insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Siren sesleri giderek yaklaşıyordu; amansız çığlıklar gecenin karanlığını delerek sokağın duvarlarında yankılanıyordu. Ama Kael onları duymuyordu. Onun kulaklarının içinde, dış dünyaya ait tüm sesleri bastıran çok daha gürültülü, çok daha vahşi bir mahşer yeri vardı.

Tuzla buz olan cam kırıklarının tiz şıngırtısı... Korkuyla haykıran yabancı çığlıklar... Acı içinde ağlayan, yalvaran insanlar... Yavru köpeğin o son, can çekişen hırıltılı iniltisi... Ve en derinde, her şeyi başlatan o uğursuz ses: Annesinin dudaklarının arasından dökülen o son, yarım kalmış nefes… Hepsi dalga dalga büyüyor, birbirinin üzerine binerek zihnini adeta kamçılıyordu.

Kael, parmaklarını saçlarının arasına geçirerek başını iki yana sıktı. Ciğerlerine batan nefesi tamamen düzensizleşmiş, kontrolden çıkmıştı. Gözlerinin önündeki dünya bir sarkaç gibi sabitliğini kaybederek titriyor, etraftaki insanların siluetleri eriyen birer balmumu gibi bulanıklaşıyordu. Üstelik o lanetli kızıl aura artık yalnızca bedeninin çeperinde dolaşmakla kalmıyordu; amansız bir zehir gibi gözeneklerinden içeri sızıyor, doğrudan derisinin altına, kılcal damarlarına işliyordu.

Kızıl enerji ağır ağır, uğursuz bir tonla kararmaya başladı.

Ve o saniyede, ilk kez... Saf kızıllığın içinde derin, zifiri siyah çatlaklar boy gösterdi. İnce, habis damarlar gibi yayılan o karanlık çizgiler, sanki o kan kırmızısı ışığın içinden dışarı çıkmak için sabırsızlanan, insanlığa ait olmayan çok daha büyük bir felaketin habercisiydi.

Habel bunu gördüğü anda, yüzündeki tüm kan çekildi, teni kireç gibi bembeyaz oldu.

“…Hayır,” diye mırıldandı, sesindeki titremeye engel olamayarak. Korkuyla istemsizce bir adım geri çekildi. “Hayır… Bu imkânsız. Bu seviyede bir bozulmanın uyanması mümkün değil…”

Kael’in etrafındaki hava bükülüp titrerken, birkaç metre ötedeki talihsiz bir kadın acı bir çığlık atarak kaldırıma yığıldı; burnundan ince, koyu bir kan sızıyordu. Hemen yanında duran bir adam ise kulaklarını kapatıp acıyla dizlerinin üstüne çöktü. Çünkü Kael’in aurası artık yalnızca statik bir baskı yapmıyordu. O sokaktaki herkesin zihnine katıksız bir acı kusuyor, bunu onlara iliklerine kadar hissettiriyor ve daha da kötüsü, onların korkularını kendi içine çekerek özümsüyordu.

Kael, dudaklarını aralayıp konuşmaya çalıştı. Ama ağzından çıkan o boğuk ses... Tek bir insana ait olamayacak kadar katmanlı ve korkunçtu.

“Çok… gürültü var…”

Kendi genç sesi… Yılların yorgunluğunu taşıyan yaşlı bir adamın hırıltısı… Korkuyla karanlıkta ağlayan bir çocuğun feryadı… Ve titreyen bir kadının çaresiz çığlığı… Hepsi tek bir cümlenin altında, üst üste binmiş birer hayalet gibi yankılanıyordu. Sokağın tavanına vuran bu ses, çevredeki herkesin tüylerini diken diken etmeye yetti.

Habel, üzerine çöken bu delilik dalgası karşısında titreyerek bağırdı:
“Kes şunu!”

Bedenini saran yeşil aura, bu kez iradesinden değil, doğrudan ruhunu ele geçiren o saf korkudan güç çekerek vahşi bir patlamayla genişledi. Genç çocuk, hayatta kalma içgüdüsünün verdiği o çaresiz öfkeyle Kael’e doğru fırladı. Savurduğu yumruk havayı yırtıp geçti, altındaki asfalt zemini parçalayarak etrafa taşlar fırlattı.

Ama Kael hâlâ tam anlamıyla hareket etmiyordu. Sanki bedeni dünyaya geç tepki veriyor, zihni tamamen başka bir boyutta, kendi anılarının cehenneminde savaşıyordu.

Habel, bu boşluktan yararlanarak ikinci darbesini indirdi. Sert yumruk hedefi bulduğunda Kael’in yüzü şiddetle yana savruldu. İşte tam o anda, Kael'in savunma mekanizması çıldırdı ve kızıl aura bir bomba gibi infilak etti.

GÜÜÜM!

Patlamanın yarattığı şok dalgası bütün sokağa yayıldı. Çevrede park halindeki arabaların camları aynı saniyede tuzla buz oldu. Habel, aldığı karşı darbenin basıncıyla havada savrulup birkaç metre geriye sıçradı ve ancak dizlerinin üstüne düşerek durabildi.

Nefes nefeseydi, ciğerleri yanıyordu. “Bu şey…” diye mırıldandı dehşet içinde. “Bu şey de ne böyle?”

Kael, yana savrulan kafasını ağır ağır, mekanik bir hareketle yeniden Habel’e doğru çevirdi. Boyun kemiklerinden ürkütücü bir çıtırtı sesi yükseldi. Gözleri artık tamamen, hiçbir beyazlık kalmayacak şekilde kıpkırmızıydı. Göz bebeklerinin çevresinde halkalar halinde genişleyen o zifiri siyah lekelenmeler ise yüzünü insan olmaktan tamamen çıkarıyordu.

Kael yürümeye başladı. Bastığı her noktada asfalt derin çatlaklarla yarılıyordu.

Habel dişlerini sıktı, pes etmeye niyeti yoktu. Gücünün son damlasıyla tekrar saldırdı. Bu kez vücudundaki enerjiyi tamamen bacaklarına pompalayarak aura hızlandırmasını aktif etti. Yeşil ışık, bir kasırga gibi bedeninin etrafında dönmeye başladı; hızı artık insan gözünün algı sınırlarını zorluyordu. Bir gölge gibi belirdi ve Kael’in çenesine alttan sert, ölümcül bir tekme indirdi.

Yarattığı patlama sesi bütün sokağı sarstı. Darbenin şiddetiyle Kael birkaç metre boyunca geriye doğru sürüklendi.

Ama yere düşmedi. Dengesi bile bozulmadı.

Kael başını kaldırdığı o ilk salisede, etrafındaki aura ani bir genleşmeyle sokağı yuttu. Sanki kan kırmızısı bir deniz taşmış, tüm dünyayı boğmaya ant içmişti. Habel’in gözleri korkuyla yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Çünkü kendi enerjisi, bu devasa gücün karşısında eziliyor, bastırılıyordu. Yeşil aurası korkak bir hayvan gibi geri çekilirken, o habis kızıl çatlaklar artık Habel'in bedeninin her yerine, boynuna ve yüzüne kadar yayılmıştı.

“Hayır...” Bacaklarındaki derman tamamen kesildi, dizleri zangır zangır titremeye başladı. “Dur…”

Kael konuştu. Sesi, arkasındaki korodan yükselen onlarca kişinin feryadıyla karışmıştı:
“…Acı… çok ağır…”

Habel daha ne olduğunu anlayamadan, Kael bir sonraki salisede tam önünde belirdi. Habel onun o mesafeyi nasıl katettiğini, o hızı neyle sağladığını göremedi bile. Kael’in buz gibi, kemikli eli Habel’in boğazını bir pençe gibi kavradığı anda, altlarındaki asfalt zemin çöktü.

Habel’in gözleri boğulmanın ve basıncın etkisiyle yerinden çıkacak gibi oldu. Can havliyle Kael’in kollarına tutundu. Tam o esnada tuhaf bir şey fark etti: Kael’in onu boğan eli şiddetle titriyordu.

Ama bundan daha korkunç, daha akıl almaz olan şey… Kael ağlıyordu. Kıpkırmızı gözlerinden süzülen berrak yaşlar, yüzündeki o siyah, bozulmuş damarların üzerinden akıp gidiyordu.

Etrafındaki aura ise durmaksızın büyümeye, beslenmeye devam ediyordu. Çünkü Habel korkuyordu; can havliyle ölümden kaçmaya çalışıyordu. Ve Kael, karşısındaki çocuğun ruhundan yayılan o saf korkuyu bir sünger gibi hissediyordu. Öfkepati (Kael'in lanetli yeteneği) tam kapasite çalışıyordu. İnsanların korkusunu, acısını ve panik dalgalarını kendi içine çekiyor, sonra topladığı bu ham enerjiyi ezici bir baskı olarak çevreye geri yayıyordu. Sokaktaki panik büyüdükçe, Kael’in aurası da bir kısır döngü gibi gitgide ağırlaşıyordu.

Siyah çatlaklar nihayet tamamen büyüdü. Kızıl aura, zifiri bir karanlığa bürünerek kararmaya başladı. Ve Kael’in hemen arkasında, gökyüzüne kadar uzanan devasa, amorf bir gölge şekil aldı. İnsan biçimini andırıyordu ama durağan değildi; yüzeyi sürekli değişiyor, dalgalanıyordu. Gölgenin içinde acıyla bağıran yüzler, feryat eden siluetler, birbirine bükülmüş onlarca kol seçiliyordu. Sanki yüzlerce insanın ruhu, aynı karanlık bedenin içinde sıkışmış da çığlık atıyor gibiydi.

Habel’in ciğerleri tamamen kapandı, artık nefes alamıyordu. Gözlerinden yaşlar süzülürken ömründe ilk kez fısıldadı:
“Lütfen…”

Tam o anda, sokağın tavanını yırtan, gök gürültüsünü andıran otoriter bir ses yankılandı:
“GERİ ÇEKİLİN!”

Bu emrin hemen ardından sokağın üstüne, sıcaklığı anında sıfırın altına düşüren koyu mavi bir aura dalgası yayıldı. Alandaki atmosferik basınç bıçakla kesilmiş gibi aniden yön değiştirdi. Kael’in kararmakta olan kızıl aurası, bu yeni ve yabancı güç karşısında ilk kez duraksadı.

Sokağın dumanlı girişinde, düzenli adımlarla ilerleyen siyah üniformalı figürler belirdi. Göğüslerinde ve omuzlarında loş ışıkta parıldayan soğuk metal armalar taşıyorlardı: A.C.D.

Aura Control Division. Yani Aura Kontrol Departmanı.

Onlar sıradan polislere benzemezlerdi. Onlar, aura kullanılarak işlenen yüksek düzeyli suçlar ve kontrolden çıkmış bozulma vakalarını bastırmak, gerekirse yok etmek için özel olarak yetiştirilmiş askeri bastırma birlikleriydi.

En önde duran, soğuk yüz hatlarına sahip kadın elini kararlı bir hareketle kaldırdı. Etrafında dönen koyu mavi aura; sakin, keskin ve milimetrik bir kontrolün eseriydi.

Kadın, gözlerini Kael’in o insanlıktan çıkmış suretine kilitledi. “Pasif-Kızıl doğrulandı,” dedi, telsizine doğru net bir sesle. “Bozulma seviyesi kritik sınırı aşmak üzere, hızla yükseliyor.”

Arkasındaki rütbeli adamlardan biri, Kael’in arkasındaki o yüzlerce hayaletten oluşan devasa gölgeyi gördüğünde istemsizce yutkundu. Sesi titriyordu: “…Bu çocuk daha kaç yaşında?”

Kadın ona cevap vermedi. Veremedi. Çünkü ilk kez… Kendi kusursuz, disiplinli mavi aurası bile tam karşıdan gelen o dipsiz kederin ağırlığı altında eziliyor, baskılanıyordu.

Kael, boğazını sıktığı Habel’i elinde tutmaya devam ederek başını yavaşça sokağın girişindeki yeni misafirlerine doğru çevirdi. Ve dudaklarını araladı.

Bu kez ağzından çıkan ses yalnızca bir insan sesi, ya da ölülerin feryadı değildi. Sanki yeryüzünde var olmuş tüm acılar aynı anda tek bir bedende dile gelmişti:

“Çok…”

Karanlık kızıl aura, sokağın zeminini havaya uçuracak bir şiddetle aniden patladı.

“…canınız yanacak.”

BÖLÜM NOTU

Kael’in zihnindeki geçmişin hayaletleri ve travma dalgası, dış dünyadaki siren sesleriyle birleşerek geri dönülemez bir kırılmayı tetikler. Kael, kontrolünü tamamen kaybederken aurası ilk kez "Corruption" (Yozlaşma) belirtileri göstererek zifiri karanlık çatlaklarla kaplanır. Çevredeki insanların acı ve korkularını bir sünger gibi emip bunu ezici bir baskı olarak geri yayan Kael, hayatta kalma içgüdüsüyle saldıran Habel’i kolayca etkisiz hale getirir. Kael’in arkasında yüzlerce ruhun feryadından oluşan amorf bir gölge belirmişken ve Habel ölümün kıyısındayken, şehre kabus gibi çöken bu krizi bastırmak için elit askeri birlik olan A.C.D. (Aura Control Division) olaya müdahale eder. Ancak Kael’in yaydığı keder ve mutlak acı, bu disiplinli askerleri bile sarsacak düzeydedir.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı