insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Akademinin devasa ana salonunun zemin kapakları büyük bir gürültüyle iki yana doğru açılıp alt taraftaki arena bölümü gün yüzüne çıktığında, ortamdaki tüm atmosfer saniyeler içinde tamamen değişti. Az önceki o nispeten güvenli akademi havası kesilip gitmişti. Şimdi etraf, buram buram kan ve barut kokan gerçek bir askeri savaş alanını andırıyordu.

Ağır metal platformlar zeminden yukarıya doğru yükseldi. Platformların etrafını saran mavi renkli saydam aura bariyerleri, havada statik cızırtılar çıkararak aktifleşti. Salonun tavanına asılı olan devasa dijital ekranlarda yüzlerce öğrencinin ismi hızla dönmeye başladı. Çarklar döndü, algoritmalar hesapladı ve en sonunda—herkesin nefesini kesecek o ilk eşleşme ekranın tam ortasına kırmızı ışıkla düştü.

[ HABEL GREEN VS NERO VAEL ]

Salon bu isimleri görür görmez anında çılgınlar gibi hareketlendi, tribünlerden uğultu yükseldi.

“OOOH! Daha ilk maçtan ortalık feci karışacak!”
“Bu ikisinin karşılaşması bayağı kanlı geçer, ikisi de kendi çapında tam birer manyak!”

Habel, adını görür görmez oturduğu sıradan yay gibi fırladı. Sarı saçlarını havalı bir hareketle geriye doğru savurarak Kael ve Nero’ya döndü, avazı çıktığı kadar bağırdı: “EĞER BU MAÇI BEN KAZANIRSAM, AKŞAM BÜTÜN EKİP BANA EN PAHALISINDAN KOCAMAN BİR KÂSE RAMEN ISMARLIYOR! İTİRAZ İSTEMEM!”

Nero, kızıl saçları ve mavi gözleriyle bıkkınlıkla yerinden kalktı. Ceketinin tozunu silkelerken mırıldandı: “Dua et de maçı sen kazan, Habel. Çünkü eğer bu turnuvada senin gibi bir hamster kazançlı çıkarsa, muhtemelen askeriye akademiyi tamamen kapatıp kapısına kilit vurur.”

Habel, dramayla elini göğsüne koyup acı çekiyormuş gibi yaptı: “Kırıcı bir konuşmaydı Nero… Kalbimi tam on iki yerinden çıtlattın şu an.”

Komutan Lucien, ağır askeri adımlarla arenanın hemen kenarındaki kontrol paneline doğru yürüdü. Saniyelerin ardından, yüzündeki o sarsılmaz ve buz gibi komutan modu tamamen geri dönmüştü. Gümüş gözlerini iki gence dikerek kuralları netlikle hatırlattı:

“Can güvenliğiniz için herhangi durum sezinlediğiniz an teslim olmak tamamen serbesttir. Ancak…” Kısa bir süre duraksadı, gümüş kaşlarını çattı. “…Eğer arenada birbirinizi bilerek ve isteyerek öldürmeye çalışırsanız… Hakkınızda uzun bir disiplin raporu tutarım.”

Habel, sırıtan bir yüzle elini çenesine koydu: “Yani komutanım, teknik olarak birbirimizi komaya sokana kadar dövmemiz tamamen serbest, sadece rapor işi sıkıntı. Doğru mu anladım?”

Lucien, sesini bir desibel daha alçaltarak uyardı: “Habel.”

Habel anında ellerini havaya kaldırdı: “Tamam, tamam sustum! Askeri disiplin falan, anladık.”

İkisi de ağır adımlarla metal arena platformunun merkezine doğru yürüdü. Birbirlerinden tam on metre uzakta durup dövüş vaziyeti aldıklarında, bedenlerinden sızan aura baskıları da yavaş yavaş havayı titretmeye başladı.

Nero’nun etrafından yükselen enerji aşırı şekilde yoğun ve ağırdı. O sarsılmaz kızıl aurası, ayaklarının bastığı metal zeminde küçük kıvılcımlar ve çatlaklar oluşturarak vahşi bir güçle yayılıyordu. Habel’in enerjisi ise tamamen farklı, yoğun şekilde akışkandı. Yeşil renkli yoğun aurasının içinde, tıpkı kılcal damarlar gibi ince, kırmızı rezonans çizgileri sürekli canlı bir ritimle dolaşıyordu.

Komutan Lucien elini havaya kaldırdı ve sert bir komutla indirdi: “Başlayın.”

BOOM!

Arenada ilk hareket eden taraf, yüsek hızıyla Habel oldu. Çocuk bir anda bastığı noktadan tamamen kayboldu. Sergilediği bu sarsıcı hız… Sıradan bir insanın biyolojik sınırlarının üzerindeydi. Tribünlerdeki öğrencilerin büyük kısmı, gözleriyle onun hangi yöne gittiğini takip bile edemedi.

ŞRAAK!

Habel aniden Nero’nun tam önünde belirdiğinde, sağ ve sol elinde yeşil enerjiden bükülmüş iki keskin hançer çoktan şekil almıştı. Hançerlerin gövdesindeki o kırmızı rezonans damarları yüksek bir ritimle atıyordu.

GÜM.
GÜM.

Nero, yüzündeki o dikbaşlı sırıtışı bozmadan sağ yumruğunu güçle havaya doğru kaldırdı.

ÇATIRTI!

Nero’nun Dışavurum'ui Mezar Kıran anında aktifleşti. Yoğun kızıl enerji, çocuğun tüm sağ kolunu sert, metalik benzeri bir zırh gibi kapladı.

PATLAMA!

Habel, havaya sıçrayarak ilk ölümcül darbesini Nero’nun kafasına doğru yüksek bir hızla indirdi. Ancak Nero, yukarıdan gelen bu keskin hançer hamlesini doğrudan o sertleşmiş kızıl yumruğuyla göğüsledi. İki muazzam enerjinin çarpışmasıyla birlikte arenada feci bir ŞOK DALGASI patlak verdi, platform sarsıldı. Tribünlerdeki bazı çömez öğrenciler sarsıntının etkisiyle refleksle koltuklarında geriye doğru çekildi.

“LAN! Bu herifler gerçekten bizimle aynı dönem birinci sınıf mı? Bu nasıl bir güç!”

Habel, darbenin etkisiyle havada esneklikle takla attı. Hızını zerre kaybetmeden, milisaniyeler içinde Nero’nun arkasındaki kör noktaya sızmayı başardı. Yeşil hançer, saniyeler içinde Nero’nun savunmasız boynuna doğru ölümcül bir kavisle indi—

Ancak Nero, arkasını dönmeye bile tenezzül etmeden, askeri refleksle sol dirseğini geriye doğru müthiş bir hızla savurdu.

BOOM!

Habel, son anda iki hançerini çaprazlama birleştirerek dirsek darbesini kollarıyla bloke etti ancak darbenin saf gücü yüzünden metal zeminde metrelerce geriye doğru kaydı. Botlarının altı metal platformu cızırdatarak çizgiler çiziyordu. Habel, durduğu yerde kollarını sallayarak sızlandı: “…Oha ama ya! O dirsek neydi öyle ayı herif.”

Nero sırıtmaya devam ederek gardını düzeltti: “Ne oldu Hamster? Bakıyorum da yavaşlamışsın.”

Habel, sırıtıp Nero’ya doğru bir hareketle dil çıkardı: “Sakin ol şampiyon, o sadece maç öncesi ufak bir ön sevişmeydi. Şimdi gerçek eğlence başlıyor.”

Bu cümlenin hemen ardından, Habel’in bedenindeki yeşil-kızıl enerji aniden devasa bir patlamayla yukarı doğru fırladı. Kolundaki cihaz alarm verdi:

[ KORTİZOL: %41 ]

Yeşil auranın içindeki o kırmızı rezonans damarları büyüdü ve Habel’in turkuaz gözlerinin içinde parlak kızıl çizgiler vahşi bir ritimle parıldamaya başladı. Ve çocuk, bir anda—hızlandı. Hayır, bu sadece basit bir hızlanma değildi; çocuk artık feci şekilde hızlıydı. Bu kez arkasında bulanık gölgeler bile bırakmıyordu, doğrudan tüm görüntüsü bir sis bulutu gibi flulaştı.

ŞŞŞRAK!

Nero’nun etrafında aynı anda üç farklı açıdan keskin saldırılar patlak verdi. Nero, o sarsılmaz kızıl yumruklarını güçle sağa sola savuruyordu ancak Habel’in bu insanüstü hızına tamamen yetişmesi imkansızdı. Saniyeler içinde Nero’nun sol kolunda, omzunda ve sağ yanağında ince ama derin keskin kesikler açıldı. Koyu kırmızı kan damlaları metal platformun üzerine damladı.

Tribünlerdeki öğrenciler çılgınlar gibi bağırmaya başladı: “ÇOK HIZLI! HERİF RESMEN IŞINLANIYOR!”

Komutan Lucien, kollarını göğsünde bağlamış bir halde gümüş gözlerini kısmış, dövüşü pürdikkat izliyordu. “…Habel’in ruhla senkronize olan (Otonom) silah mekanizması nihayet tam kapasite devreye girdi,” diye mırıldandı.

Selene, o siyah saçları ve sakin ela gözleriyle dövüşü analiz etti: “Kortizol seviyesi arttıkça, sinir sistemi üzerindeki baskıyla birlikte aşırı şekilde hızlanıyor.”

Kael ise koyu kahverengi gözlerini arenadan ayırmadan kısık, endişeli bir sesle ekledi: “…Ama hızlandıkça, içindeki o duygusal kontrolü de aynı hızla kaybediyor.”

Gerçekten de Kael’in teşhis ettiği gibi, Habel’in aldığı nefesler düzensizleşmeye ve hırıldamaya başlamıştı. Yüzünde hâlâ o neşeli sırıtış vardı belki ama turkuaz gözlerinin derinliklerinde hafiften belirmeye başlayan delilik parıltısı seçiliyordu.

Nero, karşısındaki arkadaşının gözlerindeki o kontrolsüz deliliği anında fark etti. Ve aynı şekilde, kendi yüzündeki o dikbaşlı sırıtış da aynı vahşilikle genişledi: “…Hah! İşte görmek istediğim gerçek yüzün, gerçek savaşçı kimliğin tam olarak bu!”

Nero, bu kelimelerin ardından kendi içindeki o sarsılmaz kızıl aurasını devasa bir patlamayla dışarı saldı.

BOOOOM!

Açığa çıkan kızıl enerji, metal arenanın zemin panellerini çatlatacak kadar yoğunlukla tüm alana yayıldı. Nero’nun kolundaki ekran fırladı:

[ KORTİZOL: %58 ]

Çocuğun sağ kolundaki Mezar Kıran devasa bir boyuta ulaştı. Kolunun tamamı, dirseğinden parmak uçlarına kadar simsiyah ve kızıl parıltılı devasa - -zırhla kaplandı. Zırhın eklem yerlerinden basınç sesi yükseliyordu.

ÇATIRTI! ÇATIRTI!

Nero, o devasa siyah-kızıl yumruğunu öfkeyle sıktı. Ve tüm gücüyle doğrudan ayaklarının altındaki metal zemine doğru indirdi.

PATLAMA!

Çarpmanın etkisiyle arena platformunun ağır zemin plakaları kırıldı, metal parçaları havaya uçuştu. Habel, zeminin çökmesiyle birlikte refleksle, esneklikle havaya doğru sıçradı. Ancak tam o saniyede—

Nero, bastığı noktayı yoğun bir güçle patlatarak doğrudan yukarıya, Habel’in olduğu noktaya doğru bir füze gibi fırladı.

BOOM!

O devasa, zırhlı kızıl yumruk havada yoğun bir süratle doğrudan Habel’in tam karnına saplandı. Habel’in turkuaz gözleri acıyla büyüdü. Çarpışmanın yarattığı ŞOK DALGASI salondaki havayı gözle görülür bir şekilde ikiye yardı.

“ÖĞHK—!”

Habel’in bedeni, yukarıdan hızla doğrudan arenanın metal zeminine doğru çakıldı.

PATLAMA!

Darbe noktalarından devasa bir toz ve duman bulutu göğe doğru yükseldi, görüş alanı tamamen kapandı. Tribünlerdeki öğrencilerden bazıları heyecanla ayağa fırladı: “…Bitti mi? Maç tek yumrukta buraya kadar mıydı?”

Ancak o yoğun toz bulutunun tam merkezinden, neşeli ve yüksek sesli bir kahkaha yükselmeye başladı. Habel’di bu.

“…HAHA! HAHA!”

Habel, tozların arasından yavaşça, üstünü başını silkeleyerek ayağa kalktı. Ağzının kenarından ince, --bir kan sızıyordu. Üniforması yırtık pırtık olmuştu ama turkuaz gözlerindeki o delilikle hâlâ deli gibi sırıtıyordu. “…Yemin ederim bu askeriye hayatında geçirdiğim en iyi, en eğlenceli saniyeler olabilir!”

Nero, havadan yere sivil bir rahatlıkla iniş yaparken mırıldandı: “Tam bir katıksız psikopatsın, Habel.”

Habel, havada duran hançerini yakalayıp selam verdi: “Teşekkür ederim dostum, o senin kendi güzelliğin!”

O saniyede, Habel’in elindeki yeşil hançerlerden biri kendi kendine, tamamen yarı-refleksif bir dürtüyle havaya doğru fırladı.

ŞRAAK!

Nero, üstüne gelen bu sinsi silahı anlık bir refleksle kafasını yana eğerek savuşturdu. Ancak tam o milisaniyede Habel, o muazzam bulanık hızıyla ön taraftan bir taarruz başlattı.

[ ÇAPRAZ KOMBO ]

Yeşil enerjiden hançerler havayı yırtıyor, tekmeler ardı ardına patlıyor ve Habel’in yüksek hızı yüzünden arenanın içinde yeşil-kızıl renklerden bükülmüş yoğun ışık çizgileri oluşuyordu. Nero, o ağır ve zırhlı koluyla artık tamamen savunma pozisyonuna geçmiş, güçlü darbeleri geri püskürtmek için adım adım geriliyordu. Ancak Habel’in indirdiği her balyoz gibi darbede, Nero’nun kolundaki Mezar Kıran daha da ağırlaşıyor ve daha fazla enerji depoluyordu.

En sonunda—ikisi de aynı anda, ciğerlerindeki tüm nefesle avazı çıktığı kadar bağırdı:

“ÇEKİL YOLUMDAN!”

BOOOOOM!

Nero’nun o devasa askeri siyah-kızıl yumruğu ile Habel’in yeşil-kızıl parıldayan çapraz hançerleri tam merkezde yüksek bir şiddetle çarpıştı. Arenanın ağır metal zemini çarpışmanın saf gücüne dayanamayarak tamamen aşağıya doğru çöktü. Platformun etrafındaki o mavi koruyucu aura bariyerleri, aşırı yüklenmeden ötürü çılgınlar gibi titremeye başladı. Ve patlamanın etkisiyle ikisi de ters yönlere doğru metrelerce uzağa savruldu.

İkisi de tamamen nefes nefeseydi. Üstleri başları kan ve toz içindeydi, hırpalanmışlardı. Ama her şeye rağmen, ikisinin de yüzünde sarsılmaz birer sırıtış vardı.

Komutan Lucien, elindeki dijital kronometreye ve çöken platforma birkaç saniye boyunca baktı. Sonra o tok, askeri ve gür sesiyle tüm salonda yankılandı:

“Bu kadar yeter. Düelloyu bitiriyorum.”

İki genç de aldıkları kesin askeri emirle birlikte anında hareket etmeyi bıraktı.

Habel, sırtüstü yere uzanıp nefes almaya çalışırken inledi: “HA?! Nasıl yani ya? Komutanım daha yeni yeni ısınıp asıl mevzuya giriyorduk, hiç eğlence anlayışınız yok!”

Nero da zırhını kolundan çözerken soluyarak ekledi: “İlk kez bu hamstara katılıyorum, daha hesaplaşmamız tamamen bitmemişti.”

Lucien, o gümüş kaşlarını çatarak sertçe araya girdi: “Eğer ikiniz bir saniye daha bu tempoyla dövüşmeye devam ederseniz, altımızdaki koskoca arena platformu tamamen kafamıza çökecek. Rapora bir de kamu malına zarar maddesi eklemek istemiyorum.”

Sessizlik. Ardından salonun tavanındaki devasa ekranlardaki yazılar kırmızı ışıkla güncellendi:

[ SONUÇ: BERABERLİK ]

Salonun tribünlerini dolduran binlerce öğrenci bir anda çılgınlar gibi bağırmaya ve alkışlamaya başladı.

“BU NEYDİ LAN BÖYLE?!”
“Oğlum bu heriflerin birinci sınıf olduğuna yemin etseler hayatta inanmam, aşırı yüksek bir seviye bu!”
“Bu seneki turnuva gerçekten feci şekilde çıldıracak, ortalık kan gölüne dönecek!”

Habel, yattığı yerden nefes nefese kafasını kaldırıp birkaç metre uzağındaki Nero’ya baktı. Ardından rahatlıkla elini ona doğru uzattı: “…Eee, ne diyorsun? Maç berabere bittiğine göre… Akşam o ramen sözün hâlâ geçerli mi?”

Nero, bedenindeki o yorgun kızıl auranın tamamen sönmesini beklerken birkaç saniye arkadaşına baktı. Sonra yüzünde bir gülümsemeyle Habel’in uzattığı eline yaklaşıp sertçe vurdu:

“…Tamam ulan, hak ettin. Akşam benden sana kocaman bir kâse ramen.”

BÖLÜM NOTU

Artık resmî olarak "Arena Savaşları" Arc'ına giriş yapmış bulunuyoruz!

Bu arc'ın ilk bölümü olan "Habel vs Nero" ile başlangıcı yaptık ve iki karakterin gücünü, savaş tarzını ve kişiliklerini daha yakından görme fırsatı bulduk.

Peki sizce bu ikiliden hangisi daha deli dolu? 😊

Açık konuşmak gerekirse, benim favorim Habel. Özellikle bu bölümü ve dövüş sahnelerini yazarken gerçekten keyif aldım ve birçok yerde kendi kendime güldüğümü fark ettim.

Sizin de düşüncelerinizi merak ediyorum. Bölümü okuduktan sonra yorumlarınızı ve favori karakterinizi paylaşmayı unutmayın.

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere! ⚔️📖




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı