BOOOOOOM.
Kızıl ve yeşil aura, arenanın tam ortasında bir kez daha muazzam bir güçle çarpıştı. Bu saf enerji patlamasının yarattığı şok dalgası, yeni güçlendirilen beton zeminde bile derin çatlaklar açarak etrafa toz bulutları savurdu. Habel, çarpışmanın etkisiyle ayakları üzerinde geri kayarak ancak durabildi. Durduğu an bile durulmadı; büyük bir estetikle ellerindeki hançerleri parmaklarının arasında ters düz ederek çevirdi. Yoğun yeşil aura, genç adamın parmak boğumlarının arasından adeta akışkan bir sıvı gibi süzülüyordu. Ancak onun o meşhur stres çatlakları, artık omuz çizgisine kadar amansızca yayılmıştı.
KORTİZOL SEVİYESİ: %60
Kael’in bedenini sarmalayan kızıl aura da tam olarak aynı seviyeye, %60 sınırına dayanmıştı. Fakat aralarında gözle görülür, çok net bir nitelik farkı vardı. Habel’ın enerjisi ne kadar saldırgan, yırtıcı ve patlamaya hazırsa; Kael’in kızıl aurası bir o kadar ağırdı, rakibini adeta görünmez bir mengene gibi bastırıyor, sahayı keskin bir baskı altına alıyordu.
GÜM.
Kara Tüy, Kael’in parmakları arasında hafifçe titreyerek sahibinin nabzıyla uyum içinde attı. Kael, siyah saçlarının altından arkadaşına bakıp dudaklarının kenarıyla yavaşça sırıttı: “Yol yakınken bence pes et Habel.”
Habel olduğu yerde birkaç saniye donup kaldı. Kael’in bu özgüvenli duruşunu süzdü, ardından hiçbir şeyi umursamayan o meşhur yüz ifadesiyle direkt: “…Yok ya, hiç almayayım,” dedi.
Ve hemen ardından, tamamen ciddiyetten uzak bir hareketle elindeki yeşil enerji hançerinin keskin yüzeyini diliyle yavaşça yaladı.
Koskoca arena bir anlığına derin bir sessizliğe gömüldü. Tribünde bu saçmalığı izleyen Nero, daha fazla dayanamayarak oturduğu yerden öne doğru fırladı: “Oğlum, dövüşün ortasında niye durduk yere absürt bir anime karakteri gibi davranıyorsun? Amacın ne senin?”
Habel aşağıdan tribüne doğru göz kırpıp sırıttı: “Aura kasmaya çalışıyorum şurada, bölmesene lafımı!”
Kael bu ergence şov karşısında gözlerini devirmeden edemedi. Sonra yüzündeki tüm o alaycı ifadeyi silip gayet düz, tehditkâr bir tonla elini hafifçe yukarı doğru kaldırdı:
“Kara Yankı.”
Sahadaki tüm hava bir anda buz kesti. Habel’ın o karizma kasmaya çalışan yüzü saliseler içinde feci şekilde bozuldu, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu: “LAN! DUR! VALLA DUR! ŞAKA YAPTIM!”
Kael, arkadaşının bu ani panik hali karşısında kendini daha fazla tutamadı ve istemsizce neşeli bir kahkaha attı: “Sakin ol, sadece şaka yapıyorum.”
Habel, o devasa gölgenin gelmeyeceğini anlayınca derin, rahat bir nefes verdi: “Ulan, amcık sote! Yüreğime indiriyordun! Böyle şaka mı olur?”
Nero tribünden arkasına yaslanıp kahkahayı basarken, Selene bile bu absürt diyalog karşısında elini yüzüne kapatıp hafifçe kıkırdadı.
Kael omuzlarını hafifçe silkerek Kara Tüy’ü parmaklarının arasında çevirdi. Habel ise hâlâ durumun şokunu atlatamamış gibi söyleniyordu: “Yalnız bu yaptığın apaçık hile sayılır. Ben burada canımı dişime takmış, tüm gücümü salıyor muyum hiç?” Sırıtışı yeniden yüzüne yerleşirken hançerlerini havada döndürdü. Kael derin bir nefes çekti, elini beline koydu ve: “…Madem öyle, o zaman sen de tüm gücünü sal da görelim.” dedi.
GÜM.
Habel’ın yeşil aurası bu sözlerin ardından yeniden göğe doğru yükseldi. Gövdesindeki o kızıl stres çatlakları, bu kez ellerindeki hançerlerin üzerine doğru bir sarmaşık gibi yayıldı. Sarışın gencin turkuaz gözlerinde bu kez turnuvanın başından beri görülmemiş ciddiyette bir ışık parıldadı: “Bana o meşhur Kara Hakikat ve Kara Yazıt yeteneklerini daha fazla göster Kael. Saklama kendini.”
Bütün arena, bu cümlenin ardından adeta nefesini tuttu. Çünkü tribünlerdeki öğrencilerden tutun da en tepedeki Konsey üyelerine kadar herkes içten içe aynı şeyi merak ediyordu: Kael’in o gizemli yeteneğinin sınırları tam olarak neydi ve ne işe yarıyordu?
GÜM.
Kael, siyah saçlarını savurarak Kara Tüy’ü havaya doğru kaldırdı. Yoğun kızıl aura, kalemin sivri ucunda adeta saf bir mürekkep gibi toplanarak keskinleşti. Genç adam, elini boşlukta hareket ettirerek havaya görünmez bir deftere yazar gibi kelimeler kazımaya başladı.
ÇİZİK.
ÇİZİK.
Kırmızı ve siyah enerjiden oluşan parıl parıl harfler, fizik kurallarına meydan okuyarak havada asılı kaldı:
[ HAFİFLE ]
O harflerin havada belirmesiyle, tam o salisede—Kael’in bütün bedeni üzerindeki tüm yerçekimi baskısını kaybetmiş gibi inanılmaz bir hafifliğe ulaştı. Ayağının altındaki beton zemin üzerindeki o tonlarca ağırlık hissi bir anda yok oldu.
BOOOM.
Kael, yerinden öyle bir fırladı ki, bu sergilediği hız artık normal bir insanın ya da standart bir aura kullanıcısının algılayabileceği cinsten bir sürat değildi. Habel’ın turkuazımsı gözleri şok içinde büyüdü:
“OHA!”
ÇİİİNG.
Hançer ile Kara Tüy havada büyük bir gürültüyle çarpıştı. Fakat Kael bu kez durmaya, rakibine nefes aldırmaya niyetli değildi. Sol eline Kara Tüy'ü jet hızıyla aldı ve hareket ettirerek havaya ikinci bir emir, ikinci bir kural yazdı;
[ KESKİNLEŞ ]
GÜM.
Kara Tüy’ün gölgeden ucu bu emirle birlikte bir mızrak gibi uzadı, etrafındaki kızıl aura moleküler düzeyde sıkışarak keskinleşti. Ve hemen ardından—
ŞRRAAAK.
Habel’ın ellerinde sımsıkı tuttuğu o saf enerjiden dövülmüş yeşil hançerlerden biri, kalemin tek bir darbesiyle tam ortadan ikiye bir cam gibi çatlayarak kırıldı.
Bütün tribün, gördükleri bu akılalmaz sahne karşısında adeta çılgına dönerek tek bir vücut halinde ayağa falktı: “NE LAN BU?! NASIL OLUR?!”
Nero heyecanla bariyerlere doğru abandı: “Adam 'tükenmez kalem' ile, Kızıl Diş'i yardı ya lan!”
Habel büyük bir hızla geriye doğru sıçrayıp aradaki mesafeyi açtı. Ancak elindeki kırık enerjiye rağmen yüzündeki o hayranlık dolu sırıtışı gizleyemedi: “HAHA! Tamam, kabul ediyorum, bu hamlen harbi aşırı havalıydı.”
Kael, turnuvanın başından beri ilk kez bir dövüşün içinde bu kadar rahat, bu kadar huzurlu görünüyordu. Çünkü bu savaşın temelinde, içindeki o canavarı besleyen kör bir öldürme arzusu ya da çaresiz bir nefret yoktu; tam aksine, muazzam bir irade ve kontrol hakimiyeti vardı. Kara Yazıt yeteneği, sahibine sadece kaba bir güç dalgası sunmuyordu; etraftaki gerçekliğin kurallarını, fiziksel yasaları kısa süreliğine de olsa kendi isteğine göre yeniden yazıyordu.
Dövüş alanının kenarında dikilen Lucien, gümüş gözlerini kısmış bu analizi yaparken derin bir nefes aldı: “…İnanılmaz.”
Yan taraftaki Selene, ela gözlerini sahadan ayırmadan merakla sordu: “Fark ettiğiniz şey ne komutanım?”
Lucien, bakışlarını o kızıl çizgilerin üzerinden bir saniye bile kaydırmadan tok bir sesle cevap verdi: “Kael artık gerçekliğin kurallarını çiğnemek için kendini zorlamıyor ya da ona karşı savaşmıyor… O, gerçekliğin kendisi, sanki gerçekten öyleymiş gibi davranıyor.”
GÜM.
Kael, bu kez kalemin ucunu doğrudan ayaklarının altındaki beton zemine doğru savurdu ve hızlıca tek bir kelime kazıdı:
[ DUR ]
Bir anda—Habel’ın tam adım atacağı yerdeki yeşil aura tabakası, üzerine tonlarca ağırlık çökmüş gibi feci bir şekilde ağırlaştı. Sarışın gencin o akışkan ve kıvrak hareketi, zamansal bir bükülme gibi yarım saniyeliğine tamamen yavaşladı, sekteye uğradı.
Kael, arkadaşının yakaladığı bu açık anını kaçırmadı ve milisaniyeler içinde saldırdı.
BOOOM.
Kara Tüy’ün gövdesi, büyük bir sertlikle Habel’ın sol omzuna çarptı. Habel aldığı bu darbenin şiddetiyle havaya doğru savruldu. Ancak çocuk harbi esnekti; havada estetik bir takla atarak ayaklarının üzerinde dengede kalarak yere inmeyi başardı. Dudaklarındaki o kana rağmen sırıtmaya devam etti: “Tamam beyler, madem kuralları değiştiriyoruz, ben de hakkını vererek oynuyorum o zaman.”
KORTİZOL SEVİYESİ: %67
Genç adamın yeşil aurası adeta bir yanardağ gibi patladı. Hançerlerinin üzerindeki o kızıl stres çatlakları bir anda şekil değiştirerek, tekinsiz bir biçimde canlı birer göz siluetine dönüştü.
GÜM.
Hançerlerin üzerindeki o minik gözler tek tek açılarak doğrudan Kael’in gövdesine, enerjisine kilitlendi. Habel kendi gözlerini yavaşça kapatarak derin bir nefes aldı:
“Hadi bakalım, şimdi kaç da göreyim.”
BOOOOM.
Habel, o gözlerin kilitlenmesiyle birlikte arena içinde tamamen görünmez bir hız dalgasına dönüşerek kayboldu.
Kael, kahverengi gözlerini sakinlikle kıstı. Ancak bu kez, zihnindeki o vahşi karanlığı değil; tamamen arınmış olan Kara Hakikat yeteneğini aktifleştirdi, Öfkepati'ye hâkim oldu.
GÜM.
Kael’in kahverengi gözleri bir anda saf kızıl bir ışıkla parıldadı. Ve o saniyede, genç adamın görüş alanı tamamen değişti; Habel’ın havada bıraktığı o yeşil aura izlerini net bir şekilde görmeye başladı. Üstelik bu görüş, sadece rakibinin fiziksel hareketlerini değil; onun zihnindeki o saf niyeti, bir sonraki hamlesinin tam olarak hangi yönden geleceğini bile önüne bir harita gibi seriyordu.
Kael, sağ tarafından gelen o muazzam enerji dalgasını hissederek istemsizce fısıldadı: “Sağ.”
ÇİİİNG.
Habel’ın görünmez bir hızla sağ arkadan savurduğu o ölümcül darbe, Kael’in arkasını bile dönmeden tam zamanında kaldırdığı Kara Tüy tarafından milimetrik olarak bloklandı.
Habel’ın kapalı olan gözleri büyük bir şokla açıldı, afallamıştı: “…Hadi canım! Bekle bir dakika, sen harbi harbi benim zihnimi, niyetimi mi okuyorsun şu an?”
Kael, arkadaşının bu şaşkın yüz ifadesine bakarak dudak büküp sırıttı: “Birazcık diyelim.”
Nero, tribündeki koltuğundan adeta çılgınlar gibi ayağa fırlayarak bağırdı: “LAN! İnanamıyorum! Bu ikisinin yetenekleri resmen birbirinin tam anti tezi olmuş! Muazzam bir eşleşme bu!”
Selene ise arka sırada otururken, yüzünde tamamen huzurlu bir tebessümle sahayı izliyordu. Çünkü hayatında ilk kez… Kael’i dövüşürken etrafına o nefret dolu korkuyu saçan bir canavar olarak değil; kendi zincirlerini kırmış, tamamen özgür ve hafiflemiş bir savaşçı olarak görüyordu.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı