insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Üç gün boyunca şehir derin, sağır edici bir sessizliğe gömüldü. O gece caddelerde yaşanan kıyamete dair tek bir satır haber bile basılmadı, tek bir saniye görüntü yayınlanmadı. Patlayan binalar, çöken yollar, gökyüzünü bir ilmek gibi sıkan o devasa siyah halka… Hepsi birkaç saat içinde, sanki hiç var olmamış gibi ortadan kaldırılmıştı.

A.C.D. sahaya inmiş ve geride tek bir iz bile bırakmamıştı, yada öyle sandılar. Telefonlardaki kayıtlar uzaktan erişimle silinmiş, çevre kameralarına el konulmuştu. Sosyal medyada o geceye dair en ufak bir paylaşım yapan insanların hesapları birer birer karanlığa gömülüyordu.

Resmî makamların yaptığı açıklama ise yalnızca tek, kuru bir cümleden ibaretti:
“Yasadışı bir aura deneyine bağlı lokal patlama.”

Gerçek, kalın bir perdenin arkasına gizlenmişti. Çünkü dünya henüz Pasif-Kızıl’ın neleri yıkabileceğini öğrenmeye hazır değildi.

Kael gözlerini ağır ağır açtı. Görüş alanına giren ilk şey, hastane odasının o çiğ, beyaz tavanı oldu. Hemen ardından burnuna genzini yakan keskin bir antiseptik kokusu doldu. Sol kolunda bir serum bağlıydı; göğsüne yerleştirilen elektrotlar, başucundaki cihaza bağlı olarak düzenli, monoton bir ritimle ötüyordu.

Ama Kael’in ilk fark ettiği şey ne serum ne de cihazların sesi oldu. İçindeki sessizlikti.

Kafasının içindeki o bitmek bilmeyen, ruhunu kemiren uğultu tamamen yok olmuştu. Ne o çıldırtan çığlıklar vardı zihninde… ne ağlayan insanlar… ne de o sürekli yankılanan acı hissi. İlk kez, kendini bildi bileli ilk kez zihni gerçekten sessizdi.

Kael birkaç saniye boyunca hiçbir şey yapmadan tavana baktı. Garipti. İçindeki o devasa boşluk ona yabancı geliyordu.

Bakışlarını yavaşça odanın içine çevirdiğinde, kapının yanındaki sandalyede birinin oturduğunu fark etti. Lucien. Kollarını göğsünde bağlamış, başını hafifçe öne eğmişti. Sanki saatlerdir, hatta günlerdir aynı pozisyonda, hiç kıpırdamadan orada duruyormuş gibi tekinsiz bir dinginliği vardı.

Kael konuşmaya çalıştı ama boğazı kurumuş, dudakları birbirine yapışmıştı. Sesi, çölde çatlayan toprak gibi kuru ve pürüzlü çıktı:
“…Habel?”

Lucien gözlerini açtı. Gümüş bakışları Kael’in üzerinde gezindi. Odada kısa, ağır bir sessizlik oldu.
“Yaşıyor.”

Kael’in kasılan omuzları bu tek kelimeyle istemsizce gevşedi. Gözlerini tekrar kapattı. Sanki bedenindeki, ruhundaki bütün o tonlarca ağırlık bir anlığına hafiflemişti.

Lucien onu birkaç saniye boyunca sessizce izledi. Sonra sesindeki o her zamanki sakin, mesafeli ama sarsılmaz tonla konuştu:
“Ama senin durumun… Habel’inkinden çok daha garip.”

Kael gözlerini tekrar açıp Lucien'a baktı. Lucien’ın yüzü her zamanki gibi mermerden bir heykel kadar ifadesizdi. Ama bu kez gözlerinde, daha önce hiç görmediği bir duygu kırıntısı vardı. Merak. Gerçek, saf bir merak.

Lucien cebinden küçük, siyah bir ölçüm cihazı çıkardı ve dijital ekranını Kael’e doğru çevirdi.
“Kortizol seviyen yüzde sıfır.”

Kael kaşlarını hafifçe çattı. Bu ona mantıklı geliyordu; çünkü kendini tamamen bitkin, içi boşaltılmış gibi hissediyordu. Aura kullanacak ne gücü ne de stresi vardı.

Ama Lucien henüz cümlesini bitirmemişti. Gözlerini ekrandan ayırıp doğrudan Kael’in gözlerinin içine dikti:
“…Ama kortizolün sıfır olmasına rağmen, hâlâ aura yayıyorsun.”

Oda bir anda buz kesti. Kael duyduğu şeyi birkaç saniye boyunca zihninde anlamlandıramadı. Sonra başını hafifçe yatağın kenarına doğru çevirdi.

Ve o an gördü.

Parmak uçlarının etrafında, derisinden sızan ince, zifiri siyah çizgiler dolaşıyordu. Tıpkı sudaki mürekkep ya da ağır bir duman gibi havada süzülüyor, ama asla tamamen kaybolmuyorlardı. Kael’in nefesi aniden kesildi, kalbi göğüs kafesine vurdu.
“…Ne?”

Lucien yavaşça oturduğu sandalyeden ayağa kalktı. Ağır, ölçülü adımlarla yatağın başucuna yaklaştı.
“Normalde bir insanın aura sistemi kortizol ile çalışır Kael. Stres yükselir, aura tetiklenir. Seviye düştüğünde ise aura yavaşça kaybolur.”

Kael hiçbir şey söylemeden, sadece kolundaki o uğursuz siyah dumanları izleyerek dinliyordu.

Lucien’ın keskin bakışları da o siyah çizgilere kaydı. “Ama senin aura sistemin artık doğal kurallara göre davranmıyor.” Bir an duraksadı, kelimelerini tarttı ve acı gerçeği doğrudan söyledi: “Bence senin aura çekirdeğin kökten değişti.”

Kael’in yüzündeki kaslar gerildi, yatakta hafifçe doğrulmaya çalıştı. “Ne demek o?”

Lucien yüzünü pencereye doğru çevirdi. Dışarıda zifiri bir gece vardı; şehrin uzak, soluk ışıkları odanın camında soğuk akisler bırakıyordu.
“İnsan bedeni kortizol üretir, bu fiziksel bir reaksiyondur,” dedi Lucien, ses tonu gitgide ağırlaşırken. Bakışlarını tekrar yatakta yatan gence çevirdi. “…Ama aura, en nihayetinde ruhun dışavurumudur.”

Oda yeniden o boğucu sessizliğe teslim oldu. Lucien’ın sesi bir fısıltı gibi düştü:
“Sen üç gün önce o caddede yalnızca aura kullanmadın Kael. Habel’in ruhunu kemiren o koca bozulmayı, tüm o karanlığı kendi içine, kendi ruhuna aldın.”

Kael’in eli yorganın üzerinde istemsizce sıkıldı. Ve o saniyede, parmaklarının etrafındaki siyah çizgiler sanki uyarılmış gibi daha hızlı, daha yoğun bir şekilde hareket etmeye başladı. Lucien bu reaksiyonu bir şahin gibi dikkatle izledi.

“Belki de artık o siyah aura senin bedeninden, biyolojinden beslenmiyordur…” Lucien kısa bir an durdu, gözlerinde tekinsiz bir ışık parladı. “…Doğrudan senden, senin ruhundan besleniyordur.”

Kael’in sırtından aşağı, buzlu bir el dokunmuş gibi soğuk bir ürperti geçti. Hayatında ilk kez, kendi bedeninin ve ruhunun içinde ne olduğunu bilmediği, tamamen yabancı ve karanlık bir şeyin kök saldığını hissetti.

Tam o anda, kapının dışındaki koridordan hastane duvarlarını yırtan bir bağırış yankılandı:
“LAN YAŞIYOR MU? BIRAKIN BENİ!”

Hemen ardından koridordan yükselen başka bir ses ona yetişmeye çalışıyordu:
“DUR HABEL KOŞMA! DİKİŞLERİNİ PATLATACAKSIN GERİZEKALI!”

Lucien gözlerini bezginlikle kapattı, omuzlarını düşürerek derin, bıkkın bir nefes verdi.
“…Hastane sessizliği yaklaşık dört dakika sürdü,” diye mırıldandı.

Daha kelimesi bitmeden odanın kapısı gürültüyle, adeta menteşelerinden zorlanarak ardına kadar açıldı. İçeri, kelimenin tam anlamıyla bir mumya gibi baştan abuse bandajlara sarılmış olan Habel daldı.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı