insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Devasa siyah kuleler, kat kat yükselen yarı saydam aura bariyerleri ve kaba güvenlik duvarları yüzünden, burası uzaktan bakıldığında bir okuldan ziyade bir askeri üs gibi görünüyordu.

Gökyüzünün üst kısmında devasa enerji katmanları düzenli olarak dalgalanıyor, bariyerlerin üstündeki mühürler titreşiyordu.

Ana giriş kapısının hemen üstünde tek bir şey yazıyordu:

AURA AKADEMİSİ — SEKTÖR 7

Askeri servis aracı o devasa kapıdan geçtiği anda Kael başını yavaşça cama yasladı. İçerideki atmosfer, daha ilk saniyeden dışarıdaki dünyadan tamamen farklı hissettiriyordu.

Üst dönem öğrenciler, açık eğitim alanlarında kıyasıya dövüşüyordu.

Bazıları meditasyon halkalarının içinde oturmuş, sakin nefes kontrolü yapıyordu.

Kimi öğrencilerin parmak uçlarında aura kıvılcımları dolaşıyordu.

Bazılarıysa karşıdaki hareketli hedef platformlarına yoğunlaştırılmış enerji atışları gönderiyordu.

Ama zırhlı araç merkez avluda durduğu tam o anda…

Etraftaki bütün hava bir anda değişti.

Çevredeki öğrencilerin arasında fısıldaşmalar yavaşça başladı.

“Onlar mı?”

“Şehir vakasındaki o çocuklar…”

“Şu siyah saçlı olan…”

“Yemin ederim onun aurasını buradan bile hissedebiliyorum…”

Kael’in parmakları bu seslerle birlikte istemsizce gerildi. Bileğindeki askeri ölçüm cihazı hafifçe titreşti.

[ KORTİZOL %17 ]

Komutan Lucien Voss, bunu ön kolundaki kendi dijital sensöründen görür görmez dikiz aynasından arkaya kısa bir bakış attı.

“Aşağı inin.”

Aracın otomatik kapısı açıldı.

Habel, her zamanki beklediğimiz Habel gibi, araçtan ilk çıkan oldu. Ellerini taktik pantolonunun ceplerine soktu, gevşek bir tavırla etrafına bakındı ve yüzünde o bildik serseri sırıtış oluştu.

“Vay…” diye mırıldandı. Başını yukarı kaldırdı. “Tam anime okulu.”

Habel'in bu absürt tepkisiyle birlikte, avluda toplanan öğrencilerin yüzündeki o gergin hava bir anda kırıldı. Arkalarda duran kıdemli öğrencilerden biri istemsizce güldü.

Habel durmadı, devam etti: “Tek eksik, şu an havada uçarak bize nutuk çeken bir müdür.”

Bu kez avludaki birkaç kişi daha yüksek sesle güldü. Öğrenciler, o şehir efsanelerinden duyup bekledikleri şeyi karşılarında görememişlerdi. Karşılarında zincirlenmiş, ağzından köpükler saçan canavarlar değil… son derece normal görünen iki genç vardı.

Ön sıralardaki bir kız öğrenci hafifçe sırıtıp Habel’e doğru seslendi: “Beklediğimden çok daha normalsin.”

Habel omuz silkti. “İnsanlar beni tanımadan önce böyle diyor.”

Avluda bir saniyeliğine ölümcül bir sessizlik oldu.

Sonra avlunun neredeyse yarısı büyük bir kahkaha attı. Lucien bile duyulmayacak kadar kısa bir nefes verdi.

Kael araçtan en son indi.

Ve o adım attığı an, o dizginsiz gerginlik avluya yoğun bir şekilde geri döndü.

Çünkü insanlar Habel’i dinleyince bir şekilde rahatlayabiliyor, onun enerjisine kapılabiliyordu. Ama Kael’in yanında dururken bunu başarmak çok zordu.

Aurası tamamen bastırılmıştı.

Bileğindeki mühür sonuna kadar aktifti.

Buna rağmen… insanlar onun ruhunun derinliklerindeki o ağırlığı bir şekilde hissediyordu.

Yan sıradaki bir çocuk istemsizce bir adım geri çekildi. “Bunun aurası niye böyle… neden içimi karartıyor?”

Kael çocuğun sesini duydu.

Sadece sesini de değil. İçindeki o saf duyguyu da net bir şekilde hissetti.

Korku.

Tedirginlik.

Savunma içgüdüsü.

Kael'in göğsünün içinde hafif, yakıcı bir sıcaklık oluştu. Ruhundaki o bataklık, Öfkepati uyanıyordu.

[ KORTİZOL %21 ]

Lucien durumu fark edip hemen sertçe konuştu. “Kael.”

Kael gözlerini yavaşça kapattı. İçinden sayarak dört saniye boyunca derin bir nefes aldı.

Tuttu.

Ve yavaşça verdi.

Göğsündeki o ağır baskı biraz olsun hafifledi. Etrafa sızan o ağır aura tekrar sakinleşti, kabuğuna çekildi.

Tam o sırada avlunun diğer tarafındaki büyük akademi kapıları açıldı. Uzun boylu, yaşlı bir adam ağır adımlarla dışarı çıktı. Beyaz saçları omuzlarına kadar uzanıyordu.

Ve gözleri… kıpkırmızıydı.

Gerçek bir Pasif-Kızıl sahibi.

Yaşlı adam doğrudan Lucien’a baktı. “…Bahsedilen çocuklar bunlar mı?”

Lucien başını hafifçe salladı. “Evet.”

Adam birkaç saniye boyunca Kael’i baştan aşağı dikkatle inceledi. Sonra bakışlarını Habel’e çevirdi. Gözlerinde en ufak bir korku ya da çekince yoktu. Sadece laboratuvarda bir deneyi ölçümleyen soğuk bir bilim adamı gibi davranıyordu.

“Lojman ayarlandı,” dedi yaşlı adam. “İkisi de aynı odada kalacak.”

Habel tek kaşını kaldırdı. “Gerçekten mi?”

Lucien düz ve net bir cevap verdi: “Gözetim kolaylığı için.”

Habel güldü. “Yani bildiğin bebek bakıcılığı.”

Yaşlı adam arkasını dönüp binaya doğru yürümeye başladı. Ama birkaç adım attıktan sonra aniden durdu, başını hafifçe çevirdi. “Lucien.”

Lucien ona baktı.

“Bu yıl akademide yalnızca bir A.C.D görevlisi olarak bulunmayacaksın,” dedi yaşlı adam. “Aynı zamanda öğretmenlik de yapacaksın.”

Habel anında sırıttı, Kael’e döndü. “Bu adam mı öğretmen? Ders anlatırken yanlış bir şey söylesek direkt infaz çivisini kalbimize saplar bu.”

Lucien hiç duraksamadan cevap verdi: “Gerekirse ederim.”

Konuşmanın ardından akademinin devasa iç koridorlarına giriş yaptılar. Burası dışarıdan göründüğünden çok daha büyüktü.

Etrafı mühürlü camlarla çevrili antrenman alanları…

Yer altına doğru uzanan devasa laboratuvar katları…

Geniş meditasyon salonları…

Ve duvarların taşlarına tek tek işlenmiş eski koruyucu mühür sembolleri…

Koridorların bir kısmında okulun eski mezunlarının siyah beyaz fotoğrafları asılıydı. Ancak bazılarının fotoğraflarının üstüne kalın, simsiyah birer şerit çekilmişti.

Kael yürürken bunu hemen fark etti.

Hiç kimse ona bu konuda bir açıklama yapmadı. Ama Kael zekasıyla durumu anında anlamıştı. Bu okuldan herkes sağ salim mezun olamıyordu.

Bir süre yürüdükten sonra Lucien sâde bir kapının önünde durdu. Kapının üstündeki levhada tek bir yazı vardı:

11-B

Kapı ağır bir sesle açıldı. İçeride yaklaşık yirmi kadar öğrenci bulunuyordu. Sınıftaki hararetli konuşmalar, kapının açılmasıyla birlikte bir anda bıçak gibi kesildi.

Lucien içeriye adım atıp sakin bir şekilde konuştu: “Sınıfın yeni öğrencileri.”

Habel elini kaldırıp gevşekçe salladı. “Merhaba insanlar.”

Arka taraftaki sıralardan biri bu selama hafifçe güldü.

Kael ise sessizce, başı önde içeri girdi. Ve yine, o gittiği her yerde yaşanan lanetli şey oldu.

Sınıfın atmosferi bir anda ağırlaştı.

Bazı öğrencilerin boyunlarındaki aura halkaları istemsizce titremeye, frekans kaçırmaya başladı. En ön sırada oturan bir kız öğrencinin elinde sıktığı kalem çıtırtıyla ortadan ikiye kırıldı.

Çünkü Kael’in tamamen bastırılmış, mühürlenmiş aurası bile… girdiği ortamın duygusal ritmini tek saniyede altüst etmeye yetiyordu.

Lucien kürsünün yanındaki tahtaya yaslandı.

“Habel.”

“Kael.”

“Bugünden itibaren bu sınıftasınız.”

Öğrenci topluluğu fısıldaşarak birbirine bakmaya başladı. Sonra en ön sırada oturan esmer bir çocuk tereddütle elini kaldırdı.

“Hocam…” Çocuk yutkundu. “O insanları bayıltan Pasif-Kızıllar bunlar mı?”

Lucien bu soruya cevap vermedi. Bu sessizlik, zaten başlı başına en net cevaptı. Sınıfın içinde fısıltılar bir çığ gibi yayıldı.

“Cidden onlar mı?”

“Bir sürü insanın tek saniyede bayıldığını söylemişlerdi…”

“Şu deli olan çocuk hangisi acaba?”

Kael’in nefes alışı bu fısıltılarla birlikte yeniden ağırlaştı.

[ KORTİZOL %24 ]

Ruhundaki o lanetli Öfkepati yeteneği tekrar aktif olmaya başlamıştı. Çünkü sınıftaki o gizli korku dalga dalga büyüyordu. İnsanların içindeki tüm olumsuz duygular… görünmez kordon bağı gibi ona dokunuyor, onu besliyordu.

Ön sıradaki bir kız istemsizce yanındakine fısıldadı: “…Çok ürkütücü.”

Kael bunu net bir şekilde duydu. Ve aynı anda kızın içindeki o hissi kalbinde hissetti.

Hızlanan kalp ritmi.

Kaslardaki o ani gerginlik.

Savunma amaçlı doğan çiğ korku.

Lucien, Kael'in gözlerindeki değişimi fark ettiği anda duruma müdahale etmek için konuşacaktı ki— Habel aniden Kael'e doğru adım attı. Sonra hiçbir şey olmamış gibi, o devasa ciddiyetsizliğiyle Kael’in omzuna kolunu attı.

“Hadi ama arkadaşlar,” dedi Habel sınıfa bakarak. “Bu çocuk en fazla sinirlenince koskoca bir binayı falan yıkar, o kadar. Abartmayın.”

Sınıf bu absürt cümle karşısında birkaç saniye tamamen sessiz kaldı. Sonra arkalardan birileri dayanamayıp sesli bir şekilde güldü. Ortamdaki gerginlik hafifçe dağıldı.

Habel durmadı, devam etti: “Ayrıca bu sınıfta asıl korkmanız gereken kişi benim.” Sağ elinin başparmağıyla kendi göğsünü işaret etti. “Çünkü ben ondan çok daha yakışıklıyım.”

Bu kez sınıfın neredeyse yarısı büyük bir kahkaha patlattı.

Kael şaşkınlık içinde başını çevirip yanındaki çocuğa baktı. Habel, sınıfa çaktırmadan Kael’e doğru fısıldadı: “Anksiyetene sahip çık, gevşe biraz.”

Kael istemsizce ciğerlerinden kısa, rahatlamış bir nefes verdi. Rahatladığını hissetti.

Ama sınıfın en arka tarafında, tek başına oturan siyah saçlı bir kız hâlâ gözlerini milim ayırmadan doğrudan ona bakıyordu.

Kız tamamen sessizdi. Sınıftaki diğer öğrenciler gibi korku içinde de kıvranmıyordu. Ve Kael için en rahatsız edici olan şey tam olarak buydu.

Çünkü o kızın gözlerinde korku değil… derin, keskin bir şüphe vardı. Kael nedense o soğuk bakışın ileride başlarına çok büyük problemler açacağını daha o saniyede hissetti.

Lucien Voss sınıftab çıkalı on beş dakika olmuştu.

Sınıfın içindeki o uğultu tam anlamıyla dinmemişti. Yeni gelen Pasif-Kızıl, çoktan bütün akademinin koridorlarında konuşulan tek büyük mesele haline gelmişti. Bazı öğrenciler hâlâ gizlice Kael’e bakıyor, bazıları cesaret edip Habel’e sorular soruyor, bazıları ise yalnızca sessiz kalmayı tercih ediyordu.

Habel arka taraftaki sıralardan birine çoktan sızmış, ortama karışmıştı. Bir sıranın üstüne yarım oturmuş, yanındaki iki öğrenciyle hararetli bir şekilde konuşuyordu. Ara sıra oturdukları yerden yüksek sesle kahkaha sesleri yükseliyordu.

“Yani sen gerçekten o olayda hastane ambulansını mı çaldın?” diye sordu yanındaki çocuk.

Habel, son derece ciddi ve dürüst bir yüz ifadesiyle başını iki yana salladı. “Hayır.”

Soruyu soran çocuk rahatlayarak derin bir nefes aldı.

Sonra Habel pişkince devam etti: “Ambulans beni çaldı.”

Yan taraftaki sıradan birkaç kişi daha bu cevaba kahkahayı bastı. Sınıftaki o aşılmaz gerginlik duvarı Habel sayesinde biraz daha kırılmıştı.

Ama Kael için durum tamamen farklıydı.

Cam kenarındaki boş sırada tek başına oturuyordu. Sol çenesini eline yaslamıştı. Dışarıdaki geniş eğitim sahalarını izliyordu ama aslında zihni hiçbir şeye odaklanmıyordu.

Çünkü hissediyordu.

Üzerindeki o ağırlık yapan bakışları.

Arkasından dönen fısıltıları.

Sınıftaki insanların içinden gelip geçen o kısa korku dalgalarını…

Ruhundaki o Öfkepati, mühürler altında bastırılmış halde bile bir radar gibi durmaksızın çalışıyordu.

Arka sıradaki bir kız öğrenci arkadaşının kulağına doğru eğildi. “…Yakından bakınca gerçekten çok daha ürkütücü.”

Kael bu fısıltıyı da duydu. Yalnızca kaba sesi değil, kızın kalp ritmindeki o ani hızlanmayı ve göğsünün sıkışmasını da birebir hissetti. Bileğindeki askeri cihaz hafifçe titredi.

[ KORTİZOL %14 ]

Kael yavaşça, ciğerlerindeki havayı dışarıya verdi. Lucien’ın öğrettiği gibi: İçinden sayarak dört saniye nefes al. Tut. Ve yavaşça bırak.

Tam o sırada, sınıfın en arka köşesinden bambaşka, çok farklı bir aura yayılmaya başladı.

Bu his, az öncekiler gibi sıradan bir korku dalgası değildi.

Bu… saf bir baskıydı.

Sınıfın havası saliseler içinde aniden ağırlaşmaya başladı. Bazı öğrencilerin omuzları bu ağır enerji yüzünden istemsizce kasıldı. Yan tarafta konuşan bir çocuk lafını bitiremeden durdu. Başka biri elindeki kalemi fark etmeden çılgınca sıkmaya başladı.

Kael başını yavaşça o yöne doğru çevirdi.

Arka sırada, ayaklarını pervasızca masanın üstüne uzatmış bir genç oturuyordu.

Kızıl saçlı.

Kan kırmızısı gözlü.

Yüzünde dünyayı umursamaz bir ifade taşıyan biri.

Nero Vael.

Kael, çocuğun gözlerindeki o ışığı görür görmez, sınıftaki herkesin neden bir anda buz kestiğini ve gerildiğini çok net anladı.

Çünkü Nero, bu sınıftaki hiç kimse gibi aurasını bastırmıyordu. Tam tersine, onu etrafa bilinçli, meydan okuyan bir biçimde yayıyordu.

Kael’in bileğindeki cihaz tekrar titredi.

[ KORTİZOL %17 ]

Nero, bir süre sınıfın tavanına baktı. Sonra kırmızı gözlerini yavaşça, tadını çıkarır gibi Kael’e doğru çevirdi. Uzun süre tek bir kelime bile konuşmadı.

Sadece baktı.

Ve o kısacık sessiz an bile, sınıfın içindeki o kırılgan havayı çok daha feci bir şekilde gerdi. Çünkü şu an aynı odanın içinde, iki tehlikeli Pasif-Kızıl vaka karşı karşıya duruyordu.

Ön sıradaki bir kız öğrenci korkuyla istemsizce yutkundu. Başka biri Nero ile göz temasından kaçınmak için kafasını hemen önüne eğdi.

Nero, Kael'in üzerindeki o ağır baskıyı hissettiğini görünce sonunda hafifçe sırıttı.

“…Bahsedilen o meşhur çocuk bu mu yani?” diye mırıldandı hayal kırıklığı ile.

Sınıftan hiç kimse bu tehlikeli soruya cevap vermeye cesaret edemedi.

Habel arka sıradan sesini yükseltti: “Hangisi? Eğer beni kastetmediysen, tekrar söylüyorum ben çok daha yakışıklıyım.”

Sınıftan bu kez hafif, korku dolu gülüşmeler yükseldi.

Nero, Habel’in bu çıkışını umursamadı bile, gözünü milim kaydırmadı. Kırmızı gözleri hâlâ Kael’in üzerindeydi.

“Şehir vakası,” dedi Nero, sesindeki tonu koyulaştırarak. “Tek bir aura dalgasıyla yüzlerce insanı aynı anda bayıltan o tuhaf çocuk.”

Kael sessizliğini korudu, cevap vermedi.

Ama Nero durmaya niyetli değildi, devam etti: “İnsanlar senin etrafındayken senden deli gibi korkuyor, değil mi?”

[ KORTİZOL %19 ]

Kael sıranın altındaki parmaklarını hafifçe sıktı, tırnakları avcuna battı. Çünkü Nero’nun söylediği şeyde haklıydı. Ve bunu sınıftaki herkesin önünde bu şekilde yüzüne vurma biçimi… özellikle can sıkıcıydı.

Nero başını yavaşça yana doğru eğdi.

“Ama bu işin daha komik kısmı ne biliyor musun vaka 021?” Sınıf artık tamamen, nefes bile alınmayan mutlak bir sessizliğe gömülmüştü. “Sen de insanların senden bu şekilde korkmasından aşırı şekilde nefret ediyorsun.”

İlk kez Kael, başını tam anlamıyla kaldırarak doğrudan Nero’nun o kırmızı gözlerinin içine baktı.

Nero’nun bakışlarında sıradan insanların taşıdığı o saf korkudan eser yoktu. Bir merak ya da düşmanlık da sezilmiyordu.

Sadece… tekinsiz bir tanıdıklık vardı.

Sanki Nero, Kael’in ruhunun derinliklerinde sakladığı o canavarı ve o lanetli yalnızlığı çok iyi anlayabiliyordu. Bu his, Kael’i odadaki herkesten çok daha fazla rahatsız etti.

Tam o saniyede sınıfın kapısı sertçe açıldı. Komutan Lucien Voss içeriye adım attı.

Arkasında, resmi üniformalı iki A.C.D görevlisi daha vardı. Görevliler, ellerinde büyük, ağır metal bir teknolojik cihaz taşıyorlardı. Sınıfın o gergin dikkati, kapının açılmasıyla birlikte anında o cihaza doğru kaydı.

Cihaz, dışarıda gördükleri sıradan sivil teknolojilere kesinlikle benzemiyordu.

Simsiyah, kaba bir metal gövde. Gövdenin üzerinde yaşayan bir organizma gibi parıldayan kırmızı damar benzeri çizgiler… Ve cihazın tam ortasında yavaşça dönen beyaz, parlak bir halka.

Lucien sınıfın önündeki kürsüye geçti, ellerini masaya dayadı.

“Bugünkü dersimizin konusu:” dedi Lucien. “Aura Türleri ve Kortizol Adaptasyonu.”

Görevliler, ellerindeki o ağır makineyi sınıfın tam ortasındaki boş alana yerleştirdiler.

TSSSSK.

Makine tabanını yere sabitleyip aktifleştiği tam o anda, sınıfın zemininden içeriye doğru hafif ama derinden gelen bir enerji titreşimi yayıldı. Bazı öğrencilerin boyunlarındaki bastırıcı aura halkaları bu frekans yüzünden istemsizce anlık olarak parıldadı.

Lucien arkasındaki dijital tahtaya doğru döndü. “Önce teoriyi işleyeceğiz.”

Tahtanın üzerinde, askeri verilerle birlikte farklı renk tonları belirdi. Yeşil. Kırmızı. Beyaz. Siyah.

“Yeşil aura,” diyerek tahtayı işaret etti Lucien. “Dünyadaki en yaygın ve kontrolü en stabil olan aura türüdür.”

“Yüksek algı.”

“Gelişmiş empati yeteneği.”

“Ve çevredeki duygu durumlarını sezme.”

“Ordudaki ve departmandaki destek tipi kullanıcıların büyük bir çoğunluğu bu gruptan çıkar.”

Habel, sırasından elini kaldırıp sordu: “Komutanım, ben o zaman bu serinin bozuk, hatalı üretilmiş bir sürümü mü oluyorum?”

Lucien, tahtadan gözünü bile ayırmadan düz bir sesle cevap verdi: “Sen doğrudan garanti kapsamı dışısın, Habel.”

Sınıfta bu kez samimi birkaç kişi yüksek sesle güldü.

Lucien teoriyi anlatmaya devam etti: “Kırmızı aura ise; yüksek kortizol adaptasyonuna dayalı bir türdür.”

“Saf fiziksel güç.”

“Dizginsiz adrenalin patlaması.”

“Ve çevre üzerinde kurulan mutlak baskı alanı.”

“Fakat bu gruptaki kullanıcıların Bozulma riski, diğer türlere kıyasla feci şekilde yüksektir.”

Tahtadaki o canlı kırmızı renk, Lucien'ın komutuyla bir anda koyulaştı, tekinsiz bir tona büründü.

“Pasif-Kızıllar ise, doğuştan gelen büyük birer anomalidir.”

Sınıf bu kelimeyle birlikte yine o buz gibi sessizliğe gömüldü. Bu kez bazı öğrenciler refleksle arkadaki Nero’ya baktı. Bazıları ise cam kenarındaki Kael’e doğru gözlerini çevirdi.

Lucien devam etti: “Bu gruptaki özel bireyler, normal bir insanın sakin kaldığı en düşük kortizol seviyelerinde bile doğrudan kırmızı aura üretirler. Yani onların bedenleri ve sinir sistemleri, sivil hayatta bile sürekli olarak bir savaş modundadır.”

Nero oturduğu yerden hafifçe sırıttı. “Bence gayet büyük bir avantaj.”

Lucien, Nero'nun bu küstah çıkışını tamamen görmezden gelerek tahtaya dokundu. Bu kez ekranda saf, berrak bir beyaz aura parıldadı.

Sınıfın içindeki hava bu renkle birlikte bir kez daha yön değiştirdi. Çünkü beyaz aura, dünyada gerçekten ama gerçekten çok nadir görülen bir şeydi.

“Pax Aura,” dedi Lucien. Kürsüdeki tebeşir benzeri dijital kalemle tahtaya Latince kelimeyi yazdı. “Yani Türkçe karşılığıyla; Barış Aurası.”

“Bu özel kullanıcılar, etraflarındaki tüm duygusal dalgalanmaları ve kriz anlarını kendi enerjileriyle bastırabilirler.”

“Çevredeki korku dalgalarını.”

“Kontrolsüz öfkeyi.”

“Anlık panik krizlerini…”

“Hatta bazı çok uç durumlarda, kontrolden çıkmış diğer tehlikeli auraları bile kendi frekanslarıyla sakinleştirip bastırabilirler.”

Kael, bu özellikleri duyar duymaz istemsizce başını çevirip arka sıradaki o siyah saçlı, sessiz kıza, Selene’e baktı. Kız gerçekten de sırasına gömülmüş, çıt çıkarmadan oturuyordu. Ama garip olan, onun etrafındaki o aura alanı gerçekten de tarif edilen gibi farklıydı. Sanki sınıfın içinden dalga dalga yayılan o feci gerginlik ve korku, kızın oturduğu o birkaç metrelik alana yaklaşır yaklaşmaz yavaşlıyor, etkisini kaybediyordu.

Lucien, tahtayı kapatıp ortadaki o siyah makineye doğru döndü. “Teori bitti. Şimdi tarama aşamasına geçiyoruz.”

Sınıftaki öğrencilerin arasında hafif, huzursuz bir hareketlilik başladı. Bazı öğrenciler oturdukları sırada dikleşti. Bazıları ise ortada dönen o beyaz halkalı makineden pek hoşlanmamıştı.

Lucien cihazın işlevini açıkladı: “Bu makine; bireyin anlık ortalama kortizol seviyesini, aura rezonansını, gelecekteki Bozulma yatkınlığını ve mevcut psikolojik uyumunu ölçüyor.”

İlk gruptaki sıradan öğrenciler sırayla cihazın önüne geçtiler. Ekranlar tek tek yandı. Yeşil aura. Düşük risk oranları. Stabil ve kontrol edilebilir değerler… Tamamen departmanın beklediği sıradan, sonuçlar.

Sonra arkadan Nero Vael yavaşça ayağa kalktı. Ellerini rahatça ceplerine koydu. Ağır adımlarla gelip cihazın tam önünde durdu.

BZZZZZT.

Makinenin ortasındaki o beyaz halka çılgınlar gibi dönmeye başladı ve ekran anında kan kırmızısı bir renge büründü.

AURA: PASİF-KIZIL

ORTALAMA KORTİZOL: %52

Sınıftaki bazı zayıf öğrenciler bu rakamı görünce istemsizce gerildi. Çünkü %52 kortizol değeri, normal sivil bir insan için tam anlamıyla felç edici bir kriz ya da şok seviyesi demekti. Ama Nero, karşısındaki bu dehşet verici rakama bakarak yalnızca hafifçe esnedi.

Ekrandaki analiz yazıları akmaya devam etti:

BÖLÜM NOTU

Bu bölümle birlikte sonunda Aura Akademisi'ne adım attık.

Oldukça uzun ve gergin geçen bu bölüm, hikâyenin gidişatı açısından önemli bir dönüm noktası olduğu için iki kısma ayrılmış durumda.

Ayrıca serimize iki yeni karakter de katıldı: Geceyi andıran siyah saçlara sahip gizemli bir kız ve kızıl saçlarıyla dikkat çeken Nero Vael.

Küçük bir not: Nero'nun doğal göz rengi aslında mavidir. Ancak Pasif-Kızıl kullanıcılarında göz renkleri aura durumuna bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Daha önce Akademi Müdürü'nde gördüğümüz gibi, yoğun aura kullanımı sırasında gözler kırmızıya dönebilmektedir.

Bu bölümde Nero Vael ile Kael arasındaki ilk kıvılcımları ve atışmaları da görmüş olduk. Görünüşe göre ikili arasında oldukça ilginç bir dinamik oluşacak.

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere! 😊




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı