insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Arena görevlileri en sonunda Habel ile Ryujin’i birbirinden ayırmayı başardığında, devasa salon hâlâ kulakları sağır eden bir tezahüratla bağırıyordu. Öğrenci kürsüleri tamamen ayağa kalkmıştı. Kimi şaşkınlıkla telefonuna sarılmış o anları kaydediyor, kimi ise gözlerine inanamayarak az önce yıkımın eşiğinden dönen arenayı izliyordu.

Çünkü dövüşün o son saniyeleri, gerçekten de izleyenlerin tüylerini ürpertecek kadar korkutucu bir psikolojik baskıya sahne olmuştu.

Ryujin tek dizinin üzerine çökmüş, soluklanmaya çalışıyordu. Yere saplanmış olan Kagetora hâlâ aldığı yüksek rezonansın etkisiyle inceden inceye titriyordu. Ancak Habel… Habel dimdik ayaktaydı. Bedeni baştan aşağı o yoğun, saf kızıl auranın esareti altındaydı. Parmaklarındaki o ürkütücü pençeler, enerjinin çekilmesiyle yavaş yavaş eski el formuna geri dönüyordu. Hançerlerin üzerindeki canlı gözler de küçülerek metalin içinde kayboldu.

GÜM. GÜM. GÜM.

Nefes nefese kalmıştı. Durdu, terden alnına yapışan saçlarını tek bir el hareketiyle arkaya doğru attı. Ardından, tüm salonda yankılanacak şekilde doğrudan tribünlere bağırdı:

“…İŞTE ANA KARAKTER BÖYLE OLUR!”

Bu pervasız çıkış karşısında salonun yarısı bir anda yüksek sesle kahkahayı patlattı. Nero, başını iki yana sallayarak homurdandı: "Lanet olsun, herif yine kendine ego kasacak bir malzeme buldu."

Kael ise tribün kenarında, arkadaşının bu çocuksu ve umursamaz tavrına istemsizce gülümsedi.

Ryujin, birkaç saniye boyunca yerde oturup Habel’e baktı. Ardından derin bir nefes alarak yavaşça ayağa kalktı. Yerdeki kılıcını kavrayıp büyük bir ustalıkla kınına yerleştirdi.

“…Kazandın,” dedi dürüst bir tonla.

Habel yüzünde kocaman bir sırıtışla hemen elini ileriye doğru uzattı: “…Yalan yok, sen de bayağı iyi dövüştün ama.”

Ryujin birkaç saniye uzatılan ele baktı, duraksadı. Sonra Habel’in elini sıktı ve maç başladığından beri ilk kez yüzünde hafif, samimi bir tebessüm belirdi.

“…Çok konuşuyorsun,” dedi.

O sırada üst sınıflardan bazı kıdemli öğrenciler, Habel’in etrafını sarmak üzere aşağıya doğru inmeye başlamıştı. Çünkü artık bu salondaki hiç kimse onu hafife alamayacağını, ciddiye alması gerektiğini çok net anlamıştı.

Kız öğrencilerden biri şaşkınlıkla sordu: “…O nasıl bir hızdı öyle? Resmen saçmalık.”
Bir diğeri ise merakla araya girdi: “Kortizol seviyen %100’e vurmuşken o vahşi auranın içinde kontrolünü kaybetmeden nasıl kalabildin?”

Habel lakayıt bir tavırla omuz silkti: “…İnanın ben de bilmiyorum.” Sonra muzipçe sırıtarak tribündeki Kael’i işaret etti: “…Ama bizim kaldığımız oda psikolojik olarak biraz travmatik. Galiba oradan alışkanlık yapıyor.”

Nero arkadan onayladı: “Yalan yok, doğru.”

Komutan Lucien ise tüm bu tantanayı uzaktan, sessizce izliyordu. Fakat dışarıdan ne kadar sakin görünse de, içten içe bir gerginlik hissetmeye başlamıştı. Çünkü bu seneki birinci sınıflar… Akılalmaz derecede hızlı gelişiyorlardı.

Özellikle de Kael, Habel, Nero ve Selene… Bu kadarı normal bir gelişim eğrisi değildi. Turnuvanın her dakikasında çocukların sınırları bir kez daha zorlanıyordu.

Tam o sırada, salonun tavanındaki devasa dijital ekran cızırdayarak yeni eşleşmeyi duyurdu.

[ SONRAKİ DÜELLO: SELENE AURELİUS vs RAGNAR DAVİS ]

Ekranda isimlerin belirmesiyle salonun tüm atmosferi bir anda değişti. Neşeli uğultular yerini tekinsiz bir sessizliğe bıraktı. Habel’in yüzündeki o gevşek sırıtış hafifçe azalarak kayboldu.

Nero’nun bakışları ciddileşti: “…İşte şimdi gerçek sıkıntı başladı.”

Kael, gözlerini rakip kürsüsünden aşağıya doğru inen Ragnar’a dikti. Adam basamaklardan ağır ağır yürürken bile, çevresindeki havayı büken korkunç bir psikolojik baskı yayıyordu. Pasif-Kızıl kullanıcısıydı. Üçüncü sınıftı ve şimdiden Aşama 5 adayı olarak gösteriliyordu.

Ragnar, yürürken sağ elini yan tarafa doğru açtı ve Dışavurum silahını çağırdı.

FŞŞŞŞŞ.

Koyu, pıhtılaşmış bir kan rengindeki kızıl aura avucunun içinde yoğunlukla toplandı. Enerji saniyeler içinde katılaşarak şekil aldı ve ortaya devasa, vahşi, upuzun bir kılıç çıktı. Ancak bu bildiğimiz düz çelik kılıçlardan değildi. Bıçağın her bir segmenti birbirinden bağımsızca ayrılabiliyor, bükülüyor ve uzayabiliyordu. Adeta düşmanını canlı canlı parçalamak için evrimleşmiş canlı bir yaratığı andırıyordu.

KANLI DİKEN

Kılıcın segmentlere ayrılmış keskin kenarlarında, durmaksızın dönen onlarca küçük jilet şeklinde bıçak yer alıyordu. Ve kılıç her hareket ettiğinde, o küçük jiletlerin birbirine sürtünmesinden ötürü etrafa kulakları sağır eden bir metalik çığlık sesi yayılıyordu.
Tribünlerin ön sıralarında oturan bazı zayıf iradeli öğrenciler, kılıcın yaydığı o tiz ses ve öldürme arzusu karşısında istemsizce koltuklarında geriye doğru çekildi.

Selene ise tüm bu gövde gösterisine rağmen büyük bir sükunetle arenanın merkezine doğru yürüdü. Beyaz Aurası gövdesinin etrafında hafif bir sis gibi açıktı. Ragnar’ın yaydığı o kanlı, vahşi enerjinin yanında masum ve sakin görünüyordu.

Lucien’ın yüz hatları tamamen gerildi: “…Çok dikkatli olması gerekiyor.”

Kael, komutanın yanına yaklaşarak sordu: “Ragnar gerçekten o kadar korkunç bir seviyede mi?”

Lucien, gözlerini dövüş alanından bir milim bile ayırmadan, buz gibi bir sesle cevap verdi: “…Ragnar, bu akademide sadece ve sadece öldürmek, savaşmak için yetiştirilmiştir.”

Lucien elini kaldırdı ve "başlayın," dedi.

BOOOOM!

Ragnar, işaretin verildiği salisede doğrudan saldırıya geçti. Rakibine tek bir kelime etme nezaketinde bile bulunmamıştı. Elindeki Kanlı Diken, çocuğun tek bir bilek hareketiyle havada yüksek bir hızla uzamaya başladı.

ŞRAAAAAK!

Kılıç bir anda zincir gibi açılarak onlarca metrelik bir menzile yayıldı. Selene, üzerine gelen o jiletli ölüm sarmalını fark ettiği an son saniyede refleksle geriye doğru kaçtı. Ancak kılıcın zemine vuran ucu, arena plakalarını kökünden sökerek darmadağın etti.

BOOOM!

Selene havada süzülürken Dışavurum silahını anında keskin nişancı tüfeği formuna soktu.

BOOM!

Tüfeğin namlusundan çıkan saf beyaz enerji mermisi, havada dönerek doğrudan Kanlı Diken’in gövdesine doğru ilerledi. Ama… beklenmedik bir şey oldu. Ragnar’ın kılıcı havada kendi kendine yön değiştirdi. Tıpkı yaşayan bir yılan gibi kıvrılarak gelen beyaz merminin etrafından dolandı ve doğrudan Selene’nin sol omzuna sertçe çarptı. Otonom Rezonansı'nı kullanıyordu.

ŞRAK.

Ortama taze bir kan sıçradı. Ragnar ise durmadı, nefes dahi aldırmadı. İleriye doğru devasa bir adım attı ve gövdesindeki aura büyük bir gürültüyle patladı.

[ KORTİZOL: %67 ]

Kanlı Diken, havada metalik çığlık kopardı. Ardından kılıcın tüm segmentleri tamamen birbirinden ayrıldı ve bir zincir gibi alana yayıldı. Yüzlerce küçük döner bıçak, bir et öğütücü gibi Selene’nin üzerine doğru çullandı.

ŞRAK. ŞRAK. ŞRAK.

Selene, üzerindeki baskıyı kırmak adına Beyaz Aurasını tüm gücüyle dışarıya doğru yaydı. En güçlü savunma ve nihai tekniği olan Beyaz Sessizlik aktifleşti. Bu teknik, etraftaki tüm rezonansı ve saldırı ivmesini sönümlemek üzerine kuruluyordu.

Ama… Ragnar’ın amansız hamleleri en ufak bir yavaşlama belirtisi dahi göstermedi.

Kael’in tribünde gözleri şokla büyüdü: “…Nasıl olur? Teknik çalışmadı mı?”

Lucien dişlerini sıktı: “Ragnar’ın içindeki o ilkel saldırı içgüdüsü ve öldürme arzusu o kadar yoğun ki, Selene’nin aurası bu saf psikolojik vahşeti sönümlemeye yetmiyor.”

Ragnar, yüzündeki o çiğ ve acımasız ifadeyle sırıttı: “…Efsanevi Beyaz Aura dedikleri şey sadece bu kadar mı yani?”

Tek bir saniyede Kanlı Diken havada tekrar birleşti ve o devasa, ağır kılıç formuna geri döndü. Ragnar muazzam bir güçle yukarıya doğru sıçradı ve kılıcı iki eliyle birden Selene’nin olduğu noktaya doğru indirdi.

BOOOOOOOM!

Tüm arena zemini ortadan ikiye yarıldı, derin bir uçurum oluştu. Selene son andaki manevra kabiliyetiyle doğrudan darbenin altında kalmaktan kurtulmuştu fakat çarpışmanın yarattığı şok dalgası genç kızın gövdesini havaya uçurdu. Selene dengesini kaybederek salonun kalın beton duvarına feci bir gürültüyle çarptı.

PATLAMA!

Habel oturduğu yerden fırlayarak bağırdı: “…Lanet olsun, durum kötü!”

Selene, sırtını çarptığı duvarın dibinde acıyla nefes almaya çalışıyordu. Ragnar ise kılıcını omuzuna yaslamış, ona doğru ağır adımlarla yürümeye devam ediyordu. Hiç acele etmiyordu. Çünkü o da çok net bir şekilde fark etmişti: Selene’nin o özel Beyaz Aurası, kendisini durdurmaya yetmiyordu.

Kanlı Diken bir kez daha hareketlendi. Bu kez havadan değil, metal zeminin üzerinde sinsi bir yılan gibi sürünerek, kıvrıla kıvrıla ilerliyordu. Canlı bir canavar gibi avına kilitlenmişti.

Selene doğrulup ayağa kalkmaya çalıştı ama yetişemedi.

ŞLAK!

Kılıcın dikenli segmentleri, süratle Selene’nin sağ bileğini bir kelepçe gibi sıkıca sardı. Ragnar, kılıcın kabzasını geriye doğru aniden ve sertçe çekti.

Selene, bileğinden kavranmış bir hâlde metal zemin boyunca sürüklendi. Arena plakaları kızın gövdesi sürüklenirken parça parça yarıldı. Tribündeki bazı hassas öğrenciler, bu şiddet karşısında istemsizce yüzlerini başka yöne çevirmek zorunda kaldı. Çünkü Ragnar dövüşürken karşısındakinin bir kadın ya da bir birinci sınıf öğrencisi olmasına zerre acımıyordu.

Selene, acıya rağmen bilincini kaybetmedi. Ruhsal silahını anında taarruz tüfeği formuna geçirdi.

RATATATATAT!

Kural tanımaz beyaz mermiler ardı ardına Ragnar’ın üzerine doğru yağmaya başladı. Ancak Ragnar kılıcını bile çevirmedi; Kanlı Diken kendi kendine adamın önünde kıvrılarak aşılmaz bir çelik kalkan oluşturdu. Ragnar yürümeye devam etti. Hiç durmadan. İçinde en ufak bir korku ya da tereddüt barındırmadan. Sonra, milisaniyeler içinde yoğun bir ivmeyle Selene’nin tam önünde belirdi. Gözlerini kıza dikti ve maç başladığından beri ilk kez konuştu:

“…Sen bu dünya için fazla yumuşaksın.”

BOOOM!

Ragnar’ın ağır tekmelerinden biri, doğrudan Selene’nin karnına girdi. Selene’nin aldığı darbeyle anında nefesi kesildi. İnce bedeni, aldığı o muazzam fiziksel güçle tüm arenada boydan boya savrularak uzaklara fırladı.

Kael, gördüğü manzara karşısında istemsizce ayağa fırlamıştı. Çünkü bu akademide bulundukları süre boyunca ilk kez… Bu denli koruma içgüdüsü aktifleşmeye başlamıştı.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı