insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Toz bulutu, sokağın üzerine zehirli bir sis gibi çökmüştü. Az önce patlayan betonun kulakları sağır eden o korkunç yankısı gecenin içinde yavaş yavaş kaybolurken, geriye yalnızca insanı boğan, kurşun gibi ağır bir sessizlik kalmıştı. Sokaktaki insanlar nefes almakta zorlanıyor, boğazlarına görünmeyen pürüzlü bir el çökmüş gibi acıyla öksürüyordu. Yağmurdan kalan çamurlu su birikintileri havada asılı kalan enerjiden ötürü titriyor, kırılmış sokak lambalarının keskin cam parçaları ıslak asfaltın üstünde çiğ bir parıltıyla parıldıyordu.

Kael, darbenin şiddetiyle duvarın içinde oluşmuş insan şeklindeki o derin çukurun ortasında, bir heykel gibi hareketsiz duruyordu.

Başı öne eğikti. Islak, dağınık saçları yüzünü koyu bir gölge gibi kapatıyor; yalnızca gözlerinin altında biriken, uykusuzluk ve travmayla yoğrulmuş o karanlık halkalar seçiliyordu. Ama etraftaki insanları asıl dehşete düşüren şey onun bu yaralı görüntüsü değildi. Yaydığı o mutlak, tekinsiz sessizlikti. Etrafını saran kızıl aura, sıradan patlamalar gibi saldırgan bir şekilde etrafa taşmıyordu. Durum çok daha kötüydü. Enerji, temiz yağmur suyuna karışan taze bir kan gibi zemine ağır ağır yayılıyor, sokağın en ücra çatlaklarına kadar sızıyordu.

Habel, omurgasından aşağı süzülen o soğuk ter damlasıyla birlikte istemsizce bir adım geri çekildi. Kalbi göğüs kafesini zorlayacak kadar hızlanmıştı.

“Bu... Ne saçmalık?..” diye mırıldandı, kendi sesindeki titremeye öfkelenerek.

Bozulmaya yüz tutmuş yeşil aurası, korumacı bir refleksle tekrar bedenini sararken derin bir nefes almaya çalıştı. Çünkü çocukluğundan beri aldığı o katı eğitimde ilk öğrendiği kural şuydu: Korku, aura kontrolünü bozar.

Ama ne yaparsa yapsın, o disiplini sağlayamıyordu. Kael’in etrafındaki baskı her geçen salise katlanarak arttıkça, Habel’in kendi aurasındaki o habis kızıl çatlaklar birer zehir gibi genişliyordu. Yeşilin arasına yayılan o bozulmuş, çürümüş damarlar her saniye biraz daha belirginleşiyordu. Corruption, durdurulamaz bir hızla bedenini ele geçiriyordu.

Habel dişlerini birbirine vurdu. “Hey...” Sesi, o bilindik rahatlığından ve kibrinden tamamen uzaktı. "Senin daha auran bile açılmamıştı.”

Kael cevap vermedi. Başını yavaşça, sanki boynunda tonlarca yük taşıyormuş gibi yukarı kaldırdı. Gözbebekleri iğne deliği kadar küçülmüştü. Ama garip olan, o gözlerde en ufak bir öfke ya da intikam hırsı olmamasıydı. Habel’i asıl ürküten, ruhunu üşüten de tam olarak buydu.

Çünkü Kael’in bakışlarında yalnızca saf acı vardı. İnsanın göğsüne oturan, nefes almayı imkansız kılan ağır bir yas... Habel istemsizce bir kez daha irkildi. Karşısındaki bu bakışlar saldırmak, can yakmak istemiyordu. Çökertmek, yok etmek istiyordu.

Kael’in kurumuş dudakları hafifçe titredi. Sesi boğazında parçalanarak, derin bir uçurumdan gelir gibi döküldü:
Sınır... Aşıldı.”

O kelimenin sokağa düşmesiyle birlikte, yerdeki su birikintileri şiddetle dalgalandı. Hemen ardından, sokağın iki yanındaki tüm sokak lambaları büyük bir gürültüyle aynı anda patladı. Keskin cam çatırtıları geceyi bir bıçak gibi yardı.

Çevredeki insanlar dehşet içinde çığlıklar atarak darmadağın olurken, Habel hayatta kalma güdüsüyle aura baskısını son raddeye kadar yükseltti. Yeşil enerji bedeninden taşarak genişledi ve bir sonraki salisede, hırsla Kael’e doğru atıldı. Ayaklarının altındaki beton zemin parçalanarak havaya uçtu. Hızı, çıplak bir gözün seçemeyeceği kadar insanüstüydü.

Ama Kael kılını bile kıpırdatmadı.

Habel’in o ölümcül yumruğu Kael'in yüzüne ulaşacağı tam o mikrosaniyede, sokağın ortasındaki hava aniden katılaştı. Habel, sanki görünmeyen, çelikten bir duvara tam hızıyla çarpmış gibi hissetti. Genç çocuğun tüm hareketi bir anda yavaşladı, havada asılı kaldı.

Habel'in gözleri şokla büyüdü. “Ne—?!”

Kael başını biraz daha kaldırdı ve iki çocuk ilk kez doğrudan göz göze geldi. O anda Habel’in ciğerlerindeki tüm hava çekildi, nefesi kesildi.

Çünkü Kael’in arkasında, karanlığın içinden beslenen korkunç bir şey vardı. Yoğun kızıl aura, onun hemen arkasında devasa, heybetli bir siluet oluşturuyordu. İnsan formunu andıran ama insana ait olamayacak kadar tekinsiz bir yaratıktı bu. Göğsünde kaburgaları andıran ince kemikli çizgiler, dizlerine kadar uzanan gereğinden uzun kollar ve gecenin karanlığında eriyip giden bir beden… Sanki yıllardır biriken o devasa öfke şekil almış, Kael'in arkasında bir tanrı gibi dikilmişti.

Habel’in bacakları titremeye başladı. “Bu imkânsız...”

Kael yavaşça konuştu. Sesi artık tek bir insana ait gibi gelmiyordu; sanki göğsünün derinliklerinde birden fazla boğuk, yankılı ses aynı anda konuşuyordu.

"Acısını hissettim..”

Kael öne doğru bir adım attı. Attığı adımla birlikte altındaki asfalt ince, derin çatlaklarla yarıldı.

“Köpeğin...”

Bir adım daha. Kızıl siluet onunla birlikte öne doğru uzandı. Habel dehşet içinde geri çekilmeye çalıştı. Hayatında ilk kez, iliklerine kadar gerçekten korkuyordu.

“Annemin...

Kael’in aurası bir anda vahşi bir tsunami gibi genişledi. Sokağın üzerindeki o ezici basınç doğrudan insanların sinir sistemine işliyordu. Çevredeki zayıf insanlar birer birer yere yığıldı. Bazıları kulaklarını elleriyle kapatıp kaldırımda ağlamaya başladı, bazıları ise akciğerleri sönmüş gibi göğüslerini tutarak nefes almaya çabaladı.

Habel, kalbinin düzensiz, amansız bir hızla çarptığını hissederken dizlerinin üzerine çöktü. Gitgide parçalanan yeşil aurası artık onu koruyamıyordu. Vücuduna yayılan o kızıl çatlaklar, corruption kontrolünü yavaş yavaş, işkence eder gibi ele geçiriyordu.

“Dur...” diye inleyebildi sadece.

Kael onun tam önünde durdu. Uzun, ölümcül bir süre boyunca hiçbir şey söylemeden, sadece o dipsiz gözlerle yukarıdan aşağıya baktı. Sonra, fırtınanın göbeğindeki o huzursuz dinginliği andıran sakin bir sesle konuştu:

“Can sıkıntısı demiştin.”

Habel’in gözleri korkuyla titredi. Kael yavaşça eğildi ve yerdeki yavru köpeğin cansız, parçalanmış bedenine baktı. Parmakları hafifçe titriyordu. Tam o anda, gözünden süzülen bir damla yaş, yerdeki kanlı yağmur suyuna karışarak yok oldu.

“Acı çeken bir şeyi...” Sesi, boğazına oturan o keder yüzünden boğuldu. “...nasıl bu kadar kolay görmezden gelebiliyorsun?”

Habel cevap veremedi. Dudakları aralandı ama boğazından tek bir ses bile çıkmadı. Çünkü Kael’in aurası artık yalnızca fiziksel bir baskı uygulamıyordu. Hissettiriyordu.

Bir anda Habel’in zihnine, ruhuna tamamen yabancı olan o korkunç acılar doluştu. Kendi kemiklerinin acımasızca kırıldığını hissetti. Soğuk ve ıslak asfaltın üstünde, kanlar içinde çaresizce can çekişmenin o amansız sızısını duydu. Ruhunu kemiren o çaresizliği yaşadı: Ölmek isterken bir türlü ölememeyi… Yavru köpeğin son nefesinde yaşadığı o saf, katıksız korku, doğrudan Habel'in zihnine akıyor, beynini içeriden yakıyordu.

Habel acıdan deliye dönmüş bir halde çığlık attı. İki eliyle kafasını tutarak tırnaklarını saçlarının arasına geçirdi.

“KES ŞUNU—!”

Kael, duyduğu o acı dolu feryatla birlikte bir anda geri çekildi. Sokağın üzerine çöken o zifiri kızıllık hafifçe dağılırken, genç çocuk şaşkına dönmüş bir halde kendi ellerine baktı. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Çünkü ne yaptığını, içindeki o gücün neyi tetiklediğini kendisi de bilmiyordu.

İnsanların yaydığı o olumsuz duyguları, acıları bir sünger gibi içine çekmeye alışkındı. Ama ilk kez… İçindeki o birikmiş zehri, bir başkasına ayna gibi geri yansımıştı.

Habel yerde küçük bir çocuk gibi büzülmüş, titreyerek ve nefes nefese ağlıyordu. Az önceki o acımasız katilden geriye hiçbir şey kalmamıştı. Kael, yerdeki o aciz bedene baktı. Ve o karanlık saniyede, içindeki güce dair bir şeyi ilk kez fark etti.

Bu aura yalnızca saf bir öfke ya da nefret değildi. Bu acıydı. Bu empatiydi. Bu geçmişten gelen devasa bir travmaydı. Bu, insan ruhunun acımasızca parçalanmış, ezilmiş en çıplak hâliydi.

Uzaklardan, şehrin ana caddelerinden yankılanan polis ve askeri siren sesleri duyulmaya başladı. Gecenin karanlığını yırtan o sesler sokağa doğru yaklaşırken, orada diz çökmüş, nefes almaya çalışan herkesin zihninden aynı feci düşünce geçiyordu.

Yerdeki kanlı elleriyle duran bu çocuk…

Bir insan değildi.

BÖLÜM NOTU

Bölüm Notu: Kael'in içindeki o halat koptu ve "Pasif-Kızıl" ilk kez yüzünü gösterdi. Bu dünyada aura sadece yıkıcı bir enerji değil; ruhun, travmaların ve o bastırılmış acıların çıplak birer yansıması. Kael'in gücü Habel'ı sadece fiziksel olarak değil, bütünüyle psikolojik olarak bir kırılmaya sürükledi. Uzaktan gelen siren sesleri yaklaşırken, sizce Kael bu kontrolsüz empati ve acı girdabından nasıl sıyrılacak?




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı