Odadaki sessizlik, Kael’in bakışlarını kaçırmasıyla birlikte iyice yoğunlaştı. Selene, parmak uçlarında hâlâ o mor çatlakların ürpertici sıcaklığını hissederken zihninde Nero ve Habel’in anlattığı o dehşet anları dönüp duruyordu. O amansızca kopan kol, acıyı hissetmeden o canavarla çarpışması... Selene yavaşça bakışlarını Kael’e sabitledi. Sesindeki o titremeyi bastırmaya çalışarak sordu: “O an, yani o herif kolunu kopardığında ve sen o şeyi yapıp koluna geri gelmesi için emir verirken... Zihninden ne geçiyordu? Ne düşündün Kael?” Kael, sorulan soruyla birlikte bir anlığına duraksadı. Gözleri istemsizce komodinin üzerindeki çilekli süt kutusuna kaydı. Söyleyecek doğru kelimeleri bulmakta her zaman zorlanırdı ama bu kez kelimelere dökmesine gerek kalmadı. Çünkü tam o saniyede, Kael’in sağ bileğinin iç tarafındaki deri hafifçe kabardı. Siyah mürekkep damarları, sanki sahibinin zihnindeki o gizli, dışarı vuramadığı itirafı zorla ifşa etmek ister gibi delice bir hızla hareket etmeye başladı. Kara Tüy, Kael’in o an hissettiği ama diline dökemediği o saf, yoğun duyguyu doğrudan dışarıya kusuyordu.
Mürekkep dalgaları saniyeler içinde derinin üzerine net bir kelime kazıdı:
[ SEN ]
Odanın içi bir anda buz kesti. Kael'in kolunda bir anda beliren bu devasa yazıya üçü de aynı anda bakakaldı. Kael, yazıyı gördüğü anda yüzünde ilk kez yakalanmış bir çocuk ifadesi belirdi; hızla diğer elini yazının üzerine kapatmaya çalıştı. Yüzü yavaşça kızarırken bakışlarını tamamen tavana dikti: “Bu kalemin… bazen kendi kafasına göre saçmalama huyu var. Tamamen sistemsel bir hata. Ciddiye almayın.”
Habel, şok içinde yazıyı okuduktan sonra ellerini iki yana açıp Kael’e döndü: “Oğlum. Bu senin Kara Tüy bildiğin canlı yayın magazin muhabiri gibi çalışıyor lan! Herif içinden ne geçiriyorsa direkt koluna altyazı olarak geçiyor, kaçarın yok!” Nero, kahvesinden derin bir yudum alarak bardağı masaya vurdu, gözlerini kısarak sırıttı: “Mükemmel bir savunma mekanizması çöküşü. Adamın gizlilik ayarları tamamen devre dışı kaldı. Demek o canavarlıkların tam ortasında, kolun havada uçarken bile aklında sadece Selene vardı, ha?”
Habel kahkahayı patlattı, yatağın yanındaki koca ayıya vurarak: “Yeme bizi Kael! Kalem resmen ‘Ben bilmem, sahibimin kalbi bilir’ modunda takılıyor. Selene, bence bu çocuk sana yürümüyor, direkt depar atıyor haberin olsun.” Selene ise arkadaşının bu yakalanma haline ve arkasından dönen bu gürültülü esprilere rağmen gözlerini Kael’in elini kapattığı o noktadan ayıramadı. Dudaklarının kenarında, turnuvanın başından beri ilk kez bu kadar samimi, sıcak ve hafif utangaç bir tebessüm belirdi. Göğsündeki o suçluluk duygusu, yerini Kael’in bu saklamaya çalıştığı ama başaramadığı o muazzam bağlılığın getirdiği sıcaklığa bırakmıştı. Yavaşça Kael’in yazıyı gizleyen elinin üzerine kendi elini koydu. "Bırak," dedi yumuşak bir sesle. "Sistemsel hataları severim."
Kael, Selene’nin elinin sıcaklığını kendi teninde hissettiğinde, içindeki o günlerdir dinmek bilmeyen hırçın dalgaların, o savaşın geride bıraktığı o karanlık tortuların tamamen eriyip gittiğini hissetti. Zihnindeki o dipsiz gürültü, Selene’in bu küçücük dokunuşuyla birlikte tamamen susmuştu. Bakışlarını kaçırmadan, doğrudan Selene’nin gözlerinin içine baktı..

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı