Ragnar’ın o vahşi sırıtışı artık yüzüne tamamen kazınmıştı. Kael, aldığı darbelerin ağırlığıyla metal zeminde çaresizce yatıyordu. Öyle ki, aldığı her kesik nefeste dudaklarının arasından kan sızıyordu. Ancak Ragnar’ın durmaya, vites düşürmeye zerre niyeti yoktu.
BOOOOM!
Ragnar’ın kortizol yüklü ağır botu, doğrudan Kael’in kaburgalarına indi.
ÇAT!
Kırılan kemiklerin sesi arenada yankılanırken, Kael’in bedeni parçalanmış platform boyunca metrelerce sürüklendi. Ragnar, avantajı kaybetmemek için elindeki Kanlı Diken’i anında ileriye doğru uzattı.
ŞRRAAAAAK!
Jilet keskinliğindeki kılıç segmentleri Kael’in göğsünü acımasızca yardı. Havaya saçılan taze kan damlaları, zaten darmadağın olmuş arena zeminini boyadı. Tribünlerdeki birinci sınıf öğrencilerinin bir kısmı artık bu şiddete dayanamayarak bakışlarını tamamen kaçırdı. Habel, oturduğu sırayı kıracakmış gibi yumruklayarak bağırdı: “YETER LAN! BIRAK ARTIK!” Nero’nun kolundaki Mezar Kıran, sahibinin içindeki saf nefret dalgasıyla rezonansa girerek yer yer çatırdamaya başlamıştı. Nero’nun aurası, iradesi dışında etrafa fışkırıyordu. Ancak tam o anda Lucien, sarsılmaz bir otoriteyle ikisinin de önüne geçerek yollarını kesti.
“…Yerinizde kalın.”
Komutanın ses tonu bu kez bir eğitmen gibi değil, cephedeki askeri lider gibi çıkmıştı. Çünkü Lucien’ın tecrübeli duyuları içeride ters giden bir şeyleri seziyordu. Derinden, çok derinden bir şey… bu tarafa doğru yaklaşıyordu. Ragnar, yerdeki Kael’in boğazına parmaklarını geçirip onu tek bir hamlede havaya kaldırdı. Kael’in ayakları artık zemine değmiyordu, tamamen nefessiz kalmıştı. Ragnar, serbest kalan Kanlı Diken’i yavaşça boynuna doğru uzattı ve… Kael’in boğazına ince bir kesik attı.
ŞRAK!
Sızan kan, Ragnar’ın eline ve kollarına doğru akmaya başladı. Koca salon bir anda buz kesti. Az önce Selene’nin düştüğü andan çok daha derin, çok daha ölümcül bir sessizlikti bu. Çünkü artık tribündeki en tecrübesiz öğrenci bile acı gerçeği fark etmişti: Ragnar sadece kazanmak istemiyordu, karşısındakini gerçekten öldürmeye çalışıyordu. Lucien daha fazla bekleyemezdi. Ağır adımlarla öne fırlarken, gövdesinden taşan muazzam gümüş aura tüm salonu baskı altına aldı: “DÜELLO BİTTİ!”
Ama Ragnar, Kael’in boğazındaki elini gevşetmedi. Kan kırmızısı gözlerini yavaşça yukarıya, komutana doğru çevirdi: “…Daha pes etmedi.” Lucien’ın sesindeki ton daha da sertleşti, rezonans ile tüm salonu titretti:
“RAGNAR!”
Tam o sırada, Ragnar’ın avucunun içinde can çekişen Kael aniden konuştu. Kanlı dudakları her bir kelimede titriyordu:
“…Hayır…”
Lucien adımlarını durdurmak zorunda kaldı. Kael’in nefes alışverişi darmadağındı, ciğerleri parçalanmış gibi hırıldıyordu. Ama o perişan yüzün ortasındaki gözleri… garip bir biçimde sakindi.
“…Eğer bu maçı şimdi bitirirseniz…”
GÜM!
Kara Tüy, Kael'in tüm bilincini sarsarak sertçe kımıldadı.
“…arkadaşlarımın suratına bir daha bakamam.”
Habel’in gözleri yuvalarından fırlayacak gibi büyüdü: “…Kael, ne diyorsun sen?! Saçmala!” Nero ise dişlerini sıktı: “Kes sesini, saçmalama artık!” Ama Kael, Ragnar’ın gözlerinin içine bakmaya devam ediyordu. Çünkü öfkepati yüzünden ruhu o kadar büyük bir yük altındaydı ki, içten içe bu acıyı çekmek, bir nevi ceza istiyordu. Ragnar, karşısındaki gencin gözlerindeki o karanlık teslimiyeti, o tekinsiz boşluğu anında hissetti. Ve yüzündeki o sadist sırıtış en üst sınırına ulaştı.
“…HAHA!”
Ragnar, Kael’i büyük bir nefretle doğrudan metal zemine fırlattı. Kael yere çakılır çakılmaz, Ragnar hiçbir duraksama yaşamadan tekrar vurmaya başladı.
BOOOOM!
Ağır bir yumruk doğrudan Kael’in yüzüne indi.
BOOM!
Ardından gelen sert bir tekme göğüs kafesini bir kez daha sarstı.
ŞRAAAK!
Kanlı Diken, yerdeki gencin sırtında derin bir yarık daha açtı. Kael artık hareket bile edemiyordu; bedeni neredeyse tamamen hareketsiz kalmıştı. Arena zemini tamamen onun kanıyla kaplanmıştı. Tribünlerdeki bazı birinci sınıf öğrencileri bu çaresiz işkence karşısında hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. Çünkü bu izledikleri şey artık bir turnuva ya da güç gösterisi değildi; saf bir sadizmdi, işkenceydi. Kael’in bilinci, aldığı darbelerin etkisiyle sürekli gidip geliyordu. Ancak açık kalan o incecik algısı, öfkepati yeteneği yüzünden salondaki herkesin feryadını kendi içine topluyordu. Selene’nin darmadağın olan bedeninin acısını, Habel’in çaresiz öfkesini, Nero’nun içten içe büyüyen nefretini, Lucien’ın o bastırmaya çalıştığı endişesini… ve en önemlisi, kendi içindeki o dipsiz, karanlık canavarı hissediyordu.
GÜM!
GÜM!
GÜM!
Kara Tüy, Kael’in zihninin en derinlerinde çılgınlar gibi atmaya başlamıştı. Ragnar, son bir hamleyle ağır botunun tabanını Kael’in kanlı yüzüne bastırdı. Öne doğru eğildi ve genç adamın kulağına, sadece ikisinin duyabileceği o buz gibi kelimeleri fısıldadı:
“…Senin gibi içi kırık dökük insanlar…” Kanlı Diken’in çelik gövdesini Kael’in boyun çukuruna sertçe dayadı: “…ya bu sahnede erkenden ölür…”
Ragnar’ın etrafındaki kan kırmızısı aura feci bir biçimde ağırlaştı: “…ya da günün sonunda benim gibi bir canavara dönüşür.” Kael’in bedeninden en ufak bir yaşam belirtisi, en ufak bir kıpırtı gelmiyordu. Hiç. Habel’in tribündeki sesi titredi: “…Kael? Ses ver lan…”
Lucien’ın yüz ifadesi ise tam o salisede tamamen değişti. Çünkü komutan, içerideki enerjiyi herkesten daha iyi analiz edebiliyordu. Kael’in aurası, o son darbeden sonra kaybolup gitmemişti. Tam tersine… akılalmaz bir biçimde tek bir noktaya doğru sıkışıyor, yoğunlaşıyordu.
GÜM!
Kara Tüy nihayet zincirlerinden boşandı. Kara tekinsiz mürekkep damarları, Kael’in sağ kolunun üzerinden hızla yukarı tırmandı ve etin üzerinde tek bir kelimeyi mühürledi:
[ ÖLDÜR ]
Hemen ardından göğsüne doğru yayıldı:
[ ÖLDÜR ]
Durmadı; boynuna, oradan da yüzünün çizgilerine doğru bir virüs gibi yayıldı:
[ ÖLDÜR ]
Siyah, karanlık damarlar Kael'in tüm kaplamaya başlamıştı. Tribünlerdeki öğrenciler, Kael’in vücudundan yayılan o tekinsiz enerjiyi hissettikleri an büyük bir korkuyla oturdukları yerlerden geriye doğru çekildiler. Çünkü Kael’in tüm teni, o karanlık yazıyla mühürleniyordu.
[ ÖLDÜR / ÖLDÜR / ÖLDÜR ]
GÜM!
GÜM!
GÜM!
Ragnar’ın yüzündeki o kibirli, sadist sırıtış turnuva başladığından beri ilk kez yavaşça azaldı, yok oldu. Çünkü ayaklarının dibinde ölümü bekleyen Kael’in bedeni… yeniden hareket etmeye başlamıştı. Yavaşça. Çok yavaş bir ritimle. Ragnar abi bir refleks ile geriye doğru sıçradı. Kael'in önce parmak uçları titredi. Sonra kanlar içindeki kolu zeminden destek aldı. Ve en sonunda… başını yavaşça yukarıya, Ragnar’a doğru kaldırdı.
Kael’in gözbebekleri, içeride dönen o devasa öfkenin etkisiyle iyice küçülmüştü; neredeyse birer nokta kadar kalmışlardı. Ancak salondaki herkesi dehşete düşüren asıl şey, Kael'in yüzündeki o ifadeydi. Ne çekilen acının izi kalmıştı yüzünde, ne de az önce benliğini esir alan o yoğun korku. Yalnızca…
derin, dipsiz ve soğuk bir sessizlik vardı.
Kael, üzerinde dönen ağır baskıya rağmen yavaşça ayağa kalktı. Kanlı Diken’in keskin segmentlerinden biri hâlâ omzuna saplı duruyordu fakat Kael buna en ufak bir fiziksel tepki bile vermedi; acıyı hissetmiyordu bile. Siyah damarlar tüm bedeninde tekinsiz bir ritimle dolaşırken, Kara Tüy belirgin ve tamamen görünür bir biçimde aktifti.
Lucien, gördüğü bu manzara karşısında nefesinin kesildiğini hissetti. Dudaklarının arasından sadece tek bir kelime dökülebildi:
“…Hayır.”
Çünkü Kael’in ruhunun en derinlerinde, o güne kadar mühürlenmiş olan tekinsiz bir şeyler… ilk kez tamamen uyanıyordu.
GÜM.
GÜM.
GÜM.
İşte tam o anda, salondaki tüm dengeleri altüst eden o büyük patlama gerçekleşti.
BOOOOOOOOOOM!
Kael'in gövdesinden dışarıya doğru öyle bir enerji dalgası fışkırdı ki, tribünlerdeki bazı zayıf öğrenciler aldıkları basınçla doğrudan dizlerinin üzerine çöktü. Fakat bu yayılan enerji, alışılagelmiş o kızıl renkli aurası değildi. Hiç alakası yoktu. Kael’in etrafını saran güç… tamamen simsiyahtı. Saf, boğucu ve salondaki bütün ışığı adeta içine çekip yutan, zifiri bir karanlık. Tavan lambaları aniden kırpışarak titremeye başladı. Ve Kael’in darmadağın olmuş bedeninin üzerinde, mor renkte parıldayan derin çatlaklar belirmeye başladı. Tıpkı birer damar ağı gibiydiler. Ancak bunlar biyolojik damarlar değildi; sanki etinin, derisinin hemen altından yoğun bir karanlık dışarıya sızmaya çalışıyordu.
Lucien, locasından öne doğru eğilirken şaşkınlıkla gözleri büyüdü: “…Bu da ne çeşit bir lanet böyle…”
Eğitmenlerin önündeki kontrol panellerinde kortizol seviyesi %80’i gösteriyordu. Ancak dijital ekranlar durmadan arıza sinyali verip gidip gelmeye başladı. Çünkü akademinin gelişmiş ölçüm sistemi, Kael’den yayılan bu yabancı, tekinsiz enerjiyi tam olarak tanımlayamıyor, okuyamıyordu. Kael, ciğerlerini dolduran ağır ve kesik bir nefes aldı. Bakışlarını yavaşça havaya kaldırdığı kendi eline çevirdi. Parmak uçları titriyordu; ama bu titreme az önceki o çaresiz korkudan değil, aldığı o kesin, karardan ileri geliyordu.
Ve turnuva başladığından beri ilk kez, tereddütsüz ve net bir ses tonuyla konuştu:
“…Kara Tüy.”
GÜM!
Kael'in bu fısıltısıyla birlikte, etrafta uçuşan o zifiri karanlık tek bir salisede avucunun tam ortasında toplandı. Fakat ortaya çıkan nesne bu kez çok farklıydı. Kalem artık o eski, incecik ve zararsız formunda değildi; tamamen sivrilmiş, ucu ölümcül bir iğne gibi öne doğru uzamıştı. Siyah, mat gövdesinin üzerinde mor damarlar ritmik bir biçimde atıyordu. Ve en korkuncu, silahtan dışarıya bir ses yayılıyordu.
ÇIĞLIK!
İnce, frekansı bozuk ve insani tınılardan tamamen uzak, kulak tırmalayıcı bir feryattı bu. Tribündeki bazı öğrenciler ellerini refleksle kulaklarına bastırmak zorunda kaldı. Kael’in kalemi tutan eli ise bir milim bile oynamadı.
Ragnar’ın yüzündeki o sadist sırıtış, hissedilir derecede azaldı. Ancak bir adım bile geri çekilmedi. Aksine, onun da içindeki o vahşi dürtüler tetiklendi ve aurası yeniden göğe doğru yükseldi.
BOOOOM!
Sistemde Ragnar’ın kortizol seviyesi anında %100 sınırına dayandı. Kanlı Diken aldığı bu muazzam rezonansla birlikte şekil değiştirmeye, mutasyona uğramaya başladı. O devasa, ağır kılıç formu bir anda parçalandı. Üzerindeki bıçaklar uzadı, kıvrıldı ve adeta yırtıcı bir canavarın omurgasını andıran tekinsiz bir şekle büründü. Kılıcın uç kısımlarında, sanki et yemek için sabırsızlanan hareketli, dişli ağız benzeri yapılar oluşmuştu.
[ KANLI DİKEN: KATLİAM FORMU ]
Tüm arena bu muazzam güç salınımıyla beşik gibi sallandı. Ragnar, gözlerindeki o kan arzusuyla yeniden sırıttı: “…Bu işi burada tamamen bitireceğim.”
Kael, karşısındaki bu dehşet verici manzaraya rağmen başını hafifçe yana doğru eğdi. Ve bir anda, kanlı dudaklarının arasından dilini hafifçe çıkartarak tuhaf bir biçimde güldü:
“…Heh.”
Bu çıkardığı ses ya da yüzündeki gülüş, normal bir insanın vereceği bir tepki değildi. Tamamen sessiz, içi darmadağın olmuş, ruhsal bir kırılmanın getirdiği tekinsiz bir neşeydi bu. Habel’in bu sesle birlikte omurgasından aşağıya doğru soğuk bir ürperti geçti. Nero ise endişeyle fısıldadı: “…Kael? Kendinde misin?” Ancak Kael artık dış dünyadan gelen hiçbir sesi, hiçbir çağrıyı duymuyordu.
GÜM.
GÜM.
Mor çatlaklar boynundan yukarıya, çenesine doğru tırmanırken Kara Tüy salonda çığlık atmaya devam ediyordu. Ve Kael… vücudundaki o derin, ölümcül yaralara rağmen acı çekmiyor gibi görünüyordu. Ragnar, mutasyona uğramış silahıyla aniden ileriye fırlayarak saldırdı.
BOOOOOOM!
Katliam Formu’ndaki kılıç, arena boyunca devasa bir hızla uzandı.
ŞRRAAAAAK!
Kırmızı bıçaklardan oluşan devasa bir enerji dalgası, Kael’in durduğu noktayı tamamen yutmak üzere üzerine çöktü. Ancak tam o salisede—
Kael bir anda ortadan kayboldu.
Hayır, bu sıradan bir kaçış değildi. Arkasında en ufak bir aura izi, en ufak bir rüzgar dalgası bile bırakmadan, sanki varlığı o noktadan tamamen silinmişti. Ragnar’ın kırmızı gözleri şaşkınlıkla irileşti: “…Ne?” Daha ne olduğunu kavrayamadan, tam arkasından bir ses yükseldi:
“Geber.”
ŞRAK!
Kara Tüy, Ragnar’ın arkasındaki savunma hattını tek bir hamlede yararak sırtında derin bir yara açtı. Havaya sıçrayan taze kanla birlikte tribündeki tüm öğrenciler adeta şok içinde ayağa fırladı.
“NE ZAMAN GEÇTİ ORAYA?!”
Ragnar, aldığı darbenin etkisiyle refleks göstererek anında geriye doğru döndü. Kanlı Diken’i körlemesine arkasına doğru savurdu. Ancak hedef aldığı noktada Kael… yine yoktu.
ŞRAK!
İkinci amansız kesik, bu kez Ragnar’ın sağ omzunda patladı.
ŞRAK!
Hemen ardından üçüncüsü, tam karın boşluğuna indi.
Ragnar, turnuvanın başından beri ilk kez dengesini kaybederek hafifçe sendeledi. Çünkü Kael’in bu sıra dışı hareketi sıradan bir hız ya da fiziksel çeviklik gibi durmuyordu. sanki adımlarını doğrudan boşluğun içinde atlıyor, uzayı büküyordu.
GÜM!
Kael, bir anda tam Ragnar’ın önünde, onunla yüz yüze belirdi. Mor çatlaklar artık yüzünün yarısını tamamen kaplamıştı ve gözlerinin içi simsiyah, dipsiz birer kuyu gibiydi. Kara Tüy’ü doğrudan Ragnar’ın göğsüne doğru uzattı. Kalemin sivri ucu bir çiçek gibi açıldı ve içinden siyah bir mürekkep değil, saf bir karanlık sıvı gibi akmaya başladı. Ragnar, yaklaşan ölüm tehlikesini hissederek öfkeyle bağırdı. Elindeki silahı patlama seviyesinde bir enerjiyle öne sürdü.
BOOOOOOM!
İki devasa güç arenanın tam ortasında çarpıştı. Bir tarafta kan kırmızısı bir vahşet, diğer tarafta ise ışığı emen zifiri bir siyah. İki enerjinin yarattığı şok dalgasıyla koca arena ortadan ikiye ayrıldı; platformlar yerinden söküldü. Arenayı çevreleyen yüksek dayanıklılıktaki aura bariyerleri gürültüyle çatırdadı. Tribünlerdeki öğrenciler oluşan rüzgarla geriye doğru savrulurken, Lucien hızla ayağa kalktı ve gürledi: “…HERKES DERHAL GERİ ÇEKİLSİN!” Kael’in durmaya niyeti yoktu. O, hikayenin başından beri ilk kez savunmada kalmıyor; tamamen yok etmek üzere, vahşi bir canavar gibi saldırıyordu.
ŞRAK!
Kara Tüy, Ragnar’ın kılıç tutan sağ kolunu derinlemesine yardı. Dengesi bozulan Kanlı Diken yana doğru savrulurken, Kael aniden sol yumruğunu doğrudan Ragnar’ın göğüs kafesine geçirdi. Ragnar, aldığı bu muazzam fiziksel darbeyle arena boyunca metrelerce havada uçtu. Arkadaki beton duvara çarptı.
Ancak Kael, onun duvara çarpmasını bile beklemeden, o zifiri karanlığın içinden fırlayarak peşinden gitti. Dur durak bilmeden, acımasızca darbelerini indirmeye devam etti.
ŞRAK!
ŞRAK!
ŞRAK!
Kara Tüy, etle kemiği her kestiğinde salonda o kulak tırmalayıcı çığlığını atmaya devam ediyordu. Ragnar, turnuva başladığından beri ilk kez tamamen savunma pozisyonuna geçmek, geriye doğru sinmek zorunda kalmıştı.
Ve koca salon, arenadaki bu yeni manzarayı izledikçe içten içe derin bir korkuya kapılmaya başladı. Çünkü Kael artık sadece intikam almak isteyen güçlü bir öğrenci gibi görünmüyordu.
O, karşısındaki herkesi yutabilecek, kontrolü tamamen kaybetmiş ölümcül bir tehlike gibi görünüyordu.
BÖLÜM NOTU
Evet, sonunda 56. Bölüm: Kael vs Ragnar yayımda!
Bu bölümün okuyucuya ciddi bir heyecan ve tempo hissi vereceğini düşünüyorum. Özellikle dövüşün ilerleyen kısımlarında adrenalinin giderek yükseldiği bir bölüm yazmaya çalıştım.
Ayrıca seride ilk kez bir şarkıya da yer verdim. Bölümü, notlarda belirttiğim müzik eşliğinde okursanız atmosferi ve sahneleri çok daha yoğun hissedebileceğinizi düşünüyorum.
Kael ve Ragnar arasındaki bu karşılaşma hakkında düşüncelerinizi, eleştirilerinizi ve yorumlarınızı paylaşmayı unutmayın.
Şimdiden herkese keyifli okumalar dilerim! ⚔️📖

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı