BOOOOOOM!
Habel ile Ryujin’in çarpıştığı an, koca arena temelinden sarsıldı.
Katananın pürüzsüz enerji çeliği ile Habel’in enerjiden doğan hançerleri birbirine amansızca sürtünüyordu. Havada çılgınca uçuşan kıvılcımlar, Ryujin’in kusursuz mavi aurasıyla Habel’in vahşi kızıl-yeşil enerjisini birbirine katıyordu. Ryujin’in yüzünde hâlâ o bozulmaz, heykelsi bakış vardı. Fakat odaklanmış gözleri artık tamamen Habel’i izliyordu.
Çünkü hissedebiliyordu. Kılıcının ucundaki bu çocuk... Sadece savaşmıyor, bizzat savaşın ortasında evrimleşiyordu.
Habel sırıttı. Ama bu yüzündeki o her zamanki rahat, alaycı ve komik ifade değildi. Dişleri tamamen meydandaydı ve nefesi avını kovalayan bir yırtıcı gibi hızlanmıştı. Bileğindeki ekran aniden parladı:
[ KORTİZOL: %70 ]
GÜM.
Tok bir kalp atışı sesi duyuldu. Ve bir anda—iki hançerin de tam ortasında gerçek, canlı birer göz açıldı.
Bunlar korkutucu, yeşil-mavi irisli, doğrudan Habel’in kendi gözleriydi. Silahların üzerinden etrafı süzüyorlardı.
Tribünlerden bir öğrenci dayanamayıp dehşet içinde ayağa fırladı:
"LAN! Herifin silahının üstünde bildiğin göz var!"
Habel, kendi ellerinde tuttuğu ve ona geri bakan o yeşil-mavi gözlere birkaç saniye şaşkınlıkla baktı. Sonra başını geriye atıp içten, büyük bir kahkaha patlattı.
"HAHAHA! Oğlum, BU ÇOK HAVALI!"
Ryujin, maçın başından beri ilk kez adımlarını geriye doğru atarak mesafeyi açtı. İçten içe gerilmişti. Çünkü o gözler sadece önünü izlemiyordu; sağa, sola, yukarıya... Kendi bağımsız iradeleriyle her yeri aynı anda takip ediyorlardı.
Kael, gözlerini arenadan ayırmadan sordu: "Ne oluyor tam olarak?"
"Habel artık silahlarının gördüğü her şeyi kendi zihninde görüyor," diye cevap verdi Lucien, sesinde gizli bir takdirle.
Aşağıda, Habel o rahatsız edici sırıtışını sürdürerek kendi gözlerini tamamen kapattı.
Arka taraflardan Nero’nun sesi duyuldu:
"...Oğlum. Bu bayağı kötü bir fikir."
Ama Habel beklemedi. Gözleri kapalı olduğu hâlde bir anda ileri atıldı ve eskisinden çok daha yüksek bir hıza ulaştı.
BOOOM!
Ryujin kılıcını kusursuz bir kavisle aşağı indirdi. Ancak Habel, daha saldırı tam olarak başlamadan eğilip darbeden sıyrılmıştı. Çünkü ellerindeki hançer gözleri, kılıcın yörüngesini çoktan okumuştu.
ŞRAK!
Hançerlerden biri, Habel’in bilek hareketinden bağımsız, tamamen otomatik bir şekilde Ryujin’in kör noktasına doğru fırladı. Ryujin son anda kılıcının kabzasıyla darbeyi bloklamayı başardı ancak maç başladığından beri ilk kez sendeledi, dengesini kaybetti.
Habel, gözleri sımsıkı kapalı bir şekilde saldırmaya devam ediyordu.
ŞRAK! ŞRAK! ŞRAK!
Arenanın içinde havayı yaran kızıl çizgiler beliriyordu. Habel’in başlangıçtaki o karakteristik yeşil aurası artık neredeyse hiç görünmüyor, koyu ve vahşi bir kızıl renk tüm enerjisini bastırıyordu.
Ryujin, rakibinden yayılan bu ağır, boğucu hissi fark edince derin bir nefes verdi. Yozlaşma sınırına geldi, diye düşündü.
Ama yukarıdan izleyen Lucien’ın gözleri kısıldı. "...Hâlâ kontrollü."
Gerçekten de öyleydi. Habel’in yüzünde acıdan veya delilikten eser yoktu. Tam tersine, hiç olmadığı kadar rahat görünüyordu. Hayatında ilk kez kendi aurasıyla tam bir uyum yakalamış gibiydi.
GÜM. GÜM.
Hançerlerin üzerindeki gözler iyice büyüdü. Bıçaklar Habel’in ellerinden ayrıldı. Artık tamamen kendi başlarına, arenanın içinde avını köşeye sıkıştıran canlı yaratıklar gibi havada süzülerek dolaşıyorlardı.
Ryujin tamamen savunmaya çekilmek zorunda kalmıştı. Katana darbeleriyle durmaksızın yön değiştiriyor, gelen saldırıları savuşturuyordu. Ancak Habel ve silahları her yerdeydi. Bir anda arkasında beliriyor, saniyeler sonra üstünden iniyor, hemen ardından yanından geçiyordu.
Ortada sadece saf, ürkütücü bir hız vardı.
Ryujin, durumun ciddiyetini kabullenerek ilk kez aurasını tam bir biçimde serbest bıraktı.
BOOOOM!
Devasa bir mavi aura dalgası arenayı kapladı.
[ KORTİZOL: %100 ]
Tüm salon, bu yoğun enerjinin baskısıyla zangır zangır titredi. Ancak öğrencilerin gözleri dehşetle açıldı. Ryujin’in o kusursuz, saf mavi aurasının içinde... canlı, akışkan ince kızıl çatlaklar dolaşıyordu.
Ryujin’in nefesi ağırlaştı. Kagetora artık tamamen çekilmişti ve katana saf bir mavi renkte değildi. Namlusundan mavi-kızıl karışımı, tehlikeli bir enerji tütüyor, kılıcın çevresinde ince güç halkaları dönüyordu.
[ KAGETORA: KIZIL AKIM ]
Ryujin bir anda saldırdı. Çekiş anını kimse göremedi; kılıç adeta görünmez olmuştu. Alan, devasa bir enerjiyle ortadan ikiye yarıldı.
ŞRRRAAAAAK!
Habel’in yanağında tekrar derin bir kesik açıldı. Kan damlaları havaya sıçradı. Ama Habel bir milim bile gerilemedi. Tam tersine... gülmeye başladı.
[ KORTİZOL: %82 ]
[ KORTİZOL: %91 ]
[ KORTİZOL: %100 ]
GÜM.
Bir anda yeşil aura tamamen kayboldu. Tüm salon donakaldı. Habel’in aurası artık tamamen kızıldı. Saf, yoğun, her şeyi yutmaya hazır yıkıcı bir enerji... Ama bir o kadar da garipti; çocuk tamamen sakindi.
Habel gözlerini yavaşça açtı. O yeşil-mavi irisleri artık tamamen parlak, yakıcı bir kızıla bürünmüştü. Havada asılı duran hançerleri çatırdamaya başladı.
Silahlar form değiştiriyordu. Bıçaklar uzadı, kenarları sivri dişlerle kaplandı ve rakibi kesmek için değil, doğrudan parçalamak için yaratılmış vahşi canavar pençelerine dönüştü.
Habel’in aurası, yüksek yoğunlukla tekrar patladı.
BOOOOOOM!
Çocuk yerinden kayboldu. Hayır—akademinin en hızlılarından olan Ryujin bile onu gözleriyle takip edemedi.
ŞRAK!
İlk kesik.
ŞRAK!
İkinci kesik.
ŞRAK!
Üçüncü.
Ryujin’in gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Hayatında ilk kez... rakibinin hızına yetişemiyordu. Kusursuz katana darbeleri boşluğu dövüyor, havayı kesiyordu. Habel, arenanın içinde tamamen serbest kalmış bir hayalet gibiydi. Ortada taktik yoktu, sadece saf hız ve kusursuz bir içgüdü vardı. İşin en korkunç yanı da buydu: Tüm bu yıkımın içinde Habel ipleri hâlâ elinde tutuyordu.
Habel arenada dönerken kahkaha atıyordu. Bu aklını yitirmiş birinin çığlığı değildi; yıllardır üzerine binen zincirleri kırmış, özgürlüğüne kavuşmuş birinin coşkusuydu.
"HAHAHAHA! İŞTE BU!"
Ryujin, son bir çaresiz refleksle Kagetora’yı yatay olarak savurdu. Devasa bir MAVİ-KIZIL DALGA ileri doğru fırladı.
Ama Habel kaçmadı, dalganın doğrudan tam içinden geçti.
PATLAMA!
Canavar pençeleri, büyük bir hızla Ryujin’in katanayı tutan koluna sertçe çarptı. Kagetora havada dönerek fırladı ve zemine saplandı. Tüm salon ayağa kalkmıştı. Habel bir saniye içinde Ryujin’in tam önüne düşmüştü. O devasa, korkutucu pençelerin ucu Ryujin’in şahdamarının hemen üzerinde duruyordu. Habel’in yüzünde kocaman bir sırıtış vardı. Bedeni tamamen o yoğun kızıl auranın içindeydi.
Ama o kızıl, vahşi gözler... hâlâ kendisiydi. Ruhunu kaybetmemişti.
Lucien, locasından bu inanılmaz tabloya birkaç saniye tepkisizce baktı. Sonra ağır, otoriter sesiyle kararı verdi:
"Yeter."
Arena tamamen sessizliğe gömüldü. Habel, göğsü hızla inip kalkarken o ölümcül pençeleri yavaşça geri çekti.
Ancak tribünlerdeki hiçbir öğrencinin yüzündeki şok ifadesi silinmemişti. Çünkü o an orada bulunan herkes, şahit oldukları o sarsıcı gerçeği aynı anda kavramıştı.
Habel Green yalnızca hızlı bir çocuk değildi. O, nefes aldığı her saniye evrimleşen durdurulamaz bir yırtıcıydı.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı