Test merkezinin bulunduğu o tekinsiz kat, hastanenin geri kalan tüm bölümlerinden tamamen izole edilmiş durumdaydı.
Kael, zırhlı asansörün ağır çelik kapıları açılıp dışarıya adımını attıktan sadece birkaç saniye sonra bu gerçeği net bir şekilde anlamıştı.
Buradaki duvarlar, diğer katlardaki gibi normal metal panellerden yapılmamıştı. Kalın mühür çeliklerinin içinden, enerjiyi emen teknolojik mavi çizgiler düzenli olarak geçiyordu. Koridorun her birkaç metresinde bir yerleştirilmiş olan o kaba aura bastırıcı mühürler, frekansla yanıp sönüyor; tavandaki kızılötesi sensörler ise aşağıda hareket eden herkesin kortizol seviyesini saniye saniye, anlık olarak tarıyordu.
Buraya basit bir "oda" ya da "test salonu" demek, içindeki atmosfere büyük bir haksızlık olurdu.
Burası Kael için daha çok…
Bir laboratuvar ile soğuk bir infaz alanının feci bir birleşimi gibiydi.
Tavana gizli birer otomatik savunma taretleri ve silah sistemleri bulunuyordu.
Ve koridordaki her nesnenin, her üniformanın üzerinde aynı askeri sembol kazınmıştı:
A.C.D — Aura Kontrol Departmanı.
Komutan Lucien Voss, ekibin önünde yürüyor, adım sesleri koridorda yankılanıyordu.
“Bu, akademiden önceki son değerlendirme testiniz,” dedi Lucien. “Buradan alacağınız sonuçlara göre resmi olarak akademiye gönderileceksiniz.”
Habel, o her zamanki gevşek ve umursamaz tavrıyla ellerini pantolonunun ceplerine soktu, omuz silkti. “Peki ya geçemezsek ne olacak komutanım?”
Lucien, cevap verdi: “O zaman başladığınız yere geri dönersiniz.”
Habel, yüzündeki o sinir bozucu sırıtmayı sürdürmeye devam etti. “…Hastaneye, o sıkıcı gri odaya mı?”
Bu kez Lucien, koridorun tam ortasında kısa süreliğine de olsa durdu. Gümüş gözlerini sarışın gencin üzerine dikti.
“…Hayır. Doğrudan zincire.”
Habel’in yüzündeki o gevşek gülümseme, komutanın gözlerindeki o ciddiyeti görünce birkaç saniyeliğine zayıfladı, dudaklarının kenarında donakaldı.
Tam o saniyede, koridorun sonundaki devasa test kapıları büyük bir gürültüyle iki yana açıldı.
BOOOOM.
Ağır hidrolik mekanizmanın sesi bütün koridorda bir deprem gibi yankılandı. İçeride, devasa bir yarım küre biçiminde tasarlanmış, tavanı karanlık dev bir salon uzanıyordu. Salonun tam ortasında duran simsiyah test platformu, tıpkı kılcal damarlar gibi etrafa yayılan canlı kırmızı çizgilerle kaplanmıştı. O kızıl çizgiler, siyah zeminin hemen altında durmaksızın hareket ediyor, nefes alıyor gibiydi.
Kael, platforma yaklaştıkça istemsizce göğüs kafesinin sıkıştığını hissetti, gerildi.
Çünkü o siyah platform…
Kelimenin tam anlamıyla canlıymış gibi hissettiriyordu.
Geniş salonun çevresindeki yüksek panellerin arkasında, beyaz önlüklü onlarca teknisyen ve kıdemli aura araştırmacısı yerlerini almıştı. Ancak hiçbirinin boynu sıradan bir görevli gibi boş değildi. En gencinden en yaşlısına kadar hepsi, boyunlarında birer bastırıcı mühür halkası taşıyordu.
Kael, bu manzarayı görünce içindeki o sessizliğin arkasından durumu anladı.
Burada, bu departmanda çalışan, canavarları inceleyen o dahi insanlar bile… Aslında aura kullanıcılarından iliklerine kadar korkuyordu.
Teknisyenlerden biri, elindeki dijital askeri tablete bakarak anons geçti:
“Pasif-Kızıl vaka kodu: 021.”
“Denek adı: Kael.”
Kael, Lucien’ın onaylayan bakışıyla birlikte yavaş adımlarla o siyah platforma doğru yürüdü. Sağ ayağını o simsiyah zemine bastığı tam o an da, platformun altındaki kırmızı damarlar aniden çılgınca parıldadı.
BZZZZZT.
Havada, Kael’in etrafını saracak şekilde onlarca holografik analiz ekranı açıldı. Ekranların üzerinde kırmızı büyük harflerle şu yazı belirdi:
[ KORTİZOL AKIŞI ANALİZ EDİLİYOR ]
Lucien, platformun birkaç metre uzağında, kollarını göğsünde bağlamış halde sessizce duruyor ve gelişmeleri izliyordu.
Kael derin bir nefes aldı. Son haftalarda, o gri hastane odasında Lucien’dan öğrendiği o en önemli altın kuralı uygulamaya çalıştı:
İçindeki o yoğun duyguyu zorla bastırmaya çalışmadı.
Sadece…
O duygunun ruhunun içinde darmadağın bir şekilde dağılmasını engelledi. Onu tek bir noktada topladı.
Yüksek paneldeki teknisyen mikrofona doğru konuştu: “Minimum aura salınımı başlatılsın.”
Kael gözlerini yavaşça kapattı. Çok geçmeden, ince, kan kırmızısı bir aura tabakası bedeninin etrafında bir sis gibi oluşmaya başladı.
Sessiz.
Kontrollü.
Ama mühürlerin yokluğunda hâlâ fazlasıyla ağırdı.
Havada asılı duran holografik ekranların üzerindeki veriler anında değişti:
AURA TÜRÜ: PASİF-KIZIL
REZONANS: ANORMAL
SENKRONİZASYON: ÖLÇÜLEMİYOR
Salondaki kıdemli araştırmacılar bu verileri görünce şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Birinin yüz kasları fazlasıyla gerilmişti. Diğeri ise elindeki kalemi düşürerek bilinçsizce bir adım geriye doğru çekilmişti.
Teknisyen, yutkunarak anonsa devam etti: “Kortizol seviyesini yükseltin.”
Kael’in nefes alışı bu emirle birlikte anında ağırlaştı, ciğerleri kavruldu. Zihninin kapıları istemsizce o karanlık anılara doğru aralandı.
Annesi.
O kaotik otoban gecesi.
Asfaltı boyayan taze kan.
Yere saçılan keskin cam kırıkları.
O köpeğin zihninde yankılanan boğuk sesi.
Yaşlı doktorun odadaki o dizginsiz ölüm korkusu.
Habel’in o fırtınanın ortasındaki çığlığı…
[ KORTİZOL %20 ]
Kael’in etrafındaki o kan kırmızısı aura bir anda devasa bir hızla büyüdü, genişledi. O yoğun kızıllığın içine, tıpkı yaşayan yılanlar gibi ince, zifiri siyah çizgiler karışmaya başladı. Platformun altındaki o kırmızı kılcal damarlar, Kael'in kalbinin ritmiyle birlikte delice bir hızla akmaya başladı.
[ UYARI: KARARSIZ AURA DAVRANIŞI ]
Lucien’ın gözleri bu manzara karşısında hafifçe daraldı. “Devam et, Kael. Durma.”
Kael dişlerini birbirine vurdu.
[ KORTİZOL %41 ]
BOOOOM.
Kael’in bedeninden fışkıran o siyah-kızıl aura, kontrol alanından çıkarak platformun dışına doğru bir dalga halinde taştı. Salonu çevreleyen o kalınlaştırılmış mühür camlarının üzerinde ferin çatlaklar oluştu. Bazı teknisyenler, üzerlerine gelen bu görünmez basınç dalgası yüzünden refleksle geriye doğru çekildiler.
Ve tam o an da…
Koskoca test salonunun tüm ışıkları aniden tamamen karardı.
Ortadaki devasa ana projeksiyon ekranı, yoğun bir parazit dalgasıyla titremeye, cızırdamaya başladı. Sonra, sistemin topladığı verilere göre bir simülasyon görüntüsü oluştu.
Kael’in gelecekteki olası bozulma formu, yani Bozulma hali.
Tüm salon tek bir saniyede ölümcül bir sessizliğe gömüldü. Çünkü ekranda beliren o devasa gölge…
Bir insana kesinlikle benzemiyordu.
Sırttan dışarıya doğru açılan devasa, zifiri siyah kanatlar. Karanlık, çürümüş damarlarla kaplı upuzun, tekinsiz bir beden. Biçimsizce bozulmuş omuz başları. Normal bir insanın ölçülerini aşacak kadar uzamış kollar. Göğüs kafesinden dışarıya, adeta birer kaburga kemiği gibi açılmış keskin siyah çizgiler…
Ve yüz… Görüntünün yüzü…
Yüzün sol yarısı tamamen Kael’in kendi insani çehresiydi. Diğer sağ yarısı ise, sanki yaşayan, nefes alan saf bir gölgeden ibaretti. Sağ gözü, beyazı bile olmaksızın tamamen zifiri bir siyahlıkla kaplıydı.
Ekrandaki teknik yazılar aşağı doğru akmaya başladı:
TAHMİNİ BOZULMA FORMU: AŞAMA 6+
RİSK SEVİYESİ: DÜNYA TEHDİDİ.
ÖZELLİK ANALİZİ:
— Duygusal Emilim
— Alan Baskısı
— Toplu Kortizol Tetikleme
— Psikolojik Rezonans
— Aura Alanı Potansiyeli
Arkadaki teknisyenlerden biri, dehşet içinde elindeki tableti bırakarak istemsizce fısıldadı: “…Bu… Bu şey tek başına koca bir orduyu dakikalar içinde bozabilir.”
Kael, gözlerini açıp karşıdaki o devasa ekrana, kendi gelecekteki canavar formuna bakıyordu. Ama garip olan, orada gördüğü o korkunç şey…
Kendisi gibi hissettirmiyordu. İçinde başka bir şey vardı.
Lucien’ın sesi, odadaki o panik havasını bıçak gibi keserek sertleşti. “Testi sakın durdurmayın. Veri akışını kesin.”
Teknisyen şaşkınlık ve korkuyla komutana döndü. “Ama efendim, kortizol seviyesi sınırda, risk her saniye daha da artıyor—”
“Devam edin dedim!”
Kael, komutanının emriyle zorlanarak yeniden derin bir nefes daha çekti içine.
[ KORTİZOL %52 ]
Bir anda, platformun üzerindeki o holografik siyah canavar görüntüsü sanki canlanmış gibi hareket etti. Ve o saniye de salonun geride kalan tüm yedek ışıkları da tamamen söndü, ortalık zifiri bir karanlığa gömüldü.
Salondaki insanlar, aynı anda göğüslerine binen o ağırlık yüzünden nefes almakta zorlanmaya başladılar. Çünkü sistem artık yalnızca pasif bir analiz yapmıyordu; Kael’in yaydığı o yoğun enerji yüzünden, odanın içinde gerçek bir Aura Simülasyonu fiziksel olarak vücut buluyordu.
Kael, korkuyla ve acıyla platformun üzerinde bir adım geri çekildi. “…Ben yapmıyorum,” diye bağırdı. “Yemin ederim ben yapmıyorum!”
Lucien, o karanlığın ortasından avazı çıktığı kadar bağırdı: “Gözlerini aç ve odaklan, Kael!”
Kael dişlerini kıracak kadar sıktı. Bedeninden fışkıran aura hırçın dalgalar halinde havada savruldu. Sonra parazit yapan ana ekran, sistemin derinliklerinden çektiği yeni verilerle tekrar değişti.
YENİ YETENEK TAHMİNLERİ:
Kara Tüy: Gerçeklik etkili aura yazımı.
Acı Özümseme: Acıyı absorbe edip güce dönüştürme.
Korku Nabzı: Toplu korku tetikleme.
Dipsiz Rezonans: Negatif duygularla güç artışı.
??? [ KİLİTLİ ]
Kael’in göz bebekleri, son satırı görünce dehşetle küçüldü. “…Kilitli mi?” diye mırıldandı şaşkınlıkla.
Teknisyenin korkudan yüzü tamamen kireç gibi bembeyaz kesilmişti. “Bu… Bu sistem tarihinde ilk kez oluyor… Yazılım potansiyeli isimlendiremiyor…”
Lucien ise tek bir kelime bile etmeden,doğrudan ekrandaki o soru işaretlerine baktı. Çünkü koskoca A.C.D. ana bilgisayar sistemi, Kael’in ruhunun derinliklerinde saklanan o asıl potansiyelin tamamını okumayı başaramıyordu.
Sonra, salonun tavanındaki kırmızı alarm hoparlörleri çılgınlar gibi çalmaya başladı.
WUUUUU--- WUUUUU---
[ UYARI. UYARI. ]
[ AŞAMA 7 REZONANS İHTİMALİ TESPİT EDİLDİ ]
Tüm salon bu uyarü ile buz kesti, herkes olduğu yerde donakaldı. Kimse nefes almaya bile cesaret edemiyordu.
Teknisyenlerden biri, dudaklarını zorlukla oynatarak fısıldadı: “…Bu… Bu imkansız. Aşama 7 sadece bir efsaneydi…”
Kael’in korkudan boğazı tamamen kurudu.
Komutan Lucien Voss’un yüz hatları, hayatında ilk kez gerçekten, korkutucu bir sertliğe büründü. Ekrandaki o Aşama 7 yazısına bakarken, şunu söyledi:
“…Testi derhal bitirin. Cihazları kapatın.”
BÖLÜM NOTU
Bu bölümde özellikle Kael'in "kim olduğu" sorusuna yeni bir soru işareti daha eklemek istedim. Aynı zamanda hikâye içerisindeki gizem unsurunu biraz daha artırarak, Kael'in sahip olduğu yeteneklere dair küçük bir ön tanıtım yapmayı amaçladım.
Şu an için Kael hakkında kesin olarak bildiğimiz şeyler oldukça sınırlı. Ancak bildiğimiz bir gerçek var:
Kael, dünya için büyük bir tehdit olabilecek potansiyele sahip.
Fakat aynı zamanda, herkesin umudunu kaybettiği bir anda ortaya çıkabilecek bir kurtuluş ihtimali de olabilir.
Peki sizce Kael hangisi olacak?
Bir felaket mi?
Yoksa insanlığın son umudu mu?

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı