GÜM.
GÜM.
GÜM.
Kara Yankı, pençeleriyle Ragnar’ın göğüs kafesini acımasızca yardıktan sonra, Ragnar'ın suratı şaşkınlık ile doldu. Ancak bu şaşkınlık yalnızca birkaç saniyeliğine sürdü. Hemen ardından Ragnar, derin yaralarına rağmen yeniden gülmeye başladı. Ağzından sızan kanlarla birlikte salonda tekinsiz bir kahkaha yankılandı.
“…HAHA…”
Kanlı Diken, sahibinin deliliğiyle rezonansa girerek acı dolu bir metalik çığlık daha attı. Ragnar, sarsılarak da olsa ayağa kalktı. Göğsünden oluk oluk akan kırmızı kanı eliyle tek bir hamlede sildi ve gözlerini Kael’e dikti. “…Tamam,” diye mırıldandı, sesi hırıldıyordu. “İstediğin gibi olsun.” Gövdesinden taşan aura yeniden yükselmeye başladı. Ancak bu kez yayılan o kızıl enerji saf değildi. Siyah damarlar yayılıyor, onu lekeliyordu. Kanlı Diken’in çelik gövdesinde simsiyah çatlaklar oluşmaya başladı.
[ KORTİZOL SEVİYESİ: %200 ]
BOOOOOOOOM!
Arena tavanındaki Kalan bir kaç ışık büyük bir gürültüyle patladı, salon yarı karanlığa gömüldü. Ragnar’ın bedenindeki siyah lekeler tıpkı Kael’deki gibi boynuna ve çenesine kadar yayıldı. Kırmızı gözbebekleri yuvalarında iyice büyümüştü. Ve ilk kez, o da bir insandan çok yırtıcı bir canavara benzemeye başlamıştı. Kanlı Diken bir kez daha mutasyona uğrayarak şekil değiştirdi. Keskin bıçak segmentleri çok daha vahşi, asimetrik bir hal aldı. Kılıcın çelik gövdesi üzerinde et parçalayacak sivri dişler belirdi. Silahın çatlaklarından aşağıya doğru simsiyah ve kıpkırmızı tekinsiz bir sıvı akıyordu.
[ KANLI DİKEN: YUTUCU MODU ]
Lucien, yukarıdaki locasından bu dönüşümü izlerken yüz hatları tamamen gerildi: “…Hayır, bu kadarı fazla.”
Kael ise… gülüyordu. Artık az önceki o sessiz, kırık tebessümünden eser kalmamıştı. Göğsü sarsıla sarsıla, delice bir kahkaha salıveriyordu arenaya.
Ve hemen ardından, acımasızca bağırmaya başladı. Sanki ruhunun en derinlerinde yıllardır biriken, mühürlenen ne varsa hepsi tek bir anda dışarıya taşıyordu. Sesi çığlık atmaktan yırtılıyor, çatlıyordu. İçindeki o ham öfke, katlanılmaz acı, derin yas ve saf nefret… Hepsi tek bir haykırışta birbirine karışıyordu. Onun bu korkunç yırtılışı karşısında, arkasındaki devasa Kara Yankı bile bir anlığına titredi.
GÜM.
Kael’in bedenindeki kortizol seviyesi akılalmaz bir hızla tırmanmaya devam etti.
[ KORTİZOL: %210 ]
[ → %240 ]
[ → %270 ]
[ → %300 ]
Eğitmenlerin önündeki tüm dijital kontrol panelleri ve ölçüm cihazları bu aşırı yüklenmeyle tamamen yanarak bozuldu. Artık Kael’in gücünü ya da rezonans sınırını ölçebilecek hiçbir teknoloji kalmamıştı salonda. Genç adamın etrafından taşan o kapkara aura, darmadağın olmuş arenadaki geriye kalan tüm ışığı adeta bir kara delik gibi emiyordu. Saf, mor çizgilerle bezenmiş zifiri bir karanlık… Ve Kael’in iradesiyle beslenen canavar, durmaksızın büyümeye, genişlemeye devam ediyordu. Göğüs kafesindeki kaburgaları artık dışarıdan çok daha belirgin ve ürkütücü bir şekilde seçiliyordu. Sırtından dışarıya doğru keskin, diken benzeri tekinsiz uzuvlar fırladı. Yüzü olması gereken o boşluktaki karanlık sıvı, zemine doğru daha hızlı akıyordu. Kael başını yavaşça yukarıya kaldırdı. Ve ağzından çıkan ses, ilk kez tamamen başka bir varlığa aitmiş gibi çıktı:
“…Parçala.”
BOOOOOOOM!
Kara Yankı tek bir salisede ortadan kayboldu. Ragnar, tehlikeyi sezip büyük bir refleksle elindeki Kanlı Diken’i havaya savurdu.
ŞRRAAAAAK!
Yutucu Modu’ndaki kılıcın yarattığı şok dalgası koskoca arenayı tam ortasından ikiye ayırdı. Canavar bu hamleden çoktan sıyrılmış, Ragnar’ın tam arkasında belirmişti bile.
ŞRRRRK!
Ragnar’ın sırtı boydan boya derinlemesine parçalandı, etrafa yoğun bir kan seli patladı. Fakat Ragnar bu kez aldığı darbeyle gerilemedi, durmadı. Akılalmaz bir delilikle büyük bir kahkaha attı ve doğrudan canavarın o kapkara gövdesinin içine doğru vurdu.
Kanlı Diken, yaratığın tam göğüs kafesini delip geçerek arkasından çıktı. Mor renkteki tekinsiz mürekkep havaya ve zemine saçıldı. Ancak— yaratığın doğaüstü yenilenme yeteneği tam o salisede devreye girdi. Anında. Ragnar’ın kırmızı gözleri şok içinde irileşti: “…Bu nasıl bir yetenek lan böyle?!” tam o an da Ragnar atletik bir hareket ile canavarın kafasına doğru sert bir tekme attı.
Canavar'ın boynu darbenin etkisiyle kırıldı, ancak saliseler içinde çıt sesiyle eski haline geri döndü. Tekrar darbe aldı. Uzun kolu parçalanıp koptu, fakat dökülen mürekkep saniyeler içinde yeni bir kol oluşturdu. Ragnar’ın yaydığı o korkunç %200’lük kortizol aurasının baskısı bu varlığa işlemiyordu. Acı hissetmiyordu. Korku nedir bilmiyordu. Çünkü o, zihninde insani mekanizmalar barındırmıyordu; yalnızca Kael’in ruhundan gelen o mutlak emri biliyordu:
[ PARÇALA ]
Kael, platformun diğer ucunda hâlâ iradesi dışında acıyla haykırmaya devam ediyordu. Çatallanan sesi bütün turnuva salonunun duvarlarında yankılanıyordu. Mor çatlaklar artık yüzünün her bir çizgisini, her bir hüresini tamamen istila etmişti. Ve en tekinsiz olanı, Kara Tüy artık elinde durmuyordu; doğrudan sağ kolunun etine, derisine yapışmış, onunla biyolojik olarak bütünleşmişti. Lucien, locasından bu dehşet verici manzarayı izlerken hayatında ilk kez içten gelen gerçek bir korku hissetti. Gerçekten ürkmüştü. Çünkü Kael artık sadece yüksek bir aura ya da turnuva seviyesinde bir yetenek kullanmıyordu. Kael, bastırılmış o karanlık iradesiyle gerçekliğin sınırlarını zorlamaya, burayı bükmeye başlamıştı. Ragnar, köşeye sıkışmanın verdiği öfkeyke tekrar Kanlı Diken’i iki eliyle birden sıkıca kavradı. Gövdesinde kalan tüm enerjiyi tek bir noktaya toplayarak amansızca patlattı.
BOOOOOOOOOOOOOOM!
Siyah ve kızıl renklerin birbirine girdiği devasa bir enerji patlaması tüm turnuva alanını tamamen yuttu. Kanlı Diken, sahibinin iradesiyle havada yüzlerce küçük parçaya ayrıldı. Her bir köşeden üzerine çullandılar.
ŞRRAAAK! ŞRRAAAK! ŞRRAAAK!
Gölge yaratığın bedeni bu amansız yağmur altında onlarca, yüzlerce kez parçalara ayrıldı, darmadağın oldu. Ancak— her seferinde, dökülen her bir damlayla birlikte eski haline geri oluştu. Üstelik her yenilenmede çok daha hızlı, çok daha vahşi ve çok daha büyüktü.
Sonra, her şey tek bir salisede gerçekleşti. Canavar uzun, kemikli eliyle Ragnar’ın yüzünü tam ortasından yakaladı ve kavradı.
Turnuva başladığından, bu sahneye adım attığından beri ilk kez…
Ragnar’ın gözlerinde gerçek, saf bir korku belirdi. Çünkü karşısındaki yaratığın bakabileceği bir yüzü, insani bir gözü yoktu. Ama Ragnar, o akan zifiri karanlığın tam içinden, bu canavarın doğrudan kendi ruhunun derinliklerine baktığını netlikle hissediyordu.
Kael, dumanların arasından başını yavaşça yukarıya doğru kaldırdı. Ve dudaklarının arasından buz gibi, tekinsiz bir fısıltı döküldü:
“…Acıyor mu?”
GÜM.
Canavar, duyduğu bu sözle birlikte birlikte Ragnar’ı muazzam bir güçle doğrudan parçalanmış metal zemine çaktı.
BOOOOOOOM!
Koskoca arena platformu bu korkunç darbenin ağırlığıyla tamamen aşağıya doğru çöktü. Tribünlerdeki öğrencilerden bazıları dehşet içinde çığlıklar atarak geriye kaçmaya çalıştı.
Bu, iki canavarın ortasında kaldıkları saf bir felaketti.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı