insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Test salonunun ışıkları yeniden normale döndüğünde, tavandaki mekanik sensörler yavaşça normal çalışma ritmine döndü.

Az önceki kulak tırmalayan alarm sesleri tamamen kesilmişti.

Ama salondaki insanlar, üzerlerine çöken o yoğun baskı yüzünden hâlâ rahat değildi.

Kael, platformun kenarında öylece duruyordu. Siyah camın üstündeki kırmızı çizgiler, ayaklarının altında hâlâ hafifçe parıldamaya devam ediyordu. Tam karşısındaki devasa holografik ekranda ise az önceki karmaşadan geriye kalan tek bir isim duruyordu:

KARA TÜY

Kael, gözlerini ekrandan ayırmadan bu kelimeyi birkaç saniye boyunca izledi.

Sonra istemsizce, dudaklarının arasından bir fısıltı döküldü:

“…Kara Tüy.”

Kael başını hafifçe kaldırdı, panelin arkasındakilere doğru baktı.

“…Bu tam olarak ne demek?”

Teknisyenlerden bazıları, bu soru üzerine göz ucuyla hemen Komutan Lucien’a baktı. Sanki bu odada o kelimenin ağırlığını taşıyabilecek ve cevabı verebilecek tek kişi oymuş gibi.

Lucien birkaç saniye boyunca sustu.

Sonra ağır adımlarıyla siyah platforma doğru yaklaştı.

“Henüz tamamlanmamış, embriyo aşamasında bir aura silahı,” dedi Lucien.

Kael kaşlarını hafifçe çattı.

“…Aura silahı mı?”

Habel, arkadaki duvara rahat bir tavırla yaslandı, sırıttı. “Demek bize hastanede geçirdiğimiz o sürede hâlâ işin bu kısmını anlatmadılar, ha?”

Lucien, Habel’in bu laf atmasına dönüp cevap bile vermedi.

havaya dokunarak yeni bir holografik ekran açtı.

Salonun tam ortasında, yarı saydam ve parıl parıl parlayan bir insan anatomisi modeli oluştu. Modelin sinir sistemi boyunca bir nehir gibi akan canlı kırmızı ışıklar net bir şekilde görünüyordu.

Lucien, öğretmen gibi konuşmaya başladı:

“Aura dediğimiz şey, yalnızca bedeninden fışkıran ham bir enerji dalgası değildir.”

“O, aslında sinir sisteminin sınırları aşarak dışarıya taşmış halidir.”

Komutanın havada yaptığı bir parmak hareketiyle, hologramdaki kırmızı ışıklar beynin tam içinden başlayarak omurgaya doğru dalgalar halinde yayıldı.

“İnsan, yaşadığı duygu dalgalanmalarıyla kortizol üretir.”

“Gelişmiş sinir sistemi bu kimyasalı işler, dönüştürür.”

“Ve en nihayetinde ortaya aura dediğimiz bu olgu çıkar.”

“Fakat bazı kullanıcılar, zamanla bu başıboş auralarını zihin güçleriyle belirli bir forma sıkıştırmayı, onu katılaştırmayı öğrenirler.”

Hologramdaki o dağınık kırmızı aura, aniden modelin sağ elinde toplanmaya başladı. Yoğunlaştı, sıkıştı, rengi koyulaştı.

Sonra keskin, uzun bir kılıç formuna büründü.

“İşte biz buna: Aura Silahı diyoruz.”

Lucien, bakışlarını Kael’e dikerek resmi terminolojiyi ekledi:

“Aura Kontrol Departmanı’nın kurucu akademisyenleri ve eski tıp konseyleri, bu olguyu tıp literatürüne kadim dildeki adıyla geçirmiştir. Latince adıyla:”

“Armamentum Animae.”

Habel, yaslandığı duvardan hafifçe sırıtarak araya girdi. “Ruhun silahı.”

Lucien, sarışın gencin bu doğru tanımı üzerine başını hafifçe onaylar anlamda salladı.

“Bu silahlar, sıradan birer savaş aracı ya da demir parçası değildir.”

“Onlar, kullanıcının o anki psikolojisinin, bastırılmış travmalarının ve karakterinin tam bir fiziksel yansımasıdır.”

Hologram tekrar değişti. Bu kez eldeki kılıç formu dağıldı ve hologram kapandı. Gümüş aura, Lucien’ın kolunun etrafında katran gibi simsiyah, tekinsiz bir cisme bürünmeye başladı.

Lucien kendi sağ kolunu yavaşça havaya kaldırdı.

“Benim silahım:”

“İnfaz Çivisi.”

Aura, saniyeler içinde komutanın eldivenli elinde yoğunlaşarak devasa, simsiyah ve paslı bir çivi formunu aldı. Çivinin üzerinde uğursuz rünler hafifçe parıldıyordu.

“Bu silah ne bir kılıç gibi kesebilir ne de bir zırh gibi seni gelen darbelerden koruyabilir,” dedi Lucien. “Bu mutlak bir infaz aracıdır. Görevi tektir: Rakibin savunmasını aşıp, bu çiviyi doğrudan kalbine saplamak. O metal canlının kalbine değdiği o tek bir salisede, hedef kim ya da ne olursa olsun anında, direkt olarak infaz edilir. Ruhunu ve aurasını tek bir saniyede içeriden geriye hiçbir şey kalmayacak şekilde kurutur.”

“Ben hayatım boyunca düşmanlarımı yıpratmakla ya da dövüşü uzatmakla uğraşmadım. Tek bir açık, tek bir hamle ve mutlak ölüm. Bu yüzden benim auram, zamanla bu amansız infaz çivisine adapte oldu.”

Kael, komutanı kelimesi kelimesine, büyük bir dikkatle dinliyordu. Çevresine yaydığı o dehşet verici gücün arkasındaki felsefeyi çıplak gözle görüyordu.

Lucien, elini tekrar salladı, başka bir analiz ekranı daha açtı.

Ekranda, Habel’in o berrak yeşil aurası ince, uzun bıçaklara dönüştü. Hemen ardından içten gelen kızıl çizgiler oluştu ve o bıçakların üzeri canlı damarlarla kaplandı.

“Habel’in ruhunda yatan potansiyel silah…”

Ekranda yeni bir sistem yazısı belirdi:

[ KIZIL DİŞ — GELİŞİM AŞAMASINDA ]

Kızıl aura katmanı daha da yoğunlaştı. Bıçağın boyu uzadı, ucu parçalanarak birden fazla kesici, testere benzeri çıkıntıya ayrıldı.

Arkadaki teknisyenlerden biri, Lucien'ın işaret etmesiyle teknik bir açıklama yaptı:

“Normal aura silahları, bir kez form kazandıktan sonra büyük oranda stabil kalırlar. Biçimleri, kullanıcının isteği dışında kolay kolay değişmez.”

“Ama bazı özel kullanıcıların silahı… tıpkı yaşayan, aç bir organizma gibi sürekli evrim geçirir.”

Habel, gözlerini ekrandaki o yırtıcı bıçak görüntüsünden bir saniye bile ayırmadı.

“Benimki de tam sahibine çekmiş, resmen aç bir köpek olmuş,” diye mırıldandı keyifle.

Lucien onun bu gevşekliğini her zamanki gibi tamamen umursamadı, Kael’e dönerek devam etti:

“Habel’in silahı, literatürdeki saldırgan evrim tipine yatkın.”

“Hız odaklı.”

“Kan kaybı tetikleyici.”

“Ve tamamen av içgüdüsüne dayalı.”

“Onun içindeki Bozulma seviyesi yükseldikçe, bu silahın çok daha yırtıcı ve durdurulamaz bir canavara dönüşmesi muhtemel.”

Kael, zihnindeki soru işaretleriyle istemsizce sordu:

“…Yani kullanıcıyla birlikte, o ruhani silah da mı bozulma geçiriyor?”

Lucien, gencin gözlerinin içine doğrudan bakarak cevap verdi:

“Aura silahı, kullanıcının ruhuna göbekten bağlıdır.”

“Kullanıcı bozulursa…”

“Silahı da onunla birlikte bozulur ve yozlaşır.”

Kısa ama buz gibi soğuk bir sessizlik oldu odada.

Sonra Lucien, başını yavaşça Kael’e doğru çevirdi, gözlerini dikti.

“Ve şimdi… gelelim senin durumuna.”

Salonun ana projeksiyon ekranı bu emirle tekrar değişti. Ancak sistem, bu kez birkaç saniye boyunca hiçbir net görüntü oluşturmayı başaramadı. Ekran dalgalandı.

[ UYARI: ŞEKİL ANALİZİ KARARSIZ ]

Bilgisayara akan veriler, Kael’in aurasındaki o yoğun frekans yüzünden sürekli olarak bozuluyor, parazit yapıyordu.

Sonra…

O karmaşanın tam ortasında, havada ince, zifiri siyah bir çizgi belirdi.

Kael’in göz bebekleri o çizgiyi görünce anında daraldı.

Çizgi uzadı, kıvrıldı, somut bir şekil aldı.

Bu… bir kalemdi.

Ama normal, bildikleri yazı yazmaya yarayan bir kalem kesinlikle değildi.

Simsiyah, pürüzsüz bir gövde. Gövdenin üzerinde parıldayan ince kızıl damarlar… Ve ucundan aşağıya doğru, yerçekimine meydan okurcasına akan karanlık benzeri, dumanlı bir madde.

Sanki ucundan damlayan şey mürekkep değil de… aşırı derecede yoğunlaştırılmış saf, karanlık bir auraydı.

Ekranın tam ortasında tek bir isim belirdi:

[ KARA TÜY ]

Salondaki o konuşkan teknisyenler, ekrandaki bu tuhaf nesneyi görünce istemsizce derin bir sessizliğe gömüldüler. Habel bile, o her zamanki yersiz şakalarından birini yapmadı.

Kael, ekrandaki nesneye bakarak konuştu:

“…Bir kalem mi? Benim ruhumun silahı sadece bir kalem mi?”

Lucien’ın yüzündeki o katı ifade milim bile değişmedi.

“Aura silahları, senin düz mantıkla düşündüğün gibi askeri bir savaş arzusuyla ya da kılıç kalkan mantığıyla oluşmaz Kael. Onlar tamamen senin kişiliğine, özüne göre şekillenir.”

“Çocukluk travmaların.”

“Zihnindeki takıntıların.”

“Hayatta kalma içgüdülerin.”

“Hepsi, ruhunun o silaha vereceği şekli doğrudan etkiler.”

Teknisyenlerden biri, merakına yenik düşerek holografik ekrana iyice yaklaşmıştı. Yüzünde rahatsız, huzursuz bir ifade vardı.

“Bu silahın temel yapısı çok anormal, Komutan Lucien…” diye mırıldandı adam.

Kael başını teknisyene doğru çevirdi. “Neden?”

Adam, gözlerini o siyah kalem görüntüsünden ayırmadan yavaşça cevap verdi:

“Çünkü bu şey, sisteme göre doğrudan bir fiziksel saldırı gücü ya da savunma üretmiyor.”

“O, resmen komut üretiyor.”

Odanın içinde bir kez daha ölümcül bir sessizlik oldu. Kael, adamın ne demek istediğini tam olarak anlayamamıştı, kafası karışmıştı.

Lucien durumu onun için daha net açıkladı:

“Dünyadaki çoğu aura silahı enerjiyi bir noktaya yoğunlaştırır, Kael. Benim çivim kalbe saplandığı an infaz eder. Habel'in bıçakları parçalar. Kılıç keser, zırh korur.”

“Ama senin içinden doğan bu silah…”

Lucien, ekrandaki o ucundan karanlık damlayan siyah kaleme baktı.

“…doğrudan etrafındaki auraya ve gerçekliğe emir veriyor gibi davranıyor.”

Sistemin alt satırında yeni teknik veriler tek tek açılmaya başladı:

[ KARA TÜY — TAHMİNİ ÖZELLİKLER ]

— Aura Yazımı

— Alan Manipülasyonu

— Psikolojik Rezonans

— Duygu İşaretleme

— Sebep-Sonuç Müdahalesi [DÜŞÜK İHTİMAL]

Teknisyenlerden biri, ekrandaki o son maddeyi okuyunca istemsizce dehşet içinde arkaya doğru fısıldadı: “…Bu… Bu kesinlikle bir silah değil. Bu başka bir şey.”

Habel, o kısa süreli ciddiyetini kaybederek o her zamanki serseri sırıtışını geri kazandı.

“Vay anasını… Adam resmen gerçekliği bükecek galiba,” diye mırıldandı.

Lucien ise hâlâ ekrana bakmaya devam ediyordu. Çünkü asıl büyük problem ve belirsizlik, ekranın en alt satırlarında gizliydi. Yazılar yeniden değişti:

EVRİMSEL FORM: BİLİNMİYOR

BOZULMA TEPKİSİ: TANIMSIZ

SİLAH DAVRANIŞI: DEĞİŞKEN

Kael yavaşça sordu:

“…Yani? Bu ne anlama geliyor?”

Lucien sonunda gözlerini ekrandan çekti, doğrudan Kael’e baktı.

“Silahın henüz tam anlamıyla doğmamış, Kael.”

Kael sustu, kelimeler boğazına dizildi.

Lucien devam etti: “Kara Tüy, şu an senin ruhunun derinliklerinde yalnızca bir çekirdek, ham bir form halinde duruyor. Sen geliştikçe, zihnin değiştikçe o da evrilecek.”

“Ve eğer bir gün… tamamen Bozulma geçirirsen…”

Komutanın bakışları kısa süreliğine feci bir sertliğe büründü.

“…muhtemelen tamamen başka, bizim bile tahmin edemeyeceğimiz bir canavarlığa dönüşecek.”

Kael, bu sözlerle birlikte zihninde istemsizce az önce ekranda gördüğü o devasa, siyah kanatlı Bozulma formunu hatırladı. Gökyüzünü bir çarşaf gibi kaplayan o yoğun karanlığı. İnsanların gözlerinde gördüğü o saf, dizginsiz korkuyu…

Habel, omuzlarını duvara yasladığı yerden doğruldu, Kael’in yanına geldi.

“Benim hançer delirince vahşi bir hayvana dönüşüyor, komutanınki tek vuruşta kalbi kurutuyor,” dedi Habel, göz kırparak. “Senin o küçük kalemin delirdiğinde neye dönüşecek acaba? Merakla bekliyorum.”

Salondaki hiç kimse bu soruya cevap vermedi, veremedi.

Çünkü ekranın en altında, sistemin kendi algoritmasının ürettiği yeni bir uyarı yanıp sönmeye başlamıştı.

[ UYARI: KARA TÜY HİÇBİR EVRİMSEL KATEGORİYE UYMUYOR ]

[ SINIFLANDIRMA: BELİRSİZ ]

Lucien, uzun bir süre boyunca o kırmızı belirsizlik yazısına baktı.

Sonra elini sertçe sallayarak ekranı tamamen kapattı.

“Test resmen tamamlanmıştır,” dedi.

Ana sistem ekranı, odadaki normal ışıklarla birlikte yeniden açıldı ve son karar verilerini odaya yansıttı:

[ SONUÇLAR ]

KAEL — GEÇTİ

HABEL — GEÇTİ

[ AKADEMİ TRANSFERİ ONAYLANDI ]

Test salonunun o devasa zırhlı kapıları, iki yana doğru açıldı. Dışarıda, ucu bucağı görünmeyen uzun, simsiyah bir askeri koridor uzanıyordu. Koridorun tam sonundaki devasa cam panellerden ise, nihayet o meşhur akademi binası net bir şekilde seçilebiliyordu.

Gökyüzüne doğru yükselen devasa, gri kuleler.

Etrafı koruyan devasa görünmez aura bariyerlerinin havada yaptığı o hafif titreşimler.

Geniş eğitim ve simülasyon alanları…

Ve çok uzakta, üniformalarıyla askeri düzen içinde yürüyen üst dönem öğrenciler.

Komutan Lucien Voss, postallarını yere vurarak önden yürümeye başladı.

“Hazırlanın. Sizin için asıl cehennem şimdi başlıyor.”

Kael, koridora çıkmadan önce son bir kez arkasına, test salonunun kararan panellerine doğru baktı. O KARA TÜY yazısı, sanki hâlâ ekranın bir köşesinde duruyor gibiydi.

Ama nedense…

O isme, o kaleme zihninde her baktıkça, içindeki o açıklayamadığı tekinsiz huzursuzluk dalga dalga büyümeye devam ediyordu.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı