Arena, Selene'in sergilediği o sarsılmaz Beyaz Sessizlik yeteneğinin etkisini hâlâ üzerinde taşıyordu. Ayla Vern, platformun hemen kenarındaki alana çökmüş, dağılan nefesini ve ritmini düzenlemeye çalışıyordu. Paslı Yeşil halkaları yavaşça çözülerek birer aksesuar gibi yeniden bileğinin etrafına sarılmıştı ancak genç kızın yüzündeki o dehşete düşmüş, sarsılmış ifade hâlâ ilk anki gibi taze duruyordu.
“…İçimdeki tüm savaş dürtüsünü tek bir saniyede kuruttu,” diye mırıldandı Ayla Vern, titreyen ellerine bakarak. “Bu his gerçekten iğrenç ve aşağılayıcıydı.”
Habel, elindeki su şişesini kıza doğru uzatarak sırıttı: “Hoş geldin dostum. İşte biz buna akademi literatüründe 'Selene ile terapi seansları' diyoruz.”
Selene, ağır ve asil adımlarla areneya çıktığı merdivenlerden geri yürüyerek ekibin yanına ulaştı. Kız sanki az önce orada bir düelloya çıkıp bir saniye önce kendi sınıfından elit bir Dışavurum kullanıcısını alt etmemiş gibiydi; Tek bir saç teli bile yerinden oynamamıştı.
Nero, sarsılmaz bir hayranlıkla ellerini çırparak direkt alkış tuttu: “Tamam. Bu son sergilediğin performans gerçekten feci şekilde havalıydı, yiğidi öldür hakkını yeme.”
Habel ise abartılı bir dramayla anında yerinden fırladı: “Ne havalısı oğlum! Kadın bildiğin oyun canavarı gibi tepemize çöktü orada!”
Kael, o koyu kahverengi gözlerindeki derin, psikolojik analizle mırıldandı: “…Beyaz Aura gerçekten korkutucu bir doğaya sahip.”
Selene, bu yoğun övgü yağmuru karşısında düz bir tonla sordu: “Teşekkürler? Sanırım bunu iyi bir şey olarak kabul etmeliyim.”
Kael hafifçe tebessüm etti: “Kesinlikle iltifat olarak söyledim.”
Selene, birkaç saniye boyunca Kael’in yüzündeki o samimi tebessümü inceledi. Ardından aceleyle başını başka bir yöne doğru çevirdi. Kara saçlarının arasından sızan kulak uçları yine gözle görülür şekilde kızarmıştı.
Habel bu ince detaydaki psikolojik kırılmayı milisaniyede yakalayarak anında dirseğiyle Nero’yu dürttü: “Lütfen bana senin de gördüğünü söyle Nero! Harikka bir anı yine tam zamanında yakaladım!”
Selene, buz gibi ses tonuyla Habel’in sözünü kesti: “Sus, Habel.”
O esnada Ayla Vern, üstünü başını silkeleyerek yanlarından kırgınlıkla geçerken duraksadı ve Selene Aurelius’a keskin bir bakış attı: “…Turnuvadaki bir dahaki eşleşmemizde, o sessizliği ne pahasına olursa olsun kırıp seni yeneceğim.”
Selene, sarsılmaz sakinliğini zerre bozmadan ela gözlerini kıza dikti: “…Tüm gücünle gelmeni bekliyor olacağım.”
Nero, kollarını göğsünde bağlayıp bıkkınlıkla homurdandı: “Bu akademideki herkes neden sürekli o animelerdeki ezeli rakipler gibi havalı cümlelerle konuşuyorlar anlamıyorum ki?”
Kael, Nero’ya yan gözle bakarak düz bir tonla araya girdi: “Bence bu konuda en son konuşması gereken kişi tam olarak sensin, Nero.”
Tam o saniyede—salonun tavanında asılı duran devasa dijital terminalin pikselleri gürültüyle yeniden titreşti. Yeni isimler ekrana kırmızı ışık hüzmesiyle kazındı.
[ SONRAKİ DÜELLO: NERO VAEL vs DANTE RHYS ]
Salon bu eşleşmeyi gördüğü an adeta yer yerinden oynadı, tribünlerden yoğun bir uğultu yükseldi.
“LAN! İşte turnuva öncesi beklenen o kırılma noktası geldi!”
“Aynı arenada iki Pasif-Kızıl kullanıcısı! Bu düello bir kan banyosuna dönecek!”
Habel, ellerini şakaklarına koyarak dramatik bir korkuyla mırıldandı: “Eğer bugün bu iki Pasif-Kızıl manyağından sonra o arena platformu hâlâ tek parça halinde ayakta kalabilirse, hayatım boyunca her akşam şükür namazı kılacağım.”
Dante Rhys, oturduğu sıradan yavaşça ayağa kalktı. Uzun, simsiyah askeri ceketi omzundan hafifçe aşağıya doğru kayarken, o parıldayan kızıl gözlerini ağır adımlarla Nero’ya doğru çevirdi. Çocuktan yayılan aura, Nero’nunki gibi etrafa kıvılcımlar saçıp kükremiyordu; aşırı şekilde sessizdi. Ama o sessizliğin içinde, insan psikolojisini baskı altında ezen muazzam bir ağırlık gizliydi.
Nero, o dikbaşlı ve sarsılmaz adımlarla areneya doğru yürürken yüzündeki o vahşi, saf sırıtış yeniden hatlarına oturdu: “Bak işte bu tam olarak benim aşırı şekilde hoşuma gitti.”
Kael ise tribünün kenarından, pürdikkat bir odaklanmayla Dante’yi izliyordu. Çünkü Kael'in içgüdüleri ve gözlemleri, Dante’nin aurasında bir şekilde ters giden, sarsıcı bir şey olduğunu ona fısıldıyordu. O kızıl enerjinin özünde öfke ya da intikam gibi duygu yoktu. Orada sadece… Dipsiz bir boşluk vardı.
Komutan Lucien’ın gümüş renkli gözleri ve sarsılmaz yüzü de bu isimle birlikte ciddiyete bürünmüştü. Selene, komutanın bu psikolojik değişimini anında fark ederek kısık bir sesle sordu: “…Dante Rhys’ın kullandığı o rezonans yeteneğinin tam niteliği nedir, komutanım?”
Lucien kısa bir süre boyunca derin bir askeri sessizliğe gömüldü. Ardından konuştu: “…Uçurum Tipi.”
Kael, bu tekinsiz terimi duyunca sordu: “…Uçurum Tipi tam olarak ne anlama geliyor?”
Lucien, gözlerini areneya giriş yapan Dante’den bir an bile ayırmadan açıklamaya devam etti: “Pasif-Kızıl kullanıcılarının büyük bir kısmı içlerindeki o stresle çevreye devasa bir aura baskısı üretir. Bazıları Nero gibi bunu tamamen yıkıcı bir fiziksel güce dönüştürür. Ancak çok nadir de olsa, bazı Pasif-Kızıllar vardır ki…” Lucien duraksadı, gümüş gözlerinde bir ciddiyet parıldadı. “…Etraflarında sadece ve sadece mutlak bir yokluk üretirler. Kortizol üretimi onlar için öfkeye, intikama bağlı olan unsur değildir.”
Tüm arena bu teknik ve psikolojik açıklamayla birlikte sessizliğe gömüldü. Komutan Lucien sağ elini havaya kaldırıp komutu verdi: “Başlayın.”
BOOM!
Nero, komutun bittiği milisaniyede bastığı metal zemini güçle patlatarak doğrudan ileriye doğru atıldı. Mezar Kıran anında tüm sağ kolunu o siyah-kızıl zırhıyla kaplarken, etrafından sızan kızıl aura parlaklıkla infilak etti. Kolundaki cihaz anında fırladı:
[ KORTİZOL: %47 ]
Nero, o devasa zırhlı yumruğunu, öfkeyle doğrudan Dante’nin tam kafasına doğru indirdi. Ancak—Dante Rhys yerinden bir milim bile kaçmadı. Çocuk bir anda gözün önünden kayboldu. Hayır, bu Habel’in sergilediği sarsıcı fiziksel hız gibi değildi; Dante’nin tüm silüeti sanki o alandaki varoluşu tamamen sönmüş gibi bir anda yokluğa karışmıştı.
Nero’nun güçle inen yumruğu sadece boş havayı yardı, metal platformda şok dalgası yarattı ancak hedefi ıskaladı. Nero, şaşkınlıkla gözlerini açtı: “…Ne? Nereye gitti bu herif?”
Tam o saniyede—hemen ense kökünün, tam arkasındaki kör noktanın derinliklerinden soğuk bir ses yükseldi:
“Selam.”
Bu ses doğrudan Dante’ye aitti. Nero, aldığı refleksle arkasına doğru akılalmaz bir hızla dönmeye çalıştı ancak o döndüğü anda—tüm görüş alanı mutlak bir KARANLIKLA kaplandı. Dante’nin çıplak eli, Nero’nun göğüsünün tam ortasına yumuşaklıkla değdi. Ve koskoca arena, o milisaniyede sanki tüm ışık enerjisi bir kara delik tarafından yutulmuş gibi anlığına tamamen karardı.
PATLAMA!
Nero, göğsüne aldığı o ne idüğü belirsiz saf gücün etkisiyle hızla geriye doğru savruldu, metal platformun üzerinde metrelerce kayarak ancak durabildi. Tribünler bir kez daha sarsıcı bir sessizliğe gömülmüştü; çünkü oradaki hiçbir kıdemli öğrenci, Dante’nin Nero’ya tam olarak nasıl bir darbe indirdiğini gözleriyle seçememişti.
Nero, hırıldayarak ve dişlerini sıkarak öfkeyle ayağa kalktı. Üniformasının göğüs kısmına baktığında, orada kumaşı ve deriyi adeta çürüten, kömür karası bir izin kalmış olduğunu gördü. Nero tükürerek homurdandı: “…Bu az önceki ne biçim bir boktan yetenekti böyle?”
Dante Rhys’ın etrafını saran o tekinsiz aura dalgaları her geçen saniye daha da yoğunlaşıyordu. Enerji artık o bildik Pasif-Kızıl renginde değildi; tamamen siyaha aşırı şekilde yakın, koyu pıhtılaşmış bir kırmızıya bürünmüştü. Ve en korkuncu, çocuğun bastığı metal zemindeki kendi gölgesi, canlı bir organizma gibi ritimle hareket etmeye, etrafa kollar uzatmaya başlamıştı.
Komutan Lucien, sesindeki o sarsılmaz askeri otoriteyi koruyarak mırıldandı: “…Uçurum Kalbi.” Bu, Dante’nin ruhuyla bütünleşen o, lanetli özel rezonans gücüydü.
Nero, içindeki o vahşi hırsla bir kez daha taarruz başlattı. Bu kez saniyeler öncekinden aşırı şekilde daha hızlıydı. İndirdiği o ardı arkası kesilmeyen zırhlı yumruk kombinasyonları, arenadaki hava basıncını değiştiriyor, platformu sarsıyordu. Ancak Dante Rhys… Sanki o alanda fiziksel bir bedene sahip değilmiş gibi, her yoğun darbeden tam yarım saniye önce gövdesini hafifçe yana kaydırarak kaçmayı başarıyordu. Çocuk adeta kendi yarattığı o karanlık gölgelerin arasında pürüzsüzce kayıyordu.
Üst dönem öğrencilerden biri heyecanla bağırdı: “Herif resmen kısa mesafede ışınlanıyor, bu nasıl bir kaçış mekanizması!”
Lucien başını iki yana salladı: “Hayır, ışınlanmıyor. O çocuk… Kendi aurasının menzilindeki alanı doğrudan kendi içine doğru büküyor.”
Kael’in koyu kahverengi gözleri bu psikolojik ve fiziksel bükülme teorisiyle birlikte şokla açıldı.
Dante Rhys, Nero’nun son büyük yumruk hamlesini de boşluğa çıkardıktan sonra aniden sağ elini havaya doğru kaldırdı. O saniyede, arena zemininin kırık çatlaklarından simsiyah ve kızıl parıltılı gölge çizgileri birer sarmaşık gibi yukarı doğru fırladı. Bu karanlık uzuvlar, Nero’nun kaçmasına fırsat vermeden saniyeler içinde sağ ve sol ayağını sıkılıkla bağlayıp zemine çiviledi.
ŞLAK!
Nero, ayaklarının kapandığını hissedince büyük bir refleksle Mezar Kıran zırhını tüm gücüyle doğrudan ayaklarının altındaki metal zemine doğru vurdu.
BOOM!
Nero’nun saf gücüyle birlikte ayaklarını saran o sarmaşık benzeri gölgeler parçalanarak havaya dağıldı. Ancak o toz bulutunun arasından sıyrılan Dante Rhys, çoktan Nero’nun tam önündeki menzile kadar sızmıştı. Ve çocuk, maçın başından beri ilk kez… Kendi özel aura silahını çağırmak üzere elini uzattı.
FŞŞŞŞ—
Dante’nin avucunun içinden, mutlak karanlıktan dövülmüş, aşırı uzun, koyu kırmızı bir kılıç şekil alarak dışarı fırladı. Ancak bu silah, akademideki diğer kılıçlar gibi sabit bir metalik forma sahip değildi. Kılıcın keskin bıçak kenarları, sanki atomik düzeyde dengesizlik yaşıyormuş gibi sürekli parçalanıyor, yok oluyor ve milisaniyeler içinde yeniden karanlıktan bükülerek var oluyordu. Sanki o silah, bu evrenin fizik kurallarına göre stabil değildi.
Silahın adı:
[ HIÇLIK (NIHIL) ]
Tüm salon, bu gücün yarattığı psikolojik baskı karşısında bir kez daha mutlak bir sessizliğe gömüldü. Dante Rhys, o sürekli titreyen ve parçalanan koyu kırmızı kılıcı rahatlıkla sağ omzuna doğru koydu. Kızıl gözlerindeki o dipsiz boşlukla Nero’ya baktı ve kısık bir sesle mırıldandı:
“…Artık bu şovu tamamen bitirelim.”
BOOOOM!
Dante’nin etrafındaki o koyu kırmızı, siyaha çalan aura devasa bir patlamayla tüm platformu kapladı. Kolundaki dijital gösterge stres eşiğini geçti:
[ KORTİZOL: %71 ]
Arenanın tavanındaki devasa askeri ışık projektörleri, açığa çıkan bu enerjinin yarattığı manyetik alandan ötürü çılgınlar gibi kırpışarak titremeye başladı.
Ve tam o saniyede—maçın başından beri en yoğun darbelerde bile yüzündeki o dikbaşlı, sarsılmaz sırıtışı bozmayan Nero’nun yüzündeki o ifade tamamen kayboldu.
Çünkü Nero, karşısındaki Dante Rhys’ın etrafından yayılan o saf hissiyatın… Artık bir insana, hatta bir askeriye öğrencisine ait olmadığını fark etmişti. Dante Rhys, orada bir dövüşçü gibi durmuyordu.
Sanki o kırık dökük arenanın tam merkezinde, canlı canlı yürüyen, önüne çıkan her şeyi yutmaya hazır bir karadelik, mutlak bir boşluk vardı.
BÖLÜM NOTU
Evet, artık Dante Rhys karakterimize merhaba diyebiliriz.
Kendisini Akademi bölümlerinde kısa kısa görmüş olsak da, bu sahneye kadar karakteri yakından tanıma fırsatı bulamamıştık.
Dante Rhys bir **Pasif-Kızıl** kullanıcısıdır. Aurası yoğun kızıl, siyah ve gri tonlarının iç içe geçtiği karanlık bir yapıya sahiptir. Aura baskısı ise çoğu kişinin tarif etmekte zorlanacağı kadar ağırdır; adeta bir kara deliği andırır.
Ancak Dante'yi diğer Pasif-Kızıllardan ayıran şey yalnızca aura rengi değildir.
Her Pasif-Kızıl'ın kortizol üretimini tetikleyen farklı bir psikolojik çekirdeği vardır. Kael'in gücü koruma içgüdüsüne bağlıdır. Nero'nun gücü rekabet ve üstün gelme arzusundan beslenir.
Dante ise farklıdır.
Onun gücü öfkeden, intikamdan veya rekabetten doğmaz.
Dante'nin özü tek bir dürtüye dayanır:
**Yutmak.**
Karşısındaki her şeyi yutmak.
Tüketmek.
Sessizce kendi içine çekmek.
---
### Nihil
Dante'nin dışavurumunun adı **Nihil**dir.
Nihil'in en belirgin özelliği sürekli olarak parçalanabilmesi ve yeniden şekillenebilmesidir. Silahın parçaları havada dağılabilir, farklı açılardan hareket edebilir ve kullanıcısının isteğine göre tekrar birleşebilir.
Fakat Nihil'in de mutlak kuralları vardır.
Örneğin Selene'in dışavurumu yalnızca menzilli silahlara dönüşebilmektedir. Dante'nin dışavurumu olan Nihil ise bunun tam tersidir.
Nihil'in mutlak kuralı:
**Yalnızca yakın dövüş silahlarına ve kesici-delici formlara bürünebilmesidir.**
Bu nedenle Nihil;
* Kılıç,
* Hançer,
* Balta,
* Mızrak,
* Glaive,
gibi silahlara dönüşebilirken, ateşli silahlara veya menzilli silahlara dönüşemez.
Akademi bölümlerinin başlarında, özellikle **"Özün Yansıması"** bölümünde gördüğümüz üzere Nihil'in ana formu bir **Mızrak-Glaive** karışımıdır.
Bu form, Dante'nin savaş tarzını en iyi yansıtan biçim olarak kabul edilir.
---
### Uçurum Kalbi
Serideki her aura kullanıcısının, bir anlamda nihai teknik olarak kabul edilebilecek mutlak bir yeteneği vardır. Selene'in kullandığı **Beyaz Sessizlik** buna bir örnektir.
Dante'nin mutlak yeteneği ise:
**Uçurum Kalbi.**
Bu yetenek aktif olduğunda Dante'nin aurası rakibin aurasını baskılamaya, emmeye ve doğrudan kendisini beslemeye başlar.
Aynı zamanda çevresinde aura anomalilerinden oluşan karanlık bir gölge alan meydana gelir.
Bu gölgeler:
* Rakiplere saldırabilir,
* Dante'yi koruyabilir,
* Rakiplerin hareketlerini engelleyebilir.
Fakat Uçurum Kalbi'nin en korkutucu tarafı bu değildir.
Dante, oluşturduğu gölgeler arasında neredeyse ışınlanıyormuş gibi hareket edebilir. Bir gölgenin içinden kaybolup başka bir gölgenin içinden çıkarak savaş alanında akıl almaz bir hareket kabiliyeti elde eder.
Bu yüzden rakipleri çoğu zaman onun nerede olduğunu takip etmekte zorlanır.
Darbeleri de sıradan değildir.
Dante'nin yaptığı her saldırı yalnızca fiziksel hasar vermez. Temas ettiği noktada sanki canlı dokuyu çürütüyormuş gibi ağır bir yıkım hissi bırakır.
Bu nedenlerle Dante Rhys, şu ana kadar hikâyede gördüğümüz en tehlikeli ve en güçlü karakterlerden biri olarak kabul edilmektedir.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı