmen.

Habel anında parmağını Kael’e doğru uzatarak zafer kazanmış gibi bağırdı: İŞTE BU BE! Canlı belirtisi yakalandı! Herif baya baya güldü resmen!”

Sonra Habel’in yüzündeki o neşe bir anda yavaşça söndü. Bakışları Kael’in o yorgun koyu kahverengi gözlerine kaydı. Boğazını temizledi. “…Şey…” dedi, ses tonu hayatında ilk kez bu kadar çekingen, utangaç ve samimi çıkıyordu. “…Yalnız değilsin tamam mı ortak? Ne yaşarsan yaşa, arkanda biz varız yani.”

Oda bir anda sessizliğe gömüldü. Çünkü Habel normal şartlarda asla böyle ciddi, duygusal konuşmalar yapan bir tip değildi; her şeyi geyiğe vururdu. Onun bu samimiyeti odadaki herkesin kalbine dokundu.

Nero, ortamın fazla duygusallaşmasından rahatsız olmuş gibi gözlerini hafifçe kaçırdı, ardından omuz silkeleyerek o her zamanki sert tavrıyla konuştu:

“…Evet Kael. Katılıyorum. Sen gerçekten taşınması imkansız, aşırı tehlikeli bir psikolojik felaket olabilirsin.”

Kael hafifçe tek kaşını kaldırarak Nero’ya baktı.

Nero masanın kenarından kalkarken hafifçe sırıttı ve devam etti: “…Ama ne olursa olsun… Sen artık bizim psikolojik felaketimizsin. Seni öylece bir kenara fırlatıp atacak değiliz.”

Habel coşkuyla elini yatağa vurdu: “LAN! Nero hayatında ilk defa kalıplarının dışında bu şekilde karizma bir cümle kurdun, yemin ediyorum içimin yağları eridi!”

Selene, odadaki bu sıcak havanın ortasında yavaşça Kael’in oturduğu yatağın kenarına doğru daha da çok yaklaştı.
Bu kez, aralarında zerre mesafe bırakmadan, daha yakın bir mesafeye oturdu onun yanına. Vücudundan yayılan o şifacı Ak Aura, Kael’in tüm bedenini sıcak bir battaniye gibi kapladı.

“…Kael,” dedi Selene, ela gözlerini çocuğun gözlerine dikerek.

Kael yavaşça başını çevirip kıza baktı.

Selene son derece sakin, ama bir o kadar da geri adım atmayacak bir kararlılıkla konuştu: “…Eğer bir daha o Komutan Lucien’ın ya da bir başkasının karşısına geçip ‘İnfazı kabul ediyorum, beni öldürün’ tarzı kötü bir cümle kurarsan…” Kısa bir süre sustu, dudaklarını hafifçe ısırdı. “…Sana gerçekten ama gerçekten kızarım. Bunu sakın bir daha aklından bile geçirme.”

Kael birkaç saniye boyunca Selene’in o duru, samimi yüzüne ve gözlerinin içine baktı. İçindeki o binlerce yabancı sesin, kızın bu yakınlığıyla birlikte nasıl tamamen sustuğunu hissetti. Sonra yavaşça, teslim olmuş bir tonda mırıldandı:

“…Tamam.”

Ve o saniyede, hayatlarında ilk kez… Odadaki herkes, o dört genç de aynı şeyi ruhunun en derininde hissetti. Kael’in içindeki o ölümcül Öfkepati’sinin etrafa yaydığı o ağır, boğucu baskı tamamen azalmış, neredeyse yok denecek kadar ufak bir seviyeye inmişti.

Çünkü Kael, o kazadan beri geçen üç yılın ardından ilk kez… İçindeki o devasa acıyla, o karanlık cehennemle tek başına oturup acı çekmiyordu. Arkasında onunla birlikte bu yükü omuzlamaya hazır arkadaşları vardı.

BÖLÜM NOTU

Bu bölümle birlikte **"Yeni Oda Arkadaşları"** Arc'ının sonuna gelmiş bulunuyoruz.

Bu süreç boyunca bölümleri okuyup yorum yapan, eleştirilerini ve düşüncelerini paylaşan herkese gönülden teşekkür ederim. Bir yazar için okuyucuların geri dönüşlerini görmek gerçekten çok değerli.

Kael, Habel, Nero ve diğer karakterlerin ilişkilerini biraz daha yakından tanıdığımız bu arc'ın sonuna geldik. Bundan sonraki bölümlerde ise hikâye çok daha farklı bir yöne doğru ilerlemeye başlayacak.

Okuyan, destekleyen ve yorumlarıyla katkıda bulunan herkese minnettarım. ❤️📖




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı