Selene metal zemin üzerinde boydan boya sürüklenerek durabildi. Ciğerlerindeki hava tamamen boşalmış, boğazından kesik bir hırıltıdan başka ses çıkmıyorsa da nefes almaya çabalıyordu. Karnına inen o ağır darbe, sıradan bir hamlenin çok ötesindeydi. Ragnar’ın bedeninden taşan kortizol yoğunluğu, Selene’nin doğrudan sinir sistemine acımasız bir baskı uyguluyor, kaslarını felç ediyordu.Genç kızın hayatta kalma güdüsüyle Beyaz Aura istemsizce dışarıya doğru fışkırdı.
FŞŞŞŞ.
Saniyeler içinde salondaki o kaotik hava, bu saf enerjinin etkisiyle bir anlığına duruldu, sakinleşti. Ancak Ragnar’ın durmaya niyeti yoktu. Ayaklarının altındaki zemin, kan kırmızısı auranın yarattığı basınçla çatırdamaya başladı.
[ KORTİZOL: %74 ]
KANLI DİKEN bir kez daha büküldü. Canlı bir omurga gibi duruyor, ritmik bir biçimde dalgalanarak hareket ediyordu.
ŞRRRAAK.
Kılıç inanılmaz bir hızla uzadı ve kendi içinde parçalara ayrıldı. Onlarca küçük, jilet keskinliğindeki döner bıçak ölümcül bir düzenle Selene’ye doğru çullandı. Selene, son anda elindeki BEYAZ AY’ı pompalı tüfek formuna sokmayı başardı.
BOOOM!
Yakın mesafeden patlayan beyaz aura dalgası, arena duvarlarında yankılandı. Üzerine gelen bıçakların bir kısmı bu enerjiyle etrafa dağıldı fakat hamlenin tamamını engellemek mümkün olmamıştı.
ŞRAK.
Küçük bıçaklardan biri Selene’nin bacağını derinlemesine kesti. Bir diğeri ise sol omzunu paraladı. Metal zemine taze kan damlaları dökülmeye başladı.
Habel oturduğu yerde tırnaklarını etine geçirerek mırıldandı: “…Lanet olsun.”
Nero’nun yüzündeki o her zamanki ukala ifadeden artık eser kalmamıştı. Çünkü Ragnar oynamıyordu; karşısındaki birinci sınıf öğrencisini gerçekten parça parça etmeye çalışıyordu.
Selene, bilincini açık tutmak için dişlerini sıkarak nefesini toparladı. İçindeki tüm gücü tüketmek pahasına Beyaz Aura’yı her zamankinden daha yoğun, daha geniş bir alana doğru yükseltti. Beyaz Sessizlik bir kez daha tüm arenayı yuttu. Salonun gürültüsü, tezahüratları, hatta rüzgarın uğultusu bile boğuldu. Tribündeki bazı öğrencilerin kalbi bu enerjiyle sakinleşti.
Ancak Ragnar… yalnızca bir saniyeliğine yavaşladı. Gözünü bile kırpmadan, o sessizliğin içinden geçerek tekrar yürümeye başladı.
Kael, rakibinden yayılan bu ürkütücü iradeyi hissedince kaşlarını çattı: “…Duygularını bastırıyor.”
“Hayır,” diyerek araya girdi Lucien. Bakışları tamamen Ragnar’am kilitlenmişti: “…Duygularını bastırmıyor, onları parçalayarak ilerliyor.”
Ragnar’ın gözlerinde insani bir şey eksikti. İçinde yoğun bir yıkım arzusu vardı ama korku yoktu. Tereddüt yoktu. Acıma duygusu tamamen silinmişti. Tam da bu yüzden, Selene’nin zihinleri sönümleyen Beyaz Aura’sı onun üzerinde tam bir etki kuramıyordu.
Ragnar bir anda gözden kayboldu.
BOOOOM!
Selene tehlikeyi sezip büyük bir refleksle arkasına döndü ama çok geç kalmıştı. KANLI DİKEN yan taraftan, tahmin edilemez bir açıyla geldi.
ŞRRAAAAAK!
Uzayıp kıvrılan jiletli çelik, büyük bir şiddetle Selene’nin sırtına çarptı. Havaya saçılan kan damlaları zemini boyarken, Selene sertçe yere kapaklandı.
Koca salon derin bir sessizliğe büründü. İzleyen öğrencilerin birçoğu bu acımasızlık karşısında ciddi şekilde rahatsız olmaya başlamıştı. Çünkü Ragnar’ın dövüş tarzı sadece kazanmak üzerine değil, rakibini hem fiziksel hem de zihinsel olarak tamamen kırmak üzerine kuruluydu.
Selene, titreyen kollarından destek alarak yeniden ayağa kalkmaya çalıştı. Ancak Ragnar, kızın saçlarından kavrayarak acımasızca havaya kaldırdı.
ŞLAK!
Genç kızı büyük bir nefretle doğrudan arena zeminine çarptı.
BOOM!
Habel öfkeyle öne fırladı: “HEY!”
Lucien elini kaldırarak onu durdurdu: “…Karışmayın.” Komutanın ses tonu her zamankinden çok daha sert ve mesafeliydi. Çünkü o da dövüşün gidebileceği son sınırı pürdikkat izliyordu.
Ragnar, ayaklarının dibinde yatan kıza tepeden baktı. Selene’nin dudak kenarından sızan kan çenesine doğru akıyordu. Gövdesini saran Beyaz Aura hâlâ aktifti ama artık sönmek üzere olan bir mum gibi titriyordu. Ragnar yere doğru eğildi. konuştu:
“…Bu auran, etrafındaki insanları sakinleştirip durduruyor, değil mi?”
KANLI DİKEN’in keskin segmentleri, Selene’nin boynunun etrafında yavaşça dönerek yerini aldı.
“…Ama savaş alanında sakinlik, beraberinde sadece ölümü getirir.”
Sözünü bitirdikten sonra Selene’yi bıraktı ve bir adım geri çekildi. KANLI DİKEN bu kez tamamen açıldı; bildiğimiz kılıç formu tamamen yok olmuştu. Yerine, tüm arenayı bir ağ gibi saran, devasa ve spiral şeklinde bir bıçak zinciri oluştu. Silah, platformu tamamen kaplayacak şekilde genişledi.
ŞRRRRRAAAAAK!
[ KANLI DİKEN: KATLİAM ÇİÇEĞİ ]
Tribünlerdeki öğrenciler dehşetle ayağa fırladı: “BU NE LAN?! Bu kadarı fazla!”
Arena zemini parça parça yarılıyor, döner bıçaklar her köşeden ölüm kusuyordu. Selene, boğulur gibi nefes almaya çalışırken BEYAZ AY’ı tekrar keskin nişancı tüfeği formuna getirdi. Titreyen elleriyle, üzerine gelen bu kabusa karşı nişan aldı.
BOOM!
Ragnar başını hafifçe yana eğerek mermiden sıyrıldı. İkinci mermi ateşlendi.
BOOM!
Ancak bu mermi de KANLI DİKEN’in döner bıçakları tarafından havada parçalandı. Ragnar, milisaniyeler içinde kızın tam önünde bitti. Ve bu kez, turnuva başladığından beri ilk kez gerçekten tüm gücüyle vurdu.
BOOOOOM!
Ağır, enerji yüklü yumruk doğrudan Selene’nin yüzüne indi.
O ana kadar ne kadar darbe alırsa alsın o asil, sarsılmaz ve mesafeli duruşunu koruyan Selene'nin o güçlü savunma mottosu ilk kez orada darmadağın oldu. Aldığı bu darbe karşısında acıya daha fazla direnemedi ve dudaklarından acı dolu, kırılgan bir çığlık döküldü. İlk kez canının yandığını, ruhunun hırpalandığını bu kadar net bir şekilde dışa vurmuştu. Genç kızın ince bedeni havaya savruldu ve büyük bir hızla salonun beton duvarına çarparak yere düştü. Selene'nin o çaresiz acı çığlığı tüm salonda yankılanırken, Kael istemsizce tekrar ayağa fırladı. İçindeki öfkepati yüksek bir hızla aktifleşmeye, damarlarında kaynamaya başlamıştı. Aralarındaki o bağ yüzünden Selene’nin ruhunun derinliklerinde hissettiği o kırılma anı ve saf acı, doğrudan Kael’i tetiklemiş ve kalbine bir mızrak gibi saplanmıştı.
KÜT.
Kael'in vücudundaki Kara Tüy hafifçe kımıldadı, varlığını hissettirdi. Lucien bu ani enerji dalgalanmasını fark ederek gözlerini gence çevirdi: “…Kael.”
Ama Kael, komutanı duymuyordu bile. Bakışlarını Ragnar’dan bir an olsun ayırmıyordu. Çünkü hayatında ilk kez, efsanevi Beyaz Aura’nın bile diz çöktüremediği, tamamen yıkıma odaklanmış bir canavar görüyordu.
Ve işin en ürkütücü yanı; Ragnar hâlâ tam gücünü bile sergilemiyordu.
Arena artık bir düellonun sınırlarını aşmış, tam anlamıyla bir savaş alanına dönmüştü. Parçalanan çelik kaplama zemin yer yer kökünden sökülmüş, devasa yarıklar platformu ikiye bölmüştü. Kanlı Diken’in amansızca dönen jilet keskinliğindeki döner bıçakları, havayı amansız bir gürültüyle dövmeye devam ediyordu.
ŞRRRRK. ŞRRRRK.
Selene, sökülen beton blokların arasında dizlerinin üzerinde durmuş, göğsü düzensizce inip kalkarken soluklanmaya çalışıyordu. Fakat Ragnar… Ragnar onun durumuna en ufak bir pay bırakmadan, ağır adımlarla yaklaşmaya devam ediyordu. Yavaşça. Ve bu sakinlik, her şeyden çok daha ürkütücüydü.
Kızın gövdesini saran Beyaz aurası hâlâ sönmemişti ancak artık tamamen düzensizdi; can çekişen bir ışık gibi titriyordu.
Ragnar başını hafifçe yana eğerek Selene’nin durumunu süzdü: “…Ayağa kalk.”
Selene, parmak uçlarıyla parçalanmış zemine sıkıca tutundu. Bedenindeki korkunç acıya rağmen titreyerek kendini yukarıya doğru itti. Elindeki Beyaz Ay, son bir direnç dalgasıyla tekrar silah formunu almaya başladı. Ama Ragnar ona bu fırsatı tanımadı.
BOOOOM!
Ragnar milisaniyeler içinde kızın tam önünde belirdi. Gövdesinden fışkıran kan kırmızısı aura, salonun tüm havasını tek bir saniyede zehirleyecek şekilde patladı.
[ KORTİZOL: %100 ]
Tüm salon, üst sınıflar dahil tek bir anda donakaldı. Çünkü Ragnar’ın aurası artık sadece bir baskı uygulamıyor, adeta yerçekimini artırmışçasına herkesin üzerine ağır bir yük gibi biniyordu.
Kanlı Diken, kulakları tırmalayan metalik bir çığlık atarak birbirinden ayrılarak, devasa, kıpkırmızı ve dikenli bir kırbaç-kılıç formuna dönüştü.
ŞRRAAAAAK!
İlk acımasız darbe havayı yararak Selene’nin tekrar omzuna indi, derinlemesine yardı. Sıçrayan taze kan, zemin plakalarına dağıldı. İkinci darbe göğsünü buldu; üçüncüsü ise doğrudan bacağını hedef aldı.
Selene, aldığı darbelerin ağırlığıyla ileriye doğru sendeledi. Bedenindeki son enerji kırıntılarıyla Beyaz Aura’yı genişletip bu kıyımı durdurmaya çalıştı fakat Ragnar’ın gözü tamamen kararmıştı.
ŞRAK. ŞRAK. ŞRAK.
Geniş arenanın içinde artık sadece çeliğin eti parçalama sesleri yankılanıyordu. Tribünlerdeki bazı birinci sınıf öğrencileri, bu vahşete daha fazla dayanamayarak bakışlarını tamamiyle kestiler.
Habel, tırnaklarını avucunun içine geçirecek kadar sertçe sıktı, dişlerini sıkmıştı. Nero’nun yüzündeki o umursamaz, alaycı ifadeden artık tamamen eser kalmamıştı; gözlerinde saf bir nefret vardı.
Kael’in ise elleri kontrolsüzce titriyordu. Çünkü öfkepati, aralarındaki bağ yüzünden Selene’nin şu an hissettiği o dayanılmaz, kırılgan ve ezici acıyı doğrudan onun zihnine ve bedenine taşıyıyordu.
GÜM.
Zihnindeki Kara Tüy, rezonansın yükselmesiyle Kael'in kolunda sert bir hareketlenme başlattı. Ancak Kael gözünü bir an bile arenadan ayırmıyordu.
Ragnar, Selene’nin kanlı saçlarından kavrayarak kızı acımasızca kendi yüz hizasına kadar kaldırdı. Selene’nin nefesi tamamen kesik ve düzensizdi, bembeyaz yüzü akan kanlarla boyanmıştı. Yine de o zayıf Beyaz Aura, ruhunun derinliklerindeki inatçı irade yüzünden hâlâ sönmeyi reddediyordu.
Ragnar kıza tepeden baktı ve dudaklarında ilk kez küçümseyici, iğrenç bir gülüş belirdi.
“…Senin en büyük problemin ne, biliyor musun?” dedi, sesindeki sadist tonu gizlemeden. Kanlı Diken’in jiletli gövdesi, genç kızın boynunun etrafında tehditkar bir biçimde döndü: “…Hâlâ insanların içinde iyi bir şeyler olduğuna inanıyorsun.”
Sözünü bitirir bitirir bitirmez Selene’yi büyük bir nefretle tekrar yere fırlattı.
BOOM!
Selene, aldığı sert darbenin etkisiyle yeniden doğrulmaya yeltendi fakat Ragnar durmadı; doğrudan botunun tabanıyla kızın yüzüne sert bir tekme indirdi.
BOOOOM!
Selene arena boyunca metrelerce sürüklenerek en uçtaki beton duvara feci şekilde çarptı.
Tribünlerdeki öğrencilerden bazıları dayanamayıp öfkeyle ayağa kalktı: “YETER ARTIK!”
Ancak Ragnar onları duymuyordu bile. Gövdesindeki %100’lük kortizol aurası tamamen onun kontrolü altındaydı; delirmiyor, aksine ne yaptığını çok iyi biliyordu. Ve bu bilinçli acımasızlık, onu salondaki her şeyden çok daha korkunç bir canavara dönüştürüyordu.
Selene, kırılan gururu ve darmadağın olan bedeniyle duvara tutunarak tekrar doğrulmaya çalıştı. Ragnar, kurbanına doğru ağır adımlarla yürüdü. Kanlı Diken havada tekrar birleşerek ince, uzun ve soğuk bir kılıç formuna geri döndü.
Ragnar, kılıcın çelik ucunu Selene’nin çenesine dayayarak başını yukarıya doğru zorla kaldırdı. Eğildi ve kızın kulağına, salondaki rezonans yüzünden Kael’in de netçe duyabileceği o iğrenç cümleleri fısıldadı:
“…Bu arenaya gelip dövüşmek yerine… bu fizikle bir orospu olsaydın, emin ol çok daha az zarar görürdün.”
Koca salon tek bir salisede buz kesti. Ölümcül bir sessizlik oldu.
Habel’in gözleri yuvalarından fırlayacak gibi açıldı: “…Orospu çocuğu.”
Nero’nun bedeni öfkeyle kasıldı ve aurası bir anda tavan yaparak yükselmeye başladı.
Lucien, rezonansın kontrolden çıkacağını sezerek anında araya girdi, otoriter sesiyle gürledi: “YERİNDE KAL!”
Ama Kael… Kael yerinden kımıldamıyordu bile. Çünkü vücudu, içten gelen muazzam bir yıkım arzusu ve sarsıntıyla deli gibi titremeye başlamıştı. Dişleri birbirine vuruyordu.
Ragnar son kez kılıcını geriye doğru çekti. Kanlı Diken’in tüm gövdesi son darbe için muazzam bir enerjiyle parladı.
BOOOOOOOOOOM!
Ragnar’ın kortizol yüklü o son ölümcül tekmesi Selene’nin gövdesine çarptığı anda, altlarındaki devasa arena zemini ortadan ikiye yarıldı. Koca çatlak, platform boyunca ilerleyerek tüm salonu sarstı.
Selene’nin kırılgan bedeni sertçe yere çakıldı. Ve bu kez… en ufak bir kıpırtı dahi göstermedi. Hareket etmiyordu. Lucien beklemeden anında ayağa fırlayarak bağırdı: “DÜELLO BİTTİ!”
Görevliler hızla sahaya koştu, revir ekipleri sedyeyle arenaya daldı. Selene’nin etrafındaki Beyaz Aura artık sadece çok zayıf bir kıvılcım şeklinde titriyordu. Genç kızın bilinci tamamen kapanmıştı. Sedye havaya kaldırılırken, beyaz örtünün kenarından metal zemine doğru kırmızı kan damlaları sızıyordu.
Habel öfkeden yumruğunu o kadar sıkmıştı ki parmak boğumları beyazlamıştı. Nero, dişlerini birbirine gıcırdatarak Ragnar’a bakıyordu.
Ama salondaki en tehlikeli, en berbat durumda olan kişi… Kael’di. Çünkü öfkepati yüzünden, Selene’nin o son saniyede ruhunda, zihninde ve bedeninde hissettiği o aşağılanmayı, o korkunç fiziksel acıyı birebir kendi hücrelerinde yaşamıştı.
GÜM.
Kael'in kolundaki Kara Tüy rezonansla harekete geçti. Siyah, tekinsiz mürekkep damarları andıran çizgiler Kael’in bileğinden başladı, tüm koluna hızla yayıldı. Oradan boynuna, oradan da avucunun tam ortasına doğru bir ağ gibi örüldü.
Siyah damarlar etin üzerinde birleşti ve Kael’in avucunun içinde tek bir kelimeyi mühürledi:
[ İNTİKAM ]
Kael’in gözbebekleri aldığı yüksek rezonansla küçüldü, nefes alışverişi tamamen rayından çıktı. Bedeninden henüz dışarıya sızan bir aura yoktu, hiçbir enerji dalgası açılmamıştı.
Ama… salondaki havanın ağırlığı, herkesin nefes almasını zorlaştıracak kadar değişmeye başlamıştı.
BÖLÜM NOTU
Evet, bu bölümle beraber Selene'in duvar gibi olan iradesi kırıldı. Bu bölümün ana amacı; Kael'in ilk arkadaşlık bağlarından birinin gözünün önünde zarar görmesiyle beraber vereceği reaksiyonu göstermekti. Kael'in yaşadığı trafik kazası sonucu annesini ve babasını kaybetmesinde olduğu gibi, sevdiklerinin fiziksel ya da ruhsal acı çekmesi onu haddinden fazla etkiliyor. Pekâlâ, Kael bu saatten sonra nasıl bir reaksiyon gösterecek? Sonraki bölümlerde bunu göreceğiz. Hatta ve hatta yazmış olduğum en iyi dövüş sahnelerinden birisi geliyor:
KAEL VS. RAGNAR!

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı