GÜM.
GÜM.
Mekanik platformun tam ortasında artık iki insan dövüşmüyordu. Karşı karşıya duran şey, birbirini yok etmek üzere serbest kalmış iki büyük felaketti. Kael’in bedeninden taşan o karanlık siyahlık, saniyeler içinde koyu, çürümüş bir mor renge bürünmeye başladı. Bu, göze hoş gelen bir parlaklık değil;
ölümün, yok etme arzusunun rengiydi.
Ve salondaki herkesi iliklerine kadar ürperten asıl değişim, Kael'in bakışlarındaydı. Gözlerinde insani hiçbir empati kırıntısı kalmamıştı. Öfkepati yeteneği hâlâ çılgınlar gibi çalışıyordu ama Kael artık başkalarının acısını ya da korkusunu kendi içinde tartmıyordu. Duygularından geriye sadece tek bir şey kalmıştı: Saf, ilkel bir koruma içgüdüsü.
Selene. Nero. Habel. Lucien.
Onlar Kael’in bu dünyadaki ilk arkadaşları, hayata tutunmasını sağlayan ilk bağlarıydı. Ve Ragnar… o bağlardan birine, can çekiştirip, kıza en ağır hakareti savurmuştu. Kael, başını yavaşça Ragnar’a doğru çevirdi. Arkasında yükselen Zifiri siyah canavar, onunla aynı ritimde, adeta nefes alır gibi dalgalanıyordu. Genç adam dudaklarını araladığı ve şunları söyledi:
“…En değer verdiğim…”
GÜM.
“…ilk arkadaşlarımdan birisine…”
Kael’in mor aurası muazzam bir hırsla göğe yükseldi:
“…o lafı söyledin.”
BOOOOOOM!
Ragnar, duyduğu bu sesle birlikte çılgınca kükredi. Elindeki Kanlı Diken, tamamen bedeninin bir parçası haline gelmeye başlamıştı artık. Etrafını saran etten damarlar Ragnar’ın derisine, kaslarına nüfuz ediyordu. Silah ve kullanıcı tek bir bedende eriyordu. Ragnar’ın sağ kolu artık bir insan uzvuna benzemiyordu; baştan aşağı devasa, kırmızı-siyah ve kemikli bir bıçak formunu almıştı.
[ KORTİZOL SEVİYESİ: %300 ]
Kanlı Diken’in üzerindeki dişli ağızlar aynı anda açılarak kulak tırmalayıcı bir çığlık kopardı. Ragnar, bu dehşet verici dönüşümle birlikte anında ileriye atıldı. Öyle bir hızla fırlamıştı ki, bastığı zemin plaka plaka havaya uçtu. Önüne çıkan canavarı tek bir omuz darbesiyle yana savuran Ragnar, milisaniyeler içinde doğrudan Kael’in tam önünde bitti.
ŞRRAAAAAAAAAK!
Yutucu Modu’ndaki devasa bıçak uzvu büyük bir nefretle aşağıya indi. Keskin çelik, Kael’in sol omzunu tek bir hamlede biçti.
Kael’in sol kolu, omzundan tamamen koparak havada süzüldü.
Yoğun bir kan fışkırmasıyla birlikte kopan kol metal zemine düştü. Tribünlerdeki öğrenciler dehşet içinde çığlıklar atarak ayağa kalktı.
Habel öfkeden avazı çıktığı kadar bağırdı: “…KAEL!”
Ancak… Kael bir adım bile gerilemedi. Yavaşça başını eğdi, yerde duran kendi kopmuş koluna baktı. Ve hemen ardından, dudakları kulaklarına varacak kadar büyük, ürkütücü bir kahkaha patlattı. Dişleri, aldığı bu yüksek rezonansla birlikte tamamen sivrilmişti.
“…HAHAHAHAHA!”
Başını hafifçe yana doğru kırdı, simsiyah gözlerini Ragnar’a dikti:
“…Acıtmadı ki.”
Salon, bu tekinsiz tepki karşısında ölümcül bir sessizliğe gömüldü. Kael, yerdeki koluna doğru sadece tek bir kelime fısıldadı:
“Gel.”
Yerdeki kesik uzuv, sahibinin emriyle aniden kımıldadı. Öğrenciler gördükleri bu mantık dışı olay karşısında tamamen şok olmuştu. Kol, görünmez bir güçle havaya yükseldi; kesik uçlardan sarkan mor mürekkep damarları birer dokunaç gibi ileriye doğru uzandı.
ŞRRRRK!
Kol, Kael’in omzundaki açık yarayla akıl almaz bir hızla yeniden birleşti. Kas dokuları birbirine bağlandı, parçalanan kemikler saniyeler içinde kaynadı ve deri pürüzsüzce kapandı. Turnuva alanındaki herkes donakaldı. Tribünlerden bir öğrencinin titreyen sesi duyuldu: “…Bu… bu yaratık artık bir insan değil.”
Eğitmen Lucien bile bu yoruma bir cevap veremedi. Çünkü o tecrübeli gözleriyle bile şu an tam olarak neye baktığını, nasıl bir güce tanık olduğunu kestiremiyordu.
Kael, yeni birleşen sol elini yavaşça sıkarak yumruk yaptı. Kolunun üzerinde parıldayan mor damarlar ritmik bir şekilde attı. Onun iradesiyle beslenen canavar, boyut olarak daha da büyüdü, genişledi. Göğsündeki kaburgalar baştan aşağı açılırken, içindeki o zifiri boşluktan dışarıya mor ışık sızıyordu. Ragnar, karşısındaki bu doğaüstü manzarayı izledikçe aklını tamamen kaçırmış gibi deli gibi kahkahalar atmaya başladı:
“…HAHAHAHA! İŞTE BU BE! ARADIĞIM DÖVÜŞ BU!”
Kanlı Diken, Ragnar’ın bedenini bir virüs gibi daha da fazla istila etti. Yüzündeki siyah damarlar kalınlaştı, çene kemiği aldığı baskıyla yer yer çatırdadı. Kontrolden çıkan aura tüm salonu eziyordu ama Ragnar durmuyordu; tüm deliliğiyle savaşmaya devam ediyordu.
GÜM.
Kael’in bedenindeki enerji bir kez daha tırmanışa geçti.
[ KORTİZOL: %400 ]
Akademinin geriye kalan son dayanıklı yedek cihazları da bu akılalmaz yüklenmeyle tamamen arıza verdi. Salondaki acil durum ışıkları bile tamamen söndü, ortalık karanlığa teslim oldu. Ve Kael… bağırmaya başladı. Ancak bu haykırış sıradan bir çığlık değildi; darmadağın olmuş ruhundan taşan tuhaf, ritmik bir melodiye, tekinsiz bir şarkıya benziyordu. İçinde biriken tüm o sessiz acıyı, uğradığı haksızlıkları, hissettiği yası ve biriken saf nefreti bu boğuk, çatlak sesiyle dışarıya kusuyordu. Ağzından çıkan her bir kelimede mor aura bomba gibi patlıyor, her nefes alışında arena zemini biraz daha çöküyordu. Canavar bile bu şarkının ritmiyle amansızca titriyordu. Ragnar, bu tekinsiz melodiyi susturmak için doğrudan hamle yaptı. Bedenine bağlı olan Kanlı Diken yüzlerce küçük, dişli parçaya ayrılarak Kael’in üzerine çullandı.
ŞRRAAAK!
Kael, elindeki orantısız bir şekilde uzamış Kara Tüy’ü havaya kaldırdı. Ve hikayenin başından beri ilk kez, onu bir yazı aracı gibi değil, keskin ve ağır bir kılıç gibi savurdu.
ÇARPIŞMA!
Mor ve kırmızı auralar arenanın ortasında feci bir şiddetle birbirine girdi. Platform, tam ortasından derin yarıklar oluştu. Çarpışmanın yarattığı devasa şok dalgası tribünlerdeki beton sıraları darmadağın ederken, Habel ile Nero bile oturdukları yerde geriye doğru kaymak zorunda kaldı. Ama Kael durmuyordu. O çatallı, yırtılan sesiyle şarkısını söylemeye, içindeki karanlığı haykırmaya devam ediyordu. Yıllardır ruhuna hapsedilen mutlak öfke, nihayet kendine bir çıkış yolu bulmuştu. Canavar, saniyeler içinde Ragnar’ı o upuzun gölge kollarıyla yakaladı ve büyük bir nefretle doğrudan yere çaktı.
BOOOOOOOOOOM!
Ragnar, parçalanmış sırtı metal zemine gömülürken can havliyle karşılık verdi. Kanlı Diken’in jiletli segmentleri, yaratığın göğüs kafesini boydan boya yardı. Ancak canavar dökülen mor mürekkeple birlikte saliseler içinde, anında eski haline geri döndü. Kael delice gülüyordu. Ragnar delice gülüyordu.
Ve onların ortasında kaldığı koca turnuva alanı, bu amansız deliliğe daha fazla dayanamayarak parça parça çöküyordu.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı