Dante’nin etrafındaki karanlık aura ağırlaştıkça, koskoca arena tuhaf bir şekilde sessizleşmeye başladı. Bu, sıradan bir sessizlik değildi; salondaki tüm sesler sanki görünmez bir girdabın içinde boğuluyor, havada asılı kalıyordu. Tribünlerdeki bazı öğrenciler istemsizce göğüslerini tutarak geriye doğru yaslandı. Çünkü Dante’nin Uçurum Kalbi rezonansı sadece etrafa ruhsal bir baskı uygulamıyor, adeta ortamdaki tüm enerjiyi ve oksijeni tüketiyordu.
Nero, boynunu kütürdeterek omuzlarını esnetti. Göğsünün üzerinde, kumaşı hafifçe çürüten o siyah leke hâlâ duruyordu. Fakat bu ölümcül manzara onu korkutmak yerine içindeki o vahşi dürtüyü tetiklemişti.
Geniş, meydan okuyan sırıtışı yüzüne geri döndü.
"Tamam," diye mırıldandı, gözlerinde tehlikeli bir parıltıyla. "Şimdi gerçekten eğlenmeye başlayabiliriz."
BOOOOM!
Nero’nun içindeki kızıl enerji bir anda devasa bir patlamayla dışarı salındı. Bileğindeki dijital ekran yanıp sönmeye başladı:
[ KORTİZOL: %72 ]
Açığa çıkan gücün basıncıyla arena zemini boydan boya çatladı. Mezar Kıran bu kez sadece yumruğunu kaplayan bir zırh olmaktan çıkmıştı; yoğun kızıl enerji dalgalar halinde çocuğun dirseğinden omzuna, oradan göğsüne kadar yayıldı, zırhın üzerinde tıpkı canlı birer damar gibi atan siyah rezonans çizgileri belirdi. Nero’nun gözbebekleri, yoğun odaklanmadan ötürü küçüldü.
"Hadi bakalım!"
Yer çekimine meydan okurcasına bir anda ileri atıldı.
PATLAMA!
Sergilediği hız, dövüşün başındakinden katbekat daha yüksekti. Dante bu kez sadece gölgelerin arkasına saklanıp geri çekilmeyi denemedi. Elindeki Hiçlik (Nihil) havada parçalandı. Kılıç formu tamamen dağılıp siyah-kızıl piksellere ayrıştı, ardından saliseler içinde yeniden şekillendi.
ŞRAAK!
Bu kez ortaya çıkan silah parçalı bir mızraktı. Uzun, siyaha yakın koyu kırmızı bir renge sahipti ve her bir segmenti havada sürekli titreyip ayrışarak tekrar birleşiyordu.
[ HİÇLİK: PARÇALI MIZRAK ]
Dante mızrağı elinde ustaca çevirdi ve doğrudan üzerine gelen Nero’nun devasa yumruğuyla çarpıştırdı.
İki Pasif-Kızıl enerjinin merkezde çarpışmasıyla oluşan şok dalgası, arenayı koruyan saydam mavi bariyerleri çılgınlar gibi titretti. Ancak bu kez Nero geriye savrulmadı. Botlarını kırık metal zemine hırsla gömdü, Dante’nin mızrak baskısına karşı koyarken sırıttı:
"Ağır vuruyorsun, hoşuma gitti."
O anda Mezar Kıran aniden form değiştirmeye başladı. Yumruğun üzerindeki kızıl aura bir noktada toplanarak yoğun şekilde sıkışmaya başladı.
ÇATIRTI!
Zırhın üzerinde, siyah-kızıl enerjinin durmaksızın döndüğü ikinci bir katman, bir nevi enerji kalkanı oluştu. Komutan Lucien’ın gümüş gözleri şaşkınlıkla hafifçe açıldı.
"Aura sıkıştırma..." diye mırıldandı.
Kael, tribün kenarından öne doğru uzanarak sordu: "Ne yapıyor orada?"
Lucien, bakışlarını dövüşçülerden ayırmadan cevap verdi: "Aurasını dağıtmak yerine tek bir noktada sıkıştırıyor. Bu sayede vuruş anındaki patlama basıncını katlıyor."
Nero yumruğunu daha da sıktı.
ÇATIRTI!
Sıkışan enerjinin yoğunluğundan, etraflarındaki hava adeta cam gibi çatlama sesleri çıkardı.
[ MEZAR KIRAN: DARBE KAPSÜLÜ ]
Nero, saniyeler içinde zırhlı yumruğunu Dante’nin olduğu yöne doğru savurdu.
BOOOOOM!
Yumruğun doğrudan Dante'ye değmesine gerek kalmamıştı. Sıkışan auranın yarattığı devasa basınç dalgası, havayı ortadan ikiye yararak bir top mermisi gibi ileri fırladı. Dante refleksle geriye doğru kaçmaya çalıştı ama bu yoğun hız karşısında geç kalmıştı. Şok dalgası doğrudan göğsüne çarptı. Genç adam, maçın başından beri ilk kez dengesini kaybederek geriye doğru kaydı.
Tribünlerdeki öğrenciler adeta çılgına döndü: "LAN! Herif daha dokunmadı bile, sadece havaya vurdu!"
Nero, salonda yankılanan vahşi bir kahkaha attı:
"Ben sadece yakın dövüşçü değilim oğlum, bunu o kafana sok!"
Nero, Dante’nin dengesinin bozulmasını fırsat bilerek hiç duraksamadan tekrar saldırdı. Ancak birinci sınıfın elit ismi de pes edecek biri değildi. Dante anında karşılık verdi; elindeki Hiçlik bir kez daha parçalandı, mızrak formu dağıldı ve havada saniyeler içinde yeniden infilak ederek ikiye ayrıldı.
ÇİNG!
Dante’nin ellerinde bu kez iki adet kısa, ölümcül bıçak belirdi.
[ HİÇLİK: İKİZ DIŞLER ]
Dante, arena zemininde adeta bir gölge gibi hareket ederek gözden kayboldu. Gerçek anlamda bir illüzyon gibiydi.
ŞŞŞT.
Milisaniyeler içinde Nero’nun hemen sağ yan profilinde belirdi. İlk bıçak yüksek bir hızla Nero’nun omzuna inerken, ikinci bıçak doğrudan böbrek hizasına doğru ölümcül bir kavisle ilerledi.
Ancak Nero, bu sinsi kuşatmaya karşı saf içgüdüleriyle hareket ederek Mezar Kıran’ın içindeki tüm enerjiyi kendi etrafında patlattı.
BOOM!
Çevresel alana yayılan ani basınç dalgası, Dante’yi saniyeler içinde geriye doğru itti. Nero bu boşluktan yararlanarak anında ekseninde döndü ve sert bir dirsek savurdu. Dante esneklikle eğilerek sıyrıldı. Nero bu kez dizini kaldırdı, Dante kollarını çaprazlayarak bu yıkıcı darbeyi blokladı.
Korkunç bir yakın dövüş başlamıştı. Gerçek, acımasız ve hiçbir kuralın fiyakasının sökmediği bir vahşet. İki Pasif-Kızıl kullanıcısı arenada çarpıştıkça, havada yeşil-kızıl ve simsiyah çizgiler birbirine karışıyordu. Dante, bir sıvı gibi akışkan ve tahmin edilemezdi; Nero ise tamamen ağır, yıkıcı ve durdurulamaz bir balyoz gibiydi. Her yumruk darbesi altlarındaki platformu biraz daha parçalıyor, her karşı saldırı maçı bitirebilecek kadar ölümcül bir psikolojik baskı taşıyıyordu.
[ KORTİZOL: %81 ]
Dante’nin aura yoğunluğu kritik eşiği aşınca, Uçurum Kalbi ayaklarının altındaki metal zemini tamamen simsiyah bir mürekkep tabakası gibi boyamaya başladı. Nero ne olduğunu anlayamadan, bastığı o karanlık gölgenin içinden simsiyah, soyut eller yükseldi.
ŞLAK!
Gölge eller, Nero’nun bacaklarını kavrayıp onu olduğu yere sabitledi. Dante bu anlık hareketsizliği kaçırmadı. Elindeki Hiçlik son kez biçim değiştirdi; bu kez ortaya çıkan şey, boyu insan boyunu aşan, kenarları durmaksızın titreyen devasa parçalı bir baltaydı.
[ HİÇLİK: İNFAZ ÇERÇEVESİ ]
Dante havaya doğru sıçradı, tüm gövdesinin ağırlığını ve aurasını baltanın namlusuna vererek doğrudan Nero’nun kafasına doğru indirdi.
BOOOOM!
Ağır platform ortadan ikiye ayrıldı, açığa çıkan devasa enerji yüzünden etrafı tamamen kör edici bir toz ve duman bulutu kapladı. Tribünlerdeki öğrenciler heyecanla ayaklanmıştı: "BİTTİ MI?! Bu darbeden kimse sağ çıkamaz!"
Ancak o yoğun duman bulutunun tam ortasından koyu, yüksek parıltılı kızıl bir ışık hüzmesi dışarı sızdı. Hemen ardından o tanıdık, meydan okuyan kahkaha arenada yankılandı.
Nero’ydu bu.
"HAHA!"
Nero, kafasına inen o devasa baltayı, zırhlı sağ eliyle havada tek bir hamlede yakalamış, sıkıca tutuyordu. Ancak darbenin saf gücü yüzünden kolundaki zırhın çatlaklarından aşağıya doğru ince kan sızıntıları akmaktaydı. Bileğindeki cihaz nihayet o kırmızı alarm seviyesine ulaştı:
[ KORTİZOL: %90 ]
Tüm salon bir anda derin bir sessizliğe gömüldü. Çünkü Nero’nun etrafındaki aura artık tamamen değişmişti. O bildik, parlak kızıl enerji gitmiş; yerine koyu, vahşi ve her an patlamaya hazır, adeta sıvılaşmış koyu bir kırmızı renk yerleşmişti. Mezar Kıran zırhı sadece kolunu kaplamakla kalmadı, çocuğun sırtına doğru yayılmaya başladı. Siyah-kızıl enerji dalgaları, bir canlının omurgası boyunca ilerlermiş gibi sırt kemiği hattında yükseliyordu.
Komutan Lucien’ın yüzü ciddiyetle gerildi: "Bu seviye... Onun için tehlikeli. Yozlaşma başlayacak."
Kael, oturduğu yerden Nero’nun ruhundaki o ani kırılmayı ve psikolojik değişimi net bir şekilde hissedebiliyordu. Arkadaşının içindeki tüm insani duygular saniyeler içinde siliniyor, adrenalin tavan yapıyor ve saf bir şiddet, yıkım isteği bilincini ele geçiriyordu. Ancak Nero, tüm bu delilik dalgasına rağmen gözlerindeki o sarsılmaz kontrolü henüz tamamen kaybetmemişti.
Nero, üstündeki devasa baltayı akılalmaz bir güçle ileri doğru itti. Dante darbenin etkisiyle havada taklalar atarak geriye doğru sıçradı ve platformun sağlam kalan ucuna iniş yaptı.
Ve o an, Dante’nin o ifadesiz, boş yüzünde ilk kez gerçek bir gülümseme belirdi.
"İşte şimdi..." diye fısıldadı Dante, gözlerindeki o tekinsiz boşluk ilk kez heyecanla titrerken. "...İşte şimdi karşımda gerçekten bir rakip varmış gibi hissediyorum."
Nero, sarsılmaz bir vahşilikle sırıtıp o devasa zırhlı yumruğunu havaya kaldırdı: "Al benden de o kadar!"
O saniyede ikisi de aynı anda, kalan tüm güçleriyle birbirlerinin üzerine doğru fırladı.
Bir yanda her şeyi yakıp yıkan yoğun bir kızıl patlama, diğer yanda önüne çıkan tüm varoluşu yutan mutlak bir karanlık... Arena platformu, iki Pasif-Kızıl’ın nihai çarpışmasından doğan o devasa ışık ve gölge tufanıyla tamamen kaplandı.
Kör edici ışık patlaması yavaşça dağıldığında, ortadaki manzara nefes kesiciydi. Arena artık tanınmaz bir enkaz yığınına dönüşmüştü. Metal platformların ağır panelleri çarpışmanın gücüyle içeri göçmüş, zemin derin yarıklarla boydan boya parçalanmıştı. Yukarıdaki mavi koruyucu bariyerler, aşırı yüklenmenin yarattığı statik cızırtılarla çılgınlar gibi titriyordu.
Toz bulutunun tam merkezinde ise çevreye dehşet salan iki canavar gibi dikilen iki öğrenci duruyordu.
Nero, aldığı hasarın ağırlığıyla derin ve hırıltılı nefesler alıyordu fakat yüzündeki o dikbaşlı, gözü kara meydan okuma zerre eksilmemişti. Tam aksine, gözlerindeki delilik parıltısı daha da keskinleşti. Bileğindeki ekranda sayılar kırmızı bir uyarıyla sabitlendi:
[ KORTİZOL: %90 ]
Mezar Kıran artık sadece kolunu zırh gibi saran bir güç değildi. Koyu kırmızı enerji, çocuğun omurgası boyunca bir nevi dış iskelet gibi tırmanmış, sırtından iki devasa enerji uzantısının fırlamasına yol açmıştı. Bu uzantılar, içlerinde durmaksızın dönen rezonans halkalarıyla adeta birer roket motorunu andırıyordu.
FŞŞŞŞŞ!
Aşırı sıkışmış auranın yarattığı basınç sesi tüm salonda yankılanmaya başladı. Tribünlerdeki üst dönem öğrenciler şok içinde ayaklandı.
"O sırtındaki de neyin nesi? Böyle bir form görmedim!"
Komutan Lucien’ın yüz hatları tekrar ve tekrar gerildi.
Kael, elini önündeki şişeye atıp istemsizce sıkarak sordu: "Yeni bir yetenek mi uyandırdı?"
Lucien başını ağır bir ritimle iki yana salladı: "Hayır. Bu yeni bir teknik değil. Doğrudan bir aura evrimi."
Lucien'ın bakışları Nero'nun titreyen kaslarındaydı. Sırtındaki o enerji motorları, durmaksızın patlayıcı bir enerji basıncı üretiyordu. Bu sayede çocuk, normal bir insanın algı sınırlarını aşan ani hız patlamaları gerçekleştirebilirdi. Ancak bu gücün psikolojik ve fiziksel faturası ağırdı; zira o yüksek yoğunluktaki basınca bir saniye bile fazla maruz kalmak, kendi kas dokusunun ve kemik yapısının içeriden parçalanması demekti.
Dante Rhys ise hemen karşı tarafta, o sarsılmaz sakinliğiyle bekliyordu. Kolundaki ekran yandı:
[ KORTİZOL: %91 ]
Uçurum Kalbi, tüm arenayı adeta yaşayan bir gölge örtüsü gibi kaplamıştı. Elindeki Hiçlik cızırtıyla son kez biçim değiştirdi; bu kez ortaya çıkan şey, havada segmentler halinde ayrılıp geri birleşen, kırbaç gibi kıvrılan devasa bir zincir-kılıç formuydu.
[ HİÇLİK: UÇURUM AĞITI ]
Salon adeta nefesini tuttu. Dante’nin etrafından sızan o tekinsiz boşluk hissi artık tamamen kontrolden çıkmıştı. Karşılarında duran genç, bir öğrenciden ziyade arena zemininde ağır ağır büyüyen, önüne çıkan tüm ışığı yutan dipsiz bir uçurum gibiydi.
Nero, omuzlarını rahatlıkla kütürdetti. Sırtındaki o iki devasa enerji motoru aynı anda ateşlendi.
BOOOOM!
Nero bir anda gözün önünden tamamen silindi. Hayır, bu sadece bir kaybolma değildi; çocuk insan gözünün biyolojik sınırlarını tamamen hiçe sayan bir hız ivmesine ulaşmıştı.
PATLAMA!
Dante, milisaniyelik bir refleksle zincir-kılıcı havada dehşet verici bir kavisle savurdu. Ancak vurduğu yer sadece boş havaydı. Nero çoktan onun arkasındaki kör noktaya sızmıştı bile.
[ YUMRUK ]
Nero'nun zırhlı sağ yumruğundan çıkan korkunç şok dalgası, Dante’yi saniyeler içinde arenanın tam diğer ucuna fırlattı. Ağır gövde, salonun kalın duvarına gürültüyle çarptı.
BOOOM!
Öğrenciler çılgınlar gibi bağırmaya başladı: "TAKİP BİLE EDİLEMİYOR!"
"Bu nasıl bir hız, adam resmen bir füzeye dönüştü!"
Nero, boğazından yükselen vahşi bir kahkahayla meydan okudu. Sırtındaki aura motorları bir kez daha yüksek gürültüyle infilak etti.
FŞŞŞŞŞ!
Aynı hız patlamasıyla bir kez daha ileriye doğru fırladı. Ancak bu defa Dante hazırlıksız yakalanmayacaktı. Uçurum Kalbi zemin boyunca geniş bir yarık gibi açıldı ve içinden düzinelerce simsiyah gölge el fırlayarak Nero’nun üzerine çullandı.
Nero bu defa durmadı ya da kaçmadı. Mezar Kıran zırhı kolunun üzerinde çılgınca dönmeye başladı.
ÇATIRTI!
[ DARBE PATLAMASI ]
Nero zırhlı yumruğunu doğrudan havaya doğru savurdu. Meydana gelen ani basınç patlaması, üzerine gelen tüm o sinsi gölgeleri tek bir saniyede paramparça ederek havaya uçurdu. Genç adam, dumanların arasından sıyrılarak doğrudan Dante’nin tam önünde bitti.
İkinci yakın dövüş safhası işte o an patlak verdi. Fakat bu defaki çarpışma, az öncekilerden katbekat daha vahşi ve acımasızdı. Dante’nin elindeki Hiçlik sürekli form değiştiriyor, rakibini şaşırtmak adına bir kılıca, bir mızrağa, ardından devasa bir baltaya ya da kancaya dönüşüyordu. Her yeni form, Nero'nun savunmasında ölümcül bir gedik açmak için farklı bir saldırı geometrisi yaratıyordu.
Nero ise bu karmaşık tekniğe karşı sadece saf hızını ve ezici hava basıncını kullanıyordu. Attığı her adımda, savurduğu her hamlede arena zemininden yeni metal parçaları kopup havaya fırlıyordu.
ŞRAK!
Dante’nin ani bir form değişikliğiyle savurduğu keskin bıçak, Nero’nun sağ yanağını derinlemesine yardı. Koyu kırmızı kan damlaları havaya sıçradı. Ancak Nero, acıyı hissettiği an yüzündeki o vahşi sırıtışı daha da genişletti.
BOOM!
Aynı saniyede Nero'nun yükselen sert diz darbesi, Dante’nin tam kaburga kemiklerinin üzerine bindi.
ÇAT!
Dante, maçın başından beri ilk defa ciğerlerindeki nefesi acı dolu bir hırıltıyla dışarı verdi.
Kael, tribün kenarında tırnaklarını etine geçirecek kadar büyük bir odaklanmayla maçı izliyordu. Çünkü iki gencin de psikolojik durumu artık sıradan bir öğrenci düellosunun sınırlarını çoktan aşmıştı. Bu durum sadece bir turnuvayı kazanma ya da üstünlük kurma arzusu değildi; bu, iki Pasif-Kızıl kullanıcısının içindeki o en saf, en ilkel savaş ve yok etme içgüdüsünün tamamen serbest kalmasıydı.
Komutan Lucien: "İkisi de tamamen kendi sınır boylarında yürüyor." dedi.
Selene, o duru ela gözlerini komutana çevirerek sordu: "Müdahale edip dövüşü durduracak mısınız?"
Lucien bir süre cevap vermedi. Çünkü ikisinin de zihinsel olarak hâlâ o ince kontrol çizgisini bırakmadığını görebiliyordu. Ve bir komutan olarak, bu iki canavarın o sınırın ötesinde ne kadar ileri gidebileceğini kendi gözleriyle tartmak istiyordu.
Dante Rhys, aldığı darbenin etkisiyle geriye doğru sıçradı. Elindeki Hiçlik anında siyah piksellere ayrışarak dağıldı. Sonra… Maçın başından beri ilk kez tamamen devasa, parçalı bir tırpan formuna büründü.
[ HİÇLİK: CENAZE KANADI ]
Arenanın üzerindeki hava basıncı bir anda tonlarca ağırlıktaki bir beton blok gibi çöktü. Dante tırpanı tüm gövdesiyle havada savurdu. Namludan fırlayan KARANLIK BİR ENERJİ DALGASI, önündeki tüm zemin plakalarını kökünden sökerek ileri atıldı.
Nero, tehlikeyi hissettiği milisaniyede sırtındaki motorları son kapasite ateşledi.
BOOOOM!
Sırtındaki uzuvlar adeta kızıl bir alev püskürterek patladı. Havada arkasında keskin, kızıl bir enerji çizgisi bırakarak yana doğru kaydı. Karanlık dalga gövdesini kıl payı sıyırdı fakat sol omzunun üzerindeki kumaşı ve eti parçalamayı başardı. Taze kan metal zemine damladı.
Nero’nun sırıtışı neredeyse kulaklarına varacak kadar genişledi: "Tamam… İşte bu hamle gerçekten aşırı iyiydi!"
Ve hemen ardından, bileğindeki dijital ölçüm cihazı uyarı tonuyla çınladı:
[ KORTİZOL: %94 ]
Komutan Lucien’ın gümüş gözleri dehşetle büyüdü: "Hayır… Dur durak bilmiyor."
Çünkü Nero’nun sırtındaki o aura motorları, bedeninden sızan kanla birlikte daha da büyüyor, kontrolsüz bir basınca ulaşıyordu. Çocuğun kas yapısı artık fiziksel dayanma sınırının son milimetresindeydi. Ancak Nero durmadı, durmayı aklının ucundan bile geçirmedi. İki elini birden sıkarak Mezar Kıran’ı tam kapasite aktif etti. Sırtındaki enerji uzantıları kör edici bir parıltıyla infilak etti.
BOOOOOOOM!
Tüm salon deprem oluyormuşçasına sarsıldı. Ve Nero… Doğrudan Dante’nin olduğu noktaya doğru kırmızı bir füze gibi fırladı.
PATLAMA!
Çarpışmanın yarattığı muazzam şok dalgası tüm tribünleri titretti, etraftaki koruyucu bariyerler aşırı basınçtan ötürü daha çok çatladı. Dante son bir hamleyle Hiçlik’i araya koymaya çalıştı ama bu akılalmaz hız karşısında tamamen geç kalmıştı.
Nero’nun sıkışmış o devasa zırhlı yumruğu, doğrudan Dante’nin göğüs kafesinin tam ortasına saplandı.
ÇAT!
Dante’nin gözleri şokla büyüdü. Altlarındaki zemin bu devasa basınca dayanamayarak tamamen çöktü.
BOOOOM!
İkisi birlikte parçalanan platformun derinliklerine, toz dumanın içine gömüldü. Merkeze mutlak, ağır bir sessizlik hakim oldu.
Saniyeler sonra… O yoğun duman bulutunun içinden tek bir figür yavaşça, sarsıla sarsıla ayağa kalktı.
Nero’ydu bu.
Tüm gövdesi kanlar içindeydi, aldığı hasarlardan ötürü nefes nefeseydi ama her şeye rağmen o sarsılmaz iradesiyle dimdik ayaktaydı. Dante Rhys ise hemen birkaç metre ötesinde, zemin kırıntılarının arasında tamamen çökmüş durumdaydı. Elindeki Hiçlik formu parça parça dağılarak havada sönük bir aura tozuna dönüşüyordu.
Komutan Lucien, elindeki kronometreye bakarak birkaç saniye boyunca o ağır sessizliği korudu. Sonra tüm salona ilan etti:
"Kazanan: Nero Vael!"
O andan itibaren tüm salon adeta çılgına döndü, tribünlerden sağır edici bir tezahürat yükseldi. Habel oturduğu yerden şaşkınlıkla fırlayarak bağırdı: "LAN! Bu herifin bizimle aynı dönem birinci sınıf olduğuna beni kimse inandıramaz artık!"
Kael ise gözlerini arenanın merkezindeki Nero’dan ayırmıyordu. İçindeki o psikolojik analiz yeteneğiyle, arkadaşının neden bu kadar tehlikeli ve öngörülemez olduğunu ilk kez o saniyede gerçekten idrak etmişti.
Çünkü Nero Vael dediğin adam… Etindeki ve ruhundaki o acının en uç noktasında bile, sırf o savaşı kazanmak adına tek bir saniye duraksamadan körü körüne ileri gitmeye devam edebilen tam bir katıksız manyaktı.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı