Arena, Nero’nun son yıkıcı darbesinden arta kalan yoğun duman bulutuyla kaplıydı. Görevli robotlar ve temizlik ekipleri, etrafa saçılan metal levhaları ve parçalanmış zemin bloklarını hızla kenara çekiyordu. Tribünlerdeki öğrenciler ise az önce şahit oldukları çılgınlığın şokunu atlatamamış, hararetle bağırıyordu.
“Bu kesinlikle normal bir seviye değildi!”
“Bu seneki birinci sınıflar neden okul turnuvasında değil de cephede dövüşen birer savaş makinesi gibi davranıyor?”
“Pasif-Kızıl türü kullanıcıların bu tarz etkinliklere katılması acilen yasaklansın!”
O esnada Nero, revir görevlilerinin getirdiği sedyeye binmeyi kesin bir dille reddediyordu.
“Bırakın, kendi başıma yürüyebiliyorum.”
Görevli, elindeki tıbbi tarayıcıyı göstererek sertçe çıkıştı: “Sallama istersen, sağ kolun iki yerinden kırılmış.”
Nero ters bir bakış atıp sırıttı: “Ne fark eder? Sol tarafta bir tane daha var.”
Tam o sırada, tavan bölmesindeki ana ekran cızırdadı, yeni eşleşme yayımlandı.
[ HABEL GREEN vs RYUJİN AKESHİ ]
Habel, Nero’nun bu dikbaşlı hâlini izlerken daha fazla dayanamadı ve bir saniyede doğrudan bariyerlerin üzerinden atlayarak arenaya indi.
“Nihayet! Sonunda tekrar benim sıram geldi!”
Komutan Lucien, çatlayan sabrının son raddesinde iki eliyle kaşlarını ovuşturdu. “Şimdiden başım ağrımaya başladı,” diye mırıldandı.
Salondan bir anda derin, uğultulu bir fısıltı dalgası yükseldi.
“Ryujin mi?!”
“Üçüncü sınıfların en tehlikeli teknik uzmanlarından biri.”
“Gerçek bir kontrol uzmanı karşılarına çıktı, işleri zor.”
Kael, tribün kenarından başını kaldırıp yukarı, rakip kürsüsüne doğru baktı. Ryujin Akeshi, uzun boylu, ince yapılı ve simsiyah saçlarını arkadan düzgün bir şekilde bağlamış bir öğrenciydi. Etrafa yaydığı aura baskısı boğucu değildi fakat inanılmaz derecede keskindi. Belinde asılı duran ince samuray kılıcı, kınından sızan enerjiyle yavaşça titreşiyordu. Aura Dışavurum'ları var olduktan sonra ya parçacık halinde yok olur, yada araya geri karışırdı fakat Ryujin'in Dışavurum'u, Kael'in Kara Tüy dinamiğine benzer şekilde kaybolmuyor, sahibinin yanında kınında sabit bir şekilde duruyordu.
İnce, siyah bir kın içinde duran katana, ilk bakışta normal bir metal gibi görünse de kılıcın keskin kenarları boyunca ince, parlak mavi aura çizgileri durmaksızın dolaşıyordu. Ryujin, son derece sakin ve ölçülü adımlarla basamaklardan arenaya indi.
Habel, elindeki hançerlerin saplarını parmaklarında çevirerek sırıttı: “Vay vay… Karşıma tam bir anime karakteri çıkardılar.”
Ryujin, kılıcının kabzasına elini rahatlıkla yerleştirirken gözlerini Habel’e dikti: “Gereğinden fazla konuşuyorsun.”
“İçimdeki korkudan dolayı olabilir,” dedi Habel, dalga geçer gibi.
Ryujin hiç istifini bozmadı: “Bence korkudan değil. Doğrudan zekâ eksikliğinden.”
Nero, arkadaki revir alanına götürülürken sağlam kolunu havaya kaldırıp yüksek bir tonda bağırdı: “Vur şu ukalanın ağzına, Habel!”
Lucien uyarıcı bir sesle araya girdi: “Nero, sesini kes.”
“Sadece arkadaşıma manevi destek veriyorum, komutanım.”
Kael, pürdikkat Ryujin’i izlemeye odaklanmıştı. Adamın dövüş alanındaki yürüyüşü bile milimetrik bir kontrol altındaydı. Gövdesinde en ufak bir sarsıntı, zerre kadar gereksiz bir kas hareketi yoktu.
Lucien, yanındaki Kael’e dönerek ağır bir sesle konuştu: “Şu çocuğu çok dikkatli izle Kael.”
“Neden?” diye sordu Kael.
“Çünkü Ryujin… Aura verimliliği ve enerjiyi minimum kayıpla yönlendirme konusunda tüm akademinin en kusursuz isimlerinden biridir.”
Ryujin, sağ elinin başparmağıyla katananın kabzasını hafifçe yukarı doğru itti.
FŞŞŞ.
Mavi renkli saf aura, kılıcın namlusundan dışarıya ince bir sis tabakası gibi yayıldı. Ortada ne büyük bir enerji patlaması vardı ne de etrafa taşan bir güç. Sadece göz kamaştırıcı, mükemmel bir kontrol vardı.
Habel’in yüzündeki o umursamaz sırıtış hafifçe azaldı. “Vay canına…” diye mırıldandı içinden.
Komutan Lucien sağ elini havaya kaldırdı: “Başlayın.”
ŞŞŞRAK!
Ryujin, komutun bittiği salisede ilk hareketini yaptı ve kılıcını çekti. Ancak tribünlerdeki hiç kimse katananın kından çıkış anını gözleriyle takip edemedi.
Bir sonraki salise—ortama bir damla kan sıçradı.
Habel’in sağ yanağında ince, düz bir kesik hattı açılmıştı. Salon bir anda sessizliğe gömüldü. Habel olduğu yerde dona kaldı.
“…Ne?”
Ryujin, aynı kusursuz ağırbaşlılıkla katanayı tek bir hamlede tekrar kınına soktu.
“Çok yavaştın,” dedi düz bir tonla.
Habel’in gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Kendini hız konusunda en üst seviyede görmesine rağmen, az önceki saldırının yörüngesini algılayamamıştı bile. Ancak bu psikolojik baskı onu sindirmedi; aksine içindeki vahşi dürtüyü uyandırdı. Yüzündeki o geniş sırıtış feci bir hırsla geri geldi.
“Tamam… İşte bu gerçekten çok hoşuma gitti.”
BOOM!
Habel’in bedeninden yeşil renkli aura fışkırdı. Enerjinin içindeki kızıl damarlar hızla genişleyerek kollarından parmak uçlarına kadar yayıldı.
[ KORTİZOL: %43 ]
Ellerinin arasında Kızıl Diş, yeşil-kızıl parıltılı hançerler şekil aldı. Habel ayaklarını zemine vurarak doğrudan ileriye doğru atıldı. Sergilediği muazzam hız yüzünden arena zemininde upuzun, parlak yeşil bir ışık çizgisi oluştu. Ryujin'in arkasına geçti.
Ancak Ryujin, üzerine doğru bir mermi gibi gelen rakibine karşı arkasını bile dönmedi.
ÇİNG!
Katana bir kez daha ışık hızıyla kından ayrıldı. Habel’in sağ elindeki hançer, aldığı sert darbenin etkisiyle havaya doğru savruldu.
ŞRAK!
Hemen ardından Habel’in sol omzunda derin bir kesik daha açıldı. refleksle birkaç metre geriye sıçrayarak aradaki mesafeyi açtı.
“Ah… Bu herifin darbeleri gerçekten çok can yakıyor.”
Ryujin, kılıcını hafifçe yan tutarak cevap verdi: “Keskinlik, tam olarak can yakması için tasarlanmış bir kavramdır. Ne kadar kontrol sahibiysen, silahın o kadar keskinleşir.”
Hemen ardından, üçüncü sınıf öğrencisinin etrafındaki mavi aura ilk defa yükselmeye başladı. Enerji, katananın keskin ağzında yoğunlaşarak ışığa dönüştü.
[ KAGETORA: AKIŞ MODU ]
Bir anda Ryujin’in arenadaki tüm hareket dinamiği baştan aşağı değişti. Adımları daha fazla akışkanlık kazanmıştı; sanki metal platformun üzerinde yürümüyor, havada süzülüyormuş gibi kayıyordu.
Kael, kaşlarını hafifçe çatarak mırıldandı: “…Ayağı yere tam olarak basmıyor.”
Lucien başını salladı: “Çünkü aurasını ayak tabanlarında yoğunlaştırarak zeminle arasındaki tüm sürtünmeyi sıfıra indiriyor.”
Ryujin, bu akışkan hızla bir anda Habel’in önünde bitti.
ŞRAK! ŞRAK! ŞRAK!
Katana darbeleri havada adeta amansız bir yağmur gibi ardı ardına iniyordu. Habel, tüm hız sınırlarını zorlayarak geriye doğru kaçmaya çalışıyordu ama turnuvanın başından beri ilk kez bu kadar net bir şekilde geriye doğru itiliyordu. Yüzündeki o gevşek sırıtış tamamen kayboldu.
[ KORTİZOL: %51 ]
Hançerlerinin üzerindeki kızıl rezonans damarları ritimle büyüdü.
GÜM. GÜM.
O anda Habel için bile beklenmedik bir şey oldu; Habel’in sağ elindeki hançerlerden biri kendi sapından koparmışçasına bağımsız bir şekilde hareket ederek Ryujin’in tam kör noktasına, ensesine doğru fırladı. Ryujin, bu sinsi saldırıyı son salisede başını yana eğerek atlattı. Üçüncü sınıf öğrencisinin kaşları ilk defa hafifçe yukarı kalkmıştı.
“…Otonom rezonans mı?” diye sordu şaşkınlıkla.
Habel, kaybettiği özgüvenini yeniden toplayarak sırıttı: “Benim hançerler biraz hiperaktiftir, yerlerinde durmayı pek sevmezler.”
Ve o saniyede—arenada gerçek bir hız patlaması yaşandı.
Habel’in yeşil aurası alanı o kadar hızlı katetti ki, salondakiler yerde aynı anda birden fazla Habel görüyormuş gibi hissetti. Bir, iki, üç farklı açıdan, aynı anda ölümcül saldırılar Ryujin’in üzerine indi.
Ryujin, maçın başından beri ilk kez tamamen savunma pozisyonuna geçmek zorunda kalmıştı.
ÇİNG! ÇİNG! ÇİNG!
Kılıç ve hançerlerin birbirine vurmasıyla havaya düzinelerce parlak kıvılcım saçılıyordu. Fakat Habel’in durmaya zerre niyeti yoktu.
[ KORTİZOL: %59 ]
Boynundaki aura damarları artık çenesine ve yüz hatlarına kadar tırmanmıştı. Lucien, çocuktaki bu psikolojik ve fiziksel değişimi anında fark etti.
“…Sonunda başlıyor,” dedi komutan.
Kael heyecanla sordu: “Başlayan ne?”
“Habel’in ruhsal ve fiziksel olarak silahıyla girdiği o tam senkronizasyon aşaması.”
Bir anda, Habel’in ellerindeki hançerler ışıkla biçim değiştirdi. Yeşil aura, bıçakların etrafında uzayarak onları birer jilet kadar ince bir forma soktu. Silahın üzerindeki kızıl damarlar tüm yüzeyi tamamen kaplamıştı.
Habel’in gözbebekleri, tıpkı vahşi bir kedigilinki gibi dikey bir çizgi halini alarak küçüldü.
Ryujin, rakibinden yayılan bu tehlikeli psikolojik baskıyı hissettiği an katanasının kabzasını iki eliyle birden sıkıca kavradı. Yüzünde sert bir ifade belirdi.
“…İşte şimdi dövüş bir şeye benzemeye başladı.”
BOOOOM!
İki öğrenci, kalan tüm enerjileriyle aynı anda tek bir nokta üzerinde birbirlerine doğru fırladı.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı