insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Komutan Lucien Voss, birkaç saniyedir tek bir kelime bile etmeden öylece duruyordu. Eğitim alanının bu uzun sessizlik halı, salondaki herkes için son derece kötü bir işaretti. Çünkü Lucien, normal şartlar altında akademide gördüğü her türlü sıra dışı gücü saniyeler içinde çözümler, mantığıyla bir açıklamaya kavuştururdu.

Ama Kara Tüy… bildiği, o ezberlenmiş enerji sistemlerinin hiçbirine benzemiyordu.

Kael, sağ elinde tuttuğu o metalimsi kaleme doğru baktı. Silah, kaba bir askeri nesne gibi cansız durmak yerine, yüzeyindeki o ince hatlarla birlikte hafif hafif, düzenli aralıklarla dalgalanıyordu. Tıpkı canlı, nefes alan bir organizma gibiydi.

GÜM.

GÜM.

GÜM.

Lucien, gümüş saçlarının gölgelediği yüzünü bozmadan, en sonunda konuştu: “…Tekrar kullan.”

Bu emir üzerine eğitim alanındaki öğrenciler arasında hafif, huzursuz bir gerilim dalgası daha baş gösterdi. Habel, durduğu yerden araya girdi: “Bakın şimdiden söylüyorum, komutanın ağzından çıkan bu tarz cümleler normal hayatımda hep son derece kötü bitmiştir.”

Nero ise tam tersine, dudaklarının kenarında büyüyen o tekinsiz sırıtışıyla Kael’e odaklanmıştı. “Durma, devam et,” diye mırıldandı merakla.

Kael, kalemi havada tutarken büyük bir tereddüt yaşadı. Bakışlarını komutana çevirdi. “…Ya tamamen kontrolden çıkıp burayı büyük bir yıkıma sürüklerse?”

Lucien, bu kez o gözlerini Kael’den bir an bile ayırmadan, sarsılmaz bir güvenle cevap verdi: “Eğer kontrolden çıkacak gibi olursa, onu bizzat ben durdururum.”

Bu kısa ve net cümle, odadaki o boğucu havaya rağmen Kael’e garip bir rahatlama ve güven aşılamıştı. Kael derin, son derece ağır bir nefes daha aldı. Ardından elindeki Kara Tüy’ü antrenman alanının ortasında yeniden yukarıya doğru kaldırdı. Bu kez adımları ve iradesi çok daha dikkatli, daha odaklıydı.

Kalemin o zifti andıran keskin, karanlık ucundaki siyah enerji, eskisine göre çok daha yoğun bir biçimde toplanmaya başladı.

DAMLA.

DAMLA.

Kael, ruhunun derinliklerinde ilk kez… büyük bir gerçeği fark etti. Bu lanetli silah, yalnızca çevreye yıkıcı bir güç dalgası üretmekle kalmıyordu. O, kelimenin tam anlamıyla bu boşluğa bir şeyler “yazmak”, yeni bir kural kazımak istiyordu.

Kael, içinden yükselen o tekinsiz dürtüye engel olamayarak, elindeki kalemle havaya istemsizce kısa bir cümle, çok basit bir sembol çizdi.

O sembol havada asılı kaldığı an—

FŞŞŞ!

Kael’in vücudundan dışarıya sızan o siyah enerji dalgaları aniden büyük bir biçimde yön ve frekans değiştirdi. Bileğindeki ölçüm cihazının ekranındaki stres değerleri müthiş bir süratle yukarı tırmanmaya başladı.

[ Kortizol %100 ]

Etraftaki öğrenciler, bu ani güç patlaması ve havaya yayılan ağır baskı yüzünden durdukları yerden kaskatı kesildiler. Ancak tuhaf olan, stres seviyesi böylesine korkunç bir hızla tırmanmasına rağmen Kael’in yüzündeki o gergin ifade en ufak bir değişim göstermemişti.

Lucien’ın o keskin gümüş gözleri hayretle büyüdü. “…Ne yaptı o?” diye mırıldandı kendi kendine.

Kael, titremeyen ellerine ve avuç içlerine büyük bir şaşkınlıkla baktı. Sonra kendi sesine bile inanamayarak konuştu: “…Hiçbir baskı yok. Hiçbir şey hissetmiyorum.”

Normal şartlar altında, bir deneğin içindeki stres seviyesi bu oranlara ulaştığında; kalbi çılgın gibi hızlanır, kasları sertçe gerilir ve zihni o saf öfkeyle tamamen bulanırdı. Ama şimdi, Kael'in içindeki her şey sakin bir gölün yüzeyi kadar dingin görünüyordu.

Kael, yavaşça ve büyük bir rahatlıkla sağ yumruğunu sıktı. O siyah, dumanlı enerji, kolu boyunca son derece dengeli, kontrollü ve temiz bir biçimde dolaşmaya başladı. Cildinin üzerinde o lanetli siyah damarlardan tek bir tane bile belirmemişti.

Lucien, karşısında duran bu anlaşılması güç denklemi saniyeler içinde çözdü. Ve bu idrak, onun soğukkanlılığını gerçekten büyük bir biçimde germeye yetti.

“…Doğrudan kural yazıyor,” dedi Lucien, sesi alanda yankılanırken.

Nero, kaşlarını çatarak sordu: “Ne demek kural yazmak?”

Lucien, o ciddi gümüş gözlerini Kara Tüy’den bir an bile ayırmadan açıklamaya devam etti: “O elindeki silah… şu an kullanıcısının biyolojisine ve fiziksel limitlerine doğrudan müdahale ediyor. Sistemi kendi isteğine göre yeniden tasarlıyor.”

Kael, elindeki nesneye bakarak şaşkın bir sesle, “…Ben sadece… sadece bu gücü kendi irademle kontrol etmek istemiştim,” dedi.

Lucien sert, büyük bir ciddiyet barındıran bir ses tonuyla cevap verdi: “Ve o elindeki lanetli nesne, senin o isteğini bu gerçekten bir kural haline getirdi.”

Kael'in elinde tuttuğu bu güç, artık ordunun bildiği türden kaba bir “silah” gibi durmuyordu. Bu, doğrudan doğruya gerçekliği değiştirmeye, sistemi ele geçirmeye benziyordu.

Kael, içindeki o muazzam hafiflik hissiyle birlikte silahı bir kez daha hareket etti. Bu kez havaya çok daha geniş, keskin bir çizik daha savurdu.

ÇİZİK.

O hamleyle birlikte, vücudunun içindeki o karmaşık enerji akış kanalları dışarıdan bakıldığında çıplak gözle tamamen görünür bir hale geldi. O karmaşık, son derece düzensiz olan kızıl damar hatları artık birbirine girmiyor; aksine kusursuz, pürüzsüz bir hat üzerinde mükemmel bir biçimde akıyordu.

Tam o sırada Lucien’ın bileğindeki takip cihazı acı acı ötmeye, kırmızı alarmlar vermeye başladı. Ekranda yansıyan veriler akılalmazdı:

[ STRES SEVİYESİ %100 ]
Ama hemen altındaki değer—
[ BOZULMA %0 ]

Tüm eğitim salonu adeta bir donma evresine girdi. Öğrencilerden biri istemsizce oturduğu sıradan öne doğru eğilerek, “…Bu… bu tamamen imkânsız,” diye fısıldadı.

Çünkü askeri tıp kurallarına göre, bir bünyede stres seviyesi yüzde yüze vurduğu an; korkunç bir zihinsel baskı başlar, damarlar patlama noktasına gelir ve enerji kontrolü tamamen kaybedilerek denek canavarlaşırdı. Ama Kael, o ölümcül sınırın tam ortasında büyük bir sakinlikle, dimdik ayakta duruyordu.

Hatta… Kael saniyeler sonra hafifçe gülmeye başladı.

Önce kısık, kendi içinde küçük bir kıkırdamaydı bu. Sonra dalga gitgide büyüdü, ses tonu yükseldi ve en sonunda Kael, tüm eğitim alanında yankılanacak şekilde gerçekten büyük bir kahkaha attı. Hayatına giren o lanetli Öfkepati yeteneğinden beri, uzun zamandır ilk kez tamamen gerçek bir rahatlamayla gülüyordu.

“HAHAHAHA—”

Habel, onun bu ani kahkahasıyla birlikte yerinden irkildi. “Lan… Oğlum bu çocuk tamamen delirdi mi, ne oluyor?”

Ama Kael’in yüz hatlarında beliren o ifade kesinlikle korkutucu, vahşi ya da karanlık değildi. O sadece mutluydu. Ac çekmiyordu; ilk kez o kontrol edemediği lanetli enerji onun bedenini içten içe parçalamıyor, ona işkence etmiyordu.

Kael, attığı o büyük kahkahaların ardından nefes nefese kaldı. Bu hafiflemeye rağmen yüzündeki o mutlu sırıtış hâlâ oradaydı. “…Kontrol edebiliyorum…” diye mırıldandı kendi kendine. “…Sonunda onu tamamen kontrol edebiliyorum.”

Kara Tüy’ün gövdesindeki o ince kırmızı damarlar, artık çılgınlar gibi, büyük bir süratle atmaya başlamıştı.

GÜM.

GÜM.

GÜM.

Ancak Komutan Lucien Voss’un içgüdüleri ve deneyimi, arka planda büyük bir alarm durumu veriyordu. Çünkü karşısındaki bu manzara her ne kadar dışarıdan bakıldığında mucizevi ve güzel görünse de, büyük gücün bir bedeli olmalıydı. Bu denklemde son derece yanlış giden bir şeyler vardı. Çok büyük bir yanlışlık.

Kael, o lanetli kalem sayesinde bu evrenin kurallarına karşı kendi kuralını yazmıştı. ve koskoca enerji sistemi… şu an onun iradesine büyük bir biçimde itaat ediyordu.

Lucien, adımlarını Kael’e doğru yavaşça atarak o can alıcı soruyu sordu: “…Bünyende şey hissediyor musun?”

Kael, sorulan soruyla birlikte olduğu yerde birkaç saniye boyunca duraksadı. Yüzündeki o mutlu gülüş yavaş yavaş azalarak yerini sert bir gerçekliğe bıraktı. Kollarındaki o muazzam hafiflik hissi yerini büyük bir ağırlığa bırakırken fısıldadı: “…Bitiyor. Kuralın süresi bitiyor.”

Tam o salisede—

ÇAT!

Kael’in sağ kolunun üzerindeki deride, büyük bir basınçla siyah bir damar hattı aniden patlak verdi. Bileğindeki ekranda veriler sert bir düşüş kaydetti:

[ STRES SEVİYESİ %100 ➔ %61 ]

Kael, vücuduna aniden geri dönen o ağır zihinsel baskı dalgasıyla birlikte olduğu yerde sertçe sendeledi. Kara Tüy’ün o keskin ucundan, eğitim alanının zeminine doğru çok daha yoğun, simsiyah bir enerji sıvısı döküldü.

Lucien, öne doğru atılarak anında tuttu, düşmesini engelledi. “İşte bahsettiğim o ağır bedel tam olarak bu,” dedi.

Kael, ciğerlerine nefes çekmeye çalışarak son derece ağır ağır soluyordu. Kolundaki o patlayan damarın acısına rağmen, dudaklarının kenarında hâlâ o meydan okuyan sırıtış duruyordu. Bakışlarını komutana kaldırdı.

“…Beş dakika…” diye mırıldandı, sesi bitgindi.

Lucien, kaşlarını çatarak sordu: “Ne beş dakikası?”

Kael, elinde yavaş yavaş çözülmeye ve duman gibi dağılmaya başlayan Kara Tüy’e büyük bir hayranlıkla baktı. “…O sembolü çizdiğim an, bana yaklaşık beş dakika boyunca sistem üzerinde tam bir kontrol ve mutlak bir güç alanı sağlıyor.”

Nero’nun yüz hatlarındaki o alaycı, küçümseyici ifade tamamen silindi ve yerini büyük bir ciddiyete bıraktı. Çünkü zekasıyla o da bu durumun ardındaki korkunç gerçeği net bir biçimde idrak etmişti.

Bu lanetli silah, kullanıcısına yalnızca kaba bir fiziksel güç ya da ham bir enerji takviyesi vermiyor; doğrudan doğruya bu evrenin mutlak kurallarını kendi isteğine göre yeniden yazıyordu.

Ve bu kuralları manipüle etme yeteneği… tüm askeri enerji sistemindeki, Departman’ın tarihindeki en büyük, en tehlikeli şeylerden biriydi.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı