GÜM.
GÜM.
GÜM.
Arena artık alışılagelmiş, bildik o akademi alanına benzemiyordu. Mekanın içindeki ışık kırılması bile yapay bir biçimde bozulmuş, renkler birbirine girmişti. Kael’in etrafını saran o yoğun siyah aura, üzerine bastığı beton zemini parça parça eriterek genişliyordu. Mor çatlaklar Kael'in boynundan yukarıya, elmacık kemiklerine kadar tırmanmıştı. Gözleri ise… artık bir insana ait olamayacak kadar dipsiz ve karanlıktı. Ragnar, ağzından sızan kanı umursamadan o vahşi yüzüyle yeniden sırıttı. Elindeki Kanlı Diken, can çekişen kırmızı bir canavar gibi çığlıklar atarak titremeye devam ediyordu.
“…HAHA!” gürledi Ragnar, gözlerindeki delilikle. “İşte bu! Turnuva başladığından beri ilk kez gerçekten eğleniyorum!” Kael ona hiçbir kelimeyle karşılık vermedi. Yalnızca kanlı dudaklarının arasından dilini hafifçe çıkartarak o ürpertici, kırık tebessümünü tekrarladı. Sessizce, ruhunun en derin yerinden gelen tekinsiz bir neşeyle…
Sonra—
[ KORTİZOL SEVİYESİ: %200 ]
Arenanın dört bir yanındaki yüksek teknolojili ölçüm cihazları, maruz kaldıkları bu akılalmaz enerji basıncına daha fazla dayanamayarak büyük bir gürültüyle patladı.
BOOOOM!
Tavan panellerinden etrafa elektrik kıvılcımları saçılırken, tribündeki birinci sınıf öğrencileri feryat ederek ayağa fırladı.
“Bu… bu imkânsız!”
“Nasıl olur?! %200 mü?!”
Lucien’ın oturduğu yerdeki yüz ifadesi saniyeler içinde tamamen değişti. Çünkü komutanın keskin gözleri çok daha kritik bir detayı yakalamıştı: Kael’in gövdesinden taşan bu muazzam auranın içinde, normalde olması gereken Yozlaşma izinden eser yoktu. Hiç hem de. Bu, insan anatomisinin ve enerji teorilerinin sınırlarını tamamen aşan, mantık dışı bir durumdu.
GÜM.
Kara Tüy, Kael’in parmakları arasında kulak tırmalayıcı çığlıklar atmaya devam ediyordu. Silahtaki mor damarlar gövde boyunca iyice belirginleşmişti. Kalemin ucu artık bir yazı aracı olmaktan tamamen çıkmış, canlı, organik bir dikene bürünmüştü. Kael yavaşça elindeki silaha baktı. Ve konuşur gibi mırıldandı:
“…Bana destek olacak mısın?”
Sonra—
GÜÜÜÜÜÜM!
Kara Tüy, sahibinin bu sorusuna tüm salonu titreten devasa bir rezonans dalgasıyla yanıt verdi. Saniyeler içinde patlayan mor bir duman bulutu tüm arenayı kapladı. Mekan o kadar büyük bir karanlığa gömüldü ki, tribündeki bazı öğrenciler aldıkları ağır psikolojik baskı yüzünden bir an için nefes bile alamadıklarını hissetti. Çünkü o dumanın ortasında… tekinsiz bir şey doğuyordu. Yere akan siyah enerji mürekkep dalgaları, salondaki tüm gölgelerle birleşerek havaya doğru yükseldi. Ve nihayet, o zifiri karanlığın içinden devasa bir siluet yavaşça ayağa kalktı.
Uzun boylu, uzaktan bakıldığında insan formunu andıran ama kesinlikle insana ait olmayan bir yaratıktı bu. Göğüs kafesindeki kaburgaları dışarıya doğru fırlamış gibi tekinsiz bir yapısı vardı. Kolları gövdesine kıyasla anormal derecede uzundu. Yüzü yoktu; yüz olması gereken o boşlukta, aşağıya doğru durmaksızın akan koyu bir karanlık vardı. Mor enerji çizgileri yaratığın tüm bedeninde bir nehir gibi dolaşıyor, ayaklarının bastığı her yerden siyah mürekkep sızıyordu. Koca turnuva alanı adeta buz kesti. Öğrenciler, oturduğu sıralarda bilinçsizce geriye doğru çekilmeye başladı. Çünkü karşılarında duran bu şey, sıradan bir yetenek değildi. Saf, yaşayan bir canavar gibi hissettiriyordu. Ancak Kael, tam arkasında dikilen bu korkunç varlıktan zerre korkmadı. Çünkü öfkepati rezonansı sayesinde derinden hissediyordu; bu muazzam canavar, doğrudan kendi ruhuna ve iradesine bağlıydı.
Ragnar, karşısında yükselen bu gölge yaratığa birkaç saniye boyunca şaşkınlıkla baktı. Ardından salonda yankılanan büyük bir kahkaha patlattı:
“…Bu da ne lan böyle? HAHAHAHA!”
Kanlı Diken havayı yırtarak çığlık attı. Ragnar omzunu hafifçe esnetirken alaycı ses tonunu bozmadı: “Selene’den sonra şimdi de sıra sende mi? İçindeki o ezik travmaları üzerime boşaltarak mı beni yeneceksin?!”
Kael’in simsiyah gözlerindeki o donuk ifade milim bile değişmedi. Ancak tam o anda, arkasındaki Kara Yankı hareket etti. Bir anda. Tamamen sessizce.
BOOOM!
Üzerinde durdukları platform büyük bir gürültüyle çöktü. Ragnar’ın gözleri şok içinde irileşti. Çünkü o devasa yaratık, hiçbir hareket izi bırakmadan, daha ne olduğunu bile anlayamadan tam önünde bitivermişti. Hızını seçebilmek mümkün değildi. Canavar upuzun, kemikli kolu havayı delerek ileriye doğru uzandı.
ŞRRAAAAAK!
Ragnar, refleks göstererek Kanlı Diken’i son anda araya fırlattı. Ancak yaratığın yıkıcı gücü karşısında, savunma yaptığı sağ kolundaki et ve kas dokusu tek bir hamlede parçalandı. Kanlı Diken darbenin şiddetiyle yana doğru savrulurken, Ragnar hayatında ilk kez yüzünde gerçek bir şaşkınlıkla geriye doğru sendeledi: “…NE?!” Kara Yankı en ufak bir duraksama bile yaşamadı. Çünkü bu yaratık insani hiçbir duyguya sahip değildi; içinde korku yoktu, acı hissi yoktu, Ragnar’ın yaydığı o yoğun aura baskısı ona zerre işlemiyordu. Ragnar, köşeye sıkışmanın verdiği öfkeyle içindeki tüm gücü dışarıya patlattı.
BOOOOOOM!
Kan kırmızısı o ağır baskı tüm arenayı ezmek ister gibi etrafa yayıldı. Ancak Kara Yankı bu muazzam dalgadan en ufak bir şekilde bile etkilenmedi. Çünkü ortada manipüle edilebilecek, korkutulabilecek bir zihin yoktu. Ortada yalnızca Kael’in ruhundan gelen o mutlak emir vardı:
[ PARÇALA ]
GÜM.
Canavarın gövdesi, üzerine gelen kırmızı enerjiyle bir anlığına dağılır gibi oldu, fakat saliseler içinde siyah mürekkep yeniden birleşti. Ragnar, can havliyle Kanlı Diken’i havada dairesel bir biçimde savurdu.
ŞRRAAAK!
Yaratığın gövdesi bu darbeyle tam ortasından ikiye ayrıldı. Ancak dökülen mor mürekkep dalgaları zemine değer değmez, yaratığın bedeni akılalmaz bir hızla eski haline geri döndü. Anormal, doğaüstü seviyede bir yenilenme yeteneğiydi bu.
Ragnar’ın yüzündeki o kibirli sırıtış tamamen silindi, yerini derin bir kaygıya bıraktı. Canavar, bu kez doğrudan Ragnar’ın yüz hizasına ulaştı. Ve ona sadece vurmadı; tırnak benzeri keskin, uzun uzuvlarını doğrudan gövdesine geçirerek parçaladı.
ŞRRRRRRAAAAAAK!
Gölge pençeler, Ragnar’ın göğüs kafesini derinlemesine yardı. Havaya saçılan taze kan tüm platformu boyarken, Ragnar aldığı bu korkunç darbeyle geriye doğru fırlayarak arkadaki duvara feci bir şekilde çarptı. Kanlı Diken, sahibinin ağır yaralanmasıyla birlikte çıldırmış gibi etrafa körlemesine saldırmaya başladı. Ancak Kara Yankı ondan çok daha korkunç, çok daha amansızdı. Çünkü tamamen hissizdi, tamamen sessizdi ve zihninde yalnızca tek bir komut dönüyordu:
[ PARÇALA ]
Geride, Kael yavaşça ve ağır adımlarla nefes almaya devam ediyordu. Mor damarlar tüm bedeninde tekinsiz bir ritimle dolaşırken, Kael'in yüzünde garip, huzurlu bir ifade belirdi. Çünkü bu kanlı hikayenin başından beri ilk kez… acı çeken, köşeye sıkışan ve çaresizce kırılan taraf kendisi değildi.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı