insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Derslerin bittiğini haber veren çan sesi akademinin koridorlarında yankılanırken, Kael eşyalarını topladı. Yanındaki Lyra ve Rota tam bir şeyler içmekten bahsetmeye hazırlanıyordu ki, Kael onlara doğru döndü.

"Bensiz devam edin lütfen kütüphaneye gideceğim,birkaç şeye bakmam lazım."

Lyra elindeki çantasını kapatırken bir anda duraksadı, Rota ise duyduklarına inanamamış gibi hafifçe güldü. ikisi de şaşkındı; Kael’in akademideki ilk yılı neredeyse bitmek üzereydi ama onu bir kez bile kitap okurken görmemişlerdi.

"Kütüphane mi?" dedi Rota şaşkınlıkla.

"Kael, sen kütüphanenin yolunu biliyor muydun ya?”

"Sadece... araştırmam gereken bazı konular var. Siz gidin, ben size sonra yetişirim"

Kael’in kütüphaneye gitme isteği anlık bir meraktan ibaret değildi. Asıl amacı, kendi melez kanı hakkında daha fazla araştırma yapmaktı. Doğu Akademisi’nde geçirdiği süre boyunca başına epey ilginç ve açıklayamadığı olaylar gelmişti.

Sıradan element derslerinde arkadaşları basit büyü halkaları oluştururken, Kael kendi içindeki manayı her zorladığında o saf enerjinin arasına karanlık bir gücün taşmaya çalıştığını hissediyordu. Hatta birkaç gece antrenmanında, mühürleri zorlandığı anlarda gözlerinin anlık olarak değiştiğini ve etrafındaki bitkilerin solduğunu fark etmişti. Akademinin verdiği standart eğitim bu durumu açıklamaya yetmiyordu. Kael, hem kendi kökenini çözmek hem de içindeki bu gücü nasıl kontrol edeceğini öğrenmek için kimseye fark ettirmeden Karanlık Sanatlarları araştırmayı kafaya koymuştu.

Kael doğu Akademisi’nin devasa kütüphanesine doğru yürümeye başladı. Kapıdan içeri adım attığında, buranın neden krallığın en prestijli yerlerinden biri olduğunu daha iyi anlamıştı. Doğu Akademisi’nin kütüphanesi uçsuz bucaksız, büyüleyici bir mimariye sahipti. Tavana kadar yükselen devasa kolonlar, kat kat yukarı uzanan ahşap ve taş korkuluklu galerilerle çevriliydi. Her katta, binlerce yıllık bilgi birikimini barındıran, parşömenler vardı devasa kitaplıklar yan yana dizilmişti.

Kael alt katlardaki genel tarih ve temel büyü raflarını hızla geçerek merdivenleri tırmandı. Katları bir bir çıkarken etraf giderek tenhalaşıyor, ışık daha da azalıyordu. Onun aradığı şey bir büyü teorisi ve temel büyü araştırma kitapları değildi; merak ettiği şey karanlık büyü sanatı üzerineydi.

Nihayet kütüphanenin en arkasında kalan, "Karanlık Sanatlar" bölümüne geldi. Buradaki kitapların çoğu zincirli ya da ağır tılsımlarla korunuyordu. Kael parmaklarını kitapların arasında gezdirirken, rafların en arkasında, sıkışıp kalmış bir kitap dikkatini çekti. Diğerlerine göre çok daha eskiydi. Kitabı yavaşça yerinden çıkardı. Kapağı koyu renkli, yıpranmış bir deridendi ve üzerinde zamanla aşınmış, ne anlama geldiği belli olmayan geometrik mühürler ve karmaşık halkalar kazınmıştı. Tozunu eliyle hafifçe sildiğinde, kitabın garip bir hava yaydığını hissetti.

Kitabı alıp köşedeki boş ahşap masalardan birine oturdu. Kapağın üzerindeki mühürlerin ne anlama geldiğini bilmiyordu. Merakla kapağı araladı. İçini açtığında, sayfaların sararmış, olduğunu gördü. Yazılan yazılar sanki farklı, bir dilde yazılmış gibiydi. Kael sayfaları dikkatlice çevirdikçe karşısına karmaşık büyü halkaları, bazı vahşi yaratıkların detaylı çizimleri ve garip ritüeller gerçekleştiren birkaç insan figürünün resmi çıkıyordu.

"Acaba ne yazıyor burada? Bu dili hiç okuyamıyorum," diye düşündü içinden. Parmak ucuyla insan figürünün üzerindeki çizgileri takip etti.

"Ayrıca kitap o kadar eski ki... Sayfaları dikkatli çevirsem iyi olacak,"

"İlginç bir kitap bulmuşsun canım," dedi aniden arkasından gelen zarif ama gizemli bir kadın sesi.

Kael irkilerek arkasını döndü. Karşısında, orta yaşlarda, başında klasik cadı şapkalarına benzeyen geniş kenarlı siyah bir şapka olan, gözlüklü bir kadın duruyordu. Kadının üzerinde kütüphane sorumlularına ait koyu renkli bir cübbe vardı ama duruşunda sıradan bir görevliden çok daha fazlası olduğunu hissettiren bir hava vardı.

"Ah... Ben sadece merak etmiştim,"

"Kitaptaki yazılara bakıyordum ama… hiçbirini okuyamıyorum."

Kadın hafifçe öne doğru eğildi, gözlüklerinin üzerinden Kael’in elinin altındaki kitaba şöyle bir göz gezdirdi.

"Okuyamaman çok normal canım, Çünkü bu kitap iblis dilinde yazılmış."

"İblis dili mi?"

"İnsanların dünyasından çok uzak, yaşlı ve tehlikeli bir dildir. Bu arada, kendimi tanıtmadım. Adım Kifanes, bu akademinin kütüphane sorumlusuyum. Bakıyorum da, genç yaşına rağmen karanlık sanatlara epey ilgi duyuyor gibisin?"

Kifanes’in keskin gözleri gözlüğünün arkasından Kael’i süzüyordu. Kael ise durumu toparlamaya çalışıyordu:

"Ah, hayır, özel bir sebebi yok Bayan Kifanes. Sadece kütüphaneyi gezerken kitap ilgimi çekti. Madem okuyamıyorum, en iyisi yerine koyayım."

Kael kitabı kapatmak için hamle yaparken, Kifanes elini nazikçe havaya kaldırarak onu durdurdu.

"Ziyanı yok, ilgini çektiyse alabilirsin canım. Kütüphane kuralları dahilinde dışarıda incelemene izin var. Ama dikkatli ol, kitaplar hassastır. Kaba kullanırsan zarar görürler. Özellikle elindeki kitap, oldukça eski”

Kael kadının bu beklenmedik esnekliğine şaşırsa da belli etmedi. Kitabı masadan alıp çantasına koydu.

"Teşekkür ederim, kitaba karşı hassas davranacağımdan hiç şüpheniz olmasın, Bayan Kifanes."

Kael çantasını omzuna takıp kütüphaneden ayrılmak üzere merdivenlere yöneldiğinde, Kifanes yerinde kaldı. Gözlüklerini yavaşça burnunun üzerine indirip, uzaklaşan Kael'e doğru baktı.ve hafifçe gülümsedi, gözlerinde gizemli bir parıltı vardı.

"Ne ilginç bir genç..."

Kael kütüphaneden çıktıktan sonra akademinin sakin, kimsenin uğramadığı boş bir arka bahçesine gitti. Büyük bir ağacın gölgesine geçip çimenlerin üzerine bağdaş kurdu. Çantasından o eski kitabı tekrar çıkarıp dizlerinin üzerine koydu. Etrafı kontrol ettikten sonra içinden Grosolun’a seslendi:

“Grosolun… iblis dili diye bir şeyi duydun mu hiç?”

Zihninin derinliklerinden, o her zamanki ses yankılandı:

"Evet çocuk. Bizim kullandığımız ejder diline benzer şekilde, iblislerin de kendi aralarında kullandıkları diller vardır. Hatta insanların 'karanlık sanatlar' dediği bazı güçlü büyüler, doğrudan iblis diliyle yapılır.."

Grosolun bir an duraksadı, Kael’in gözlerinden dizinin üstündeki kitabı inceledi.

"Elinde tuttuğun o kitabı... sanki bir yerlerden hatırlıyor gibiyim."

Kael Grosolun’un bu cevabına heyecanlanmıştı

“Grosolun, kitapta yazılanları okuyabilir misin!?”

Grosolun, Kael’in elinin altındaki kitabı daha dikkatli inceleme başladı üzerindeki mühürleri gördüğünde Ejderhanın hafızasındaki taşlar teker teker yerine oturmuştu Sesi bir anda ciddileşti:

"Çocuk... Bu kitabın adı Wandil Kaos! sakın bir kelime bil-"

Grosolun kael’i konuşmaması için uyarmak üzereydi ama kelimeler çoktan kael’in ağzından çıkmıştı

Kael, elini kitabın tam ortasındaki o büyük mührün üzerinde tutarken, Grosolun’un söylediği ismi istemsizce dışından tekrarladı:

"Wandil Kaos mu?"

Bu isim Kael’in dudaklarından döküldüğü an, kitabın üzerindeki geometrik büyü halkaları aniden parıldamaya, mor ve kapkara bir ışık saçmaya başladı. Mühürler sanki canlanmış gibi dönüyordu.

"Elini kitaptan çek çocuk! Çabuk!"

Ama artık çok geçti. Kael’in gözlerindeki ışık tamamen söndüğünde, bedeni bahçedeki ağacın dibinde cansız bir heykel gibi kalmıştı.

Kael gözlerini açtığında kendini bambaşka bir yerde buldu. Kitabın mühürlü boyutunun içine çekilmişti. Etraf, sanki ucu bucağı olmayan devasa bir mağaranın içi gibiydi. Tamamen boş ve zifiri karanlıktı. Ne gökyüzü vardı ne de bastığı yerin sınırları belliydi.

“Grosolun!" diye seslendi yüksek sesle.

"Grosolun! Beni duyuyor musun?

Ama hiçbir yanıt alamadı. Ejderhanın sesi tamamen kesilmişti. Kael ilk kez kendini bu kadar yalnız ve korumasız hissetmişti.

“Burası da neresi böyle?”

Hemen elini uzattı ve ufak bir ateş büyüsü yaptı. Avucunun içinde beliren alev etrafı hafifçe aydınlatırken. Önünü görebilmek için düz bir hat üzerinde yürümeye başladı. Adımları bu sessiz, karanlık boşlukta yankılanıyordu. Yaklaşık yarım saattir yürüyordu ama mağaranın ucu hâlâ gözükmüyordu. Durup dört bir yanına baktığında, buranın sadece uçsuz bucaksız, sonu gelmeyen bir alandan ibaret olduğunu anladı.

“Buradan çıkmam lazım,Asıl bedenim akademi bahçesinde kalmış olsa gerek. Umarım ben buradayken başıma bir şey gelmez…”

Kael umudunu kaybetmeden, karanlığın içinde birkaç saat daha yürümeye devam etti. Ayakları yorulmaya, avucundaki ateş büyüsü manasını tüketmeye başlamıştı ki, ileride, karanlığın ortasında tek başına duran eski bir kapı gördü. Kapı sanki hiçbir yere bağlı değilmiş gibi boşlukta dikiliyordu.

“Kael Sonunda bir şeyler görebildim,” diye düşünerek hızla kapıya doğru koştu.

Yetişip kapının kolunu kavradı ve araladı. Kapıyı açtığı an, yüzüne sıcak rüzgar ve taze bir toprak kokusu vurdu. Kendini sanki tamamen başka bir dünyadaymış gibi hissetti. Kapının diğer tarafı devasa ağaçlarla dolu, sık bir ormanlık alana açılıyordu. Başını uzatıp ileriye baktığında, ağaçların arasında eski, ahşap bir kulübe gördü.

Kael rahatlayarak adımını ormanlık alana doğru attı. Ancak ayağı toprağa basar basmaz, arkasından büyük bir gürültü koptu. Arkasını döndüğünde, içinden geçtiği kapının sertçe kapandığını ve saniyeler içinde havaya karışarak tamamen yok olduğunu gördü.

"Hayır!”

“Geri dönüş yolum... Ben buradan nasıl çıkacağım şimdi?"

Kael çaresizce etrafına bakındı. Kapı gitmişti, geriye sadece bu yabancı orman kalmıştı. Gözü az önce gördüğü kulübeye kaydı.

“İleride bir Kulübe var... Belki orada birileri yaşıyordur. Bana buradan nasıl çıkacağımı söyleyip yardımcı olabilirler.”

Kael kulübeye doğru yaklaştıkça, ormanın içindeki o durağan hava aniden değişmeye başladı, yaprakların hışırtısı kesildi ve etrafı tamamen yabancı, ağır bir enerji kapladı. Kael adımlarını hızlandırıp ahşap kapının önüne geldi ve yavaşça kapıya tıklattı.

Kapı aralandığında karşısına kendi yaşlarında bir kız belirdi. Orta boylu, esmer tenli ve omuzlarına dökülen sarı saçları vardı. Kael’i karşısında gördüğünde gözleri şaşkınlıkla açıldı.

"Ha... Sen..?"

Kael hemen lafa girdi:

"Ah, özür dilerim. İsmim Kael. Akademinin bahçesinde bir kitap okuyordum, üzerindeki ismi söylediğim an bir anda kendimi burada, bir ormanda buldum..."

Kız kaşlarını çatarak şaşkın bakışlarla ona bakmaya devam etti.

"Kitap mı? Ne saçmalıyorsun sen? Kayıp mı oldun yoksa?"

O sırada içeriden, yaşlı bir erkek sesi yankılandı:

"Olivia, her şey yolunda mı?"

Olivia başını içeriye doğru çevirdi.

"Ah, büyükbaba Videl! Bir çocuk var, sanırım kaybolmuş."

İçeriden gelen ayak seslerinin ardından kapıda Videl belirdi. Yaşlı, dik duruşlu ve bilge bir hava yayan bu adam, kapıya adım atar atmaz gözlerini doğrudan Kael’in gözlerine dikti. İkili arasında anlık bir sessizlik oluşmuştu.

"Genç adam buraya nasıl geldin?"

Kael olayı tekrar anlatmaya başladı:

"Bahçede bulduğum eski bir kitap vardı, adı "Wandil Kaos'tu." Mührüne dokunup ismi söylediğimde-"

Videl, konunun uzayacağını anlayınca sözünü kesti ve kapıyı biraz daha aralayarak kenara çekildi.

"Gel bakalım. İçeride konuşalım, anlaşılan hikayen uzun."

Kael eşiği geçip içeri adım attığında, ortam ona eski, mütevazi köy evini anımsattı. İçerisi oldukça sade döşenmişti. Köşedeki sobadan gelen odunların çıtırtı sesi ve çaydanlıktan çıkan hafif kaynama sesi ona eski anılarını hatırlatıyordu.

Videl, torununa döndü. "Olivia, misafirimize içecek bir şey getirir misin?"

Kael bir sandalyeye oturup soluklandı.

"Teşekkür ederim," diyerek Videl’e döndü ve kütüphanede kitabı buluşundan, Kifanes ile konuşmasından ve en nihayetinde ismini telaffuz edip bu karanlık boyuta nasıl düştüğünden başlayarak her şeyi en başından anlatmaya başladı.

Videl, Kael’i hiç bölmeden, ciddiyetini koruyarak sonuna kadar dinledi. Hikaye bittiğinde yaşlı adam ayağa kalktı ve Olivia’ya baktı.

"Olivia, bana dışarıdaki kuyudan biraz taze su çekip getirebilir misin?"

"Tabii büyükbaba," diyen Olivia kovayı alıp dışarı çıktı ve kapıyı kapattı.

Olivia odadan çıkar çıkmaz Videl’in yüzündeki ifade tamamen değişmişti

"Hmm... Demek kitabın adını söylediğinde seni bizim yaşadığımız bu yere çekti, öyle mi?"

"Evet bayım,buradan nasıl çıkılacağını biliyor musunuz? Dışarıda beni bekleyen insanlar var. Ayrıca buraya geldiğimden beri Grosolun'a da ulaşamıyorum."

"Grosolun kim?"

"Benim anlaşmalı yaratığım. Kendisi bir ejderha."

Bu sözleri duyan Videl iyice şaşırmıştı

"Adım Kael demiştin, değil mi?"

Kael tam onaylamak için ağzını açmıştı ki, Videl lafını böldü:

"Peki Kael... İblis yanın annenden mi geliyor, yoksa babandan mı?"

Kael duyduğu soruyla buz kesmişti. Kalbi hızla çarpmaya başlarken, oturduğu sandalyede kalakaldı. Karşısındaki bu yabancı adam, onun en büyük sırrını, ilk bakışta nasıl anlayabilirdi.?




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı