insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Kael, Videl’in sorusunu duyduğu an beyninden vurulmuşa dönmüştü bir saniye bile düşünmeden oturduğu sandalyeden geriye doğru sıçradı. Aralarındaki mesafeyi açarken eli refleks olarak belindeki kılıcının kabzasına gitti.

Ancak Gri Taş Kasabası'nda Bamir ile yaptıkları o ölümcül dövüşün ardından, kılıcı yaratığın yaydığı sis yüzünden tamamen taşlaşmıştı. Elinde tuttuğu şey, işlevini yitirmiş sert bir taş kütlesinden başka bir şey değildi.

Kael, elindeki taşlaşmış kabzayı bırakmadan, sırtını odanın ahşap duvarına yasladı. Gözlerini bir an bile Videl’den ayırmıyordu.

Videl, gencin bu ani ve agresif tepkisi karşısında hafifçe kaşlarını kaldırdı. Kael’in gözlerindeki panik yaşlı adamı şaşırtmıştı.Kael’in elindeki taşlaşmış kılıca bakıp iç geçirdi.

"Kılıcın zaten körelmiş, genç adam," dedi Videl, ses tonunda en ufak bir tehdit yoktu.

"Üstelik karşımda o kırık taş parçasını çeksen bile, bu odadan sağ çıkabileceğini mi düşünüyorsun ?"

Videl yavaşça ayağa kalktı. O ayağa kalktığı an, odadaki o mütevazi köy evi havası bir anda dağılmıştı. Yaşlı adamın sırtından, odanın tavanına kadar uzanan, simsiyah altı adet devasa kanat belirdi. Bu kanatlar, iblis diyarının soylularına ait olan mutlak gücün simgesiydi. Adamın etrafındaki mana o kadar yoğundu ki,kael hareket etmekte zorlanıyordu

Ancak bu güce rağmen Videl’in gözlerinde düşmanlık yoktu

Kael, Videl’in sırtından çıkan altı devasa kanadı gördüğünde şaşkınlığını gizleyemedi.gözleri şok içinde yaşlı adama kilitlenmiştii.

"Bay Videl... Siz…!"

Videl, kanatlarını yavaşça kapatıp tekrar eski, sıradan ihtiyar görüntüsüne büründü.

"Bir iblisin nasıl göründüğünü bildiğini varsayıyorum, Kael. İblisler kendi türlerini, melez olsalar bile hemen fark ederler. Karanlık manayı insanlara oranla çok daha güçlü hissederiz ama seninki sanki… “

“mana çekirdeğinde sıkışık halde duruyor..."

Videl'in bakışları, Kael’in elindeki mühür yüzüğüne kaydı.

"Demek güçlerini mühürlü tutuyorsun. İnsanlar senin kimliğini hâlâ bilmiyorlar o zaman?"

Kael, üzerine gelen bunca soru karşısında tamamen afallamıştı.

"B-bir dakika Bay Videl, ben dediklerinizi anlamıyorum."

Videl hafifçe gülümsedi, yüzündeki o sert ifade tamamen dağılmıştı.

"Ah, haklısın. Üstüne fazla gittim genç adam, kusuruma bakma…”

“Elini kılıcından çek ve tekrar otur lütfen. Kafandaki soru işaretlerini giderelim. Ama önce bana soy ismini söyle."

Kael yavaşça sırtını duvardan çekip temkinli adımlarla sandalyesine doğru ilerledi.

"Soy ismim mi?”

“Benim soy ismim Krowel…”

“Kael Krowel."

Videl başını iki yana salladı.

"Hayır, insan soyadını sormuyorum sana."

Kael duraksadı. Annesi ona gerçek soyunu söylediğinden beri babasının soyadını hiç kullanmamıştı. İlk defa ağzından o kelimeler döküldü:

"Val-Tenebris…"

“Kael Val-Tenebris bay videl…”

Videl, "Tenebris" soy adını duyduğu an donup kalmıştı.

"Val-Tenebris mi? Şaka yapıyor olmalısın. Sen yaşlı Mezrathus’un soyundan mısın yoksa?"

Kael’in şaşkınlığı bu sefer katlanarak artmıştı.

"Bay Videl... İblis diyarındaki büyükbabamı tanıyor musunuz?"

"Tabii ki de tanıyorum!"

"Gençliğimizde onunla omuz omuza savaştık. Hatırladığım kadarıyla üç tane oğlu vardı. Sen..."

"Babamın adı Abaddon," diye araya girdi Kael.

"Demek Abaddon’un oğlusun!" Videl aniden gür bir kahkaha attı.

Kael, yaşlı adamın bu ciddiyetin ortasında neden güldüğünü anlayamayarak kaşlarını çattı. Videl gülmesini hafifleterek devam etti:

"Bizim Mezrathus’un kaderine bak sen... Demek oğlu da bir insanla evlenmiş."

"Oğlu da derken, neyi kastediyorsunuz Bay Videl?"

"Bilmiyor musun? Büyükannen de bir insandı. Yani Mezrathus’un eşi... Gerçi şimdi hatırladım da, Mezrathus’un birden fazla eşi vardı….."

Kael duydukları karşısında tamamen şok içindeydi. Babasının ailesine dair hiç bilmediği gerçekler resmen bir bir dökülüyordu.

"Bay Videl, siz tam olarak kimsiniz? Neden burada yaşıyorsunuz?"

"Ah, üzgünüm Kael, konudan koptum bir an,"

"Ben Videl Van-Marciar. İblis ordusunun eski Kıdemli Generali ve bu boyutun kurucusuyum."

Kael "iblis Generali" kelimesini duyduğu an tekrar gerilmişti.

Videl onun bu halini görünce elini sakinleştirircesine salladı.

"Rahat ol Kael. Eskiden komutandım, şu an sadece yaşlı bir adamım."

Kael derin bir nefes alarak tekrar videl’e sordu

"Bay Videl, peki neden bu boyutta yaşıyorsunuz?"

Videl kapıya doğru baktı. "Olivia’yı hatırlıyorsun değil mi?"

"O da senin gibi bir melez…"

Kael şaşırmıştı. Olivia’yı ilk gördüğünde onun sıradan bir insan olduğunu sanmıştı. Bir melez olabileceği aklının ucundan bile geçmemişti.

Videl anlatmaya devam etti:

"Şimdi beni iyi dinle Kael. Bu boyutu kurmamın sebebi, torunumu güvende tutmak zorunda kalmamdı. İnsanların iblis ve türevi varlıklara nasıl yaklaştığını bildiğini varsayıyorum. Ben de senin yaptığın gibi, Olivia’nın güçlerini mühürlemeyi denedim. Olivia güçlü bir kızdı. Melez bedeni iblis manası yüzünden acı çeksede bize hiçbir zaman belli etmezdi. “

“Bir gün akademiden bazı arkadaşları onun bir iblis olduğundan şüphelenmişlerdi."

Yaşlı adamın gözlerinde eski, acı bir anının gölgesi belirmişti.

"Onun en yakın arkadaşıymış gibi davranıp güvenini kazandılar. Olivia arkadaşlarına o kadar çok güveniyordu ki, melez olduğunu en yakın arkadaşına anlattı. Arkadaşı ise bu bilgiyi ailesine söyledi. Göz açıp kapayıncaya kadar, krallığın muhafızları Olivia’nın yaşadığı eve kadar geldiler. Babası, yani oğlum, kızını korumak için muhafızları engellemeye çalıştı. Ben haberi alır almaz iblis diyarından uçup Olivia’nın olduğu yere kadar geldim."

Videl derin bir iç çekti.

"İnsanların yaşadığı krallığa vardığımda gördüğüm manzara dehşet vericiydi... Tüm muhafızlar ve oğlum yerde kanlar içinde yatıyordu. Muhafızları yaralayan kişinin ilk başta oğlum olduğunu düşünmüştüm ama... Sonra kontrolden çıkan Olivia’yı gördüm. Bedeni karanlık manaya tamamen teslim olmuştu. Bilinci kapalı olduğu halde, gözleriyle bana bakıyordu. Oğlumu ve eşini iblis diyarına geri götürdüm. Olivia’nın babası ağır yaralıydı, yaralarının iyileşmesi aylar sürecekti. Annesi ise perişan haldeydi. Uzun bir süre kendimi suçladım Kael. Olivia’nın üstünde daha çok dursaydım, belki bunların hiçbiri yaşanmayacaktı."

Kael, Videl’in hikayesini dinlerken aklına annesinin ona anlattığı babası Abaddon geldi. O da tıpkı Olivia’nın babası gibi ailesi için büyük fedakarlıklar yapmıştı, hatta bu uğurda kanatlarından bile olmuştu.

"Bu olaylardan sonra," diye devam etti Videl,

"İnsan krallığının elçileri iblis diyarına sürekli akın ediyorlardı. İblis Kral Valtharond beni yanına çağırdığında durumu ona anlattım. Benden Olivia’yı insanlara teslim etmemi istediğinde şok olmuştum. Ben iblis diyarının ordusunda uzun yıllar boyunca hizmet verdim, krala bağlılık yemini ettim. Ama karşımda duran adam, torunumu o cellatlara teslim etmem gerektiğini söylediğinde bütün bağlılıklarımı orada bıraktım. Rütbemden istifa ettim. Olivia’yı ne iblislerin ne de insanların bulamayacağı bir yere götüreceğimi söyledim. Kral her ne kadar benim ordunun başından ayrılmamı istemese de kararım netti. Torunumu vereceğime canımı verirdim!"

Kael, Videl’i dinledikçe bu yaşlı adamın o sert komutan imajının altında ne kadar babacan ve korumacı biri olduğunu fark ediyordu.

"Sonra aklıma bir boyut yaratma fikri geldi," dedi Videl, ellerine bakarak.

"Boyut yaratmak yaşam enerjisi tüketir evlat. Bu denli büyük ve korunaklı bir boyut oluşturmak için epey bir yaşam enerjimden verdim. Soylu bir iblis olmasaydım, ömrüm bu boyutu tamamlamaya yetmezdi.Sonra da girişini kimselerin ulaşamayacağı bir yere mühürledim. Buraya nasıl geldiğini hatırlıyorsun değil mi Kael? Bulduğun o kitap... Onu ben yazdım. Yazılanları okuyamamanın sebebi ise iblis dilinde yazmış olmamdı. Boyutu o kitaba mühürledim ve iblis diyarının kütüphanelerinden birine yerleştirdim.“

“Bu arada kitabı nereden buldum demiştin?"

"Doğu Akademisi’nin kütüphanesinde, Karanlık Sanatlar bölümünde bulmuştum Bay Videl."

"Demek Doğu Akademisi demek... İlginç," diye mırıldandı Videl.

"Burada zaman dışarıya göre farklı işler Kael. Burada geçirdiğin bir yıl, dışarıda sadece bir güne eşittir. Olivia’yı buraya yıllar önce getirdim. Bu boyutta kalalı kaç yıl oldu hatırlamıyorum bile. Bildiğim tek bir şey var; bu boyutta yaşlanmıyorsun, zaman sanki durmuş gibi. Normalde zaman ve mekanın ilahları tarafından bu yaptığım yüzünden cezalandırılmam gerekirdi ama nedense burada bana ulaşamıyorlar."

Kısa bir sessizliğin ardından Videl, gözlerini Kael’e dikip bir soru sordu:

"Kael... Sence Olivia için yaptığım bu şey insanlık dışı mı?"

Kael aldığı soru karşısında ne diyeceğini bilemedi, bir an duraksadı. Olivia’yı dış dünyadan tamamen kopartmak, onun özgürlüğünü elinden almakla aynı şeydi. Ama diğer yandan, dışarıda kalsaydı insan krallığının muhafızları onu kesinlikle canlı bırakmazdı. Kael kendi yaşadıklarını ve melez olmanın zorluklarını düşünerek derin bir nefes aldı.

"Bence yaptığınız şey insanlık dışı değil, Bay Videl," dedi Kael, gözlerini yaşlı adama dikerek.

"Dışarıdaki dünyanın melezlere nasıl baktığını ve ne kadar acımasız olabileceğini çok iyi biliyorum. Siz Olivia'ya sadece,yaşayabileceği güvenli bir hayat vermek istediniz.O yüzden bu yaptığınızı insanlık dışı olarak görmüyorum...”

Videl aldığı cevap karşısında hafifçe gülümsedi, tam bir şey söyleyecekti ki kulübenin kapısı açıldı. İçeri elinde su kovasıyla Olivia girdi. Olivia’nın içeri girmesiyle Videl sohbeti hemen kesti.

"Ah, Olivia... Suyu masanın üzerine bırakıver canım," dedi sevecen bir sesle.

Kael, içeri giren Olivia’nın gözlerinin içine doğru baktı. Onun bir melez olduğunu bilerek bakmak, hissettiklerini değiştirmişti. Olivia ise Kael'in kendisine bu şekilde odaklanmasından rahatsız olmuş gibiydi. Kaşlarını hafifçe çattı.

"N-ne? Bir şey mi istiyorsun?" diye sordu ters bir tonla.

Kael kendini hızlıca toparlayıp Videl’e doğru döndü.

"Bay Videl, ben biraz hava alacağım."

"Tabii Kael, git bakalım,"

Kael kulübeden dışarı çıktığında, ormanın taze ve serin rüzgarı doğrudan yüzüne vuruyordu. Derin bir iç çekti. Videl’in arkasında böyle büyük ve acı bir geçmişi olduğunu hiç tahmin etmemişti. Olivia’ya her baktığında, onun bu boyutta tek başına, yıllar boyunca dış dünyadan habersiz ve yalnız yaşadığı aklına geliyordu.

Ancak Videl’in son söylediği şey Kael’in zihninde yankılanmaya devam etti:

“Burada geçen bir yıl, dışarıda bir güne denk.”

Kael ellerine baktı. “Belki de bir süre burada kalmalıyım,” diye düşündü.

“Melez güçlerim ve onları nasıl kontrol edeceğim hakkında Bay Videl’den çok şey öğrenebilirim.Burada bir yıl Dışarıda sadece bir güne eşitse, geri döndüğümde çok daha güçlü olabilirim. Dışarıdaki asıl bedenim de Grosolun sayesinde eminim güvendedir.’ diye düşündü

Kael gözlerini ormanın derinliklerine dikti. Bu gizemli boyut, onun için esaretten ziyade, gücünü uyandıracağı büyük bir eğitim alanına dönüşmek üzereydi.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı