insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Kael’in gözlerindeki o zifiri siyah çizgiler, durdurulamaz bir şekilde yeniden büyüdüğü o tam salisede…

Komutan Lucien durumu anladı.

Kontrol tamamen gidiyordu. Hem de akılalmaz bir hızla.

[ KORTİZOL %117 ]

Kael'in bileğindeki askeri ölçüm cihazı, sistem sınırlarını aşarak tiz bir sesle çılgınlar gibi alarm vermeye başladı.

UYARI—

UYARI—

UYARI—

Kael, çöktüğü beton zeminden yavaş ve ürkütücü hareketlerle ayağa kalktı. Ama artık bir insan gibi düzgün, dik durmuyordu. Omuzları tamamen düşmüştü, boynu tekinsiz bir açıyla hafifçe yana eğilmişti.

Sanki etraftan emdiği o onlarca insanın korkusu yüzünden bedeni ağırlaşıyor, hantallaşıyordu.

Ve o göğsünden sızan nefes alışları… Kesinlikle bir insana ait olamazdı.

Nero, tam karşısında dikilen bu deccalvâri felaket manzarasına rağmen o hastalıklı sırıtışını yüzünden milim bile düşürmüyordu.

“Evet,” diye mırıldandı Nero, gözlerindeki o saf arzu ateşiyle. “İşte benim senin yüzünde görmek istediğim, akademide arzuladığım asıl şey tam olarak bu.”

Lucien, avazı çıktığı kadar kükredi:

“NERO! DERHAL GERİ ÇEKİL!”

Ama Nero, komutanın askeri emrini zerre umursamadı, tek bir adım bile geriye atmadı. Tam tersine, kendi içindeki o yırtıcı ego dalgasını körükleyerek aura baskısını bir sivil insan için akılalmaz bir boyuta ulaştırdı.

[ KORTİZOL %71 ]

O yırtıcı kırmızı aura Nero'nun ayaklarının altındaki beton zemini eritircesine genişledi. “Gel,” diye meydan okudu Nero. “Gel ve gücünü kanıtla.”

Kael, eğik olan başını yavaşça yukarıya kaldırdı.

Ve avluyu titreten bir sesle hırladı.

Bu ses gerçekten de insani tellerden çıkmıyordu. Boğuk, darmadağın, parçalı ve tamamen hayvansı bir kükremeydi bu.

Çemberin etrafındaki bazı zayıf öğrenciler, duydukları bu saf dehşet yüzünden feci bir korkuyla can havliyle geriye doğru kaçıştılar.

[ KORTİZOL %143 ]

Kael, kelimenin tam anlamıyla tek bir salisede hareket etti.

Onun hızından dolayı bastığı beton zemin büyük bir gürültüyle çöküp havaya uçarken, elit bir subay olan Lucien Voss bile bu akılalmaz hıza birkaç santim geç reaksiyon verebildi.

Kael'in yumruğu, havayı yararak doğrudan Nero’nun yüzünün tam ortasına feci bir gürültüyle çarptı.

Nero’nun kafası aldığı o akılalmaz darbeyle sertçe yana doğru savruldu, ağzından ve burnundan beton zemine kırmızı kan sıçradı.

Ama Kael durmadı. Duramazdı.

İkinci yumruk.

Üçüncü.

Dördüncü…

Kael'in savurduğu her bir darbede, altlarındaki kaba beton zemin parça parça yarılarak etrafa fırlıyordu.

Nero, aldığı bu insani sınırların ötesindeki hasara rağmen refleksle karşılık vermeye çalıştı. Kısa mesafeden sert bir dirsek attı, ardından Kael'in göğsüne doğru can havli ile bir tekme savurdu.

Ama Kael artık fiziksel hiçbir acıyı hissetmiyordu. Ruhundaki o lanetli Öfkepati yeteneği tamamen kontrolden çıkmıştı. Nero’nun o hayatta kalmak için sergilediği vahşi saldırganlığı ve nefreti bile, Kael'in içindeki o karadeliği yoğun bir şekilde besliyor, onu daha da güçlendiriyordu.

[ KORTİZOL %168 ]

Kael, Nero’nun kafasının tepesine iki elini birleştirerek vurdu, Nero'yu beton zemine tamamen çiviledi. Sonra, onun üzerine tünemiş bir canavar gibi iki elini birden hızla indirmeye devam etti.

İndirdiği her bir balyoz gibi darbede, koca akademi avlusu deprem oluyormuş gibi sarsılıyordu. Nero’nun o yırtıcı kırmızı aura baskısı, Kael'in bu ham gücü karşısında saniyeler içinde parça parça dağılmaya başladı.

Ve Nero… hayatında ilk kez, ruhunun derinliklerinde saf bir korku hissetti.

Kael, Öfkepati sayesinde düşmanının kalbine sızan bu saf korkuyu anında hissetti. Ve bu his, avludaki her şeyi feci şekilde çok daha kötü bir noktaya sürükledi.

Çünkü Kael'in zihninde artık yalnızca kör bir öfke yoktu… Düşmanının korkusuyla beslenen, onu tamamen yok etmek isteyen bir av hissi oluşuyordu.

Komutan Lucien, durumu engellemek için insanüstü bir hızla ileriye doğru atıldı.

Ama Kael’in bedeninin çevresinde biriken o tekinsiz kara enerji bir anda büyük bir patlamayla dışarıya vurdu. Yayılan o şok dalgası, Lucien'ı bile birkaç metre geriye doğru savurarak itti.

Lucien’ın gözleri şok içinde kocaman bir şekilde büyüdü, postalları betonun üzerinde kaydı.

“…Olamaz… %200 sınırını da aştı…” diye mırıldandı Lucien dehşetle.

Askeri ölçüm cihazı tamamen delirmircesine titriyordu.

[ KORTİZOL %203 ]

Kael’in sırt bölgesindeki o dumanlı siyah aura, feci bir yoğunlukla katılaşmaya başladı. Havada beliren o tekinsiz, kanat benzeri şekiller artık çıplak gözle net bir biçimde seçilebilecek kadar belirgin hale gelmişti.

Ağzındaki dişleri bir canavar gibi uzuyordu. Parmak uçlarındaki tırnakları, pençeye dönüşüyordu.

Ve o Nero'nun suratına inen yumrukları, artık bir insanın el şekline benzemiyordu; tamamen deforme olmuş, kararmış birer siluetti.

Nero’nun yüzü tamamen kan revan içindeydi, bilinci feci şekilde kapanmak, bayılmak üzereydi.

Ama Kael durmuyordu. Çünkü o kararmış zihninde artık tam karşısında yatan Nero’yu görmüyordu bile. Sadece… ruhuna ve beynine bu feci acıyı veren o şeyi tamamen ortadan kaldırmak, yok etmek istiyordu.

Nero’nun işini tamamen bitirmek için son bir yumruk daha kaldırdı havaya.

Ve tam o saniyede—

Avluda tamamiyle akılalmaz, baskılayıcı bir sessizlik oluştu.
Sanki dünyadaki tüm o sirenlerin, çığlıkların ve kaosun sesi tek bir salisede tamamen kısılmış, kesilmişti.

Kael’in havada duran o ölümcül elinin hareketi, bu ani değişimle birlikte bir anlığına yavaşladı.

Saf, duru bir beyaz aura.

Bu sınıflarında bulunan siyah saçlı, ela gözlü kız idi.

Etraftaki öğrenciler korkuyla iki yana doğru çekilip ona yol verirken, Kız sakin ve yavaş adımlarla çemberin tam ortasına doğru ilerliyordu.

Korkuyordu, evet. Bedenindeki o hafif titremeden ne kadar ürktüğü belliydi. Ama buna rağmen bir saniye bile arkasını dönüp kaçmıyordu.

Lucien, tehlikeyi fark ederek avazı çıktığı kadar bağırdı:

“YAKLAŞMA SELENE! DERHAL GERİ ÇEKİL!”

Ama Selene, komutanın sesini duymadı, bakışlarını Kael’den bir saniye ayırmadı. Vücudundan sızan o duru beyaz aura, dalgalar halinde etrafına yayılıyordu.

Sessiz.

Sakin.

Ne soğuk nede sıcak…

Onun alana girmesiyle birlikte, kalabalığın ruhundan sızan o panik hissi akılalmaz bir hızla azalmaya başladı. Kaçışan öğrencilerin çılgınca çarpan kalp atışları yavaşladı, sinir sistemleri yatıştı.

Kael’in o gökyüzüne yükselen simsiyah aurası ise… hayatında ilk kez, dışarıdan gelen bir enerji tarafından feci şekilde geriye doğru itiliyordu.

Kael, boynundaki o çıtırtı sesleriyle birlikte başını yavaşça o tarafa doğru çevirdi. O karanlık kızıllıkla kaplanmış gözleri artık tamamen bir insana ait olmaktan çıkmıştı.

Selene, adımlarını milim bile bozmadan ona doğru yaklaşmaya devam etti.

Kael, burnundan yoğun bir duman sızdırarak aniden ona doğru hırladı. Bedenindeki o siyah enerji büyük bir patlamayla dışarı vurdu, yarattığı basınçla bazı kenardaki öğrenciler yere düştü. Selene’in uzun saçları bu sert rüzgârla arkaya doğru sert bir şekilde savruldu.

Ama o beyaz auralı kız durmadı. İleriye doğru cesur bir adım daha attı.

Kael bu hamle karşısında geriye doğru çekilmedi ama saldırmadı da. Çünkü Selene'den sızan o beyaz aura garipti.

Onun canını yakmıyordu. Diğer askeri mühürler gibi onu zorla bastırmaya, ezmeye çalışmıyordu.

Sadece… zihninin içindeki o gürültüyü sessizleştiriyordu.

Kael’in o hayvansı nefes alışı bu duru aura birlikte anında bozuldu, sarsıldı.

Selene, onun tam önüne geldiğinde durdu ve yavaşça, fısıltı halinde konuştu:

“…Yeter, Kael. Bu kadar yeter.”

Kael’in o pençeleşmiş eli hâlâ Nero’nun kanayan boğazının tam üstündeydi. Ama parmakları akılalmaz bir hızla titriyordu.

Selene, aralarındaki o son mesafeyi de kapatarak biraz daha yaklaştı.

Kael, son bir dirençle yeniden hırladı ona doğru. Ama bu kez çıkan o boğuk ses, az öncekine kıyasla daha cılız ve zayıftı. Çünkü içindeki o köpüren lanetli öfke ile kızın yaydığı o duru beyaz aura çarpışıyordu.

Selene, sonunda o kanlı beton zemine, Kael'in tam önüne geldi.

Ve ellerini uzatıp, o simsiyah damarlarla kaplanmış, canavara dönüşmekte olan Kael’e yavaşça, şefkatle sarıldı.

Koca akademi avlusu o saniyede tamamen, sessizliğe gömüldü. Komutan Lucien Voss bile yerinden milim kıpırdamadı, silahına ya da cihazına dokunmadı. Çünkü alandaki istisnasız herkes, Kael’in o salisede kızı parçalayarak öldüreceğini düşünmüştü.

Kael’in bedeni aldığı bu sıcaklıkla birlikte kasıldı. Parmakları, kolları delice titredi. Yüzündeki o uğursuz siyah damarlar teninin altında çılgınlar gibi hareket etti, yön değiştirdi.

Sonra…

Kael’in o Nero'nun boğazını sıkan yumruğu, yavaşça ve ağır hareketlerle açıldı.

Nero, aldığı o feci hasarın ve oksijensizliğin etkisiyle ağır bir çuval gibi beton zemine düştü. Tamamen baygındı, gözleri arkaya kaymıştı.

Kael’in o hayvansı nefesleri yerini kırılgan, kesik hıçkırıklara bırakmaya başladı.

Ve bu feci kaosun ortasında ilk kez, canavar gibi değil, tamamen bir çocuk gibi, darmadağın bir sesle konuştu:

“…Sesler… Zihnimin içindeki o sesler bir türlü durmuyor…”

Selene, onun bu çaresiz itirafı karşısında kollarını daha da sıktı, onu asla bırakmadı. O duru beyaz aura, yoğun bir sis gibi yavaşça Kael’in tüm çevresine yayıldı, onu dünyadan izole etti.

Kael’in o gökyüzünü yırtan tekinsiz siyah aurası, beyaz enerjinin dokunuşuyla birlikte cam gibi çatırdamaya, parça parça dökülmeye başladı. Ekrandaki o rakamlar hızla geriye doğru sayıyordu:

[ KORTİZOL %203 → %174 ]

[ → %146 ]

[ → %121 ]

Kael, Selene'in kollarının arasında delice titriyordu. Ama artık etrafına saldırmıyor, kimsenin korkusunu emmiyordu.

Ve o saniyede, avluda durup bu manzarayı dehşet içinde izleyen akademideki istisnasız herkes… hayatlarında ilk kez şu gerçeği bütün çıplaklığıyla fark etti:

Önlerinde duran bu lanetli Pasif-Kızıl vakası, yalnızca dünyayı tehdit eden korkunç bir canavardan ibaret değildi.

O, ruhunun en derin yerinden kırılmıştı.

BÖLÜM NOTU

Yeni karakterimizle tanışın:

SELENE AURELIUS

Selene; uzun, geceyi andıran siyah saçlara, ela gözlere ve soluk beyaz bir tene sahiptir. Ayrıca 1.66 boyundadır.

Karakterler hikâyede ortaya çıktıkça, sizlerle bu şekilde küçük notlar paylaşmayı planlıyorum. Bu bilgiler bazen doğrudan bölümlerde yer alacak, bazen de yalnızca karakterleri daha yakından tanımanız için yazar notu olarak paylaşılacak.

Selene'nin sahip olduğu aura türü ise oldukça nadir görülen bir auradır:

Ak Aura

Bu aura, seri içerisinde farklı isimlerle de anılmaktadır:

- Ak Aura
- Beyaz Aura
- Sessiz Aura
- Pax Aura (Barış Aurası)

Bazı isimler farklı kullanım biçimleri olsa da aynı aura türünü ifade etmektedir.

Peki Ak Aura tam olarak neyi temsil ediyor?

Selene'nin hikâyedeki rolü ne olacak?

Ve en önemlisi, bir sonraki bölümde bizleri neler bekliyor?




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı