insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Kael kapıyı yavaşça itip içeri girdiğinde, Olivia ortalıkta yoktu; muhtemelen odasına geçmişti . Videl ise masanın başında oturmuş, çayından bir yudum alıyordu. Kael'in içeri girdiğini görünce ona göz ucuyla baktı.

"Rüzgar kafanı toplamana yetti mi genç adam?"

Kael, yaşlı adamın tam karşısına geçip durdu. Yüzünde kararlı bir ifade vardı.

"Daha iyiyim Bay Videl."

"Buraya nasıl geldiğimi düşünürken son söylediğiniz şey aklıma takıldı. Burada geçen bir yılın dışarıda sadece bir güne eşit olduğunu söylemiştiniz."

Videl fincanını yavaşça masaya bıraktı.

"Doğrudur. Zaman burada dışarıya göre neredeyse durmuş gibidir. Neden sordun?"

"Ben Doğu Akademisi'nde bir yıldır eğitim görüyorum ama aldığım hiçbir ders içimdeki bu karanlık manayı nasıl kontrol edeceğimi öğretmiyor. Kendi gücümü her zorladığımda kontrolümü kaybetmekten korkuyorum. Ama siz... “

Videl, Kael'in nereye varmak istediğini anlamıştı ama bozuntuya vermeden bekledi.

Kael bir adım daha atarak devam etti:

"Burada ne kadar kalacağımı bilmiyorum ama madem zaman dışarıya göre bu kadar yavaş akıyor, bana yardım etmenizi istiyorum. Bay Videl, lütfen beni eğitin. Bana içimdeki bu melez kanı nasıl kontrol edeceğimi ve karanlık manayı nasıl yönlendireceğimi öğretin. Dışarıdaki bedenimin güvende olduğunu düşünüyorum o yüzden burada geçireceğim zamanı kendimi güçlendirmek için kullanmak istiyorum."

Videl bir süre sessizce Kael'in gözlerinin içine baktı. Gencin gözlerindeki kararlılık ve güç arzusu, yaşlı komutanın hoşuna gitmişti.

"Mezrathus’un torununu eğitmek mi?”

"Benim eğitimim akademideki o süslü hocaların derslerine benzemez Kael., her gün pes etmenin eşiğine gelirsin. tamamen kendi öz gücünle baş başa kalacaksın. Buna gerçekten hazır mısın?"

"Ne gerekiyorsa yapmaya hazırım."

"Güzel. O zaman o taşlaşmış kılıcını kenara koyarak başla. Yarın sabah erkenden ne kadar dayanıklısın göreceğiz."

Hava tamamen kararmıştı Kael için Bay Videl, artık Usta Videl olmuştu.

Olivia odasından çıkıp salona geldiğinde, ikilinin arasındaki atmosferi fark edip şaşkın gözlerle Kael’e baktı. Videl, torununa dönerek durumu açıkladı:

"Olivia, Kael bir süre bizim misafirimiz olacak. Ona arkadaki diğer boş odayı gösterir misin?"

"Misafir mi?"

Olivia şaşkındı.Yıllardır bu mühürlü boyutta, sadece büyükbabasıyla tek başına yaşıyordu.. Belki de bunca yıllık yalnızlıktan sonra bir misafir, buradaki hayata iyi gelecekti.

"Tamam kael Takip et beni sana kalacağın odayı göstereyim"

Kael, Olivia'nın gösterdiği odaya yerleşip biraz dinlendi. Gece yarısına doğru sessizce kulübeden dışarı çıktı.

Gecenin serin rüzgarı yüzüne vururken Kael başını gökyüzüne kaldırdı. Usta Videl bu boyutu gerçekten kusursuz yaratmıştı; gökyüzü, sanki gerçek dünyadaymış gibi parıldayan yıldızlarla doluydu. Kael büyülenmiş gibi onları seyrederken, arkasından hafif ayak sesleri geldi.

"Yıldızları mı izliyorsun?"

Kael sesin geldiği yöne döndüğünde Olivia’yı gördü. Kız kollarını önünde kavuşturmuş, Kael’e bakıyordu.

"Ah, evet, büyükbaban burayı gerçekten kusursuz yapmış. Dış dünyadaki gökyüzünden hiçbir farkı yok resmen.”

Olivia da başını kaldırıp yıldızlara baktı,

"Evet büyükbabam her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünür hep…”

“Peki... Sen dışarıdan, yani insan krallığından geliyorsun değil mi? ne kadar zamandır bu boyuttayım bilmiyorum dışarısı hala aynımı peki insanlar gene iblislerle savaş halindemiler?”

"İnsanlar ve iblisler..."

“Büyük bir savaş yok şu an. Yani… en azından ortalıkta orduların çarpıştığı, şehirlerin yıkıldığı o eski büyük savaşlar kalmadı. Ama aradaki o soğuk gerilim, nefret ve ön yargı Halen duruyor. İki taraf da birbirine karşı sınır çizmiş durumda, kimse diğerine yaklaşmıyor."

Olivia rüzgarda savrulan sarı saçlarını eliyle kulağının arkasına itti. sanki tam da beklediği cevabı almış gibiydi

"Değişmemesine şaşırmadım. Büyükbabam da hep bunu söylerdi. İnsanların korkusu ve iblislerin gururu olduğu sürece o nefret asla bitmezmiş."

Kısa bir sessizlik oldu. Kael, kızın üzerindeki bu durgun havayı dağıtmak için konuyu değiştirmek istedi.

"Peki sen? Ne kadar zamandır buradasın? Yani dışarıya dair hatırladığın anıların var mı?"

"Zamanı saymayı bırakalı uzun zaman oldu. Burada günler ve aylar birbirine karışıyor. Hatırladığım son şey... Sadece büyük bir kargaşa, bağırtılar ve büyükbabamın beni elimden tutup bu boyutun içine getirişiydi. Sonrasındaysa kendimi bu kulübede buldum. Dışarıya dair çok az anı var zihnimde."

Olivia adımlarını Kael e doğru biraz daha yakınlaştırdı ve meraklı gözlerle ona baktı.

"Peki sen dışarıda ne yapıyordun? Büyükbabam senin bir süre misafir kalacağını söylediğinde çok şaşırdım. Yıllardır buraya adım atan ilk kişisin.Sen… Bir büyücü falan mısın?"

"Ben… Doğu Akademisinin bir öğrencisiyim, şuanlık temel büyüleri öğreniyorum. Ama dürüst olmak gerekirse akademideki o teorik dersler bana pek yetmiyordu. Bay Videl’in ne kadar güçlü biri olduğunu görünce, hazır zaman da burada farklı akıyorken ondan bana yardım etmesini, beni eğitmesini istedim."

Olivia’nın gözleri şaşkınlıkla açılmıştı.

"Büyükbabamdan eğitim mi istedin? Ve o da bunu kabul etti, öyle mi? Epey cesurmuşsun Kael."

"Neden öyle dedinki?"

“Malikanede Usta Grimm'in dövüş eğitimlerinden geçtim, bir sürü yaratıkla ölümün kıyısında çarpıştım. Bay Videl’in antrenmanı ne kadar zorlayabilir ki?"

diye düşündü Kael. Tabii karşısındaki yaşlı adamın iblis ordusunun eski kıdemli Generali olduğunu hesaba katmıyordu.

Olivia elini sallayarak kulübeye doğru geri yürüdü

"Neyse, ben kaçtım. İyi geceler, Kael."

"İyi geceler, Olivia."

Sabahın ilk ışıkları ile Kael alışkanlığı gereği erkenden uyanmıştı. Akademideyken de sabah yürüyüşleri ve antrenmanları için şafak sökmeden kalkardı, bu yüzden erkenci olmak onun için zor değildi. Üstünü giyinip odasından çıktı ve salona geçti. Ancak içeri adım atar atmaz Videl’i masanın başında, sanki saatlerdir oradaymış gibi dinç bir şekilde otururken görünce şaşırdı.

"Ah, demek uyandın. Günaydın Kael,Senden bir şey isteyeceğim..”

"Olivia ile birlikte dışarıdaki inekten taze süt sağıp getirebilir misin?"

Kael bu istek karşısında afallamıştı.. Eski bir iblis komutanından ölümcül bir sabah antrenmanı beklerken, ilk görevinin süt sağmak olması biraz garip gibiydi

"T-tabi usta Videl..."

Dışarı çıktığında, Olivia kulübenin yan tarafındaki çitlerin oradaydı. Elinde boş bir kovayla, Kael’i bekliyordu. Kael çitlere doğru yaklaştıkça ahırdaki hayvanları fark etti. Karşısındaki inek, normal dünyada gördüğü ineklerden neredeyse iki kat daha büyüktü

Hemen yanı başında ise ondan daha da devasa, simsiyah tüyleri parıldayan keskin boynuzlu bir boğa duruyordu.

Kael hayretle hayvanları süzerken, "Bu inek... sanki biraz fazla büyük gibi değil mi?" diye söylendi içinden

Olivia onun bu şaşkın haline bakıp alaycı bir şekilde güldü.

"Daha önce hiç inek görmedin mi Kael?"

"Gördüm tabii," dedi Kael hemen kendini savunarak.

"Ben son birkaç yıldır krallığın şehrinde yaşamaya başladım Olivia, ondan önce aslında köyde yaşıyordum."

"Cidden mi? O zaman ineği sağmakta hiç zorluk çekmezsin diye düşünüyorum. Al bakalım," diyerek elindeki kovayı Kael’in eline tutuşturdu.

Kael bir elindeki kovaya, bir de devasa ineğe bakarak derin bir nefes aldı.

“Pekala Kael, altı üstü bir inek. Sağmak ne kadar zor olabilir ki?”

Kael kovayı ineğin altına bırakıp eğildi ve elini hayvana doğru uzattı. Ancak parmakları ineğin derisine daha dokunamadan, hemen yan tarafta duran devasa boğa aniden öfkeyle böğürdü. Kael ne olduğunu bile anlayamadan boğanın kafasıyla savurduğu darbenin etkisiyle havalanıp kulübenin öteki ucundaki çamurlu su birikintisinin içine sertçe düştü.

Olivia, Kael’in çamurlar içinde debelendiğini görünce kendini tutamayarak büyük bir kahkaha attı.

"Ha ha ha! Kael, şu haline bak!"

Kael üstündeki çamurları temizlemeye çalışırken öfkeli bir homurtu duydu. Kafasını kaldırdığında, boğanın sinirinin hala geçmediğini fark etti. Hayvan arka ayaklarını hırsla yere sürtüyor, burun deliklerinden dumanlar çıkararak keskin boynuzlarını doğrudan Kael’e çeviriyordu. Boğa bir kez daha böğürerek hızla Kael’in üstüne doğru koşmaya başladı.

Kael, üzerine süratle gelen devasa hayvanı görünce panikle yerinden fırlayıp kaçmaya başladı. Boğa Garip şekilde inanılmaz hızlıydı; aralarındaki mesafe hızla kapanıyor, keskin boynuzları Kael’in sırtına iyice yaklaşıyordu.

Kael nefes nefese kaçarken, “Bu boğa neden bu kadar hızlı?! Kendimi büyüyle efsunlamazsam boynuzlarını bana geçirecek!” diye düşündü.

Hemen içindeki manayı yönlendirerek bedenini efsunladı ve ani bir manevrayla yan tarafa doğru fırlayarak boğanın boynuz darbesinden son anda sıyrıldı.

Olivia ise çitlerin arkasında durmuş, Kael’in bu kıvrak hareketini alaycı bir şekilde alkışlamaya başladı

"Güzel sıyrıldın Kael!"

Fakat boğanın durmaya hiç niyeti yoktu. Çamura basıp hızla geri döndü ve Kael’e doğru tekrar hücuma geçti. Yaklaşık yirmi dakika boyunca, Kael’in tüm enerjisini tüketen amansız bir kovalamaca yaşandı. Kael artık nefes nefese kalmıştı. Bu usta Videl’in hayvanıydı, ona zarar veremez ya da onu öldüremezdi; elinden sadece kaçmak geliyordu.

“Bir dakika... Büyü bariyeri ile onu tutabilirim, doğru ya!”

Kael hızla arkasına döndü, ellerini öne doğru uzatarak manasını yoğunlaştırdı. Tam boğa ona çarpmak üzereyken önünde saydam, güçlü bir büyü bariyeri oluşturdu. Boğa büyük bir gürültüyle bariyere çarpıp olduğu yerde kaldı.

Kael derin nefesler alarak, elleri dizlerinde Olivia’nın yanına doğru yürüdü.

"Ahh... Sonunda..." dedi bitkin bir sesle.

Olivia, üstü başı tamamen çamur ve pislik içinde kalmış Kael’i görünce bir adım geri çekildi.

"Iyy Kael... Her yerin çamur içinde kalmış. Sen git üstünü değiştir, sütü ben sağarım."

"Ne? Ben..."

Kael daha lafını bitiremeden Olivia kovayı onun elinden çekip aldı. Kael arkasını dönüp kulübeye doğru yürürken içinden, “Bu da neydi böyle şimdi?” diye söyleniyordu.

Kael Üstünü değiştirip temiz kıyafetlerle salona geçtiğinde, içeriyi taze sütün sıcak kokusu sarmıştı. Usta Videl, Olivia’nın sağıp getirdiği sütleri çoktan ısıtmış ve kahvaltı sofrasının ortasına koymuştu. Kael’in yüzündeki yorgun ve bezgin ifadeyi gören yaşlı adam dayanamayıp gür bir kahkaha attı.

"Ha ha ha! Kael, Sismo sana sıkıntılı zamanlar yaşatmış anlaşılan,"

"Kendisi epey kıskanç bir boğadır evlat. Eşini sağmadan önce onu bir bariyerle tutmazsan, seni sonsuza kadar kovalar."

Kael masaya otururken iç çekti.

"Usta Videl, keşke bunu daha önce bana söyleseydiniz."

Videl kaşlarını hafifçe kaldırıp mutfaktan içeri giren torununa baktı.

"Olivia seni uyarmadı mı yoksa? Ona seni tembihlemesi gerektiğini söylemiştim?"

Kael gözlerini Olivia’ya çevirdi. Olivia ise sanki hiçbir şeyden haberi yokmuş,gibi ıslık çalarak gözlerini Videl’den kaçırdı ve sofraya tabakları dizmeye devam etti.

“Ah şu kız yok mu...”

"Önemli değil usta Videl, benim için güzel bir sabah ısınması oldu."

Videl Kael’in omzuna güçlü bir şekilde vurdu.

"Hah! İşte görmek istediğim enerji bu Kael! Madem ısındın, kahvaltıdan sonra asıl antrenmanına başlıyoruz."




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı