Turnuvanın final günü geldiğinde, Merkez Arena tarihi günlerinden birini yaşıyordu. Ancak son dakikada yaşanan beklenmedik bir gelişme tüm planları değiştirmişti: Revia'nın yarı finaldeki rakibi sakatlığını öne sürerek turnuvadan çekilme kararı almıştı. Bu kararla birlikte Revia doğrudan adını finale, şampiyonluk kürsüsüne yazdırdı.
Dev ekranda isimler belirdiğinde tribünlerdeki sesler sağır edici bir boyuta ulaştı:
Kael (Doğu Akademisi) vs. Ronan (Merkez Krallığı)
Ronan, Kael ile aynı yaşta olmasına rağmen 5. halkaya ulaşmayı başarmış bir ışık büyücüsüydü.
Zephyros'un içinde turnuvanın başından beri dinmeyen bir huzursuzluk vardı. Durduk yere kıtanın en iyi genç yeteneklerini toplayıp, ödül olarak kutsal bir bitkiyi ortaya koymak….. bir gözü sürekli Baş Büyücü Luminos’taydı.
“Acaba Kael’in içindeki o gücü çoktan fark ettiler mi? Bu turnuva bir tuzak mı?” diye sürekli düşünüyordu.
Kael ve Ronan sahaya çıktıklarında seyircilerin coşkusu zirveye ulaşmıştı. Hakemin işaretiyle savaş başladı.
Ronan, asasını havaya kaldırdığı an tüm arena saf, yoğun bir beyaz ışıkla kaplandı. Büyü hızını ve gücünü kullanan Ronan, Kael’e nefes aldırmıyordu. Havadan inen ışık okları ve zemini patlatan enerji dalgaları, Kael’i sürekli savunmada kalmaya zorluyordu.
Kael, hızıyla sıyrılmaya çalışsa da karşısındaki rakip 4. halka değil, 5. halkanın sınırlarında bir dâhidiydi. Ronan, Kael'in hareket edeceği noktaları seziyor ve büyüleriyle o yolları kapatıyordu.
Dakikalar süren yoğun çatışmanın sonlarına doğru Kael, dizlerinin üzerine çökmek üzereydi. Ağır ağır nefes alıyor, manasının tükenmek üzere olduğunu hissediyordu. Ronan'ın ışık okları yüzünden Vücudunda ufak tefek büyü yanıkları oluşmuştu. rakibinde ise tek bir ter damlası bile yoktu. 5. halka bir ışık büyücüsü, Kael’in şu anki sınırlarının çok üzerindeydi. içinden
“Siyah alevleri kullanamam... Usta Galm kesinlikle alevleri kullanmamı yasakladı,” diye söylendi
Kael, dişlerini sıkarak yukarıda parıldayan çiçeğe baktı.
“Ama bu turnuvayı kaybedersem... Astra Lumina’yı asla alamayacağım. Annemi iyileştirmemin tek yolu o çiçek.”
Kael gözlerini kapattı. İçindeki çaresizlik manasını körüklemişti.
“Özür dilerim Zephyros amca...”
Kael gözlerini açtığında, etrafındaki kızıl alevler bir anda yön değiştirerek, saniyeler içinde simsiyah alevlere dönüşmüştü.
Işık büyücüsü Ronan, bu tekinsiz enerjiyi hissettiğinde bir adım geri attı.
"Bu da ne böyle? alevler... çok tekinsiz duruyor."
Zephyros oturduğu yerden fırladı, gözleri şok içinde açılmıştı. Kael’in siyah alevlerini ilk defa görüyordu. Aynı dakikalarda evlerindeki sihirli ekrandan maçı izleyen Vaelmon da ekranın karşısında dona kalmıştı.
"Bu alevler ne de böyle böyle...? Kael'in alevleri neden siyah? Bu hangi büyü okuluna ait?" diye söylendi içinden
Kraliyet locasında Kral Arkonis, şaşkınlıkla Luminos’a döndü.
"Luminos... Daha önce böyle siyah bir alev gördün mü?"
Luminos’un keskin gözleri toz dumanının altındaki gerçeği yakalamaya çalışıyordu.
"Hayır majesteleri... İlk defa görüyorum," dedi ama içindeki şüpheler bir kat daha artmıştı. Turnuvanın başından beri izlediği bu genç, başka ne gibi sırlar saklıyordu..
Kael, elindeki Anka Kılıcı'nı sıkıca kavradı. Siyah ateş, kılıcın metalini sardığı an kılıç evrimleşerek form değiştirdi ve tamamen karanlık, keskin bir görünüme büründü.
Kael duruşunu aldı. Kılıcını arkaya doğru çekti ve bilincindeki ejderha iradesini serbest bırakarak 3. evrimleşmiş kılıç formunu haykırdı:
"Grosol’un Yankısı!"
Kael kılıcını Ronan’a doğru savurduğunda, saf siyah alevlerden oluşan bir ejderha silueti kılıcın ucundan fırladı. Ejderha ilerlerken etrafındaki havayı ve ışığı büküyor, ardında kapkara bir boşluk bırakıyordu.
Ronan, üzerine gelen bu ölümcül ve tekinsiz büyüyü bastırmak için tüm manasını asasına aktarıp önünde katman katman dizilen kutsal bir ışık bariyeri oluşturdu.
Ancak siyah ejder, Ronan’ın bariyerine ulaştığı an çenesini açtı. Işıktan oluşan kalkan, siyah alevlerin dişleri arasında saniyeler içinde çatırdayarak un ufak oldu. Bariyerin parçalanmasıyla birlikte oluşan şok dalgası Ronan’ı metrelerce geriye savurdu.
Ronan, asası ortadan ikiye bölünmüş bir halde, bilincini kaybetmiş olarak zemine çakıldı.
tam bu dakikalarda Arenada kazananı kutlamak için alkış sesleri yükselirdi ama onun yerine ürkütücü bir sessizlik ve ardından büyük bir uğultu yükseldi.
"O da neydi öyle?" "Az önceki saldırıyı gören oldu mu? Alevler bir anda nasıl siyaha döndü?"
"Işık büyüsünü yutan bir ateş mi? Bu krallık hukukuna aykırı bir lanetli büyü mü yoksa?"
Rota, Lyra ve Revia oturdukları yerde kalakalmışlardı. Rota içinden
"Kael... sen ne ara böyle bir güç uyandırdın dostum?" diye düşündü
Revia ise sadece sessizliğini korudu.
Hakem, şoktan sıyrılıp acilen sağlık ekiplerini arenaya çağırdı. Görevliler koşarak ağır yaralanan Ronan’ın yanına geldiler. Kael’in siyah büyüsü, Merkez Krallığın dâhisini fazlasıyla hırpalamıştı. Normalde Kael, rakibine kalıcı hasar verecek ya da gözü dönecek bir çocuk değildi. Ama annesini iyileştirme düşüncesi, o an sağlıklı düşünmesine engel oluyordu.
Kael, siyah formundan çıkan kılıcını yavaşça kınına soktu. Etrafındaki uğultuları veya insanların korku dolu bakışlarını umursamıyordu. Tek bir hedefi vardı. Gözlerini yukarıda, kürsüde duran Astra Lumia'ya dikti. final için artık önünde hiçbir engel kalmamıştı. diye düşündü ama....
O sırada gökyüzü adeta ikiye bölünmüş gibiydi. Kraliyet locasından aşağıya, arenanın tam ortasına devasa bir ışık kütlesi meteor gibi düştü.
Baş Büyücü Luminos sahaya indiğinde, bastığı mermer zemin binlerce parçaya ayrılarak çökmüştü. Tam o saniyede, turnuvanın tüm kıtaya verdiği canlı yayın büyüsü büyük bir cızırtıyla kesilip, yansıtıcı ekranlar karardı.
Evlerinde nefeslerini tutmuş maçı izleyen Vaelmon ve Nerya, ekranın aniden kapanmasıyla derin bir endişeye kapıldılar. Nerya, kalbini tutarak ayağa fırladı.
"Kael! Vaelmon, oğluma bir şey oldu, hissediyorum!"
Vaelmon ise neryayı sakinleştirmeye çalışıyordu
"Sakin ol Nerya, lütfen... Zephyros orada, Kael'in yanında. Eminim yansıtıcı ekranlarda teknik bir sorun olmuştur.”
Arenada Kael, arkasını dönüp gidecekken Luminos’un sesi yankılandı:
"Bekle, çocuk!"
Kael daha gözünü açıp kapayamadan, Luminos bir ışık hızıyla tam dibinde belirdi. 9. halkanın zirvesindeki bu adamın yaydığı saf mana baskısı, Kael’i kelimenin tam anlamıyla fiziksel olarak eziyordu Luminos, sağ elini havaya kaldırdı ve saf, yoğun ışıktan oluşan devasa bir kılıç şekillendirip ucunu Kael’in boğazına uzattı.
Tribündeki Zephyros, Luminos’un hamlesini gördüğü an yerinden fırlamak istedi. Ancak Luminos, imza büyüsünü çoktan etkinleştirmişti:
"Kutsal Alan: Büyük Katedral!"
Bir anda tüm arena, gökyüzüne uzanan devasa, bembeyaz ışıktan sütunlarla ve pencerelerle çevreli koca bir katedralin içine hapsedildi. 9. halka bir büyücünün imza büyüsü o kadar korkunçtu ki, katedralin parıltısı 7. halkanın altında olan herkesin gözlerini kör edici bir ışıkla kapladı. Seyirciler, öğrenciler, hakemler... Herkesin tüm duyu organları bir anda yok olmuştu. Ne hareket edebiliyorlar, ne görebiliyorlar, ne de ses çıkarabiliyorlardı.. Sadece Zephyros ve krallığın birkaç üst düzey büyücüsü bilinçlerini koruyabilmişti ama onlar da mutlak basınç altında kaskatı kesilmiş, sadece sahada olup bitenleri çaresizce izleyebiliyorlardı.
Kael’in de görüşü tamamen gitmişti. Zifiri karanlığın içinde kalmıştı.
“N-neler oluyor? Hiçbir şey göremiyorum... Hareket edemiyorum!” diye geçirdi içinden, bedeni milim oynamıyordu.
"Katedral büyümün içinde hareket edemez ve göremezsin çocuk, boşuna çabalama."
"Turnuvanın başından beri seni izliyordum. Tam olarak neyin nesisin sen? Ben 9. halka büyücü Luminos... Hayatım boyunca böyle bir alev görmedim."
Kael, üzerindeki devasa baskıya rağmen zar zor konuşabildi:
"N-ne dediğinizi anlamıyorum efendim... Doğu Akademisi’nin bir öğrencisiyim, sade—"
"Yalan söyleme!" diye gürledi Luminos, Kael’in lafını keserek.
"Sıradan 4. halka bir öğrenci, 5. halka bir ışık büyücüsünü bu denli hırpalayamaz! Elindeki o mühür yüzüğünü fark etmediğimi mi sandın?"
Luminos, Kael’in sol elini hızla yakaladı ve parmağındaki mühür yüzüğünü tek bir hamlede çekip çıkardı.
Yüzüğün çıkmasıyla birlikte, Kael’in bedeninde bastırılan o devasa karanlık mana, şok etkisi yaratarak dışarı doğru patladı Katedralin beyaz ışığının ortasında, zifiri karanlık, uğursuz bir aura tüm sahayı kaplamıştı. Kael, bedeninden çılgınlar gibi taşan manayı durdurmaya çalışıyordu ama 15 yaşındaki bedeni, iblis gücünü kontrol etmek için hâlâ çok toydu.
“Mühür yüzüğüm... Olamaz! İnsanlar melez olduğumu öğrenirlerse eğer...”
Kael. Zephyros’un ona acil durumlar için verdiği ışınlanma parşömenlerini çıkardı. Ancak Luminos, göz açıp kapayıncaya kadar ışıktan kılıcını savurarak Parşömenler daha aktifleşemeden havada un ufak edip parçaladı.
"Anlaşılan her şeyi planlamışsınız,"
Tribünde duran Zephyros, karşısında olup bitenleri gördüğünde çılgına dönmüştü. Kaskatı kesilen bedenini, kemikleri kırılma noktasına gelene kadar hareket ettirmeye zorluyordu ama 9. halkanın imza büyüsünü fiziksel olarak aşamıyordu.
Luminos, Kael’in sırtından aniden fırlayan iki siyah kanadı gördüğünde gözleri kısıldı.
"Tahminlerim doğru çıktı... Doğu Krallığı’nın bir iblisi akademiye sızdırdığına inanamıyorum. sen bu kıta için bir tehditsin çocuk!"
Luminos, ışıktan kılıcını havaya kaldırdı. Kael’in içindeki Grosolun tam ortaya çıkacakken maskeli bir adam gölge gibi fırlayarak sahaya indi. Luminosun kılıcını kendi kılıcıyla havada bloke ederek Luminos’un hamlesini geri savurmuştu.
Luminos şaşkınlıkla geriye doğru adım attı
"Sen de kimsin!? Katedral büyümün içinde bu kadar rahat hareket edebildiğine göre bir insan olamazsın... Yoksa arkandaki iblis çocuk bir tanıdığın mı?"
Maskeli yabancı cevap vermedi. Kılıcını ters çevirip ileri doğru bir adım attığında, arenanın zemininden göğe doğru devasa gölge yükseldi. İki devasa büyücü karşı karşıya gelmişti.
Luminos, elini havaya kaldırdı:
"Kutsal Işık: Yedi Yıldız!"
Gökyüzünde beliren yedi devasa ışık meteoru, maskeli adamın üzerine doğru son sürat inerken. Maskeli adam kılıcını yere saplayarak kendi büyüsünü aktifleştirdi:
"Karanlık sanat Boşluk Duvarı!"
Yerden yükselen simsiyah bir girdap, inen tüm ışık meteorlarını içine çekerek hapsetmişti.
Kael hiçbir şey göremiyordu; görüşü tamamen siyahtı, ancak etrafında dönen,devasa iki mana dalgalanmasını iliklerine kadar hissedebiliyordu. İki büyücünün çarpışması arenayı resmen beşik gibi sallıyordu.
Luminos, maskeli adamın gücü karşısında hafifçe gülümsedi,
"Başa baş dövüşmeyeli uzun zaman oldu yabancı... Gerçekten güçlüsün. Ama bu savaşa son noktayı koymanın zamanı geldi!"
Luminos, katedralin içindeki tüm ışık manasını ellerinde toplamaya başladı.her şeyi küle çevirecek yıkıcı bir büyüye hazırlanıyordu. Maskeli adam, durumun ciddiyetini anladığı anda . Hızla arkasına döndü, Kael’i tek eliyle omzundan yakaladı Luminos büyüsünü ateşlemeden tam bir salise önce, maskeli adam Kael ile birlikte kendisini arenanın dışına, bilinmeyen bir yere ışınlamıştı.
Luminos’un devasa büyü dalgası patladığında, Kael ve yabancının durduğu yerde yüzlerce metre derinliğinde dev bir krater oluştu.
Luminos, dumanların yükseldiği boş kratere bakakalmıştı.
"Hmm... Bu adam da kimdi böyle? İmza büyümün içinde bu kadar rahat hareket edebiliyor olması... Belki de gerçekten insan değildir," diye mırıldandı.
Luminos elini indirdi ve Büyük Katedral büyüsünü kapattı. Büyünün kalkmasıyla birlikte her şey normale dönmüştü. Kısa süreliğine tüm duyuları kapanan arenadaki binlerce insan, ne olup bittiğini anlayamayarak sersemlemiş bir halde etrafına bakındındılar. Kimse Kael’in kanatlarını ya da maskeli adamı görememişti.
Zephyros, bedenini hareket ettirebildiği ilk saniyede öfkeyle sahaya, Luminos’un yanına uçtu. Manası deliler gibi taşıyordu.
"Lanet herif! Kael'e ne yaptın?!" diye bağırdı.
Luminos, pelerinini düzelterek zephyros’a soğuk bir gülümseme attı.
"Seni görmeyeli uzun zaman oldu dostum Zephyros... sakin ol. Herkes bizi izliyor, yoksa burada benimle kavga mı etmek istiyorsun?"
Luminos, Zephyros’un öfkeden köpürmesini umursamadan tek bir hamleyle Kral’ın yanındaki locaya ışınlandı. Zephyros ise çaresizce tüm şehri taramaya başladı ama Kael’in manasını hiçbir yerde hissetmiyordu.
Kral Arkonis, locasında şaşkınlık içinde Luminos’a döndü.
"Luminos... Az önce ne oldu öyle? Sen aşağı indiğinde hiçbir şey göremedim,"
Luminos eğilerek selam verdi.
"Ah, majesteleri... Düello sırasında arenada, güney sınırından sızmış tekinsiz bir iblis gördüğümü sandım. Turnuva güvenliği için acilen büyümü kullandım. Ancak iblis oldukça hızlıydı, elimden kaçırmış olsam gerek kusura bakmayın efendim."
Kral, Luminos’un dediklerine çok şaşırmıştı. Krallığın en güçlü büyücüsünün elinden birinin kaçabilmesi imkansıza yakındı.
"Peki Kael denen çocuk nereye gitti?"
"Anlaşılan düello o kargaşada berabere bitti majesteleri. Ronan ve Kael, patlamanın etkisiyle ağır yaralandıkları için sağlık ekiplerimiz tarafından acilen revire kaldırıldılar,"
Luminos krala yalan söylemişti amacının ne olduğu ise bilinmiyordu
Kral iç çekerek. "anlıyorum... O zaman turnuvanın resmi kazananı, otomatik olarak finale çıkan Doğu Akademisi’nden Revia oluyor."
"Evet majesteleri. Merkez Krallığımızın öğrencileri kazanır diye düşünüyordum ama..."
Kral Arkonis hafifçe gülümsedi. "Ben de öyle düşünüyordum... Doğu Akademisi bugün bizleri gerçekten şaşırttı."
Aşağıda Rota ve Lyra, kael i arıyorlardı. Gözlerinin önündeki arkadaşları bir anda ortadan yok olmuştu.
Kral, turnuvanın kazananını ilan etmek için ayağa kalktı
"Merkez Krallık Turnuvası'nın asil savaşçıları ve sevgili halkım! Bugün burada, kıtamızın geleceğini şekillendirecek genç dâhilerin inanılmaz mücadelelerine tanıklık ettik. Her bir krallığın öğrencisi göğsümüzü kabarttı. Ancak turnuvanın mutlak kazananı, Doğu Akademisi’nin sarsılmaz iradesini gösteren Revia Cave olmuştur! Kendisini tebrik ediyor, Astra Lumia'nın ona rehberlik etmesini diliyorum!"
Tezahüratlar yükselirken, Revia kazandığını öğrendiğinde yüzünde en ufak bir mutluluk kırıntısı bile yoktu sahaya çıkıp kendisine altın bir tepside takdim edilen kutsal bitki, Astra Lumia'yı ellerinin arasına aldı. Revia, çiçeği istemese kralın taktim ettiğini kabul etmek zorundaydı Turnuva bitmişti ama asıl büyük savaş, krallığın gölgelerinde yeni başlıyordu.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı