insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Abaddon, Merkez Krallığın sınırlarından ayrılıp İblis diyarı’na döndüğünde, kalesinin koridorlarında onu babası Mezrathus karşıladı. Baş iblisin yüzü gergindi, bakışları doğrudan Abaddon’ın üzerindeydi.

"Abaddon, nerelerdesin sen!?"

"Yardımcın üç gündür Gelam’da olmadığını söyledi. İblis Kral sana o bölgeyi yönetmen için verdi, işini yardımcına bırakıp gitmen için değil!"

"Sakın bana yine oğlunu görmeye gittiğini söyleme."

Abaddon, babasının bu çıkışı karşısında duraksadı ve durumu toparlamak için bir şeyler uydurmaya çalıştı. Ancak Mezrathus, oğlunun gözlerindeki ifadeden her şeyi anlamıştı. Derin bir iç çekti.

"Bak Abaddon, ailene duyduğun özlemi anlıyorum,Ama ailenin yanında olman, onları daha büyük bir tehlikeye sokacaktır, bunu sen de biliyorsun."

"Biliyorum... Ancak kulağıma Merkez krallığın akademiler arası bir turnuva düzenlediği geldi. İçimde kötü bir huzursuzluk vardı, ayrıca Kael’in ne durumda olduğunu, gücünü nasıl kontrol ettiğini kendi gözlerimle görmek istedim."

Mezrathus’un kaşları çatıldı. "Akademiler arası turnuva mı dedin?"

"Evet," diye devam etti Abaddon. "Ayrıca orada olmam bir bakıma iyi oldu. Anlaşılan merkezin Baş Büyücüsü en başından beri Kael’i bir tehdit olarak görüyordu."

"Abaddon, sakın bana Luminos’la savaştığını söyleme!"

"Sadece Kael’e zarar vermesini engelledim, yüzümde maske vardı. Benim tam olarak kim olduğumu bilmiyor."

Mezrathus bir kez daha iç çekti, ardından torununa olan merakını gizleyemeyerek sordu:

"Peki... torunum nasıl?"

Abaddon’ın dudaklarında gururlu bir tebessüm belirmişti

"Kael çok güçlenmiş. Sadece turnuvada dikkatimi kullandığı büyü çekti. Kael, benim gibi çift büyü kullanıyor. Ateş büyüsünü de yüksek ihtimal benden almış olsa gerek."

Mezrathus, Kael’in ateş büyüsü kullandığını duyduğunda düşüncelere daldı. ateş büyüsü, Abaddon’a rahmetli annesinden miras kalmıştı, Abaddon’dan da Kael’e aktarılmıştı.

"Ancak bir gariplik var," diye ekledi Abaddon. "Kael’in alevleri dövüşün sonunda bir anda siyaha döndü baba. Daha önce hiç siyah alev diye bir şey duydun mu?"

"Siyah alev mi? İlginç... Kael melez bir çocuk olduğundan, içindeki iki farklı mana birbiriyle etkileşime geçmiş olabilir."

"Bir noktada Kael’e iblis güçlerini kontrol edebilmesi için yardımcı olmamız gerekiyor baba. İnsanlar karanlık büyü hakkında pek bir bilgi sahibi değil gibi ."

Mezrathus, oğlunun omzuna elini koydu.

"Zamanı geldiğinde oğlunla bir arada olacağına söz veriyorum. Ama bir daha bana danışmadan İblis Diyarı’ndan ayrılma."

Aynı saatlerde Doğu Krallığı’nda, Krowel malikanesinin kapısına Merkez Krallığı’nın altın armasını taşıyan görkemli bir at arabası yanaştı. Arabadan inen zırhlı bir şövalye, elindeki parşömeni açarak yüksek bir sesle kraliyet emrini okumaya başladı:

"Merkez Krallık Yüksek Adaleti adına! Doğu Akademisi öğrencisi Kael Krowel’in turnuva esnasında kullandığı tekinsiz, bilinmeyen büyü ve krallık güvenliğini tehdit eden illegal güç iddiaları sebebiyle; Kael Krowel ve vasilerinin derhal Merkez Mahkemesi’ne çıkması emredilmiştir!"

Vaelmon, kapıda durup bu emri dinlerken yüzünde en ufak bir şaşkınlık yoktu. Zaten başlarına böyle bir şeyin geleceğini, Luminos’un bu işin peşini bırakmayacağını çok iyi biliyordu, kendini bu duruma çoktan hazırlamıştı.

Diğer yandan, bir grup Merkez muhafızı da Kael’i bizzat teslim almak üzere Doğu Akademisi’nin kapısına dayanmıştı. Akademi müdürü, kapıda beliren zırhlı muhafızları gördüğünde büyük bir şaşkınlıkla yanlarına gitti. Şövalye, aynı resmi emri müdürün yüzüne karşı da okudu.

Kael, muhafızların ortasında sakin bir şekilde duruyordu. Ellerine demir kelepçeler vurulduktan sonra, muhafızların eşliğinde Merkez Krallığı’na doğru yola çıkarıldı.

Akademinin bahçesinde Kael’in muhafızlarca götürülmesini izleyen arkadaşları büyük bir endişe içindeydi. Rota öfkeyle öne atıldı:

"Bu da ne demek oluyor?! Kael kötü bir şey yapmadı ki, Ronan’ı bilerek yaralamadı!"

Lyra ise muhafızların arkalarından bağırdı: "Kael! Onu neden bir suçlu gibi götürüyorsunuz?!”

Bahçedeki diğer öğrenciler de kendi aralarında fısıldamaya başlamıştı:

"Merkez Krallığı’nın şövalyeleri burada ne arıyor?"

"Kael’i neden götürüyorlar, ne suçu var ki?"

At arabası Merkez Krallığı’nın adalet meydanına vardığında, diğer bir arabadan da Vaelmon ve Zephyros indi. Vaelmon, torunu Kael’in ellerinin demir zincirlerle bağlı olduğunu gördüğü an gözlerinden adeta şimşekler çaktı. Tam öfkeyle muhafızların üzerine yürüyüp zincirleri parçalayacakken, karşılarından gelen Luminos ona engel oldu.

"Senin gibi saygın bir baş büyücüye hiç yakıştıramadım Vaelmon," dedi Luminos, iğneleyici bir tonda.

"Merkez Krallık’ta sorun mu çıkarmak istiyorsun, yaşlı adam?"

Vaelmon, asasını yere vurarak gürledi: "Luminos! Kael’in benim torunum olduğunu bildiğin halde bu muamele de ne böyle?! Ellerini derhal çöz!"

Luminos istifini bozmadan cevap verdi:

"Maalesef Vaelmon, Kael şu anlık krallık adına büyük bir tehdit. Tekinsiz, karanlık bir büyü kullanıyor. Halkıma ve krallığıma zarar vermeyeceği ne malum?"

Bu sözler üzerine Vaelmon’ın manası sinirden öyle bir patladı ki, etraftaki tüm şövalyeler baskının şiddetiyle birkaç adım geri çekilmek zorunda kaldılar. Luminos ise yerinden bile kıpırdamadı.

Vaelmon tam saldırmaya hazırlanırken, Kael araya girdi:

"Sorun değil büyük baba, sakin ol lütfen."

Kael ardından Luminos’un gözlerinin içine bakarak konuştu:

"Bay Luminos, büyükbabam ve Zephyros amcamla mahkeme öncesi özel olarak konuşabilmem için bana izin verir misiniz?"

Luminos şüpheyle Kael’i süzdü. "Özel konuşma mı? Peki, konuş bakalım... Ama kısa sürsün."

Kael, Vaelmon ve Zephyros’un yanına giderek alçak bir sesle,

"Büyükbaba, etrafımıza ses geçirmez bir bariyer oluşturur musun?" dedi. Vaelmon şaşkınlıkla Kael’e baktı torununun gözlerindeki emin ifadeyi görünce asasını hafifçe kaldırıp dış dünyayla bağlantılarını kesen şeffaf bir bariyer ördü.

Luminos uzaktan onları izliyordu

“Bu iblis çocuğun aklından neler geçiyor acaba?” diye düşündü

Bariyerin içinde Kael, büyükbabasına ve Zephyros’a içindeki gücü nasıl kontrol altında tutabileceğinden bahsetti . Planı duyan Vaelmon’ın yüzündeki o deli öfke yavaşça dinmiş, Bariyer kalktığında Vaelmon tamamen sakinleşmişti.

Luminos, az önce sinirden köpüren adamın her şeyi kabullenmiş gibi rahat görünmesi karşısında afallamıştı:

“Bu çocuk Vaelmona ne demiş olabilir ki bir anda böyle sakinleşti? Her neyse…”

Kısa süre sonra krallığın o devasa, yüksek tavanlı mahkeme salonuna geçildi. Salonun üst kısmında, yüksek kürsüde Baş Yargıç oturuyordu. Sanık sandalyesinde Kael, arkasında ise Vaelmon ve Zephyros yer alıyordu. Baş Büyücü Luminos ise iddiasını sunmak üzere Yargıç’ın hemen sağ tarafında dikilmekteydi.

Baş Yargıç, önündeki raporları inceledikten sonra tok sesiyle salonu susturdu:

"Doğu Akademisi öğrencisi Kael Krowel! Turnuvanın final maçında, kökeni bilinmeyen siyah bir alev kullandığın, bu alevlerle Merkez Krallığı’nın öğrencilerinden Ronan’ı ölümcül şekilde hırpaladığın iddia edilmektedir. Ayrıca Baş Büyücü Luminos’un şahitliğiyle, insan dışı bir varlığa ait güçler barındırdığından şüphelenilmektedir. Kendini savunmak adına söyleyecek bir şeyin var mı?"

Konuşma hakkı kendisine gelen Kael derin bir nefes aldı, omuzlarını dikleştirerek Yargıç’a baktı:

"Efendim, turnuvada gördüğünüz o siyah alevler bana ait yasaklı bir büyü değildir. Onlar, benim anlaşmalı yaratığım olan Grosolun’un alevleridir."

Baş Yargıç kaşlarını kaldırarak şaşkınlıkla Kael’e baktı

"Grosolun mu? Nasıl bir anlaşmalı yaratık bu? Bize burada kanıtlayabilir, onu gösterebilir misin?"

Kael soğukkanlılıkla salonu uyardı: "Gösterebilirim efendim, ancak buradaki herkesin sakin kalmasını ve korkmamasını rica ediyorum."

Kael’in bu uyarısı yargıçta büyük merak uyandırmıştı

”Korkmak mı ? bu çocuk nasıl bir yaratıkla anlaşma yapmış olabilir ki? diye düşündü

Kael elini öne doğru uzattı, salonun ortasında simsiyah, devasa bir çağırma çemberi belirdi. Çemberin içinden yükselen siyah dumanların arasından, devasa bir ejderha, Grosolun başını uzattı! Grosolun, o korkunç gözlerini doğrudan kürsüdeki Baş Yargıç’a dikti.

Yargıç, dehşet içinde kalmıştı

"B-Bir ejderha?!" diye bağırdı

Salondaki izleyiciler, muhafızlar ve asiller bir anda çığlıklar atarak sağa sola kaçışmaya çalıştı, hatta ejderhanın yaydığı o devasa baskı yüzünden korkudan bayılan bazı insanlar bile oldu, onlar için dışarıdan acilen sağlık ekipleri çağrıldı.

Baş Yargıç, titreyen bir sesle yanındaki büyücüye döndü:

"Luminos! Bu da neyin nesi?!"

Kael hemen araya girerek panikle bağıran insanları sakinleştirmeye çalıştı

"Lütfen sakin olun. Grosolun benim anlaşmalı dostumdur, ben emir vermedikçe buradaki hiç kimseye asla zarar vermez."

O sırada arkada duran Vaelmon ve Zephyros,ağzıları açık şekilde kael in çağırdığı ejdere bakakaldılar

“Bu çocuk beni her seferinde şaşırtmayı nasıl başarıyor bize planından bahsederken mahkeme salonuna koca bir ejderha çağıracağı kimin aklına gelirdi ki ha ha ha”

Baş Yargıç, Kael’e bakarak, "P-peki... Ejderi geri gönderebilir misin çocuk?" dedi.

Kael başıyla onaylayıp Grosolun’u siyah çemberin içine geri gönderdi. Ejderha gözden kaybolduğunda salondaki herkes derin ve rahat bir nefes almıştı. Yargıç, alnından akan soğuk terleri mendiliyle silerek sordu:

"Yani o siyah alevlerin kaynağı bu ejderha, öyle mi?"

"Evet efendim," dedi Kael. "Hatta Bay Luminos’un dumanların arasında gördüğünü iddia ettiği o kanatlar da tamamen Grosolun’un aurasına aittir."

Luminos, planının elinden kayıp gittiğini fark ederek öfkeyle araya girdi. Bir ejderhanın varlığı onu da şaşırtmıştı ama pes etmeye niyeti yoktu.

"Bekleyin Yargıç! Kael’in elinde gizemli bir mühür yüzüğü tuttuğunu bizzat gördüm. Sizce de bu şüpheli bir durum değil mi?"

Yargıç, Kael’in sol eline baktı. gerçektende parmağında bir mühür yüzüğü vardı

"Elinde neden bir mühür yüzüğü taşıyorsun Kael? Bizlerden saklamak istediğin gizli bir gücün mü var?"

Kael sakince yüzüğü gösterdi:

"Hayır efendim. Bu yüzük benim güçlerimi değil, az önce gördüğünüz ejderhanın kontrolsüz gücünü bedenimde mühürlü tutuyor. Eğer o mühür olmasa, ejderhanın manası etrafa taşacaktır."

Luminos sırıttı, tam olarak duymak istediği cevabı almıştı.

"Öyleyse... Yüzüğü mahkemenin önünde çıkarmanda bir sakınca yoktur, değil mi? Sonuçta o senin anlaşmalı yaratığın ve sen emir vermedikçe dışarı çıkmayacağını söyledin."

Kael elini yavaşça havaya kaldırdı, diğer eliyle yüzüğü parmağından çıkarmaya yeltendi. Vaelmon ve Zephyros bir anlığına nefeslerini tutup endişeyle öne doğru hamle yapacak gibi oldular ama Kael’in onlara bariyerde söylediği sözleri hatırlayıp durdular.

Kael, mühür yüzüğünü parmağından tamamen çıkardı.

Luminos, zafer kazanmış bir edayla Kael’in bedeninden o kara iblis manasının fışkırmasını bekledi. Ancak... hiçbir şey olmadı. Kael, tamamen normal, sıradan bir insan formuyla öylece durmaya devam ediyordu.

Luminos’un gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu, şok içinde kekeledi:

"N-nasıl...? Sen ne yaptın çocuk?! İblis güçlerin neden taşmadı?"

Kael saf bir ifadeyle kaşlarını kaldırdı:

"İblis gücü derken ne dediğinizi anlamadım Bay Luminos... Size bu yüzüğün sadece anlaşmalı yaratığımı mühürlemek için kullandığım bir araç olduğunu söylemiştim."

Arkada duran Zephyros ve Vaelmon da içten içe büyük bir şaşkınlık yaşıyordu. Yüzük çıktığı halde Kael’in nasıl normal bir insan gibi kalabildiğine inanamamışlardı. Kael ise yüzüğü tekrar parmağına takıp derin bir nefes alırken içinden geçirdi:

“Maskeli adamın dağ başında bana öğrettiği o karanlık manayı kontrol etme tekniği gerçekten de işe yarıyor.”

Luminos tam öfkeyle bağırarak tekrar araya girecekken, Baş Yargıç çekicini masaya vurarak onu susturdu.

"Bay Luminos, bu kadar yeterli! Ortada hiçbir suç unsuru veya iblis izi yoktur. Kararımı açıklıyorum:”

“Doğu Akademisi öğrencisi Kael Krowel’in suçsuz olduğuna ve serbest bırakılmasına karar verilmiştir! Yaşanan bu yanlış anlaşılmalardan ötürü krallığımız adına Krowel ailesinden özür dileriz."

Kael saygıyla eğildi: "Teşekkür ederim efendim."

At arabası hareket edip Merkez Krallığı’ndan uzaklaşmaya başladığında, Zephyros büyük bir neşeyle elini uzatıp Kael’in saçlarını karıştırdı.

"Kael, bizi gerçekten çok şaşırttın! O ejderha da neydi öyle, bize neden daha önce bundan hiç bahsetmedin?"

Kael mahcup bir şekilde gülümsedi: "Olaylar çok hızlı gelişti, özür dilerim."

Vaelmon ise gözlerini torununa dikti, hala cevabını merak ettiği bir soru vardı.

"Peki ya o mühür yüzüğünü çıkardığında... İnsan formunu nasıl koruyabildin?"

Kael, parmağındaki yüzüğe bakarak cevap verdi:

"Size dağ başında beni kurtaran o maskeli adamdan bahsetmiştim ya... İşte o adam gitmeden önce bana karanlık gücü nasıl bastırabileceğimi, öğretti. Bu teknik sayesinde, mana bedenimden dışarı taşmadan yaklaşık iki dakika kadar insan formumu koruyabiliyorum."

Vaelmon, duyduklarıyla birlikte derin bir düşünceye daldı, ardından Zephyros’a döndü.

"Zephyros, şu maskeli adamın turnuvada Luminos’la kafa kafaya çarpıştığını söylemiştin, değil mi? Merkez Krallıkta onunla aşık atabilecek başka bir 9 halka insan yok."

Zephyros başını salladı,

"Evet belki de o kişi bir insan değildir... Karanlık büyü hakkında bu denli muazzam bir bilgiye sahip olması ve Kael’e yardım etmesi, aklıma onun bir iblis olma ihtimalini getiriyor."

Kael, Zephyros’un bu sözleri üzerine sessizliğe gömüldü. Aklına dağ başındaki an, o gizemli adamın maskesinin ardındaki babacan ses tonu ve kendisine sarıldığındaki o tarif edilemez sıcaklık gelmişti.

"Her kimse... Torunumu o yobaz Luminos’un elinden koruduğu için ona büyük bir teşekkür borçluyum."

At arabası Krowel malikanesinin önüne vardığında, kapıda bekleyen Nerya oğlunu görür görmez koşarak ona sarıldı. Vaelmon, kızının bu endişeli halini görerek gülümsedi:

"Sana onu sağ salim geri getireceğimizi söylemiştim, değil mi?"

Nerya ise gözlerindeki yaşları silerek, hala kırgın ve sinirli bakışlarla babasına ve Zephyros’un yüzüne baktı.

"Eğer Kael en başından beri o turnuvaya katılmamış olsaydı, bunların hiçbiri yaşanmayacaktı!" diye çıkıştı.

Kael yaşadığı bu olaylar karşısında bir karar almıştı sonraki hedefi gücünü acilen 5.halkaya çıkartmak olacaktı bu sayede mühür yüzüğü olmadan insan formunu daha uzun süre sürdürebilecekti




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı