insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Turnuvanın üçüncü günü geldiğinde, arenadaki heyecan doruk noktasına ulaşmıştı. Artık sadece en güçlüler kalmıştı Günün ilk yarı final karşılaşması dev ekranda belirmişti:

Kael (Doğu Akademisi) vs. Rumas (Güney Akademisi)

Sahaya çıkmadan hemen önce Rota, Kael’in omzunu sıkıca kavradı.

"Kael... Bu herife karşı çok dikkatli ol dostum. Lyra’ya ne yaptığını, biliyorsun”

Kael sahaya adımını attığında, izleyicilerden büyük bir tezahürat yükseldi. Melina'yı bir saniyede yenen o büyücü-şövalye yeniden sahnedeydi. Ancak Kael, kalabalığın gürültüsünü duymuyordu bile.Tam karşısında, yüzü cübbesinin gölgesinde saklı olan Rumas duruyordu.

Kael, rakibine yaklaştıkça havadaki mananın adeta çürüdüğünü hissetti.

“Bu herifin aurası... Çok tekinsiz, hiç hoşuma gitmedi,” diye düşündü içinden.

Kael, Melina maçındaki gibi bu dövüşü de tek bir saniyede, rakibine büyü yapma fırsatı bile vermeden bitirmeye karar verdi. kılıcının kabzasını kavradı.Vücudu, patlamaya hazır bir bomba gibi gerilmişti. Saldırı pozisyonunu aldı.

Hakem elini havaya kaldırdı,

"Başlayın!"

Kael, fırlamak için ayağıyla zemini çiğnediği tam o salisede, Rumas başını hafifçe yukarı kaldırdı. Cübbesinin karanlığından, Rumas’ın tek bir gözü açığa çıktı. gözü uğursuz, mor bir ışıkla parlıyordu.

Kael daha ilk adımını bile atamadan, o mor parıltı doğrudan bilincine sızdı, saldırı pozisyonundaki bedeni,kaskatı kesilmişti.

“B-bu da ne? Hareket edemiyorum!”

Kael içinden bağırıyordu ama kasları, sinir sistemi, hatta nefesi bile tamamen donmuştu. Sanki görünmez, devasa çivilerle yere çakılmış gibiydi. Ne bir adım atabiliyor ne de elini kılıcının kabzasından ayırabiliyordu. Lyra'nın ne demek istediğini şimdi çok iyi anlıyordu. Bu fiziksel bir büyü değil, doğrudan zihne ve ruha yapılan tekinsiz bir mühürdü.

Rumas,sadist bir gülümsemeyle elini yavaşça ileri doğru uzattı. Avucunun içinde yoğun, kor gibi yanan bir alev topu oluşmaya başladı.

Devasa, kavurucu alev topu son sürat kaskatı kesilmiş haldeki Kael’e doğru uçmaya başladı. Alevlerin sıcaklığı Kael'in yüzüne vuruyor, büyü her milisaniyede ona daha da yaklaşıyordu. Tribünlerde oturan Rota ayağa fırlamış, korku içinde kael e bakıyordu.

Kael,kendine doğru gelen alev topuna bakarken dişlerini sıktı bilincinin derinliklerinde tüm gücüyle haykırıyordu:

“Kımılda... Kımılda hadi! Hareket et!”

Alev topu Kael’in tam göğsünde patladığında, arenayı sağır edici bir gürültü sarstı. Patlamanın şiddetiyle yerdeki mermerler havaya uçtu, tüm saha yoğun bir toz ve duman bulutunun altında kalmıştı.Arenada göz gözü görmüyordu.

O ana kadar yerinden bile kıpırdamayan gizemli maskeli adam, bir anda oturduğu yerden fırlayarak ayağa kalktı. Maskesinin ardındaki gözleri duman bulutuna kilitlenmişti. Uzak bir köşede oturan Zephyros ise dişlerini sıktı, endişeyle dumanın dağılmasını bekledi.

Aynı dakikalarda, bu turnuvayı evlerindeki sihirli ekrandan izleyen Nerya, patlamayı gördüğü an çığlık attı:

"Kael!"

Vaelmon hemen Nerya’nın yanına gelip onu omuzlarından tuttu, sakinleştirmeye çalıştı.

"Sakin ol Nerya, Kael güçlüdür, o kadar kolay yenilmez.

"Ancak Vaelmon’un kendi sesinde bile gizleyemediği bir titreme vardı.”

Toz dumanının ortasında, Kael’in bilincinde o derin ve heybetli ses yankılandı. Grosolun konuşuyordu:

"Medusa gözüne sahip bir insan mı? İlginç... Büyüyle bundan kurtulamazsın çocuk."

Kael, patlamanın sıcaklığını hissetmişti ama vücudunda tek bir yara bile yoktu. Grosolun, son anda kendi büyüsünü devreye sokarak Kael’i korumuştu. Dev bir ejderhanın iradesi,medusa gözünün lanetini yok edecek kadar güçlüydü.

"Bedenin artık hareket edebilir çocuk. Gerisini sana bırakıyorum."

Kael, derin bir nefes aldı. "Teşekkürler, Grosolun,"

Bedenindeki o pranga bir anda çözülmüştü.

Dumanlar yavaş yavaş dağılırken, Rumas tam anlamıyla kazandığından emin bir şekilde arkasını döndü. Yüzünde kibirli bir gülümseme vardı. Yavaş adımlarla arenadan çıkmaya hazırlanıyordu.

Ancak dumanın tamamen kalkmasını bile beklemeden, içinden Kael fırlayıp. bir anda Rumas’ın arkasında belirdi. Rumas ne olduğunu anlamadan arkasına dönmeye çalıştı ama artık çok geçti. Kael, kılıcını kınından çıkarmadı; sadece elinde tuttuğu kabzasını, tüm gücüyle Rumas’ın karnına sapladı.

Darbenin şiddetiyle Rumas’ın gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. nefesi kesildi. Karnını iki eliyle tutup acı içinde dizlerinin üzerine çöktü ve ardından zemine yığıldı. Bilinci kapanmak üzereydi.

Hakem, dumanların arasından sapasağlam çıkan Kael’i ve yerde kıvranan Rumas’ı görünce şaşkınlıktan donakaldı. Birkaç saniye kekeledikten sonra elini hızla havaya kaldırdı:

"M-maç bitti! Kazanan: Doğu Akademisi'nden Kael!"

Kral Arkonis Thal, hayretler içinde tahtından öne doğru eğildi. Yanındaki baş büyücüye döndü.

"Luminos... Az önce ne olduğunu görebildin mi?"

Luminos derin bir düşünceye dalmıştı. keskin, altın rengi gözleri, sıradan büyücülerin göremediği o toz dumanının ardındaki mana akışını çok net görmüştü. Kael'in etrafında, insani olmayan, çok daha kadim ve devasa bir varlığın manası bir anlığına dalgalanmıştı.

“Büyüden kurtulan Kael değildi,” diye düşündü Luminos içinden. “Başka bir varlık... ona yardım etti sanki.”

"Gerçekten büyüleyici bir genç, majesteleri.”

Baş büyücü hemen harekete geçmemeye, bu gizemli genci finale kadar dikkatle izlemeye karar vermişti.

Yarı finallerin ikinci maçı, Doğu’nun kibirli elfi Thalendir ile Merkez Krallık’ın elit dâhilerinden ışık büyücüsü Ronan arasındaydı.Thalendir, her zamanki tavrıyla arenaya çıktı ve asasını parmaklarının arasında çevirdi. karşısındaki Merkez krallığın büyücüsü ise tek bir kelime bile etmeden asasını yere vurdu.

Savaş başladığında Thalendir hızla pozisyon aldı ve rüzgâr bıçaklarını fırlattı. Fakat Ronan yansıtıcı bir savunma büyüsü açmıştı. Thalendir’in fırlattığı tüm rüzgâr bıçakları kalkana çarpıp iki katı hızla kendisine geri döndü!

Thalendir şok içinde geriye doğru sıçrasa da kendi büyüsünün etkisiyle dengesini kaybetti. Ronan asasını göğe kaldırdığı an arenanın tavanından devasa bir ışık oku Thalendir’in üzerine doğru indi. Thalendir, rüzgâr kalkanıyla ışık okunu engellemeye çalıştı ancak Merkez büyücüsünün mana yoğunluğu onun çok üzerindeydi.

Patlamayla birlikte Thalendir’in asası elinden fırladı, kendisi de acı içinde yere serildi. Hakem maçı bitirdiğinde Thalendir, Merkez Krallığın gücü karşısında ilk kez bu kadar çaresiz kalmanın şokuyla, yerdeki asasına bakakaldı. Kibri tamamen yerle bir olmuştu.

Günün en çok beklenen ve Doğu Akademisi’ni ikiye bölen maçı gelmişti:

Revia (Buz Büyücüsü) vs Rota (Yıldız Büyücüsü).

İki arkadaş, binlerce insanın çığlıkları arasında arenanın iki ucunda yerlerini aldılar.

Rota elini ensesine atıp sırıttı.

"Hey Revia, turnuvada buraya kadar karşı karşıya gelemeyeceğimizi umuyordum ama... Bana acımayacağını biliyorum, o yüzden ben de elimi korkak alıştırmayacağım!"

Revia, asasını sıkıca kavrarken mavi gözlerinde derin bir ciddiyet belirdi.

"Sana acımak, yeteneğine hakaret olur Rota. Tüm gücünle gel."

Rota, savaşın ilk salisesinde gözlerini kapattı:

"Yıldız Takvimi: Anlık Görüş!"

Etrafında altın rengi yıldız tozları uçuşmaya başladı. Geleceği saniyeler öncesinden görüyordu.

Revia asasını yere vurdu:

Zeminden fırlayan devasa buzdan sarkıtlar fırlayarak Rota’ya doğru ilerledi. Rota, geleceğin rehberliğiyle tam zamanında yana sıçradı, ardından Revia’nın arkasında belireceği anı görerek o yöne doğru bir ışık patlaması fırlattı.

Ancak Revia bunu tahmin etmişti! Rota’nın ışık büyüsü tam oraya ulaşacakken, yerini değiştirmeyip olduğu yerde kaldı ve etrafına buzdan bir büyü yaptı

"Buzdan Aynalar"

Rota’nın ışığı bu aynalara çarpıp kırılarak arenanın her yerine kör edici bir ışık dalgası saçtı.

Seyirciler ışıktan dolayı gözlerini kısarken, Revia tüm sahayı donduracak o büyük büyüyü başlattı:

"Mutlak sıfır!"

Arenanın mermer zemini saniyeler içinde kalın bir buz kütlesiyle kaplandı. Rota, geleceği görse bile kaçacak bir zemin bulamıyordu; nereye adım atsa ayakları buza saplanıyordu. Soğukluk, Rota'nın hareket hızını ve mana akışını yavaşlatmaya başlamıştı.

Rota, dişlerini sıkarak son bir hamle yaptı. Asasını gökyüzüne doğrultup tüm manasını boşalttı:

"Yıldız Yağmuru!"

Yukarıdan aşağıya doğru düzinelerce altın ışık huzmesi birer ok gibi Revia’nın üzerine inmeye başladı.

Revia kaçmadı. Asasını başının üzerinde döndürerek devasa bir "Kristal Kubbe" oluşturdu. Yıldızlar kubbeye çarptıkça patlıyordu ama buzdan kubbenin kalın buz tabakasını delemiyordu. Rota, bu büyük saldırıdan sonra nefes nefese kalmıştı ve manası neredeyse tükenmek üzereydi.

Kubbe yavaşça dağıldığında, Revia sapasağlam karşısında duruyordu. Asasının ucu, Rota’nın tam göğsüne nişan almıştı. Rota’nın etrafındaki altın parıltılar sönmüştü. halsizce gülümsedi ve ellerini havaya kaldırdı.

"Gelecekte kazandığımı görmüştüm ama... senin gücünü hesaba katmamıştım. Pes ediyorum."

Hakem elini kaldırdı:

"Kazanan: Doğu Akademisi'nden Revia!"




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı