insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

BOOOOOOOOOOM.

Arena zemini, tarihindeki en nizami ama en amansız sarsıntılardan birini daha yaşadı. Kael ve Habel’ın gövdesinden fışkıran aura baskısı, sanki tek bir kaynaktan besleniyormuş gibi milimetrik bir uyumla, aynı anda göğe doğru tırmandı.

KORTİZOL SEVİYESİ: %100

Ve hemen altındaki gösterge—

BOZULMA SEVİYESİ: %0

Aura Bastırma Departmanı görevlileri önlerindeki hassas ölçüm cihazlarına önce inanmaz gözlerle baktı. Ekranları birkaç kez yenilediler, algılayıcıları tekrar kontrol ettiler; çünkü sistemde kesinlikle teknik bir hata olduğunu düşünüyorlardı. Fakat yanılıyorlardı. Cihazlar milimi milimine doğruyu söylüyordu: İkisi de güçlerinin en uç sınırında, tam olarak %100 kapasitedeydi ve zihinleri üzerinde en ufak bir kontrol kaybı, en ufak bir delilik emaresi yoktu.

Dövüş alanının kenarında duran Lucien’ın o her zamanki ifadesiz, katı yüzünde hakiki bir şaşkınlık belirdi. Gümüş gözleri hayretle büyürken kendi kendine mırıldandı: “İmkânsız.”

Tribündeki Konsey görevlilerinden biri ise oturduğu koltuktan dehşetle ayağa fırlamıştı: “Daha birinci sınıfta olan iki çömez… Nasıl olur da akıl sağlığını yitirmeden tam senkronizasyonla yüzde yüz güce ulaşabilir?”

Nero, yukarıda bacak bacak üstüne atmış, o mavi gözlerinde muzip bir parıltıyla keyifli keyifli sırıtıyordu: “Ben size en başından beri söylemiştim. Bizim lojmandakilerin hiçbiri normal değil.”

BOOOOM.

Habel’ın bedenini saran o canlı yeşil aura, sınırları zorladığı o salisede tamamen renk değiştirerek saf, parlak bir kızıl tona büründü. Çevrede yeşile dair en ufak bir enerji kırıntısı bile kalmamıştı. O muazzam kızıl enerji, ellerinde tuttuğu ikiz hançerlerin namlusundan adeta dışarıya doğru taşıyordu. Hançerlerin gövdesindeki gözler tamamen açılmış, doğrudan hedefe odaklanmıştı. Ve Habel… zihnindeki o saf gücün sarhoşluğuyla, etrafa neşeli bir kahkaha savuruyordu: “HAHA! İŞTE BU BE! ARADIĞIM GÜÇ TAM OLARAK BUYDU!”

Kael’in aurası ise arkadaşından çok daha farklı bir evrim geçiriyordu. Parlak kızıl rengin tam kalbine, adeta mürekkep damlatılmış gibi ince, akışkan siyahlıklar karışmaya başladı. Ancak bu siyahlık, geçmişte canavarı uyandıran o lanetli renkle zerre kadar uyuşmuyordu. Tamamen rafine, tamamen onun öz iradesiyle şekillenen kontrollü bir güçtü.

Ve bu sahnedeki en sıra dışı, en garip detay—Kael’in yüzünde beliren, kelimelerle tarif edilemeyecek kadar mutlu ve samimi bir gülümsemeydi. Siyah saçlarının arasından parıldayan kahverengi gözleriyle, hayatında ilk kez bir dövüşün içinde hayatta kalma mücadelesi vermiyor, birini öldürmeye çalışmıyor; sadece dövüşmekten, arkadaşıyla sınırlarını zorlamaktan keyif alıyordu.

Habel, o kızıl çizginin içinde bir anda gözden kaybolarak amansız bir hızla ileri atıldı.

BOOOOM.

Sahanın ortasında kızıl bir şok dalgası oluştu ama—Kael orada değildi. Saliseler içinde, adeta bir hayalet gibi tamamen ortadan kaybolmuştu.

GÜM.

Habel’ın turkuaz gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Çünkü Kael’in o her zamanki soğuk ses tonundan uzak, alaycı ve son derece yakın sesi tam olarak ensesinin arkasından yankılanmıştı:

“…Selam aşkım.”

Sonra—

BOOOOOOM.

Kael, havada dönerek attığı güçlü tekmeyi Habel’ın tam sırtına geçirdi. Habel, aldığı darbenin şiddetiyle bir füze gibi arena boyunca boylu boyunca uçtu ve karşıdaki kalınlaştırılmış beton duvara büyük bir gürültüyle çarptı.

GÜM.

Bütün salon, yaşanan bu absürt diyalog ve darbe karşısında bir saniye boyunca ne yapacağını bilemeyerek kalakaldı. Ardından Nero, oturduğu tribünden bariyerlere fırlayıp ellerini çırparak tüm gücüyle aşağıya doğru bağırdı:

“Kael dikkat et de Kara Tüy arkasından iş çevirdiğinizi anlayıp kıskançlık krizine girmesin!”

Bu bağırışın ardından salon bir anda devasa bir kahkaha tufanına boğuldu. Selene bile turnuva bandajlarının acısını tamamen unutup elini yüzüne kapatarak katıla katıla gülmeye başladı.

Habel, çarptığı duvarın oluşturduğu toz bulutunun ve göçüğün içinden kafasını çıkarıp yüzünü ekşiterek bağırdı: “LAN! Dövüşün en hararetli yerinde benimle flört etmeyi kes! Konsantrasyonumu bozuyorsun!”

Kael, uzun zamandır iç dünyasına ördüğü o kalın, kasvetli duvarları tamamen yıkarak hayatında ilk kez bu kadar saf, bu kadar içten bir kahkaha attı. Hiçbir yük taşımayan, sadece o anın tadını çıkaran bir kahkahaydı bu.

GÜM.

Bileğindeki Kara Tüy de bu neşeli enerjiye eşlik ederek hafifçe titredi. Ve Kael’in kolunun iç tarafına, mor parıltılı harflerle sitemkar, küçük bir yazı kazıdı:

[ KISKANDIM ]

Nero bunu yukarıdaki dev ekrandan okuduğu anda gülmekten koltukların arasına düştü: “PUHAHAHAHAHAHA! Adamın silahı bile trip atıyor, inanılmaz!”

Habel, üzerindeki tozları silkeleyerek duvardan dışarı çıktı. Yanakları sinirden ve utançtan kıpkırmızı olmuştu: “…Yemin ediyorum benim auram bile utandı şu an senin bu laflarından.”

Kael, yüzündeki o muzip sırıtışla kolundaki yazıya, Kara Tüy’e doğru baktı: “Tamam, özür dilerim, bir daha olmaz.”

Bu kez Selene de kendini tamamen koyuverdi. Gece karası saçları omuzlarında sallanırken, ela gözlerinin içi parlayarak hayat dolu bir kahkaha attı. Arena içindeki o kurşun gibi ağır, ölüm kokan turnuva gerginliği, bu iki arkadaşın arasındaki o sarsılmaz bağ sayesinde garip ve huzurlu bir neşeyle tamamen dağılmıştı.

Ama bu neşeli hava, savaşın bittiği anlamına gelmiyordu. Çünkü bir sonraki saniyede, Habel’ın ellerindeki hançerlerin üzerindeki o minik gözler yeniden tehlikeli bir kızıllıkla parıldadı.

GÜM.

Habel’ın ayaklarının altındaki beton zemin yeniden çatlamaya başladı. Sarışın genç, hançerlerini havada estetik bir şekilde çevirip gardını alırken sırıttı: “Güzel eğlendik. Ama şimdi seni harbi harbi dövüyorum Kael.”

Kael, parmaklarının arasındaki Kara Tüy’ü usta bir hareketle döndürdü. Etrafını saran kızıl-siyah aura tabakası eskisinden çok daha yoğun, çok daha keskin bir şekilde kalemin ucunda toplandı. Kahverengi gözlerindeki o meydan okuyan sırıtışla arkadaşına bakıp cevap verdi:

“Dene bakalım.”

BOOOOOOOM.

İki muazzam kızıl çizgi, arenaların tavanını çatlatacak bir güçle, bu kez ardı arkası kesilmeyen neşeli kahkahalar eşliğinde tam ortada yeniden birbiriyle çarpıştı.

BÖLÜM NOTU

Evet, Öfkenin Tezahürü 68. Bölüm yayımda!

Bu bölümü özellikle daha eğlenceli, komik ve yer yer absürd diyaloglarla hazırlamak istedim. Okuyucunun yalnızca savaşı takip etmesini değil, aynı zamanda karakterlerle birlikte o anın keyfini çıkarmasını istedim.

Yavaş yavaş "Arena Savaşları" Arc'ının sonuna yaklaşıyoruz. Tahminimce bu sezonun bitmesine yaklaşık 5-6 bölüm kaldı.

Bu bölümden sonra seri biraz daha sakin bir tempoya geçecek. Savaşların yerini daha fazla karakter ilişkileri, diyaloglar ve psikolojik unsurların ön plana çıktığı bölümler alacak.

Okuyan, destekleyen ve yorum yapan herkese teşekkür ederim.

İyi okumalar!




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı